kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2019'da Severek Okuduğum 19 Kitap


Herkese merhaba ve iyi yıllar

2019'un son yazısı olsun istiyordum ama 2020'nin ilk yazısı oldu :) 2019'da 116 kitap okumuşum. Çok güzel yazarlar keşfettim. Okumak istediğim kitaplara öncelik vermeye çalıştım. Onun dışında ortak okumalara katıldım. Güzel bir yıl oldu.

Ocak ayında okuyup çok beğendiğim kitaplar Emma Donoghue - Oda, Monica McCarty - İhanet, Engin Akyürek - Sessizlik kitapları oldu. Oda'nın daha sonra filmini de izledim ama kitap kadar güzel değildi :( Filmde çok boşluk vardı. Kitabı okumasam havada kalan bir film olurdu. Kitapta Jack'in yaşadığı hayat bol bol hüzünlendirdi. Annesinin her şeyi oyuna çevirme çabası, Jack'in dünyayı bulundukları odadan ibaret sanması beni çok etkiledi. Uzun süre etkisinden çıkamadım. Monica McCarty'nin İhanet kitabı Highland Guard serisinin 4. kitabıydı. Yılan lakaplı Lachlan'ı anlatan kitap bence serinin şu ana kadarki en iyi kitabıydı. Engin Akyürek'in kitabı kısa öykülerden oluşuyordu. Çok etkileyici öyküler vardı. Detaylı yazısını okumak isteyenler TIK.


Agatha Christie - On Küçük Zenci, Rita Hunter - Siyah Kadife, Büşra Toraman - Kanın Büyüsü, şubat ayında en severek okuduğum kitaplardı. On Küçük Zenci'nin detaylı yorumunu yazmıştım. Okumak için TIK. Rita Hunter'ı keşfettiğim günden beri çok severek okuyorum. Türk bir yazarın historical türde bu kadar başarılı kitaplar yazması beni çok sevindiriyor. Siyah Kadife, Emily ve Marcus'un hikayesini anlatıyordu. Emily'nin haline üzüldük falan ama sonu çok güzeldi. Aradan bir yıla yakın zaman geçmesine rağmen kitabı hatırlayınca hala duygulanıyorum. Büşra Toraman'ın Kırmızı Başlıklı Kız serisinin 3. kitabı Kanın Büyüsü muhteşemdi. Serinin ilk kitabını da çok beğenmiştim ama 3. kitap bence en güzeliydi. Seri bitecek sanarken devam edeceğini öğrenmem ve yazarın kitabı yine merakta bırakacak şekilde bitirmesi beni çıldırtıyor. Bir an önce yeni kitap çıksa da okusak dediğim serilerden biri bu seri. Okumayanlara da tavsiye ederim.

Mart ayında çok severek okuduğum tek kitap Marie Lu'nun Genç Elitler kitabıydı. Maalesef serinin devamında ilk kitabın güzelliğini bulamadım. Humma hastalığı sonucu vücudunda leke kalanların farklı yeteneklere sahip olduğu anlaşılıyor ve bu kişilere Genç Elitler adı veriliyor. Kral için çalışan Teren, bu yetenekli kişileri ortadan kaldırmakla görevlidir. Enzo ise kendisi gibi yetenekli kişileri Teren'den önce bulmaya çalışmaktadır. Başkarakter Adelina, ortalığı karıştıracak türde yetenekleri olan bir kız. Ve en nihayetinde bu üçlünün yolları kesişiyor. Ortaya neler çıkıyor neler? Seri 3 kitaptan oluşuyor. Benim seri için ortalama puanım 4. Gayet okunabilir bir seri ama ilk kitaptaki başarıyı devam kitaplarında beklemeyin :) 


Nisan ayında epey fazla kitabı beğendim. Elizabeth Boyle'un Mektubumu Aldın mı kitabı seride benim için açık ara öne çıktı. Diğer kitapları da sevdim ama en sevdiğim olarak birini seçmek zorundaydım :) Felicity'nin haline üzülsem de bir dükle evlenme azmine hayran oldum. Hele o mektuplar nasıl hoştu. Seride kurgusunu en çok sevdiğim kitabın bu olması gayet normal, mektuplu kitaplara karşı bir zaafım var sanırım. Julia Quinn'in Cennet Gibi kitabı da çok iyiydi. Hatta serinin en iyi kitabıydı. Smythe-Smith serisinin diğer kitapları da güzeldi ama nedense benim için Cennet Gibi bir tık öne çıktı. Honoria ve Marcus, en favori çiftimdi. Her sene yapılan meşhur müzikalle ilk tanıştığım kitap olduğu için de önemli olduğunu düşünüyorum :D  Yine Julia Quinn'in Bridgertons serisinde favorimi bir kitaba indiremedim. O yüzden listemde bu seriden iki kitap var. Yüreğe Söz Geçmiyor ve Öpüşünde Saklı. Tüm seriyi(8 kitap) arka arkaya okuduğum için biraz sıkılsam da tarihi aşk romanı sevenlerin mutlaka okumalarını önereceğim serilerden biri. 2019'da Kitap Ağacı Bursa ekibinden Gizem okumak isteyenlerle bir Shakespeare grubu kurdu. Mart'ta her ay bir kitap okumaya başladık. Nisan ayı kitabımız Julius Caesar'da çok sevdiklerimden biriydi.

Mayıs, haziran, temmuz ve eylül aylarında favorim diyebileceğim bir kitap okumadım. Ağustos ayı ise tamamen okuyamadığım bir dönemdi. Ekim'de tempomun artmasıyla yine fazlaca kitap okumaya başladım. Kitap Ağacı Bursa ekim ayı kitabımız olan Cem Akaş'ın Y kitabı beni fazlasıyla etkiledi. Erkeklerin olmadığı bir dünyayı anlatan roman, bir çiftin kapısına bırakılan erkek bebekle başka bir boyuta geçiyor. Herkesten gizledikleri bu bebeği kız gibi büyüten çift bir noktada işlerin çığırından çıkmasına engel olamıyor. Cem Akaş, bu kitapla birlikte takip edeceğim yazarlardan biri oldu. 


