RSS

Scott Lynch - Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler / Kitap Yorumu (Centilmen Piçler #2)


Herkese merhaba

Merakla beklediğim bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım. İlkinden daha fazla keyif aldım okurken. İlk kitap bitince ee ikinci kitapta ne olacak bu kitapta her şey oldu demiştim ama ooo daha neler varmış neler. Kimbilir daha da neler olacak? Devam kitapları da umarım en kısa sürede çıkar.

Serinin ilk kitabı Locke Lamora'nın Yalanları yorumumu okumadıysanız TIK

Yazarın düşünce tarzını seviyorum. Betimlemeler ile zenginleştiriyor ama bunu sıkmadan yapmayı da başarıyor. Okudukça hayran kalmamak mümkün değil. Locke Lamora bir hırsız hem de fazlasıyla yetenekli bir hırsız. İlk kitabı okuyanlar eminim hatırlayacak ekip olarak olmaz denen şeyleri oldurmayı başarıyorlardı ve kitabın sonu aslında hem hüzünlü hem de şimdi ne olacak düşüncesiyle bitmişti. İkinci kitap öyle hızlı başlıyor ki ilk anda şok olmak kaçınılmaz. Bölümlerde bazen geçmiş bazen yaşanılan zaman dilimi yer alıyor. Hiçbiri birbirine karışmıyor merak etmeyin :)

Büyük kayıplar veren iki yakın dost Locke Lamora ve Jean Tannen bu kez Camorr'da değiller. Arka kapakta yazdığı gibi Camorr'un belası Camorr'suz kalıyor. Bu kitap Tal Verrar'daki maceraları anlatıyor. Locke ve Jean yeni kimlikleri ile yine büyük bir hırsızlık planlıyorlar. Şehrin en bulaşılmayacak adamlarından birinin yani Günahane isimli kumarhanenin sahibini soyma planları hazırlanıyor. Hazırlıklar yapılıyor ve plan devreye koyuluyor. Aynı zamanda ilk kitaptan fazlasıyla hatırlanan bağlıbüyücüler ikilinin peşindeler. İntikam istiyorlar. Bunca olayın içinde kalan Locke ve Jean bakalım neler yapacak?

Buradan sonrası hakkında bir şey söylemem kitabın tadını kaçırabilir. O yüzden kapaktan devam etmek istiyorum. İlk kitabın kapağına da bayılmıştım ve uyumunu sevmiştim. Bunda da aynı şey var. Yazım diline gelecek olursam az da olsa yukarıda bahsettiğim gibi fazlasıyla güzel ve akıcı. Muhteşem bir kurgu, sıkmayan betimlemeler ve azalmayan heyecan... İnsan bir kitaptan daha ne ister ki... Umarım serinin 3. kitabını da en kısa sürede okuyabiliriz. Önümüzdeki haftaya kadar ilknokta ve okuoku siparişlerimin yazıları da gelecek. Şimdilik hoşça kalın :)

Paula Weston - Sis / Kitap Yorumu (Refaim #2)


Merhaba serinin ilk kitabını Bursa Kitap Fuarı zamanı okumuştum ve bayılmıştım. 2. kitabı da dört gözle bekliyordum. Nihayet okuma fırsatı buldum. İlk kitaptan daha fazla beğendim diyebilirim. 

İlk kitap Gölgeler'i okuduktan sonra yorum yazma fırsatı bulamamıştım. Gerçi düşününce ne yazsan spoiler olabilecek bir kitaptı. Bu da yine öyle. O yüzden iki kitabı kapsayacak bir yorum yazmaya çalışacağım.

Cehennemden kaçan 200 düşmüş melek yasakları delerek dünyaya gelirler ve insanlardan çocukları olur. Bu çocuklar Refaim denen cemiyete mensup ve cehennemden kaçan 200 meleği yani kendi babalarını arıyorlar. Onları bulup Melekler Konseyine teslim edecekler. Bu yarı melek çocukların başlarında onları gerçek annelerinden tek tek toplayan Nathaniel var. Gaby, Rafa, Jude, Mya, Daniel, Ez, Taya ve daha adını hatırlayamadığım onlarca melek. Tabii ki insanlarda var :) Aksiyonun bol olduğu bir kitap. İnsanlar, iblisler, zebaniler, insanlar... 

