RSS

RKBT 3. Gün: Mektubunda Diyorsun ki - Jessica Brockmole / Yorum ve Çekiliş


Orijinal İsim: Letters from Skye
Yazar: Jessica Brockmole
Çevirmen: Duygu Filiz
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Sayfa: 280
Baskı Yılı: 2012

Elspeth Dunn, 24 yaşında, İskoçya'nın Skye adasında yaşayan, evli, şiir kitapları yayınlanmış bir şairdir. Sakin bir hayatı vardır. Bir gün ilk hayran mektubunu alır hem de Amerika'dan. David isimli hayranı yazdığı mektupta şiirlerin bir şekilde ona dokunduğunu yazmıştır ve böylece yıllarca sürecek mektup arkadaşlığı başlamış olur. 1. Dünya Savaşı çıktığında kocası ve erkek kardeşi savaşa katılır. Zamanla David ile aralarındaki ilişkinin boyutu değişir ve bir aşk doğar. Ancak David'te savaşa katıldığında Elspeth için hayat daha da zorlaşacaktır hele de David ile bir kez buluşmuşken.

David Graham, 21 yaşında, Amerika'da yaşayan bir üniversite öğrencisidir. Arkadaşı İngiltere'den ona bir şiir kitabı gönderir. Bu şiirler David'in hoşuna gider ve şaire mektup yazmaya karar verir. Bu mektuplaşma yıllar geçtikçe değişik bir boyut kazanacaktır ama kazançlar kadar kayıplar da olacaktır. Peki yapılan hatalar telafi edilebilir mi?

Margaret Dunn, Elspeth'in kendi bildiğini okuyan kızı. 2. Dünya Savaşı döneminde yaşayan, durduğu yerde duramayan, evlenmeye karar verdiği savaştaki Paul ile mektuplaşan bu kız ailesiyle hiç görüşmeyen annesi Elspeth'in geçmişini öğrenmeye, gizemi çözmeye çabalıyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Mektuplardan oluşan bu roman ilk anda gözümü korkutmuştu. Lise yıllarımda mektuplu bir kitap okumaya çalışıp yarıda bıraktığımdan beri mektuplu kitaplarda tedirgin olurum. Kapağı bu kadar masum duran bir kitap kötü olabilir mi diye düşündüm ve başladım okumaya. İlk andan itibaren etkisi altına aldı beni. Mektuplardan oluşsa da dili akıcı. Dönem farklılığı olduğundan ve ne olduğunu sürekli merak ettiğinizden elinizden bırakamıyorsunuz. Az çok empati kurabiliyorsunuz. Yanlış zaman, yanlış insan gibi bir durumda buluyor kendilerini ikilimiz. Her şeye rağmen iyi veya kötü zamanlarında birbirlerinin mektuplarına tutunuyorlar. Duygusal yönü ağırdı ve bu benim çok hoşuma gitti.

Romanda 2 farklı dönem mektuplarını okuyoruz. 1912-1917 yılları arası (David - Elspeth) ve 1940 (Margaret - Paul/Finlay) yılı mektuplaşmalarından oluşuyor. Elspeth - David mektuplaşmaları haricinde farklı kişilerin mektupları da yer alıyor. Margaret, annesinin geçmişinden ve Margaret'in babası hakkında konuşmayı reddetmesinden dolayı sırları olduğunun farkında. Bu sırlara ulaşmak için harekete geçmek istiyor. Bir yandan ortadan kaybolan annesinin neyin peşinden gittiğini bulmak, bir yandan da kendisiyle ilgili soru işaretlerini gidermek istiyor.

İnanın mektuplardan oluşan bir romanın yorumunu yazmak zor. Elimden geldiğince tadı kaçmayacak şekilde aktarmaya çalıştım. Bu tarzı severseniz zaten çok keyif alacaksınız ama benim gibi tereddütleriniz varsa da bir şans vermenizi öneririm. Mutlu günler :)

ARKA KAPAK

Yıllarca sürecek yazışmaları ateşleyen bir mektupla, sayfalardaki her kelimede aşkın mürekkep lekelerini bulacağınız bir macera başlıyor…


Şiirleri yayımlanmış olan yirmi dört yaşındaki genç şair Elspeth Dunn, İskoçya'nın ufak adalarından biri olan Skye'ın dışına hiç çıkmamıştı. Okyanusun diğer yakasındaki bir üniversite öğrencisi olan David Graham'dan aldığı ilk hayran mektubu onu hem utandırmış hem de sevindirmişti. İkili mektuplaşmaya devam ettikçe arkadaşlıkları yerini sıcacık bir aşka bırakacaktı. David ambulans şoförü olarak büyük bir heyecanla Batı Cephesi'ne gittiğinde Elspeth'in elinden gelen sadece beklemek ve onun sağ salim eve dönmesi için dua etmekti. 

ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway


Aşk Kanatları - Güneş Demirel / YORUM


Orijinal İsim: Aşk Kanatları
Yazar: Güneş Demirel
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Sayfa: 464
Baskı Yılı: 2014

Bade, üniversitede ilk sınıfı okurken Gizem ile yakın arkadaş olmuştur. 3 ablası olan Bade için Gizem ona ilaç gibi gelmiştir. Gizem'in abisi Kerem'de onlarla aynı okulda son sınıfı okumaktadır. Çapkınlığıyla ünlü olan Kerem kısa zamanda Bade'den hoşlanmaya başlar.