Kasım ayında listeme 4 kitap daha eklendi. Yine Kitap Ağacı Bursa ile okuduğumuz(eylül kitabımızdı ben ekim ayında okuyabildim) Heinrich Böll'ün Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, beni düşündüren bir kitap oldu. Medyanın haber yapma özgürlüğünün bir kadının hayatını ne hale getirdiği anlatılıyordu. Bir bakıma günümüzde de yaşadığımız şeyleri anlatıyordu diyebilirim. Listelerinize mutlaka ekleyin diyorum. William Shakespeare'in Macbeth kitabı da tabii ki bu listede olmalıydı. Yıllar önce kitap günüm sayesinde elime geçen ancak kütüphanemde beklettiğim Leah Fleming'in Kaptanın Kızı romanı bolca ağladığım kitaplar arasında yerini aldı. Titanic kazasıyla başlayan kitap başından sonuna kadar beni çok fazla etkiledi. Bu yazarın kitaplarını da artık takipteyim. J. M. Coetze'nin Barbarları Beklerken, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri. Kasım ayında Güney Afrika edebiyatından bir kitap okuyacaktık ve Barbarları Beklerken'i seçtik. İyi ki seçmişiz. Bu kitabı okumamış olmak kayıp olurdu.

Aralık ayından 2 kitabı da bu listeye ekledim. Calia Read'in daha önce Kördüğüm kitabını okumuş ve çok sevmiştim. Yine aynı serinin 2. kitabı Yüzleşme de uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekliyordu. Uyuyamadığım bir gece kitabı elime aldım ve ertesi gün uyanır uyanmaz ilk işim kitabı bitirmek oldu. Nasıl yazıyor bilmiyorum ama her kitap öyle etkileyici oluyor ki bir süre düşündürüyor. Son olarak James Tiptree Jr'a ait Uzaktan Kumandalı Kız'ı okudum. Kısa bir kitaptı. Bence çok daha uzun yazılsa keyifle okurdum. O kadar çabuk bitti ki ne olduğunu şaşırdım. Uzun zaman atlamaları arada kafa karıştırıcı olsa da kesinlikle okunmalı. Bu arada yazarın erkek olduğunu düşünebilirsiniz ancak yazar bir kadın(Alice Sheldon) ve bir erkek adıyla yazmayı uygun bulmuş. Kitabın önsözü mutlaka okunmalı. Epey bilgilendirici şeyler içeriyor.

2019 benim için gayet güzel bir yıldı. Birçok hayalimi gerçekleştirdim. 2020 umarım çok daha güzel geçer. Liste olarak yazar ve kitap isimlerini aşağıda bulabilirsiniz. Görüşmek üzere...

Emma Donoghue - Oda
Monica McCarty - İhanet
Engin Akyürek - Sessizlik
Agatha Christie - On Küçük Zenci
Rita Hunter - Siyah Kadife
Büşra Toraman - Kanın Büyüsü
Marie Lu - Genç Elitler
Elizabeth Boyle - Mektubumu Aldın mı
Julia Quinn - Cennet Gibi
Julia Quinn - Yüreğe Söz Geçmiyor
Julia Quinn - Öpüşünde Saklı
William Shakespeare - Julius Caesar
Cem Akaş - Y
Heinrich Böll - Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru
William Shakespeare - Macbeth
Leah Fleming - Kaptan'ın Kızı
J. M. Coetze - Barbarları Beklerken
Calia Read - Yüzleşme
James Tiptree Jr - Uzaktan Kumandalı Kız

On Küçük Zenci - Agatha Christie / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

İlk kez Agatha Christie kitabı okudum ve bunu yazmadan geçmek istemedim. Yaklaşık bir yıl önce On Küçük Zenci'yi almıştım ancak nedense elim bir türlü gitmemişti. Pek polisiye kitap insanı değilim, elimin bu kitaba gitmemesine biraz bu sebep olmuş olabilir. Çevremde deli gibi Agatha Christie okuyan arkadaşlarım var ve yazarı öve öve bitiremiyorlardı. Bir kitabıyla başla, zaten bir daha bırakamayacaksın diyorlardı. Açıkçası bunun biraz abartı olduğunu düşünüyordum. Gelin görün ki cidden çok iyiydi, hiç abartı yokmuş.

On Küçük Zenci ile ilgili söyleyebileceğim ilk şey kurgusunun ne kadar muhteşem olduğu olur. Kitap bitmesin diye az az okumak istedim ama nasıl ilerleyecek diye merak ettiğimden kitabı elimden bırakamadım. İlk başlarda karakter fazlalığı beni yordu. Sürekli kitabın başında yer alan karakter listesinden kim kimdi diye bakıp durdum ama kitabın ortalarında artık her şeye hakim olduğum için iyice keyfine varmaya başladım.

Spoi vermemek için konudan çok bahsetmeyeceğim ancak kısa da olsa bir şeyler yazmak istiyorum. Birbirini tanımayan 10 kişi, tanıdıkları kişiler aracılığıyla çeşitli mektuplar alırlar. Bu kişiler Zenci Adası'na davet edilmektedir. Herkesin gitmek için kendince bir sebebi vardır ve en nihayetinde on kişi adada buluşur. Bu adada tek bir ev vardır ve ev sahibi gecikeceğini bildirmiştir. Konuklar odalarına yerleşir ancak hiç kimse ne olduğunu anlamadan konuklar farklı sebeplerle tek tek ölmeye başlar. Gizemli olayların etkisiyle korkan konuklar adadan çıkmanın yollarını aramaya başlar. 

Geride kalan kişilerin akıbetlerini tabii ki yazmayacağım :) Asıl olaylar burdan sonra başlıyor. Polisiye sevmeseniz bile bir şans verin. Agatha Christie'nin insanlara polisiye kitapları da gayet güzel sevdireceğini söyleyebilirim :) Şahsen ben bu kitabı bitirir bitirmez Agatha Christie'nin 4 kitabını daha sipariş ettim. Benim gibi önyargıyla yaklaşanlara bir kitap alıp başlamalarını öneririm. Başka yorumlarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

İyi Geceler Tweetaşkım - Teresa Medeiros / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Teresa Medeiros'un daha önce Güllerin Fısıltısı kitabını okumuş ve beğenmiştim. Güllerin Fısıltısı tarihi aşk romanıydı. Yazar bu kitapla çok daha başka bir türe geçiş yapmış. Fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim maalesef. Çılgın bir konusu ve eğlenceli bir dili olmasına rağmen bir türlü sevemedim. Bu durumu kitapta sürekli tweet okumaya bağlıyorum. Akıcı bir roman olsa da sanırım ben bu türden pek hoşlanmıyorum.