İlk kitap Gaby'nin ikizi Jude ile geçirdiği kazanın bir yıl sonrasını ele alıyordu. Gaby hafızasını kaybetmiştir. Kendine yeni bir hayat kurmuştur. Eski hayatından habersiz bir insan gibi yaşarken karşısına Rafa çıkar ve aslında kim olduğunu öğrenir. Öğrenemediği tek şey 1 yıl önce ne olduğudur.

İlk kitap kısaca böyleydi. Fazla detaya girersem okumayı düşünenler için tadı kaçabilir. O yüzden kısa geçtim :) İkinci kitaba gelecek olursak artık Gaby kim olduğunu öğrenmiş, parçaları birleştirmeye ve acabaları netleştirmeye çalışıyor. Jason, Maggie, Rafa yine yanında ama bu kitapta yeni karakterler katılıyor. Yine sürekli aksiyon var ve yavaş yavaş sırlar çözülüyor. 

Kitabı okurken elimden bırakamadım. Kendiliğinden aktı gitti sanki. İlk kitaptan sonra yavaşlar bu kitap diye düşünmüştüm ama yanılmışım, şu an 3. kitap için daha fazla meraktayım. Çünkü Sis çok merakta bırakacak bir yerde bitti. 

Fantastik sevmeyenler bile bu seriye şans vermeli bence. Ben de ağır fantastik romanları sevmiyorum pek, okuyamıyorum. Ama bu seri kendini okutuyor. Kurgusu çok başarılı. Okurken her şey oturuyor ve gizem hep var. Bu da merakı üst düzeyde tutmaya yetiyor. Ayraç başarısından bahsetmeden geçmeyeyim. Yine çok beğendim. Gölgeler'in ayracına benziyor ama ufak farklılıklar var. Sanırım daha fazla yazmasam iyi olacak. Yoksa ne var ne yok yazacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Rachel Gibson - Her Güne Bir Öpücük / Cast


Turun son gününde cast ile buradayım. Cast benim en sevdiğim. Umarım siz de beğenirsiniz.

Stella Leon


28 yaşındaki ana karakter Stella, siyah saçları ve mavi gözleri ile dikkat çekiyor. Barmaid olarak çalışan Stella işinde çok başarılı.

Beau Junger


Sert bir adam Beau. Bir ikizi var Blake. Herkes onları karıştırıyor. Orduda deniz piyadesiyken ve sonrasında birçok tecrübe edinmiş. Gözleri çok etkileyici, yakışıklı biri.

Blake Junger


Ordudan emekli olmuş Blake sakin bir hayat yaşamayı tercih etmiş. Sıkıntılı bir dönemden geçiyor.

Sadie Hollowell


Babasının ölümünden sonra bir kız kardeşi olduğunu öğrenen Sadie'nin ilk işi kardeşini bulmak ve onunla iletişime geçmek oluyor. Vince ile nişanlı ve güzelliğiyle dikkat çekiyor.

Vince Haven


Yakışıklı bir adam olan Vince orduda görev almış ancak erken ayrılmak zorunda kalmış. Blake ile ordudan tanışıyorlar ve bu sayede Beau ile iletişime geçebiliyorlar. Nişanlısı Sadie'yi çok seviyor.

Rachel Gibson - Her Güne Bir Öpücük / Kitap Yorumu (Lovett, Texas #4)


Herkese merhaba

RKBT(Renkli Kalemler Blog Tur) bu defa sevilen yazarlardan biri olan Rachel Gibson'ın son kitabının turunu yapıyor. Tipik bir Rachel romanydı ancak sonu birden bitince biraz şok olmuş olabilirim. İnsan bir uzatır onu ne olduğunu anlamadan bitti :)

Bu kez hikayesi konu alınan ikilimiz Stella ve Beau. Stella barmaidlik yapan 28 yaşında bir kız. Evlilik dışı doğmuş bir çocuk. Anne ve anneannesi ile büyümüş. Kendi ayakları üzerinde durabiliyor ve işinde oldukça başarılı. Babası ile baba - kız ilişkisini yaşayamamış ancak kendince bunu geride bırakmayı başarmış. Babası öldükten sonra kız kardeşi Sadie, Stella'nın varlığını öğrenir ve onunla görüşmek ister. İşte tam bu noktada Stella'nın yolu 38 yaşındaki Beau ile kesişir.

