Aşka Yolculuk - Jill Shalvis / Kitap Yorumu (Şanslı Liman #1)


Herkese merhaba

Jill Shalvis, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı. Okuyan arkadaşlarımdan özellikle Şanslı Liman serisiyle ilgili hep iyi yorumlar duymuştum. Ancak seri çok fazla kitaptan oluştuğu için başlamak istemiyordum. En sonunda ukitaptan bir arkadaşın serinin ilk iki kitabını çok uygun fiyata sattığını görünce dayanamayıp aldım. Başlamak için biraz bekledim, çünkü seriyi tamamlayıp öyle başlamak istiyordum ancak dün dayanamayıp okudum ilk kitabı :) Tam bu havaların kitabı diyebilirim. Kafa dağıtmalık, sımsıcak bir hikaye... Jill Shalvis ile henüz tanışmadıysanız bir şans vermek isteyebilirsiniz. Elinize aldığınız gibi bitiyor kitap.

Serinin ilk üç kitabında üç kız kardeşin hikayesini okuyoruz. Aşka Yolculuk'ta hem bu üç kardeşle tanışıyoruz hem de yeni bir başlangıç yapmaya delice ihtiyaç duyan Maddie'nin hikayesini okuyoruz. Bir prodüksiyon şirketinde asistan olan Maddie, avukat sevgilisi Alex'ten şiddet görerek ve en sonunda hafif bir şiddet gösterisiyle ayrılmıştır. Bu şiddet gösterisi şirkette olduğu için de işinden atılmıştır. Tam bir hippi olan ve üç kızını da yetiştirmeyen annelerinin onlara bir otel bıraktığını duyduğunda üç kardeş oldukça şaşırır. Hepsi kendi babalarıyla büyüdükleri için birbirlerine yakın olamamışlardır. Büyük kardeş Tara ve küçük kardeş Chloe'nin tek amacı oteli satıp bir an önce hayatlarına geri dönmektir. Oysa Maddie'nin dönecek bir işi ve evi yoktur. Durumunu gördüklerinde satılmanın yanına bile yaklaşamayacak olan bu oteli ya öylece bırakacaklar ya da tamir ettirip satılacak hale getireceklerdir. Maddie'nin ise çok daha farklı planları vardır.

Üç kardeş düşünün. Hepsi ayrı babalardan olduğu için farklı yerlerde büyümüşler ve yakın ilişkileri de yok. 5 yıldan sonra otelde bir araya gelen kızlar, kardeş olmanın ne demek olduğunu öğrendikleri bir maceraya atılıyorlar. En unutulmayacak karakterse sanırım Jax. Jax'in de kendi sırları var ve hepsi kendisiyle ilgili değil. Eski yaşantısını bırakıp büyüdüğü yere yerleşen Jax, sakin yaşamaya alışmış, belediye başkanı olmuş ve bir inşaat şirketi kurmuştur. İnşaat işleri yaparak geçimini sağlayan ve aynı zamanda tüm kasabaya yardım eden kadınların gözdesi Jax ile geçmişi unutup Şanslı Liman'da yeni bir hayata atılmaya çalışan Maddie'nin hikayesi içinizi ısıtacak. Okuyup keyif alabileceğiniz bir kitap arıyorsanız kesinlikle öneririm. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Masallar Gerçek Olsa - Kristan Higgins / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sevdiğim yazarlardan biri olan Kristan Higgins'in yeni romanı Masallar Gerçek Olsa'yı bitirdim. Çok güzeldi. Yıllar önce yazarın Geç Gelen Mutluluk kitabını okumuş ve çok sevmiştim. O yüzden bu kitabını da büyük hevesle okudum. Kesinlikle beni şaşırtmadı. Bu limoni havalarda akıcı bir kitap okusam diyorsanız Masallar Gerçek Olsa'yı listenize ekleyebilirsiniz. Sizi de pişman etmeyeceğini düşünüyorum :)

 Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum. Gelinlik tasarımcısı olan Jenny, mutlu olduklarını sandığı bir evliliği bitirmiştir. Üstüne bir de eski kocası kısa süre sonra yeniden evlenmiştir ve bebek bekliyorlardır. Ailece görüşmeye devam ederler. Jenny, ikisinden nefret etmeyi istese de bunu başaramaz. Ancak onlarla sık sık görüşmek de onu üzmektedir. Jenny çareyi doğduğu yere taşınmakta bulur. Böylece görüşme sıklığı azalacaktır. Taşındığı yerde gelinlik mağazası açacak ve tasarım gelinliklerini dikmeye devam edecektir.

Jenny'nin kardeşi Rachel'ın çok mutlu bir evliliği vardır. Üçüz kızlarıyla ilgilenen Rachel, tam zamanlı annelik yapmaktadır. Ablasının taşınacak olmasına çok mutlu olsa da kısa süre sonra çok sevdiği kocasının onu aldattığını öğrenir. Pişman olduğunu söyleyen kocasının yalanlarını yakalamaya devam eden Rachel, en doğru kararı almak istemektedir. Terapiste gitmeye başlayan Rachel ve Adam'ın tek istediği eski mutlu günlere dönmektir. Ancak yaşananlar Rachel'da ciddi değişikliklere yol açmıştır.

Kitabın benim için önemli karakterlerinden biri de Leo'ydu. Gizemli Leo'nun sırları ortaya çıktıkça neden o şekilde yaşadığı anlaşılıyordu. Köğeği Loki'yi de unutmamak lazım. Loki'ye neden o kadar düşkün olduğunun açıklandığı an biraz gözleri nemleniyor insanın ister istemez. Onun dışında Jenny'nin eski kocası Owen ve Owen'ın yeni eşi Ana-Sofia kitapta belli bir yer kaplıyordu. Ve Owen'dan resmen nefret ettim. Hele sonlara doğru Jenny'ye söyledikleri tam bir pislik olduğunun kanıtıydı. Mükemmel Owen'ın sonradan düştüğü haller hoşuma gitmedi değil :)

Masallar Gerçek Olsa, baştan sona her şeyiyle severek okuduğum bir kitap oldu. Basit bir konu olduğu düşünülebilir ama anlatım kesinlikle şahaneydi. Zaten gerçek yaşamda insanların başına gelebilecek sıradan bir konuyu böyle güzel anlatmak değil mi önemli olan? En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Roma Ben Geldim - Pınar Gencal / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Çok eğlenceli bir kitap yorumuyla geldim. Mevsim geçişini çok net hissettiğimiz şu günlerde bana ilaç gibi geldi. Moralsiz, keyifsiz olduğunuz zamanlarda okumanızı öneriyorum. Anında morali yükseltiyor :) Yazarı tanımıyordum ama kitap isminden dolayı ilgimi çekmişti. Kütüphanede çok fazla bekletmeden okumak istedim.

Başkarakterimiz Çiçek, bir şirkette çalışır. Patronu cadı gibi bir kadındır ama işini sevdiği ve iyi yaptığı için çalışmayı sürdürür. Patronun yakışıklı oğlu Cem, Amerika'dan kesin dönüş yaptığında Çiçek ve Cem bir ilişkiye başlar ancak bir sorun vardır. Cem nişanlı olduğunu ve evleneceğini Çiçek'e söylememiştir. Evlendikten sonra onunla görüşmeye devam edeceğini söylemesi bardağı taşıran son damla olur. Çiçek'in patronu Rezzan'ın ters tepen planıyla birlikte Çiçek'in ailesi şirketi basıp Cem'in Çiçek ile evlenmesi gerektiğini söylerler. Bu kargaşadan yararlanan Çiçek ailesine haber vermeden daima gitmek istediği İtalya'ya gitmek üzere yola çıkar. Oraya yerleşecek ve hayatına orada devam edecektir. İtalyanca üzerine okuduğu ve çalıştığı için uyum sağlayacağını düşünür.