Kitabın ilk yarısı biraz durgundu. İkinci yarıda olaylar hızlandı. Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse, Abby Donovan, bir yazardır. İlk kitabıyla büyük beğeni kazanmış, Pulitzer'i ise kıl payı kaçırmıştır. Aradan geçen yıllar Abby için pek verimli geçmemiştir. İkinci kitabını yazarken tıkanmış, teslim tarihini sürekli ertelemeye de devam etmiştir. Her şeyden elini eteğini çeken Abby'nin temsilcisi Abby'nin adına bir twitter hesabı açar ve hesabında aktif olmasını ister. Twitterda İngiliz edebiyatı profesörü Mark Baynard ile tanışır. Esprili bir dille yazışmaya başlarlar. Birbirlerini hiç görmemiş ve yeni tanışan iki kişi twitterda ne kadar yakınlaşabilir? İşte bu sorunun cevabını kitapta okuyoruz :)

Mark'ın sırrı ortaya çıktığında olayların daha farklı ilerleyeceğini düşünmüştüm. Her şey o kadar hızlı işlenmiş ki sanki üstten geçip gidilmiş gibiydi. Biraz detay okuyabilseydik bence bu roman bende çok daha fazla yer edebilirdi. Kitabın en sevdiğim yönüyse tweetleşmelerdeki film, dizilerden alınan kısımlardı. Çok düşünülmüş oldukları belliydi. Hatta yazar bunlarla nasıl başa çıkmış hiç bilmiyorum. Benim İyi Geceler Tweetaşkım yorumum burada sona eriyor. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Engin Akyürek - Sessizlik Kitap Yorumu ve Alıntılar


Herkese merhaba

Dizileri, filmleri, duruşu ve daha birçok özelliğiyle ön plana çıkan Engin Akyürek'in kitap haberini aldığımda çok sevinmiştim. Yıllardır duruşundan hiç ödün vermeden yaşaması hep hoşuma gitmiştir. Dizi ve filmlerdeki başarısını da tartışmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Yer aldığı her projede duyguyu izleyenlere yansıtmayı fazlasıyla başarıyor. Daha paragraflar dolusu yazabilirim ama konu kitap olduğu için kısa kesiyorum :D

 Kitaplıkta duran ve okunmayı bekleyen belki 100 den fazla kitap var ama elim sürekli en çok okumak istediklerime gidiyor. Sessizlik için de böyle oldu. Kitap Ağacı Bursa yeni yıl çekilişinde Duygu'nun benim için hazırladığı pakette Sessizlik kitabı da vardı. Fazla bekletmeden okumak istediğim için ocak ayı okuma listeme ekledim.




Her gün bir öykü okurum, çabuk bitmez diye düşünmüştüm ancak umduğum gibi gitmedi. Kitabı elime alınca bazı günler birkaç öykü okudum. Sanırım bitirmeden yaklaşık 1 hafta kadar dayanabildim. Sonuç olarak her güzel şey gibi bitti. Sessizlik, 21 kısa öyküden oluşuyor. Engin Akyürek, Ankaralı olduğu için öykülerinde bol bol Ankara'ya yer vermiş. Mahalle kültürü de aynı şekilde öykülerde yerini almış. Bütün öykülerde o samimiyeti görebiliyorsunuz. Özellikle 80'li yıllarda çocuk olanlar için bu öykülerin bir başka güzel olacağını düşünüyorum. 

Ben pek öykü insanı sayılmam. Kurgusu olan çeşitli türde roman okumayı daha çok tercih ederim ama Engin Akyürek, 4-5 sayfaya sığdırdığı o kısacık öykülerde o kadar etkileyici şeyler yazmış ki öyküleri bitirince üzerine bol bol düşünmem gerekti. Son olarak kitabın telif gelirleri Engin Akyürek tarafından Darüşşafaka Cemiyetine bağışlanacakmış. Hem böyle güzel öyküler okuyup hem birilerine destek olmak paha biçilemez. Bu güzel davranışı sebebiyle Engin'i beş on kat daha çok sevmiş olabilirim. O zaman ne yapıyoruz? Engin Akyürek'in yeni filmi Bir Aşk İki Hayat'ı izlemeyi unutmuyoruz. Filmin vizyon tarihi 15 Şubat 2019 :) Yazının bitiminden itibaren alıntıları okuyabilirsiniz. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.





Aşka Yolculuk - Jill Shalvis / Kitap Yorumu (Şanslı Liman #1)


Herkese merhaba

Jill Shalvis, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı. Okuyan arkadaşlarımdan özellikle Şanslı Liman serisiyle ilgili hep iyi yorumlar duymuştum. Ancak seri çok fazla kitaptan oluştuğu için başlamak istemiyordum. En sonunda ukitaptan bir arkadaşın serinin ilk iki kitabını çok uygun fiyata sattığını görünce dayanamayıp aldım. Başlamak için biraz bekledim, çünkü seriyi tamamlayıp öyle başlamak istiyordum ancak dün dayanamayıp okudum ilk kitabı :) Tam bu havaların kitabı diyebilirim. Kafa dağıtmalık, sımsıcak bir hikaye... Jill Shalvis ile henüz tanışmadıysanız bir şans vermek isteyebilirsiniz. Zaten kitap elinize aldığınız gibi bitiyor :)



Serinin ilk üç kitabında üç kız kardeşin hikayesini okuyoruz. Aşka Yolculuk'ta hem bu üç kardeşle tanışıyoruz hem de yeni bir başlangıç yapmaya delice ihtiyaç duyan Maddie'nin hikayesini okuyoruz. Bir prodüksiyon şirketinde asistan olan Maddie, avukat sevgilisi Alex'ten şiddet görerek ve en sonunda hafif bir şiddet gösterisiyle ayrılmıştır. Bu şiddet gösterisi şirkette olduğu için de işinden atılmıştır. Tam bir hippi olan ve üç kızını da yetiştirmeyen annelerinin onlara bir otel bıraktığını duyduğunda üç kardeş oldukça şaşırır. Hepsi kendi babalarıyla büyüdükleri için birbirlerine yakın olamamışlardır. Büyük kardeş Tara ve küçük kardeş Chloe'nin tek amacı oteli satıp bir an önce hayatlarına geri dönmektir. Oysa Maddie'nin dönecek bir işi ve evi yoktur. Durumunu gördüklerinde satılmanın yanına bile yaklaşamayacak olan bu oteli ya öylece bırakacaklar ya da tamir ettirip satılacak hale getireceklerdir. Maddie'nin ise çok daha farklı planları vardır.