Ben bu ikiliyi sevdim. Kitap akıcı olduğu için bir solukta okuyup bitirdim. Yan karakterlerin gücü yine yazarın tipik tarzına uygundu. Beau'nun ikizi Blake şu an en merak ettiğim karakter. Umarım en kısa zamanda onun kitabını da okuruz.

Kitap genel olarak gayet güzeldi. Benim için tek olumsuz nokta her şeyin hızlı ilerlemesiydi. Bu hız birçok şeyi belirsiz bırakmış. Kapak on numaraydı. Ayracı olsa çok daha iyi olurdu. Adına değinmeden geçmek istemiyorum. Orijinal isim direk çevrilse sanki isim daha güzel olurmuş. Kitabı elime aldığımda cidden her gün bir öpücük gibi bir şeyle karşılaşacağımı sanmıştım ama alakası yokmuş. Orijinal adı kitaba çok uygun.

Serinin daha önce hiçbir kitabını okumadığımı söylemek istiyorum. Birbiriyle bağlantılı kitaplar olmadığı için sorun olmuyor. Dilediğiniz herhangi birinden başlayabilirsiniz. Zaten bizde bu seriye ait 3 kitap basılmış. Fırsat bulursam diğer ikisini de okumak istiyorum. Yine yorumlarına burada yer veririm. Benim tur yorumum bu kadar. Yarın cast için uğramayı unutmayın.

Nehir Erdem - Huysuz ve Ruhsuz / Kitap Yorumu


Huysuz ve Ruhsuz, Nehir Erdem'in okuduğum 3. kitabıydı. Biraz çılgın biraz hüzünlü bir romandı. Deli Divane'den sonra bu romanda da eğleneceğimi az çok biliyordum. Çünkü Deli Divane'de Doğa ve Yağız'ın hikayesinden az da olsa bahsedilmişti. 

Korkutlar'ın şirketine mimar olarak başvuran Doğa, Yağız'ın odasına daldığında işlerin hangi noktaya geleceğinden habersizdi. Yılların çapkını Yağız, Doğa'yı tanıdıkça başka şeylerin hayalini kurmaya başlamıştı. Mutluluğu yakalamaya çalışan bu ikili için umduklarını bulmak pek kolay olmayacak. Çılgın Doğa ve Çapkın Yağız'ın hikayesini zaman zaman gülerek zaman zaman hüzünlenerek ama çok fazla sinirlenerek okuyacaksınız. Ben aynen o şekilde okudum. Doğa ve Yağız'a bazen güldüm bazen sinirlendim. Ama sanırım en çok Begüm'e kızdım. Arda'nın olduğu sahneler ise favorimdi. 

Akıcı ve oldukça eğlenceli bir kitaptı. Kapak tasarımı da oldukça güzeldi. Ayraç için bu kez çok güzeldi diyemiyorum. Şekilli hoş ayraçlara alıştırdı bizi Müptela Yayınları. Bu yüzden artık hep öyle ayraçlar arıyor gözümüz. 

Son olarak argonun yoğun kullanıldığı bir romandı. Nehir Erdem bu tarz yazıyor biliyorum ama yine de rahatsız ediyor beni okurken. Argosuz hali daha hoşuma giderdi diye düşünüyorum. Benim Huysuz ve Ruhsuz yorumum bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

NOT: Nehir Erdem'in yazarlığın yanı sıra İnadına Aşk dizisinin senaristlerinden biri olduğunu biliyor muydunuz? Eğlenceli bir yaz dizisi olan İnadına Aşk dizisini izleyenler dizide Nehir Erdem'in kitaplarından aşina olduğumuz odun erkek ve çok konuşan kızı görebilirler.

Yazarın önceki kitaplarının yorumlarını okumak için:

Çiçek Kızlar
Deli Divane