Çiçek, ilginç bir karakterdi. Ailesinin baskılarıyla büyümüş ve ilk aşkı tarafından aldatılmış bir kız. Aynı zamanda yaşadığı yer berbat olmasına rağmen pes etmeden iş arayan, İstanbul'daki kazançlı işini ve kariyerini bırakıp en dipten başlamaya cesareti olan bir kız. Bence en büyük şansı komşusu Silvia ile tanışmaktı. Silvia'nın onu yönlendirdiği işe alınması Çiçek'e hayatını yoluna koymak için aradığı fırsatı verdi. Yine de bir sorun vardı o da yeni patronu muhteşem yakışıklı ve son derece ciddi Dom.

Kitabı okurken sanki Roma'yı geziyormuşum gibi hissettim. Betimlemeleri çok iyi bulduğumu söylemeliyim. Hele Manarola ile ilgili bölümler o kadar güzeldi ki kitabı bitirince biraz araştırma yaptım ve Manarola'nın Unesco tarafından koruma altına alınan bir köy olduğunu öğrendim. İtalya'yı diğer ülkelerden hep ayrı tuttuğumdan mıdır bilemiyorum ama çok severek okudum romanı. Silvia olmadan bu kitap böyle güzel olmazdı sanırım. Merve'yi de unutmayayım, o da farklı bir tat katmıştı. Kitabın Türkiye ayağı gibiydi :) Domenico ve Çiçek için olaylar kolay olmadı tabii ki pek çok zorluk yaşadılar ama her şeye rağmen çok güzel bir son oldu. Çok beklenti içine girmeden hoş zaman geçirmek için okumanızı öneririm. Biraz İtalya'nın iyi gelmeyeceği şey yok :) Yazarın diğer kitaplarını da bekliyorum. Umarım böyle güzel romanlar gelmeye devam eder. Hoşça kalın.

Cellat'ın Kalbi - Büşra Toraman / Kitap Yorumu (Kırmızı Başlıklı Kız #2)


Herkese merhaba

Instagramda @kitaplarinincisi hesabımda kütüphanemde bekleyen kitapları azaltmak için "Her Hafta Bir Yayınevi" ismini verdiğim bir etkinlik yapmaya karar vermiştim. Sağ olsunlar Mor Düşler Kitaplığı ve Kitap Meltemi'de bana katıldı. İlk hafta Ephesus Yayınları ile başladım. Çünkü kütüphanemde okumayı istediğim çok fazla Ephesus kitabı vardı. Sonuç maalesef hiç umduğum gibi olmadı ama pes etmek yok. Önümüzdeki hafta daha iyisi olabilir.

Büşra Toraman'ın Kırmızı Başlıklı Kız serisinin ilk kitabı Av Dönencesi'ne bayılmıştım. İkinci kitap çıksın diye merakla bekliyordum ama yeni kitap çıkana kadar merak modundan çıkmış olmalıyım ki mart ayında aldığım kitabı ancak şimdi okuyabildim. Ve maalesef ilk kitapta bulduğum tadı alamadım. İlk 150 sayfa hiç ilerlemedi. Gerçi farkındayım olaylara geçebilmek için o 150 sayfa olmalıydı ama insan bünyesi hep bir aksiyon istiyor :) Sonuç olarak 150. sayfadan itibaren kitap akmaya başladı.

Ara kitapların olayı bu diye çok üzerinde durmuyorum. İlk başlarda konuyu unutmaya başlamanın  etkisi de vardı üstümde ve galiba 150 sayfa sonunda konuya yine hakim oldum. Ordan sonrası hızlıca ilerledi. Sonu yine beni tatmin etmekten uzaktı ama sonraki kitabı da deli gibi merak etmeme neden oldu. Kesinlikle böyle bir son tahmin etmiyordum. Bakalım Dawson ve Ada'yı sonraki kitapta ne hallerde okuyacağız :)

Kurt adamları okumayı seviyorsanız bu seriyi seveceğinizi düşünüyorum. Av dönencesi olayı, tetikçi-silah kavramı, kurt adamların türlere göre değişen görünüşleri ve kendilerine özel pelerinleri ve daha sayabileceğim birçok detayı okumak hoşuma gidiyor.Serinin ilk kitabı Av Dönencesi yorumumu en alta ekliyorum. O yazıdan da seriyi ne kadar sevdiğimi fark edebilirsiniz. Hoşça kalın.

Av Dönencesi yorumum için TIK

Altınbaş Pırlanta - Yüzük Seçimi Nasıl Yapılmalı


Pırlanta Seçimi Nasıl Yapılmalı?

Pek çok aksesuar ya da kıyafet seçiminizi görerek dokunarak ya da inceleyerek yapabilirsiniz. Ancak söz konusu pırlanta olduğunda bu kriterler en doğru seçimi yapmanız konusunda pek işe yaramaz. Pırlanta seçiminizi daha farklı kriterleri dikkate alarak yapmanız gerekir. En önemli unsurlar ise pırlantanın kesimi, karat değeri, rengi ve berraklığıdır.

Pırlantanın kesimi farklı olabiliyor. Hangi kesimlerin kullanıldığını öğrenmeniz sizin için en ideal olanı seçmenize yardımcı olacaktır. Işığa tuttuğunuzda gökkuşağının tüm renklerini yansıtıyor olması ile pırlantanın kesimi arasında çok yakın bir bağ olduğunu unutmamanız gerekir. Pırlanta ile ilgili en bilinen kavram ise karat değeridir. Karat aslında pırlantanın ağırlığını ifade eder. Ancak akılların en çok karıştığı kavram da karat değeridir.


Pırlantanın Karat Değeriyle Fiyatı Arasındaki İlişki

Karat pırlantanın fiyatında en çok belirleyici olan unsurların başında geliyor. 0-50 karat bir taşın 1 karat pırlanta taşın yarısı kadar olduğu düşünülse de karata bakılmaksızın büyük olan pırlanta taşların fiyatı daha yüksek olur. Bir başka deyişle karat değeri arttıkça paralel ya da orantılı bir şekilde fiyatın artmasını beklemeyin. Yassı ve büyük pırlanta taşlar karat değerine bakılmaksızın daha pahalı olur.

Pırlantaların üzerinde gözle görünmeyecek kadar küçük lekeler olabilir. Bu lekeler doğada oluşmuştur ve leke oranına göre de pırlantanın berraklık dereceği değişir. Bu lekelerin çıplak gözle görünmesi mümkün olmaz. Ancak 10 kat büyüten cihaz yardımı ile bir uzman tarafından bakıldığında görülebilir. Rengi ise aslında pırlantanın montürü ve montürünün rengi ile ilgili bir kavramdır. Olabildiğince beyaz renkte olanlara yönelmelisiniz. Çünkü bu renk doğada daha az bulunduğundan daha değerlidir.

Pırlanta seçimi yaparken işçilik kalitesine de önem vermenizde fayda olacak. Çok sayıda farklı pırlanta modelini bir arada incelemek için de Altınbaş pırlanta sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Altınbaş tek taş yüzük ve beştaş yüzük modelleri işçilik kalitesi bakımından da kadınlardan tam not almayı başarıyor. Bununla birlikte çok sayıda farklı model seçeneği sunması da dikkatlerden kaçmıyor. Tarzınıza ya da beğenilerinize uygun modelleri bulmanız kolaylaşıyor. Modellere göz atmak ve fiyatlar hakkında fikir sahibi olmak için sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar - Kimberley Freeman / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sonbahar, sonbaharlığını göstermeye başlayınca ben de ihmal ettiğim bloguma dönüş yapayım istedim. Yazın sıcaklarında bilgisayar başına oturup yazı yazmak aşırı zor geliyordu. Bir de sınav stresi sonrası aşırı rahat takıldığım bir dönem oluyor. O dönemi de yaz aylarında atlatmış oldum, iyi oldu :D

Çok sevdiğim yazarlardan Kimberley Freeman'ın yeni kitabı Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar'ı hemen okudum ve bekletmeden yorumlamak istedim. Yine muhteşem bir kurgusu vardı. Yazarın kitaplarını okurken sanki yaşanmış bir hikaye okuyormuş gibi hissediyorum ki gerçek olaylarla alakası yok kitapların :) Sanırım bu yüzden daha bir çok seviyorum.