Üç kardeş düşünün. Hepsi ayrı babalardan olduğu için farklı yerlerde büyümüşler ve yakın ilişkileri de yok. 5 yıldan sonra otelde bir araya gelen kızlar, kardeş olmanın ne demek olduğunu öğrendikleri bir maceraya atılıyorlar. En unutulmayacak karakterse sanırım Jax. Jax'in de kendi sırları var ve hepsi kendisiyle ilgili değil. Eski yaşantısını bırakıp büyüdüğü yere yerleşen Jax, sakin yaşamaya alışmış, belediye başkanı olmuş ve bir inşaat şirketi kurmuştur. İnşaat işleri yaparak geçimini sağlayan ve aynı zamanda tüm kasabaya yardım eden kadınların gözdesi Jax ile geçmişi unutup Şanslı Liman'da yeni bir hayata atılmaya çalışan Maddie'nin hikayesi içinizi ısıtacak. Okuyup keyif alabileceğiniz bir kitap arıyorsanız kesinlikle öneririm. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Masallar Gerçek Olsa - Kristan Higgins / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sevdiğim yazarlardan biri olan Kristan Higgins'in yeni romanı Masallar Gerçek Olsa'yı bitirdim. Çok güzeldi. Yıllar önce yazarın Geç Gelen Mutluluk kitabını okumuş ve çok sevmiştim. O yüzden bu kitabını da büyük hevesle okudum. Kesinlikle beni şaşırtmadı. Bu limoni havalarda akıcı bir kitap okusam diyorsanız Masallar Gerçek Olsa'yı listenize ekleyebilirsiniz. Sizi de pişman etmeyeceğini düşünüyorum :)

 Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum. Gelinlik tasarımcısı olan Jenny, mutlu olduklarını sandığı bir evliliği bitirmiştir. Üstüne bir de eski kocası kısa süre sonra yeniden evlenmiştir ve bebek bekliyorlardır. Ailece görüşmeye devam ederler. Jenny, ikisinden nefret etmeyi istese de bunu başaramaz. Ancak onlarla sık sık görüşmek de onu üzmektedir. Jenny çareyi doğduğu yere taşınmakta bulur. Böylece görüşme sıklığı azalacaktır. Taşındığı yerde gelinlik mağazası açacak ve tasarım gelinliklerini dikmeye devam edecektir.


Jenny'nin kardeşi Rachel'ın çok mutlu bir evliliği vardır. Üçüz kızlarıyla ilgilenen Rachel, tam zamanlı annelik yapmaktadır. Ablasının taşınacak olmasına çok mutlu olsa da kısa süre sonra çok sevdiği kocasının onu aldattığını öğrenir. Pişman olduğunu söyleyen kocasının yalanlarını yakalamaya devam eden Rachel, en doğru kararı almak istemektedir. Terapiste gitmeye başlayan Rachel ve Adam'ın tek istediği eski mutlu günlere dönmektir. Ancak yaşananlar Rachel'da ciddi değişikliklere yol açmıştır.

Kitabın benim için önemli karakterlerinden biri de Leo'ydu. Gizemli Leo'nun sırları ortaya çıktıkça neden o şekilde yaşadığı anlaşılıyordu. Köğeği Loki'yi de unutmamak lazım. Loki'ye neden o kadar düşkün olduğunun açıklandığı an biraz gözleri nemleniyor insanın ister istemez. Onun dışında Jenny'nin eski kocası Owen ve Owen'ın yeni eşi Ana-Sofia kitapta belli bir yer kaplıyordu. Ve Owen'dan resmen nefret ettim. Hele sonlara doğru Jenny'ye söyledikleri tam bir pislik olduğunun kanıtıydı. Mükemmel Owen'ın sonradan düştüğü haller hoşuma gitmedi değil :)

Masallar Gerçek Olsa, baştan sona her şeyiyle severek okuduğum bir kitap oldu. Basit bir konu olduğu düşünülebilir ama anlatım kesinlikle şahaneydi. Zaten gerçek yaşamda insanların başına gelebilecek sıradan bir konuyu böyle güzel anlatmak değil mi önemli olan? En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Biz - Selvi Atıcı / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Daha önce defalarca yazdığım üzere Selvi Atıcı favori Türk yazarlarımdan biridir. Ne yazsa okurum. Her ne kadar Kayıp Şehir serisini ayrı bir yerde tutsam da beni hayal kırıklığına uğratan kitabı olmamıştır. Biz'i fuarda almıştım ve hemen okumuştum. Yazıyı da hazırlamışım ama nedense yayınlamamışım :D Bugüne kısmetmiş ne diyeyim.

"Hanımefendi, benimle senli-benli konuşmayın. Ahbabınız değilim! Ayrıca eyleme geçmeden önce davranışlarınız için mülahaza payı bırakmanızı önerebilirim. Çünkü biraz önceki davranışınızdan ötürü kovuldunuz."

Kadın soğukça gülümsedi. Bu ne pişkinlikti? Gerçekten bu kadını işe alırken, Süheyla'nın aklından ne geçiyordu?

"Sen, benim işverenim olmadığın için beni kovman da pek mantıklı olmuyor. Ayrıca eyleme geçirdiğim her hareket inan bana, önceden etraflıca düşünülmüştür! Eski Türkçe sözlüğü gibi konuşmana da gerek yok."


Akıcı olması zaten alıştığımız bir durum. Yazar her karakteri özenle işlediği için okumak çok keyifli oluyor. Karakterlerin çokluğu kesinlikle yormuyor. Çünkü hepsi tam kıvamında yer alıyor. Hatta önceki kitaplardan tanıdığınız karakterler olursa tadından yenmiyor :D Biz'i okurken Sen kitabının karakterleri Demir ve Süheyla'yı da ara ara okumuş olduk. Sen'i okurken nedense Süheyla ve Demir'i biraz antipatik bulmuştum ama nedense Biz'i okurken ikisi de aşırı hoşuma gitti. 

Genç kadın sesini kalınlaştırdı. "Flash! Flash! Flash! Çelik Mızrak'ın daha önce hiç görmediğiniz görüntüleri az sonra! Adam bağdaş kurabiliyormuş! Ağlamak üzereyiz!" Bir yudum daha aldı. "Köşeyi dönerdim."

Çelik Mızrak, tam bir beyefendiydi. Giydiği üçlü takımları, konuşmaları, kullandığı kelimeler, pijamaları falan hepsi muhteşemdi. Yüzümde sürekli bir gülümseme vardı Çelik sahnelerini okurken. Hele Çiğdem ile olan halleri daha da muhteşemdi. Birbirlerinden nefret ede ede ne hallere geldiler. Sanırım Kayıp Şehir serisi kitaplarından sonraki favorim Biz oldu. 

"Bu arabaya üç kişi nasıl sığacağız?"

"Sayı saymayı da mı bilmiyorsunuz, Çiğdem Hanım? İki kişiyiz!"

"Gayet iyi biliyorum." Kadın parmaklarını havaya kaldırıp saymaya başladı. "Sen, ben ve egon... Ki egondan bahsediyoruz! Oldukça yer kaplayacaktır!" Adama sevimli bir gülücük attı. "Ben taksiyle geleyim mi?"


Çelik'in başından geçen evlilik sonrası yaşam tarzı üzücüydü. Kendisini herkese kapamış, Demir ve Süheyla dışında kimseye güvenmeyen bir adamdı. Herkese karşı mesafeli olan ulaşılmaz iş adamı. Kendi çocuğu olmadığından ve bu konuyla ilgili yaraları hiç kapanmadığı için yeğeni Umut'u ayrı bir yerde tutuyordu. 

Bakışları tekrar buluştuğunda, onun gözlerinde gördüğü neşeye şaşırdı. "Sanırım tam şu anda çılgın bir eylemde bulunuyorum. Bu durumda..." Hayıflanır gibi iç çekti. "Sen, benim ilk çılgınlığımsız!"

Kadın kıkırdadı. "Bu, iyi bir şey miydi? Anlayamadım!"

Adamın dudakları büzüldü. "Bilmiyorum."

Umut için bakıcı arayan Süheyla ve Demir, Çelik'in bulduğu kişilere rağmen hiçbir eğitimi olmayan Çiğdem'i eve getirdiğinde duruma bozulan Çelik, her zamanki sert tavırlarına aynen devam ederken Çiğdem, Çelik'in neden böyle davrandığını haliyle anlayamaz. Hayatta çok başka dertler yaşamış ve o anda da yaşamaya devam eden Çiğdem, gün geçtikçe Çelik'in sert görünümünün altında yatan gerçekleri öğrendikçe ona karşı adını koyamadığı hisler beslemeye başlar. Çiğdem'in davranışları Çelik'i sinir etse de günden güne bu kadından etkilenmeye başladığını kabul etmekten başka bir şey gelmez elinden. Ve Çelik hedefini belirlemiştir. Onun peşinden gidecektir.

"Arsız, terbiyesiz, münasebetsiz ve dik kafalısın!" Adam doğruldu. "Ve ben hâlâ seni istiyorum."

Çiğdem, yemek masasına oturdu. "Sen de kibirli, yüksek egolu, çok uzun boylu ve çok bilmişsin! Ve ben de hâlâ seni istiyorum!" Sonra ne söylediğini fark edip başını hızla adama çevirdi.

Çelik, kaşlarını kaldırıp bakarken masaya doğru yürüyordu. Tam karşısına oturdu. Tüm zarafetiyle peçetesini dizlerine serdi. Sonra da çatal bıçağını eline alıp tekrar kırmızıdan mora doğru giderek renklenen Çiğdem'e baktı. "Boşa kürek çekmediğimi bilmek sevindirici!"

Çiğdem kaçtıkça nedenini çözemeyen ve kibar bir şekilde daha çok üstüne giden Çelik Mızrak'ı okumak cidden çok güzeldi. Ne olursa olsun adam kendini bozmuyordu yani :) Kurduğu cümleler zaten efsaneydi. Paragraf aralarına eklediğim alıntılardan zaten az çok anlaşılıyordur. Baştan sona keyif alarak okudum ve bitmesin istedim. Umarım Selvi Atıcı'nın yeni kitabını da kısa sürede elimize alıp okuruz. Önceki kitapların yorumları için;


Kalbim Sende Kalmış ve Yarasa yorumlarını yazmamışım maalesef :( En kısa zamanda tekrar okuyup ekleyeceğim :) Sevgiler.

Bonus / Sü-Demir Alıntısı :)

Süheyla, başındaki havluyu çekip çıkardı. "Abinin kendi klasmanında olmayan birinin peşinden koşması şaşırtıcı, değil mi?"

"Yanlışın var, kadın!"

"Neymiş!"

"Şaşırtıcı olan, abimin daha önce hiç ama hiç kimsenin peşinden koşmaması! Buna ihtiyacı hiç olmadı."

Süheyla, sırıttı. "Güzel! Umarım Çelik'in çırpınışlarını izleriz!"

"Acımasızsın, kadın!"

"Muhtemelen!"

Emanet - Fatma Erdek / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Fatma Erdek, en sevdiğim Türk yazarlardan biri. Hangi kitabını okursam okuyayım bittiğinde kitabın kapağını aynı hislerle kapıyorum. Sanırım en sevdiğim yönü de sıradan konuları ele alıp muhteşem eserler ortaya çıkarması. Emanet'i de o kitaplar arasına ekledim. Tadını kaçırmamaya çalışarak biraz konusundan bahsedeyim.

"Aşklar türlü türlü olurdu. İnsan defalarca âşık olurdu. Ömür neler neler görürdü. Fakat hepsi gelip geçer, sadece ilk aşk, bir yara gibi kanardı insanın yüreğinde."

Berhan Dağlıca, bir bakan olsa da aynı zamanda aşiret ağasıdır. Doğup büyüdüğü topraklardan kopmasında ilk gençlik yıllarında yaşadığı bazı olaylar etkili olmuştur. Ailesinin söz verdiği ailenin kızıyla evlenmiş ancak hiçbir zaman mutluluğu bulamamıştır. O da kendini siyasete vermiş ve başarılı bir siyasetçi olmasıyla öne çıkmıştır.