Kitap yine 1874 ve günümüz olmak üzere iki zamanlı ilerliyor. Avustralya'da eşiyle yaşayan ve yaptığı düşüklerle evliliğinde zor zamanlar yaşayan Victoria, tarih profesörü olan annesinin alzheimer olduğunu öğrenince İngiltere'ye annesinin yanına gider. Onun yanında kalmaya veya mutsuz evliliğine geri dönmeye karar vermek zorundadır. Annesi üniversitedeki odasının toparlanması gerektiğini söylediğinde Victoria bu işi yapmaya gönüllü olur. Annesinin okula giderken hastalığı sebebiyle sık sık kaybolduğu düşünüldüğünde başka şansı da yoktur. Klinikte tedavi gören annesini ziyaret ettikten sonra okula gider ve geçmişin gizemleriyle dolu mektubun ilk parçasını bulur.

1874 yılına geldiğimizde yetimhanede büyümüş olan Agnes'ın öyküsünü okuyoruz. 19 yaşına gelince yurttan ayrılıp annesinin peşine düşen Agnes'ın maceraları muhteşemdi. O dönemde öyle bir kız hayal etmek oldukça zordu. Annesini bulmak için her sınırı zorlayan Agnes'ı annesine bağlayan tek şeyin üzerinde boynuzlu at olan bir düğme olduğunu da belirtmek gerek. Okurken ciddi anlamda kitabın her satırına bayıldım. Agnes'ın ordan oraya sürüklenirken edindiği arkadaşlar, yaşadığı iyi-kötü olaylar, Marianna, Julius, Emile ve Genevieve her karakter özenle işlenmişti. Sadece Andrew ile ilgili daha çok sahne okumayı isterdim. 

Mektupların parça parça ortaya çıkması güzeldi. Agnes'ın annesini henüz kitabın başındayken tahmin etmiştim ama bu durum okuma keyfimi hiç bozmadı. Mektubu okurken aynı zamanda geçmişte yaşananları öğreniyorduk. Kitabın tek eksik bulduğum yönü sonunun çok aceleye getirilmiş olmasıydı. Bazı kitapların biraz daha uzatılması gerekir ya işte bu kitap için de aynı şeyi düşündüm. Kimberley Freeman'ın önceki kitaplarını okuyup beğendiyseniz bunu kesinlikle beğenirsiniz zaten ama henüz yazarın hiçbir kitabını okumadıysanız Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar tam yazarla tanışmalık bir roman. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın. 

Beni Satan Casus / The Spy Who Dumped Me Film Yorumu


İyi bayramlar :)

Geçen çarşamba kardeşimle sinemaya gitmeye karar verdik. Vizyondaki filmler de bize pek hitap etmiyordu ama Mila Kunis'in hatrına Beni Satan Casus'u tercih ettik. İyi ki tercih etmişiz. Film beklentimin kesinlikle çok üstündeydi. 

Audrey(Mila Kunis) ve Morgan(Kate McKinnon) rolleri kesinlikle cuk oturmuş. Çok eğlenceli bir ikili olmuşlar. Kısaca konusundan bahsedeyim. Audrey'nin eski erkek arkadaşı Drew bir casustur. Bunu pek hoş olmayan bir şekilde öğrenen Audrey, Drew'un çıkıp gelmesiyle kendini aniden olayların içinde bulur. Amacı Drew'un ondan rica ettiği şeyi yapmaktır. Bunun için Morgan ile birlikte Avrupa'ya gitmek için yola koyulurlar. Başlarına gelen her şeye rağmen pes etmeyen ikilinin tek bildiği kimseye güvenmemeleri gerektiğidir. Dünyanın huzuru için gerekli olan şeyin ellerinde olduklarını öğrendiklerinde 

Aksiyonun bol olduğu ama bir o kadar da kahkaha attıran bir filmdi. Bu sıcaktan bunaldığımız havalarda bana çok iyi geldiğini söyleyebilirim. Eğlenceli bir filme gitmeyi düşünürseniz Beni Satan Casus aklınızda olsun. Görüşmek üzere... Hoşça kalın.







Biz - Selvi Atıcı / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Daha önce defalarca yazdığım üzere Selvi Atıcı favori Türk yazarlarımdan biridir. Ne yazsa okurum. Her ne kadar Kayıp Şehir serisini ayrı bir yerde tutsam da beni hayal kırıklığına uğratan kitabı olmamıştır. Biz'i fuarda almıştım ve hemen okumuştum. Yazıyı da hazırlamışım ama nedense yayınlamamışım :D Bugüne kısmetmiş ne diyeyim.

"Hanımefendi, benimle senli-benli konuşmayın. Ahbabınız değilim! Ayrıca eyleme geçmeden önce davranışlarınız için mülahaza payı bırakmanızı önerebilirim. Çünkü biraz önceki davranışınızdan ötürü kovuldunuz."

Kadın soğukça gülümsedi. Bu ne pişkinlikti? Gerçekten bu kadını işe alırken, Süheyla'nın aklından ne geçiyordu?

"Sen, benim işverenim olmadığın için beni kovman da pek mantıklı olmuyor. Ayrıca eyleme geçirdiğim her hareket inan bana, önceden etraflıca düşünülmüştür! Eski Türkçe sözlüğü gibi konuşmana da gerek yok."

Akıcı olması zaten alıştığımız bir durum. Yazar her karakteri özenle işlediği için okumak çok keyifli oluyor. Karakterlerin çokluğu kesinlikle yormuyor. Çünkü hepsi tam kıvamında yer alıyor. Hatta önceki kitaplardan tanıdığınız karakterler olursa tadından yenmiyor :D Biz'i okurken Sen kitabının karakterleri Demir ve Süheyla'yı da ara ara okumuş olduk. Sen'i okurken nedense Süheyla ve Demir'i biraz antipatik bulmuştum ama nedense Biz'i okurken ikisi de aşırı hoşuma gitti. 

Genç kadın sesini kalınlaştırdı. "Flash! Flash! Flash! Çelik Mızrak'ın daha önce hiç görmediğiniz görüntüleri az sonra! Adam bağdaş kurabiliyormuş! Ağlamak üzereyiz!" Bir yudum daha aldı. "Köşeyi dönerdim."

Çelik Mızrak, tam bir beyefendiydi. Giydiği üçlü takımları, konuşmaları, kullandığı kelimeler, pijamaları falan hepsi muhteşemdi. Yüzümde sürekli bir gülümseme vardı Çelik sahnelerini okurken. Hele Çiğdem ile olan halleri daha da muhteşemdi. Birbirlerinden nefret ede ede ne hallere geldiler. Sanırım Kayıp Şehir serisi kitaplarından sonraki favorim Biz oldu. 

"Bu arabaya üç kişi nasıl sığacağız?"

"Sayı saymayı da mı bilmiyorsunuz, Çiğdem Hanım? İki kişiyiz!"

"Gayet iyi biliyorum." Kadın parmaklarını havaya kaldırıp saymaya başladı. "Sen, ben ve egon... Ki egondan bahsediyoruz! Oldukça yer kaplayacaktır!" Adama sevimli bir gülücük attı. "Ben taksiyle geleyim mi?"


Çelik'in başından geçen evlilik sonrası yaşam tarzı üzücüydü. Kendisini herkese kapamış, Demir ve Süheyla dışında kimseye güvenmeyen bir adamdı. Herkese karşı mesafeli olan ulaşılmaz iş adamı. Kendi çocuğu olmadığından ve bu konuyla ilgili yaraları hiç kapanmadığı için yeğeni Umut'u ayrı bir yerde tutuyordu. 

Bakışları tekrar buluştuğunda, onun gözlerinde gördüğü neşeye şaşırdı. "Sanırım tam şu anda çılgın bir eylemde bulunuyorum. Bu durumda..." Hayıflanır gibi iç çekti. "Sen, benim ilk çılgınlığımsız!"