"Belki her olasılığı ince ince formüllerle çözmek gerekmiyordu. Belki göründüğünden daha basit ve daha kolaydı hayat. Etrafı düşünmek yerine, kalin sesini dinlemek doğruydu belki. Cemile'nin yaptığı gibi..."

Yıllar önce evlerinde çalışan Mevsim ile yaşadıkları aşk ve bu aşkın bitiş şekli onu çok yaralamıştır. Daha sonraları öğrendiği gerçeklerse onu ailesinden uzaklaştırmıştır. Kitabın olmazsa olmaz karakteri Cemile'den bahsetmeden olmaz. Cemile Berhan'ın iş arkadaşı aynı zamanda da ilişki yaşadığı kadın. Sanırım üzüldüğüm karakterlerden biriydi Cemile. Her şeye rağmen Berhan'ın yanında yıkılmadan duruşu çok etkileyiciydi. Evli erkeklerle ya da kadınlarla ilişkileri kesinlikle onaylamıyorum yanlış anlaşılmasın :) Yıldız'ı da unutmamak lazım, iyi ki yazılmış dedirten karakterlerdendi. Onun aşkı nasıl desem fazlasıyla masumdu. Berhan'ın ailesi ve eşinden hiç bahsetmek istemiyorum. Ne kadar kötülük varsa hepsinde başroldeydiler maşallah.

"İçinde fırtınalar kopan bir adam, yakınında kimseyi istemez, Yıldız. Bırak, durulsun biraz."

Kitap Berhan Dağlıca'nın bir kalp rahatsızlığı yaşayıp hastaneye kaldırılmasıyla başlıyor. Daha sonrasında Berhan'ın tek arzusunun oğlunu görmek olduğunu bilen Cemile, Cihan'a ulaşıp haber veriyor. Cihan, İngiltere'de herkesten uzak çalıştığı işinde mutlu. Babasıyla arasında hiçbir iletişim yok ama onun ölebileceğini öğrendiğinde soluğu hastanede alıyor. Yıllar önce kopan bağ araya ölüm ihtimali girdiğinde değişmeye başlıyor.

"'Sakın!' dedim öfkeyle. 'Bu geceden sonra, uzaktan bakacaksın bana. Ben ona uzaktan bakacağım,siz de bana.'"

Tüm karakterler oldukça sağlamdı. Bu karakter gereksiz olmuş ya da bu kitap niye bu kadar uzatılmış dediğim bir bölüm olmadı. Her şey tadındaydı. Hatta sonu neden o kadar kısa kesilmiş daha devam etseydi keşke diye düşündüm. Çok anlamlı ve abartısız idi. Yazar, daima sadelikten şaşmadan yazıyor zaten. O kadar abartı kitap arasında da bu özellik aşırı hoşuma gidiyor. Yeni kitapları da heyecan içinde bekleyeceğim. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

"'Bana seni, annemi ve beni anlat' demişti. Bu Berhan için bütün bir hayat demekti. Çocukluğundan başlayacak, gençliğinden geçecek, bugüne, kırk altı yaşının sekizinci ayına kadar gelecekti. Cihan'a hiç tanımadığı bir adamı anlatacaktı. Ve sonra onun, o adamı babası olarak kabul etmesini umarak bekleyecekti."

Hepsiburada.com Efsane Cuma ve En Uzun Gece Alışverişim

Herkese merhaba

Bugün hepsiburada.com'un iki farklı indiriminden aldığım ürünleri yazdım. İlk önce Efsane Cuma alışverişimi sonraysa En Uzun Gece alışverişimi okuyacaksınız. O zaman başlayalım :)

24 Kasım'daki Black Friday'i bize Efsane Cuma olarak uyarlayan sevgili Hepsiburada.com'un indirimlerine kayıtsız kalamayıp bir dünya şey almıştım. Yine her zaman olduğu gibi memnun kaldığım bir alışveriş oldu. Alışverişin tek kötü yanı aldığım 4 parça ürünün neredeyse birer gün arayla gelmesiydi. Yani 4 gün arka arkaya kargo gelmiş oldu. Hızlı bir şekilde göndermeye çalışıyorlar ama ben hepsinin birlikte gelmesini tercih ederdim. Ya da en azından 4 parça ürünü 2'şerli gönderselerdi. 

Dan Brown - Başlangıç

Tamamlamaya çalıştığım Dan Brown'ın Robert Langdon serisinin son kitabı Başlangıç'ı %50 indirimde görünce dayanamayıp aldım. %50 indirimli fiyatı 19 tl. Daha uygun fiyata bulabileceğimi de sanmıyorum :) Seri yavaş yavaş tamamlanıyor. Eksik 2 kitabım kaldı. Onları da zaman içinde alıp okuyacağımı umuyorum.

Harry Potter serisi set - 8 kitap

Harry Potter film serisini kardeşim bana biraz zorla izletmişti ve inanılmaz sevmiştim. O günden beri de kitap serisini almak aklımdaydı. Çünkü benim için kitaplar her zaman önce gelir. Kitapzen isimli satıcı satıyordu. Fiyat 154 küsurdu. Çok uygun gelince kaçırmayayım dedim. 8 kitap için çok uygun geldi fiyat bana. Sanırım %40 indirimle almış oldum. Dediğim gibi uzun zamandır seriyi takip ediyorum. Bu arada kitapların biri hasarlı geldiğinde Kitapzen hemen değişimini yaptı. Çözüm odaklı çalıştıklarını ve çok nazik olduklarını söylemeden geçmek olmaz. Tekrar teşekkür ediyorum. 