Kadın kıkırdadı. "Bu, iyi bir şey miydi? Anlayamadım!"

Adamın dudakları büzüldü. "Bilmiyorum."

Umut için bakıcı arayan Süheyla ve Demir, Çelik'in bulduğu kişilere rağmen hiçbir eğitimi olmayan Çiğdem'i eve getirdiğinde duruma bozulan Çelik, her zamanki sert tavırlarına aynen devam ederken Çiğdem, Çelik'in neden böyle davrandığını haliyle anlayamaz. Hayatta çok başka dertler yaşamış ve o anda da yaşamaya devam eden Çiğdem, gün geçtikçe Çelik'in sert görünümünün altında yatan gerçekleri öğrendikçe ona karşı adını koyamadığı hisler beslemeye başlar. Çiğdem'in davranışları Çelik'i sinir etse de günden güne bu kadından etkilenmeye başladığını kabul etmekten başka bir şey gelmez elinden. Ve Çelik hedefini belirlemiştir. Onun peşinden gidecektir.

"Arsız, terbiyesiz, münasebetsiz ve dik kafalısın!" Adam doğruldu. "Ve ben hâlâ seni istiyorum."

Çiğdem, yemek masasına oturdu. "Sen de kibirli, yüksek egolu, çok uzun boylu ve çok bilmişsin! Ve ben de hâlâ seni istiyorum!" Sonra ne söylediğini fark edip başını hızla adama çevirdi.

Çelik, kaşlarını kaldırıp bakarken masaya doğru yürüyordu. Tam karşısına oturdu. Tüm zarafetiyle peçetesini dizlerine serdi. Sonra da çatal bıçağını eline alıp tekrar kırmızıdan mora doğru giderek renklenen Çiğdem'e baktı. "Boşa kürek çekmediğimi bilmek sevindirici!"

Çiğdem kaçtıkça nedenini çözemeyen ve kibar bir şekilde daha çok üstüne giden Çelik Mızrak'ı okumak cidden çok güzeldi. Ne olursa olsun adam kendini bozmuyordu yani :) Kurduğu cümleler zaten efsaneydi. Paragraf aralarına eklediğim alıntılardan zaten az çok anlaşılıyordur. Baştan sona keyif alarak okudum ve bitmesin istedim. Umarım Selvi Atıcı'nın yeni kitabını da kısa sürede elimize alıp okuruz. Önceki kitapların yorumları için;


Kalbim Sende Kalmış ve Yarasa yorumlarını yazmamışım maalesef :( En kısa zamanda tekrar okuyup ekleyeceğim :) Sevgiler.

Bonus / Sü-Demir Alıntısı :)

Süheyla, başındaki havluyu çekip çıkardı. "Abinin kendi klasmanında olmayan birinin peşinden koşması şaşırtıcı, değil mi?"

"Yanlışın var, kadın!"

"Neymiş!"

"Şaşırtıcı olan, abimin daha önce hiç ama hiç kimsenin peşinden koşmaması! Buna ihtiyacı hiç olmadı."

Süheyla, sırıttı. "Güzel! Umarım Çelik'in çırpınışlarını izleriz!"

"Acımasızsın, kadın!"

"Muhtemelen!"

Vanity Clinic Göz Kapağı Estetiği ve Göz Altı Torbalarını Aldırma


Göz Kapağına Estetik Yapılır mı?

Estetik müdahale dendiğinde hemen herkesin aklına burun, dudak gibi yüz bölgeleri geliyor. Oysa tıp teknolojisi baş döndüren bir hızla gelişmeye devam ediyor ve artık yüzdeki en hassas bölgelerden biri olan göz kapaklarına da estetik müdahale gerçekleştirilebiliyor. Blefaroplasti adı verilen göz kapağı estetiği ile doğuştan olan göz kapağı sorunlarını düzeltilmesi artık mümkün. Aynı zamanda yaşın ilerlemesi ile birlikte düşen göz kapaklarının yeniden sıkı bir form kazanması için de bu müdahalelerden faydalanılabiliyor. 

Göz kapaklarına yapılan estetik müdahale ile sadece sarkan cilt dokusuna değil, yağ dokusuna da ulaşmak mümkün olabiliyor. Üstelik hem alt hem de üst göz kapağına estetik müdahale yapılabildiği bilgisini de sizlere aktaralım. Bu sayede daha genç görünen bir göz çevresine sahip olmanın da yolu açılıyor. Göz kapaklarında bulunan fazla yağ, kas veya deri dokusunun çıkarılması sarkmış bir göz kapağı görüntüsünü de ortadan kaldırıyor.

Blefaroplasti ile Göz Altı Torbaları Alınabilir mi? 

Hem kadıların hem de erkeklerin sıklıkla yaşadığı bir sorun olan göz altı torbaları da artık estetik uygulamalar ile ortadan kaldırılabiliyor. Blefaroplasti ile göz altı torbalarının alınması da mümkün oluyor. Aynı operasyonda göz çevresinde yaşlanma ile birlikte meydana gelen kırışıklıkların düzeltilmesi de mümkün ve bu sayede çok daha genç görünmek isteyenlerin beklentileri de karşılanıyor. Göz çevresinin görünümünü hafife almayın. Bu müdahaleler çok daha genç ve dinç bakışlara sahip olmanızı sağlıyor. 

Göz kapağı estetiğinden sonra iz kalıp kalmayacağı da merak ediliyor. Üst göz kapağına doğal katlantıdan, alt göz kapağına da kirpik diplerinden müdahale ediliyor. Bu sayede gözle görünen bir ameliyat izi kalmıyor. Ayrıca uygulama için mutlaka genel anestezi yapılması da gerekmiyor. Lokal anestezi ile operasyonun kısa zamanda tamamlanması mümkün olabiliyor. 

İlk iyileşme süreci sadece 4 gün gibi kısa bir sürede tamamlanıyor. Gündelik hayata uzun bir ara vermeye gerek kalmıyor. Bu konuda merak ettiğini pek çok sorunun yanıtını Vanity Klinik web adresinden öğrenebilirsiniz. Kliniğin web sitesi üzerinden konuya dair özel sorularınızı hekimlere yöneltmeniz ve kısa zamanda yanıtlanmasını sağlamanız da mümkün. 

Goong/Düşlerimin Prensi ve Princess Hours Thai Dizi Karşılaştırması



Yaz gelince Bursa'nın aşırı nemli havası insanın yakasını bırakmıyor. O yüzden kitap okumak ve dizi/film izlemek yaz boyu yapılacaklar arasında başlarda yer alıyor. Ben de sıcakların doruk noktalara ulaştığı bu zamanları, izlemek istediğim dizileri izleyerek değerlendirmeye karar verdim. Geçen hafta Düşlerimin Prensi'ni bu haftaysa Princess Hours Thai'yi izledim. Daha önce herhangi bir Kore ve Tayland dizisi izlememiştim. Bu yüzden ilk Güney Kore ve Tayland dizilerim oldular. Bilmeyenler için biraz dizilerle ilgili bilgi vereyim. Princess Hours, Goong'un Tayland uyarlaması. Genel hatlarıyla aynıydı zaten.

Goong, 2006 yılında yayınlanmış, 24 bölümlük bir Güney Kore dizisi. Çizgi romandan uyarlanmış. Dizinin başında Chae-Kyung'ın hayal ürünü olduğu belirtiliyor. Güney Kore'de sembolik olarak krallık devam etseydi nasıl olurdu konusunu işliyor. Ancak dizinin sonunda bir daha bu hayal ürünü olma durumundan bahsedilmedi ve ucu da çok açık bitti. Sanırım daha farklı bir son hayal etmiştim. Dizideki kıyafetlere değinmeden geçemeyeceğim. Modern kıyafetlerin yanı sıra geleneksel kıyafetler vardı. Hatta geleneksel kıyafetler daha fazlaydı ki bu benim hep hoşuma gitmiştir. Diğer diziyle karşılaştırınca bu dizinin tarihsel ve geleneksel yönü çok daha iyiydi. 