Sony MDRXB550APL.CE7 mavi kulaklık



Kurban bayramından önce D&R'dan güzel bir Philips kulaklık almıştım. 130 civarıydı fiyatı ve yaklaşık 1 aylık bekleyişimin ardından D&R dalga geçer gibi ürünü temin edemedikleri için siparişi iptal ve parayı iade ettiklerini mail ile bildirmişti. O günden sonra da bir daha hoşuma giden uygun fiyatlı bir kulaklık bulamamıştım. Hepsiburada.com indirimini görünce ufak bir araştırmayla bu çok tatlı Sony kulaklığı aldım. Kendisiyle şu aralar aşk yaşıyoruz. Cidden çok güzel. Kendisini 149 tl'ye aldım. Modeli Sony MDRXB550APL.CE7

LCWaikiki pamuklu tişört

21 Aralık en uzun gece olduğundan indirimleri de beraberinde getirdi. Ben de bu indirimleri tüm aileye tişört alarak kullandım :) LC Waikiki'nin pamuklu tişörtlerini seviyorum. Aslında ailecek seviyor ve kullanıyoruz ancak artık mağazalarda pamuklu tişört bulmak çok zor. Maksimum üç çeşit pamuklu tişört oluyor. Diğerleri maalesef genel olarak polyester. Polyester ürünleri alıp kullanmadığım için sürekli alışverişlerden elim boş dönüyorum bu aralar. Trendyol, Hepsiburada gibi siteler yardımıma koşuyor neyse ki :) Kendim için bu iki tişörtü seçtim ve gerçekten de çok güzeller. Yeşil tişört 14.95 tl, pembe tişört 19.95 tl. Yine çok memnun kaldığım bir alışveriş oldu. Güvenemeyip alışveriş yapmaktan çekinen varsa gönül rahatlığıyla yapabilir. Her sorunu çözmeye çalışıyorlar. En çok alışveriş yaptığım site diyebilirim.

Hepsiburada'dan yaptığım alışverişlerden fazlasıyla memnunum. Özellikle kitap başı 1 tl kargo alması çok güzel. 50 tl ve üstü kargo bedava oluyor genelde ama bazen çok uygun fiyata bir kitap bulduğumda 1 tl kargo ödeyip o kitabı alabilmek güzel. Darısı diğer alışveriş sitelerinin başına diyeyim. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Patron - Vi Keeland / Kitap Yorumu


Uzun zamandır okumak istediğim Patron'u aldıktan sonra fazla bekletmeden okudum ve bayıldım. Nasıl güzel bir romandı o öyle. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın. Kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum :)

Nasıl güzel bir kitaptı o öyle hala yüzümde gülümsemeyle hatırlıyorum. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın çünkü konusu kesinlikle düşündüğünüz gibi değil. Ciddi anlamda konusu olan ve akıp giden bir romandı. Yazarı takip ettiğim yazarların arasına ekledim bile.

Patron'un konusu kısaca kitabın arka kapağında özetlenmiş. Reese ve Chase oldukça sıra dışı bir şekilde tanışırlar. Asıl hikaye ise o tanışmadan 1 ay sonra başlıyor. İşini değiştirmeyi düşünen Reese, aynı gün iki farklı şirket ile görüşür ve ikisi de olumlu olmaktan çok uzaktır. Morali bozuk olan Reese'i neşelendirmek için erkek arkadaşı devamlı gittiği spor salonuna gitmeyi önerir. Ve o spor salonunda Reese ve Chase 2. kez karşılaşır. Ayaküstü bir sohbetin ardından Reese'in elinde iş bulmasında ona yardımcı olabilecek bir kişinin numarası vardır. Bu yönlendirme işe yarar ve Reese işe başlar ancak patronunun Chase olduğunu ve onun kozmetik sektöründe başardıklarını öğrendiğinde şok olur.

Chase'in ilk andan itibaren isteği çok nettir. Bu konuda fazlasıyla açık olmak onun açısından sorun değildir ancak Reese daha önce bir iş arkadaşıyla yaşadığı tek gecelik ilişki sonucu iş arkadaşlarıyla iş ilişkisi dışında bir ilişki kurmayacağına karar vermiştir. Chase ile aralarındaki çekimi inkar etmese de tercihini ondan uzak durmaktan yana kullanır. Chase'in netliği ve neredeyse aralarındaki elle tutulacak çekim bocalamasına neden olur. Chase'in geçmişi ile ilgili öğrendiği gerçekler ve sonrasında yaşananlar kesinlikle okunmaya değer.

Kitap baştan sona bol bol eğlenceli diyaloglar içeriyordu. Çok eğlenerek okudum ve bitmesin istedim. Uzun zamandır bu kadar severek okuduğum bir kitap olmamıştı. Bundan sonra yazarın sıkı takipçisi olacağım ve muhtemelen ne yazsa alıp okuyacağım :)

Yabancı Yayınları yazarın yeni kitabını bu cuma satışa sunacakmış. Egomanyak ismiyle çıkacak kitabı eminim benim gibi dört gözle bekleyenler vardır. En kısa sürede alıp okumak için sabırsızlanıyorum. 

Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar


Herkese merhaba

Yazı biraz geç kaldı. Planlarıma göre 1 Ekim'de yayınlanacaktı ama vakit bulup yazamadım :( Eylül ayı benim için çok verimsiz geçti. Sadece 6 kitap okumuşum. 10'lu sayıların altına düşmek sinirimi bozsa da şu an oturtmaya çalıştığım düzenden ötürü bu ay böyle oldu. Ekim'e de çok yavaş başladım. Umarım hızlanabilirim. Gelelim eylül ayında okuyup beğendiğim ve beğenmediğim kitaplara.

İlk olarak bitirip bayıldığım kitap Vi Keeland'ın Patron'u oldu. Yazısını yakında yayınlayacağım için detaylı yorum yazmıyorum ama mutlaka okuyun dediklerimden biri bu kitap. Detaylı yorum için takipte kalın :)

Merve Akıncı'yı Şahmelek kitabıyla sevmiştik. Yani en azından ben sevmiştim. Onun dışında Efsunlu Adamlar serisinin iki kitabı kütüphanemde olduğu halde henüz okuyamamıştım. 26 çıkınca hemen biter nasılsa deyip başladım ama büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Hiçbir şekilde kendimi kaptıramadım ve haliyle kitap akmadı. Neden bilmiyorum hiç Merve Akıncı'nın yazım tarzıyla bağdaştıramadım kitabı. Umarım Efsunlu Adamlar'ı okurken böyle hissetmem.

Kadınsız Erkekler'i okumam bir ömür sürdü sanki. Rahat 2 hafta sürmüştür bitirmem. Öykü okumayı sevmememden mi kaynaklı bilmiyorum ama Murakami'nin bu kitabı da hayal kırıklığına uğrattı beni. Murakami'nin okuduğum 4. kitabıydı bu ve daha öncekilerin hiçbirinde bunun gibi duraklamamıştım. Beğendiğim birkaç öykü vardı tabii ki ama genel olarak sevemedim.