Veliaht prens Shin, asi bir çocuk. Geleceğin kralı olmak istemiyor. O, diğer insanlar gibi özgür yaşamak istiyor. Zaman zaman babasına karşı çıkıyor. Kendi içinde çok yalnız bir çocuk. Dedesinin koruması ve aynı zamanda en yakın arkadaşına verdiği söz üzerine Chae-Kyung ile evlenmek zorunda kalıyor. Chae-Kyung'ın evlenme sebebi ise ailesini düştüğü kötü durumdan kurtarabilmek. Babasının borçları sebebiyle kötü günler geçiren ailesine bu şekilde yardımcı olacağını düşündüğü için 19 yaşında hiç sevmediği biriyle yani veliaht prensle evleniyor. Evlendikten sonrası Chae-Kyung için pek kolay geçmiyor. Çünkü prensin sevdiği ve daha önce evlenme teklif ettiği bir kız var(Hyo-rin) ve Chae-Kyung istemeden bu evlilik teklifine kulak misafiri oluyor. Veliaht prens, veliaht prenses ve Hyo-rin aynı okulda farklı bölümlerde okuyorlar. Veliaht prenses, kendisini sevmeyen ve destek olmayan biriyle evli olmanın yanında hiç bilmediği ve yüzlerce kuralı olan sarayda yaşamak zorunda kalıyor. Eski veliaht prens Yul, sürgünde olduğu İngiltere'den döndüğünde onu anlayan bir arkadaş bulmanın sevinciyle Yul ile vakit geçirmeye başlıyor.

Chae-Kyung, okul eteğinin altına eşofman giyebilecek kadar kuralları hiçe sayan bir kız. Böyle bir kızın katı kurallarla sarayda yaşadığını düşünün. İçine düştüğü yalnızlık onu günden güne bitiriyor. Yul'un arkadaşlığı onu bu yalnızlıktan biraz kurtarıyor ama o konuda da işler hiç durulmuyor. Yul karakteri bence en sevimli karakterdi. Hyo-rin ile planladıkları pek iyi olmasa da kötü bir karakter olarak göremedim onu. Oyuncuların tümü çok iyiydi. Hiçbiri göze batmıyordu ve keşke bu rolü başkası oynasaydı diye düşündürmüyordu. Biraz amatör kısımlar vardı ama bundan 12 yıl öncesinden bahsediyoruz sonuçta. Kore dizi sektörünü bilmediğim için bu konuda bir şey söylemem doğru olmaz.


Princess Hours'a gelirsek 2017'de çekilmiş 20 bölümlük Tayland dizisi. Bu dizide hayal ürünü olduğundan falan bahsedilmiyordu. Oyuncular idare eder durumdaydı ama Nakhun ve annesi hiç olmamıştı. Minnie'de bir şekilde sinirime dokundu. Oysa Düşlerimin Prensi'ndeki Hyo-rin'i çok sevmiştim. Bu dizide Düşlerimin Prensi'ndeki oyuncuların performansı kesinlikle yoktu ya da ben ısınamadım bilmiyorum. Kıyafetlerde de modern kıyafetler tercih edilmiş. Diğer dizideki tadı belki bu yüzden bulamadım. Veliaht prens Inn idare ederdi ve veliaht prenses Kaning'e bayıldım. Kaning kurtarıcı gibiydi hatta :) İzlediğim için hiç pişman değilim. Birkaç detayı saymazsak kötü değildi ama cast falan daha iyi olabilirdi, uyarlama daha iyi yapılabilirdi diye düşünüyorum. Çok eksik nokta vardı. Diğer diziyi izlemesem neden o şekilde ilerlediğini anlamayabilirdim. Sonuç olarak iyisiyle kötüsüyle bitti. Yazdıkça yazasım geliyor, o yüzden burada yazmayı bırakıp dizilerden fotoğraflara geçiyorum :)

Goong










Princess Hours Thai








Victor - J. A. Redmerski / Kitap Yorumu (Katiller Çetesi #6)


Herkese merhaba

Bomba seri Katiller Çetesi'nin merakla beklediğim 6. kitabı çıktı. Hiç bekletmeden okudum. Yorumu yazmam biraz zaman aldı ama o kadar olur :D Serinin 5. kitabı Kara Kurt'ta bazı şeyler oturmamıştı. Çünkü yazar birçok şeyi açığa çıkarmamayı seçmişti. Nedeni Victor'da belli oldu diyebiliriz. Niclas ile ilgili bazı şeyler(çok az da olsa) bu kitapta da devam etti. Sanırım sonraki kitap zirve olacak. Öyle bir beklentim var nedense.

Kulağına yaklaşıp, "Senin hakkında yanılmışım, Izabel," diye fısıldadım. İçim acıyordu. "Saatli bomba olan benim ve içimdeki karışıklığı dindirmenin tek yolu, beni kontrol eden şeyin kökünü kazımak."

Victor, inanılmaz akıcıydı. Önceki kitapta bizi üzen J. A. Redmerski dayanamayıp aksiyonun bol olduğu, okurken soluk almayı unutacağımız bir kitap yazmış. Kötülük Tohumları'nı okurken de böyle hissetmiştim. Anlaşılacağı üzere kitap Victor ağırlıklı ilerliyor. Victor'ın önceki kitaplarda yaptığı bazı şeylerin nedeni ortaya çıkıyor. Okurken Victor ile ilgili birazcık şok olabilirsiniz.

"Bunu tartışmaya gerek yok. Sebebin her ne olursa olsun, benden vazgeçmek istedin."

"Ama artık istemiyorum," dedim bir çırpıda. "Ve yüreğimde... bunu yapmayı zaten hiçbir zaman istemedim."

Victor ve Izabel'in tatile çıkacağını Kara Kurt'un sonunda öğrenmiştik. Bu tatille ilgili değişik düşünceler içinde olabilirsiniz ama kesinlikle sandığınız gibi bir tatil olmuyor :) Victor ve Izabel, Victor'ın geçmişiyle alakalı bir sebepten dolayı kaçırılıyor.

"Hayatımda ilk defa yıldızlara istekle baktım. Karanlık gökyüzünde yüzlerce noktacık vardı ve ben değişimi hissediyordum. Göğsümdeki baskıyı, gözlerimdeki garip ve ılık ışığı, her şeyi... Belki de anahtar buydu. Değişimi ister kaba, ister nahif bir şekilde kucaklamak..."

Tahmin edersiniz ki Victor'ın geçmişi pek örnek gösterilecek bir geçmiş değil. Geçmişinde yaptıklarını Izabel'e anlatırken bir yandan geçmişe, anlattığı sahneye gidiyoruz. Sanırım önceki kitaplarda Victorla ilgili hiç bu kadar şey okumamıştık. O hep gizemli karakterdi. Bu kitapta gizem biraz aydınlanıyor. Izabel'in tavrını da çok doğru buldum hatta bence Victor'a az bile yaptı :D

"Esas soru bizim aşkımızın da bu süreçte değişime uğrayıp uğramayacağıydı. Aramızdaki bağ, zamana karşı durabilir miydi? Ve nihayetinde yine bir arada ama çok daha güçlü olabilir miydik? Öte yandan bunları görecek kadar bile uzun yaşayamayabilirdik."

Dediğim gibi sonraki kitabı aşırı merak ediyorum ve Izabel'in Meksika'da yaptıklarını bir an önce okumak istiyorum. Naeva karakteri de ilgimi çekti. Meksika'da neler yaşanacağını aşırı merak ediyorum. Son olarak Nora ile ilgili fikrim hala değişmedi. O kızda bir pislik var bence. Niclas ve Fredrik'i biraz daha fazla okumak istiyorum. Sonraki kitabın tanıtımında onlar da var. Umarım bol aksiyonlu unutamayacağımız bir kitap olur :) Yayınevi 7. kitabın 15 Mayıs'ta çıkacağını duyurmuştu ancak sanırım aksaklıklar oldu. Umarım mayıs bitmeden çıkar ve hemen okuyabilirim :) 

Yıldızlar bizden önce ölür, Izabel... Yıldızlar benim sana olan aşkımdan önce ölür...

Serinin önceki kitaplarının yorumlarına göz atmak isterseniz sizi buraya alayım. Son olarak seriyi ve yazarın diğer kitaplarını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Görüşmek üzere.

Anneler Günü Hediyesi Media Markt'ta


Anneler Günü İçin Hediye Seçimi

Dünyanın en büyük hediyesi annenin kanatları altında yetişen bir evladın hayata karşı güvenli duruşudur. Çünkü bilirsiniz ki hayat size oldukça bonkör davranmıştır. Sizi her daim koruyup kollayan, size sınırsız ve sonsuz bir sevgi sunan anneler ile hayat, içinden çıkılması zor anlarda bile çok daha kolay gelir. Mutluluğun bir çift gözde görüldüğü bu özel günde annelerinizi içten bir gülüşle ve sevgiyle sarıp sarmalayarak ona en büyük ve güzel hediyeyi verebilirsiniz. Hayatın bizlere verdiği en güzel hediye olan annelerimizi hatırlatan en önemli gün ise her yıl mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanılan Anneler Günü. Bu özel günde herkes annesi için elinden gelen her şeyi yaparak bir sonraki yıla kadar unutulmaz bir anı yaşatmayı amaçlıyor. Anneye hediye seçmek ise öyle sanıldığı kadar kolay ve basit bir şey değil elbette. Özellikle hayatın tamamen içinde olan anneler için seçeceğiniz hediyelerin de onların yaşamlarına ayak uydurur halde olması gerekiyor.

Teknoloji çağının bu denli içindeyken ve adım attığımız her yerde teknolojiye ihtiyaç duyarken annelerimize verebileceğimiz en anlamlı ve özel hediye ise elbette teknolojik ürünler oluyor. Çağın gerisinde kalmasını istemediğimiz, varlığıyla hayatımızı renklendiren annelerimize alacağımız teknolojik bir alet ile ona ulaşmayı sağlayabilir ya da onun günlük hayattaki işlerini çok daha pratik ve kolay bir şekilde gerçekleşmesini sağlayabiliriz.

Dizi izlemeyi çok seven bir anneniz varsa ona en yeni teknolojiye sahip bir televizyon alabilirsiniz. Böylece izlediği diziden çok daha fazla zevk alacaktır. Mutfakta farklılık yaratmak isteyen anneler için ise elektronik mutfak aletleri adeta biçilmiş kaftan olacak. Özellikle o muhteşem lezzetleri sizin de tadacağınız düşünüldüğünde bu hediye önerisini mutlaka dikkate almalısınız. Yine aynı şekilde sosyal medya ile iç içe olan anneniz için alacağınız bir tablet onun boş zamanlarını keyifle değerlendirmesini sağlayacaktır. Canınızın parçası olan anneye hediye alırken mutlaka MediaMarkt sitesini inceleyerek annenizin işine yarayacak hediyeye en uygun fiyatlarla sahip olabilirsiniz. Anneniz için en etkileyici hediye seçenekleri bugün ve daima MediaMarkt’ta… 

Ocak, Şubat ve Mart Ayında Biten Ürünler

Kasım ve Aralık Ayında Biten ürünler

Herkese merhaba

Son üç ay içinde yarım ürünleri bitirmeye çalıştım. Aynı işlevi gören birden fazla ürünü eşzamanlı kullandığım için yarım ürünler çok artmıştı. Neyse ki bir kısmını bitirdim. Kalanları da bu ay bitirmeyi hedefliyorum. Öncelikle buradaki ürünlerin bazısı kasım-aralık ayında bitirdiğim ürünler. Kenara ayırmış ve unutmuşum. Bu yazıya dahil edeyim dedim :)



John Frieda hacim veren şampuan, performansına baktığımda fiyatını haketmiyor. İndirimlerde 18 tl gibi bir fiyata alıyordum. İlk başlarda etkisi de çok güzeldi. Ancak zaman içinde o saçlara verdiği hava bitti. Stokladığım için bitene kadar kullandım ama sanırım tekrar o şampuana dönmem.

Bioblas procyanidin saç dökülmesine ve yağlanmaya karşı şampuanı çok severek kullandım. Dönemsel olduğundan emin olamadığım bir saç dökülmesi yaşayınca bırakmak zorunda kaldım. Elimdeki şampuan bitince tekrar kullanmayı düşünüyorum.

Karaca ipek eşarp şampuanını sadece eşarplarda değil ipekli başka ürünlerde de kullandım. Çok beğendiğim bir üründü. Tekrar alabileceğimi söyleyebilirim.



Seranem vücut bakım şampuanı bitmesin diye ne kadar uğraşsam da bitti :) İnanılmaz ekonomik bir ürün. Çok az bir miktar yeterli oluyor ve mis gibi kokuyor. Tekrar almayı kesinlikle düşünürüm.

Avon Naturals vanilya ve sandal ağacı duş jelinin kokusuna da bayıldım. Çok uygun bir fiyata almıştım ve indirimli bulursam yine alırım.



Lavera makyaj temizleme sütü bitmesini istemediğim ürünlerden biriydi. Organik olduğu için çabuk bozulabilir diye kullanıp bitirdim. Kesinlikle tekrar alırım.

Doa Kozmetik ürünlerini severek kullanıyorum. Lavanta suyunu da bittikçe alıyor ve hatta stokluyorum. Birçok şey için kullanıyorum ama sanırım en çok makyaj temizleme losyonları sonrası kalıntıları silmek için kullanıyorum. Gül suyunu da aldım ama kokusu bana biraz ağır geldi. O yüzden lavanta suyuyla devam ediyorum.

Seranem nemlendirici el kremi, stoklu ürünlerimden biriydi. Bitince yenisini almadım. Elimdeki diğer kremleri bitirmeye çalışıyorum. Tüm ürünleri bitirince Seranem ile devam edeceğim.



Numuneler hakkında pek yorum yapamayacağım. Malum minik tüplerdeki ürünü ancak 2-3 kez kullanabiliyoruz.

Garnier nem bombası kağıt yüz maskeyi detaylıca yazmıştım. O yüzden ayrıntıya girmeyeceğim. Şu an Nivea'nın kuru cilt için olan maskesini kullanıyorum ve Garnier'den kat kat iyi.

Rituel de Beaute burun bandını yıllardır kullanıyorum. Hatta yazısını yazmıştım. O günden bugüne hala memnunum ve kullanmaya devam ediyorum.



Isana'nın bu deodorantları inanılmaz güzel. Kesinlikle tavsiye edebilirim. Sport'un kokusu bana biraz erkek kokusu gibi geldi ama erkekler için olduğuna dair herhangi bir şey göremedim. Clear&Fresh muhteşemdi. Tek kötü yanı Isana'nın diğer deodorantlarında alüminyum yokken Fresh'te olması. Elimde aynı markanın henüz kullanmadığım iki deodorant daha var. Umarım sonraki yazılarda onları da yazarım.

Benim son birkaç aydır bitirdiğim ürünler bunlardı. Nisan sonuna kadar diğer yarımları da bitirmeyi hedefliyorum. Bakalım ne olacak? Mayıs ayında nisan ayı bitenlerini yazarım inşallah. Görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Bioblas Procyanidin Saç Dökülmesine ve Yağlanmaya Karşı Şampuan


Herkese merhaba

Blogumu takip edenler bilir doğru şampuanı bir türlü bulamamak gibi bir problemim var. Başlarken galiba bu sefer oldu, yeni arayışlara gerek kalmayacak diyorum ama kullandıkça ilk başta gözlemlediğim etki de ortadan kayboluyor.