Hırsız ve Güzel'i okuoku.com'un 9.90 tl kampanyasından almıştım. Tarihi aşk romanı okumayı seviyorum. O dönemlere gitmek hoşuma gidiyor ancak Hırsız ve Güzel, bana vay be dedirten bir roman olamadı maalesef. Çok büyük bir beklentim de yoktu. Kitap beni içine çekemedi, aynı şeyin etrafında dönüp durmuş yazar başından sonuna kadar. Akıp gitmedi, neden bilmiyorum. Kitabı okuyanlar çok sevmiş genel olarak.

Abartısız 2 yıldır sen daha o seriyi okumadın mı diye belki on kişiden duymuşumdur. Nerede kitabın yorumuna denk gelsem muhteşemdi, yazar ne yazsa okurumlara kadar farklı şeyler okudum. Efsane serisine artık başlamam gerektiğini düşündüm ve ilk kitabını eylül ayında okudum. Detaylı yorum yazacağım için kısaca bahsedeceğim. Beklentim haliyle büyüktü ve okuduğumda beklentimi karşılayamadı. Belki de kitaptaki karakterlerin yaşlarının küçüklüğünden dolayı böyle düşündüm, bilmiyorum.

Yağmurda Dans, merakla beklediğim kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı Siyah Kar'ı okumuş ve bayılmıştım. Yazarın Paris ile ilgili takıntısı da çok hoşuma gitmişti. Bu kitapta da yine bol bol Paris yer almakla birlikte bana ilk kitaptaki duyguyu veremedi. Konusunun reenkarnasyon olması da hoşlanmama sebebim olabilir çünkü reenkarnasyona inanmıyorum ama daha önce reenkarnasyon konulu başka kitaplar okuyup beğenmiştim. Bir şekilde okurken oturtamadığım yerler vardı kitapta. Çözemesem de çok fazla sarmadı beni.

Beni sonbahar mı çarptı ne oldu bilmiyorum ama eylül'de muhteşem diyebileceğim tek kitap Patron oldu. Şimdi düşününce ben modumda mı değildim acaba? :) 6 kitap okumuşum ve sadece birini beğenmişim ki genelde okuduklarım sevdiğim tarzda kitaplar olduğundan beğenirim. Her neyse bu durum umarım ekim'de de devam etmez. Önceki aylarda olduğu gibi okuduğum kitaplara bayılmak istiyorum :D Umarım ekim ayında daha güzel kitaplar seçip okuyabilirim ve ay sonunda bu muhteşem kitapları okudum diyebilirim. Siz eylül'de kaç kitap okuyabildiniz? Neleri beğendiniz/beğenmediniz? Yorumlarınızı bekliyorum. Hoşça kalın :*

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #1)


Kızıl Yükseliş'i geçen yıl kitap fuarından almıştım ve seri tamamlansın diye bekliyordum. Nihayet serinin son kitabı Sabah Yıldızı çıktı. Seri tamamlanınca 2017'yi Kızıl Yükseliş ile açayım dedim. Bitirmem birkaç gün sürdü. Beklentimin yüksekliğinden mi yoksa son dönemdeki distopyaların birbirine benzer olmasından mı kaynaklandı bu durum bilemiyorum ama bir şekilde tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Yine de inanılmaz aksiyonlu olduğu için hızlıca okuyabildim ikinci yarıyı.

Darrow, madende cehennemdalgıcı olarak çalışan genç bir çocuk. Henüz 16 yaşında ama o pozisyonda çalışan en genç kişi kendisi. Eşi Eo ile çocukluktan arkadaşlar, büyüdüklerindeyse aşık olmuşlar. Darrow'un evlilik yaşı geldiğinde evlenmişler. Yarı aç yarı tok yaşıyorlar ve bunun sebebi Mars'ı dünyadan gelecek insanlara hazırladıkları için kaynakların sınırlı olması. Kızıl Yükseliş, anlaşıldığı üzere Mars'ta geçen bir roman. Mars'a Darrow'un kuşaklar önceki dedeleri getirilmiş. Dünya yaşanamayacak bir hale geldiğinde Mars insanlar için hazır olacak. Bu yüzden de bütün kızıllar sorgusuz sualsiz çalışıyorlar.

Birçok distopya gibi Kızıl Yükseliş'te de renklere göre ayrılmış insanlar. Kızıllar en alt, Altınlar en üst kademedeler. Arada pembeler, griler vb. renkler ve çeşitli yaratıklar var. Kızıllar için en büyük sürpriz Defne'yi kazanmaktı. Bu madenlerdeki çalışmalara göre verilen normalden fazla yiyecek ve eşya anlamına geliyordu. Eo'nun keşfettiği bir şey, gelişen olaylar sonucu onun ölümüne neden olduğunda ve Darrow'da kendini kaybedip onu öldürmelerini sağladığında olaylar çok farklı yönde gelişiyor. Ares'in Oğulları denen gizli bir grup Darrow'u kurtarıp ona gerçekleri gösteriyor. Gördüklerine inanamayan Darrow'un düşünebildiği tek şey Eo'nun intikamını almak oluyor. Bunun için bir Altın'a dönüşüp onların arasında yaşaması gerekse bile bunu başarıp o isyanı çıkaracağına inanıyor ve bu uğurda kolları sıvayıp hemen işe başlıyor.

Darrow'un bir Altın'a dönüşmesi, daha sonra Altın'ların gittiği enstitüye kabul edilmesi ve ondan sonrası kitabın asıl konusunu oluşturuyordu. Darrow, bambaşka biri oluyordu ve enstitü kesinlikle düşündüğü gibi bir yer değildi. Kitabın bu kısımları muhteşemdi. Biraz Açlık Oyunları'na benzettim ama o tarz bir oyun yoktu burada. Daha farklı bir şeydi. Serinin ikinci kitabı Altın Oğul'un ilkinden kat kat güzel olduğu söyleniyor ama kesinlikle beklentiyi yüksek tutmayacağım. Sonra yaşadığım hayal kırıklığı uzun zaman geçmiyor. Bu ay içinde ikinci kitabı okuyabileceğimi düşünüyorum. Yorumum yine burada olacak. Şimdilik hoşça kalın.