Bioblas şampuanı kullanmaya başladığımda saçlarıma gözle görülür bir dolgunluk verdi. Çevremden de sık sık hangi şampuanı kullanıyorsun saçların çok güzel görünüyor sözlerini duydum. Saçlarım ince telli ve maalesef gür değil. Bu da çabuk bir şekilde sönükleşmesini sağlıyor. Çok çabuk yağlanması da cabası. Bioblas Procyanidin yağlanmaya karşı şampuan ile saçlarımın yağlanma süresini 2 güne getirdim. Cidden fark yarattı. Normalde saçlarımı sabah yıkasam akşamına yağlanma başlar. Bu şampuanı düzenli kullandığımda iki günü çok rahat geçiriyordum. Rahat derken hacimli bir şekilde demek istiyorum.

Bioblas Procyanidin Saç Dökülmesine ve Yağlanmaya Karşı Şampuanı 1 ay kullandıktan sonra saçımda aşırı dökülme başladı. Bu dökülmeyi direk şampuana yoramıyorum çünkü malum stres hepimizin baş düşmanı ve saç dökülmelerinin de genelde bir numaralı sebebi. Son zamanlardaki stres yoğunluğundan olabileceğini düşünsem de ne olur ne olmaz diyerek bu şampuana ara verdim. Ama kesinlikle belli bir zaman geçince tekrar kullanacağım çünkü hala Bioblas bitkisel formüllü şampuanın verdiği hacmi bulamadım. Şu an farklı bir şampuan kullanıyorum. Eh işte diyebileceğim bir şampuan. Dökülme probleminde de bir değişiklik yok. 


Bioblas şampuanla ilgili söylemek istediğim şeylerden biri de temizleme açısından çok başarılı olduğu. Hatta kullanırken fark ettiğim bir diğer şey şampuanı saçımda biraz beklettiğimde saçlarımın daha dolgun olduğuydu. Dökülmenin sebebini bulabilirsem ilk fırsatta yine Bioblas'a dönüş yapacağım. Benim gibi hacim sorununuz varsa ve saçlarınız çok çabuk yağlanıyorsa bu şampuanı deneyebilirsiniz. Ben tekrar kullanmaya başladığımda etkileri bu yazının sonuna güncelleme yaparak yazacağım.

Şampuanın içeriğinden bahsetmeden yazıyı bitirmeyeyim. Procyanidin, üzüm çekirdeğinden gelen bir antioksidandır. Bu madde, saçın dökülmesini azaltmasının yanı sıra saçların sağlıklı gelişmesini ve büyüme evresinin uzun sürmesini sağlar. Aynı zamanda B3 vitamini de sebum salgısını dengeleyip fazla yağlanmayı önler. Vitaminler ve minerallerle zenginleştirilmiş bitkisel serum sayesinde saç telleri daha kalın ve güçlü olur. En kısa zamanda dökülme problemini çözerek, memnun kaldığımda stokladığım bu şampuana dönmeyi umut ediyorum. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Sisli Hatıralar Rıhtımı - Hazel Gaynor / Kitap Yorumu


Sisli Hatıralar Rıhtımı, yazarın ülkemizde basılan 2. kitabı. Ben yazarı yeni keşfettim. Menekşeler Fısıldarken'i okumamıştım ama bu romandan sonra onu da listeme ekledim. Ciddi anlamda etkileyici bir hikaye var bu romanda. Duygusal biriyseniz ağlamadan bitirebileceğinizi sanmıyorum.

Titanic faciasını bilmeyen yoktur. İnanılmaz üzücü bir olay. Üzerinden 100 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da unutulmayan olaylar arasında yer alıyor. Yazar, Sisli Hatıralar Rıhtımı'ı gerçek olaylardan yola çıkarak yazmış. Hatta kitabın sonunda hangi gerçek kişilerden esinlendiğini de tek tek açıklamış. Her ne kadar bazı kısımlar kurgu olsa da gerçekten o olayın yaşandığını bilerek okumak zaman zaman beni zorladı.

“Yaşam kırılgan bir şeydir Grace, bir kiraz çiçeğinin yaprağından farklı değildir. Bir an büyüyüp çiçek açarken, bir an sonra aniden çıkan bir rüzgarla yere düşebilir. Hayatımızı garanti olarak görmemeli ve kendimizi mutlu etmek için elimizden geleni yapmalıyız.”

İrlanda'nın bir köyünde yaşayan Maggie, annesinin ölmesiyle yalnız kalır. Amerika'da yaşayan teyzesi onu almaya geldiğinde onlarla birlikte 12 kişi daha Amerika'ya gitmeye karar verir. Bu 14 kişi Titanic ile seyahat edecekleri için çok heyecanlıdır ama Maggie'nin içi rahat değildir. Sevgilisi Seamus'u geride bırakacak olmak onu fazlasıyla üzer ama Seamus, hasta babasını bırakamayacağı için mektuplarla bu ilişkiyi sürdürmeyi kararlaştırırlar. Gitme günü geldiğinde 14 kişi yola çıkar. Tıtanic'e binip yola çıktıklarında herkes gibi onlar da yaşanacaklardan habersizdir.

"'Diğerlerini sonraki filikayla getireceksiniz, değil mi?'

Harry subayın gözlerine baktığında daha önce hayatında hiç görmediği, yaşadığı müddetçe de bir daha asla görmek istemediği bir korku gördü.

'Bu son filika,' dedi subay sesini alçaltarak. 'Başka yok.'"

Bölümler arada 1912'yi arada da 1982'yi anlatıyor. Olayları birden fazla karakterlerin gözünden okuyoruz. 1982'nin anlatıldığı kısım Grace'in yer aldığı bölümler. Gazetecilik okuyan Grace, babasının ölümüyle birlikte MS hastası olan annesini yalnız bırakmamak için okula ara verip onunla yaşamaya başlar. Geçen 2 yılda hayallerinin peşini bırakan Grace, 21. doğum gününü kutlarken daha önce duymadığı gerçekleri öğrenir. Büyük büyükannesi Maggie, Titanic'ten kurtulanlar arasındadır ve o güne kadar ailede bu konuyla ilgili hiç konuşulmamıştır. Grace'e okuluna dönüp hayallerini gerçekleştirmesi için bir sebep vermeye kararlı olan Maggie, tüm yaşananları kızının torununa anlatır.

"Asla ardında pişmanlıklar bırakma Grace. Ancak seçeneklerimizin ne olduğunu bildiğimizde bir seçim yapabiliriz. Eğer geri çekilir, arkamızı döner ve saklanırsak, seçeneklerimizin ne olduğunu asla bilemeyiz. En sonunda yaşlandığında merak eder ve pişmanlık hissedersin. Ümit dolu bir hayat yaşa. Pişmanlık dolu değil."

Kitaptaki detaylar hoşuma gitti. Maggie'nin cebinde kalan mektuplar, Peggy'nin takıntılı olduğu şapkası, şanslı Harry'nin Titanic'in batışından sonraki hayatı, Seamus ile ilgili şok edici son, Maggie'nin günlüğü ve muhtemelen buraya yazamadığım çok daha fazla detay kesinlikle konuyu zenginleştirmişti. Kitabın bazı bölümlerinin başında gerçekten Titanic'ten gönderilen telgraf mesajları yer alıyordu. Hiç sıkılmadan okudum. Hele Grace'in makalesinin yayınlanmasıyla ortaya çıkanlar çok daha güzeldi. Sanırım en favori sahnem de Titanic'in batığının bulunduğu sahneydi. Tadını kaçırmamak adına detaya girmemeye çalıştım ama fazlaca etkilendiğim için çok kısa yazmak istemedim. Daha fazla uzatırsam da olayları açıklamaya başlayacağımı biliyorum :D O yüzden burada yorumumu sonlandırıyorum. Etkileyici ve gerçekleri barındıran romanlar seviyorsanız Sisli Hatıralar Rıhtımı'nı kesinlikle öneririm.

"'Bu tarihi nasıl bu kadar net bir şekilde hatırladığımı biliyor musun Grace?'

'Nasıl?' Grace, Maggie'nin cam gibi gözlerine dikkatle baktı. Etraflarındaki hava bir an için hareketsiz kalmış gibiydi. Grace'in bedeni adeta buz kesti.

'Ben de oradaydım. Titanic'teydim.'"

Emanet - Fatma Erdek / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Fatma Erdek, en sevdiğim Türk yazarlardan biri. Hangi kitabını okursam okuyayım bittiğinde kitabın kapağını aynı hislerle kapıyorum. Sanırım en sevdiğim yönü de sıradan konuları ele alıp muhteşem eserler ortaya çıkarması. Emanet'i de o kitaplar arasına ekledim. Tadını kaçırmamaya çalışarak biraz konusundan bahsedeyim.

"Aşklar türlü türlü olurdu. İnsan defalarca âşık olurdu. Ömür neler neler görürdü. Fakat hepsi gelip geçer, sadece ilk aşk, bir yara gibi kanardı insanın yüreğinde."

Berhan Dağlıca, bir bakan olsa da aynı zamanda aşiret ağasıdır. Doğup büyüdüğü topraklardan kopmasında ilk gençlik yıllarında yaşadığı bazı olaylar etkili olmuştur. Ailesinin söz verdiği ailenin kızıyla evlenmiş ancak hiçbir zaman mutluluğu bulamamıştır. O da kendini siyasete vermiş ve başarılı bir siyasetçi olmasıyla öne çıkmıştır.

"Belki her olasılığı ince ince formüllerle çözmek gerekmiyordu. Belki göründüğünden daha basit ve daha kolaydı hayat. Etrafı düşünmek yerine, kalin sesini dinlemek doğruydu belki. Cemile'nin yaptığı gibi..."

Yıllar önce evlerinde çalışan Mevsim ile yaşadıkları aşk ve bu aşkın bitiş şekli onu çok yaralamıştır. Daha sonraları öğrendiği gerçeklerse onu ailesinden uzaklaştırmıştır. Kitabın olmazsa olmaz karakteri Cemile'den bahsetmeden olmaz. Cemile Berhan'ın iş arkadaşı aynı zamanda da ilişki yaşadığı kadın. Sanırım üzüldüğüm karakterlerden biriydi Cemile. Her şeye rağmen Berhan'ın yanında yıkılmadan duruşu çok etkileyiciydi. Evli erkeklerle ya da kadınlarla ilişkileri kesinlikle onaylamıyorum yanlış anlaşılmasın :) Yıldız'ı da unutmamak lazım, iyi ki yazılmış dedirten karakterlerdendi. Onun aşkı nasıl desem fazlasıyla masumdu. Berhan'ın ailesi ve eşinden hiç bahsetmek istemiyorum. Ne kadar kötülük varsa hepsinde başroldeydiler maşallah.

"İçinde fırtınalar kopan bir adam, yakınında kimseyi istemez, Yıldız. Bırak, durulsun biraz."

Kitap Berhan Dağlıca'nın bir kalp rahatsızlığı yaşayıp hastaneye kaldırılmasıyla başlıyor. Daha sonrasında Berhan'ın tek arzusunun oğlunu görmek olduğunu bilen Cemile, Cihan'a ulaşıp haber veriyor. Cihan, İngiltere'de herkesten uzak çalıştığı işinde mutlu. Babasıyla arasında hiçbir iletişim yok ama onun ölebileceğini öğrendiğinde soluğu hastanede alıyor. Yıllar önce kopan bağ araya ölüm ihtimali girdiğinde değişmeye başlıyor.

"'Sakın!' dedim öfkeyle. 'Bu geceden sonra, uzaktan bakacaksın bana. Ben ona uzaktan bakacağım,siz de bana.'"

Tüm karakterler oldukça sağlamdı. Bu karakter gereksiz olmuş ya da bu kitap niye bu kadar uzatılmış dediğim bir bölüm olmadı. Her şey tadındaydı. Hatta sonu neden o kadar kısa kesilmiş daha devam etseydi keşke diye düşündüm. Çok anlamlı ve abartısız idi. Yazar, daima sadelikten şaşmadan yazıyor zaten. O kadar abartı kitap arasında da bu özellik aşırı hoşuma gidiyor. Yeni kitapları da heyecan içinde bekleyeceğim. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

"'Bana seni, annemi ve beni anlat' demişti. Bu Berhan için bütün bir hayat demekti. Çocukluğundan başlayacak, gençliğinden geçecek, bugüne, kırk altı yaşının sekizinci ayına kadar gelecekti. Cihan'a hiç tanımadığı bir adamı anlatacaktı. Ve sonra onun, o adamı babası olarak kabul etmesini umarak bekleyecekti."

Garnier Nem Bombası Canlandırıcı Kağıt Yüz Maskesi - Normal ve Kuru Ciltler İçin

Garnier Nem Bombası Canlandırıcı Kağıt Yüz Maskesi

Garnier'nin yoğun nem ve canlı görünüm verdiğini iddia ettiği kağıt yüz maskesi yorumu ile geldim. 1 maske 1 haftalık nemlendirici seruma eşitmiş. Benim cildim gibi yoğun neme ihtiyaç duyan bir cildiniz varsa kuru ciltlere uygun her maskeyi denediğinizi düşünüyorum. Herkes deniyor ama o doğru maskeyi bulan pek yok :( Kışın başlamasıyla ciltteki donuk görüntü beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Bunun arkası yanakların pul pul olması ve bu durum soğuklarda oldukça acı veriyor. Nem Bombası Yüz Maskesi vaatlerini yerine getiriyor mu bakalım?


Nem Bombası Canlandırıcı Kağıt Yüz Maskesi - Normal ve Kuru Ciltler İçin

Ben bu maskeyle yaz aylarında tanıştım. Cildim kış aylarında olduğu kadar kuru olmuyor yaz aylarında. Hatta yazları normal cilt tipine sahip olduğumu söylemem yanlış olmaz. Maskeyi ilk ağustos ayında yaptığım için ve o sıcaklarda maskenin verdiği serinlik çok güzel geldiği için maskeyi stoklamıştım. Mevsim kış olunca işler biraz değişti. Maske şu an bana yeterli gelmiyor maalesef. Bu yüzden başka maskelere geçiş yaptım ve kesinlikle işime yarayan bir maske buldum. Onun yazısını da birkaç denemeden sonra yazacağım. 

Garnier Nem Bombası Canlandırıcı Kağıt Yüz Maskesi - Normal ve Kuru Ciltler İçin

Nar özü, hyaluronik asit ve nemlendirici serumu bir araya getiren bu kağıt maske nasıl kullanılıyor?

Maskeyi paketten çıkarıp beyaz olan kısmı yüzümüze yerleştiriyoruz. İnanılmaz bir ferahlık veriyor. Mavi filmi çıkarıyoruz. Ve maske yüzümüzde 15 dakika bekliyor. Sürenin sonunda maskeyi çıkarıp atıyoruz ve kalıntıları el yardımıyla dağıtıyor ya da temiz bir pamukla temizliyoruz. Ben genelde elimde dağıtmayı tercih ediyorum.

Garnier Nem Bombası

Maskeyi yüzüme koyduğumda yoğun bir ferahlık dışında pek bir şey hissetmiyorum. 15 dakika boyunca işlerimi yapmaya devam ediyorum çünkü maskenin düşme ihtimali yok. Yoğun bir sıvıyla kaplı olduğu için yüze hemen tutunuyor. 15 dakika sonunda maskeyi çıkardığımda pek bir farklılık hissetmiyorum, yüzümdeki kalıntılar kuruduğunda birkaç saat boyunca hafif gerginlik hissi oluyor ve ben bu gerginlikten hoşlanmıyorum. Kuru ciltler için yeterli değil maalesef. Maskeden sonraki gün cildimin daha canlı olduğu doğru ama bu maalesef bir günle sınırlı kalıyor. Stoklarımı bitirdikten sonra tekrar almayı düşünmüyorum. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.