Bade'yi aşkına inandırmak için her yolu deneyen Kerem sonunda emeline ulaşır. Kerem master için 2 yıl Londra'ya gidecektir ve bu ikisi için zorlu bir sınav olacaktır. 2 yılın sonunda Kerem orda işe başlayınca yaralayıcı süreç başlar.

Kerem ile ilişkisi 8 yıl önce biten Bade, okuduğu bölümle alakası olmayan bir iş yapmaktadır. 8 yıldır Kerem'i görmemiştir ve anılar eskisi gibi canını acıtmamaktadır. Ancak Gizem'in düğünü bu ikiliyi karşı karşıya getirecektir. Bu karşılaşmanın olacağını bilmek eski kabusları açığa çıkarır, tabii ki aşkı da...

Kerem ve Bade'nin hikayesi hoştu. Yazarın okuduğum ilk kitabı bu ama sanırım doğru kitapla başlamışım :) Akıcı bir romandı. Bazı kopukluklar yaşadım okurken evet ama genelde keyifliydi. Söylemeden geçemeyeceğim, kitabın ismini ve kapağını çok beğendim. Karakterler yerindeydi, dili de ne çok sade ne çok ağdalı, okunabilirdi benim için.

ARKA KAPAK

Bazı aşklar derin izler bırakır. Çekip gitmek yetmez unutmaya.

Kerem, gözlerinin içindeki ışıltıya yakalandığı an tutulmuştu Bade'ye… Bade aşktı… Hayattı… Nefesti… Ateşe dokunmaktı… Ona bakmak bile, ateşe âşık bir pervane gibi yanmayı kabul etmek demekti.

Bade her hücresiyle âşıktı Kerem'e… Hiç kimse onun gibi ürpertemezdi yüreğini, titretemezdi benliğini. Ancak Kerem'in korkuları, Bade'nin güvensizliği, ayrılığı davet etmişti aşklarına Ama ayrılmak, aşktan vazgeçmek değildi. Aşk bitmiyor, tutku dinmiyor, yürek söz dinlemiyordu…


Bade'nin yenemediği gururu ve vazgeçemediği inadıyla savaşabilecek miydi Kerem? Bir savaş mıydı ki aşk? Mutlu olmak için, diğer yarısının peşinden koşmalı mıydı insan? Susmak yerine, haykırmalı mıydı aşkı?



İlişki Durumu Karmaşık - Rachel Gibson / YORUM


Orijinal İsim: Truly Madly Yours
Yazar: Rachel Gibson
Çevirmen: Buket Ulukut
Yayınevi: Nemesis Kitap
Sayfa: 328
Baskı Yılı: 2012

Delaney üvey babasının ölümü üzerine yıllar önce terk ettiği kasabaya geri döner. Cenaze ve miras paylaşımından sonra geri dönecektir. Ancak üvey babasının vasiyeti herşeyi değiştirir. 1 yıl o kasabada kalmak zorundadır. Bunun karşılığında 3 milyon dolar onun olacaktır. Vasiyetin bir diğer maddesi üvey babasının hiç kabul etmediği gayrimeşru oğlu Nick ile herhangi bir ilişkiye girmemesidir. Bu şart Nick için eklenmiştir. Nickin vasiyette ona kalan arazileri alması için 1 yıl Delaney'den uzak durması gerekmektedir. Ancak geçmişte yaşanamamış duygular zamanla ikisini de zorlamaya başlar. Acaba sonunda mirası alabilecekler mi? :)

Ben bu kitabı çok merakla almıştım. Genel olarak beklediğim gibi değildi. Sanırım beklentiyi yüksek tuttum. Eğlenceli olsa da bana pek hitap etmedi nedense. Akıcıydı. Rachel Gibson okumayı severim ben ama bu romanda o tadı alamadım. Yazarın diğer kitaplarıyla devam edeceğim :) Umarım bu bir istisna olarak kalır. Mutlu akşamlar :)

ARKA KAPAK

Delaney yıllar önce terk ettiği Truly'ye üvey babasının cenazesi için geri döner. Fazla kalmak gibi bir niyeti yoktur çünkü bu küçük, dedikoducu kasaba, ona hiç iyi şeyler hatırlatmamaktadır. Üvey babasının vasiyetini de dinledikten sonra kasabadan ayrılacağını zanneden Delaney'in planları, vasiyette yer alan bir madde yüzünden tamamen bozulur. Delaney üvey babasından kalan büyük mirasın payına düşen kısmını alabilmek için bir yıl Truly'de kalmak zorundadır. 

Delaney'i bekleyen bir yıllık süre, geçmişinden gelen küçük hesapları kapatmakla uğraşacağı günlere, aşka, tutkuya ve heyecana gebedir. Bir yılın sonunda onu bekleyen sürpriz ise onu büyük bir karar vermeye itecektir.

Bu deli dolu ve romantik kitabı okurken çok eğleneceksiniz.


Ismarlama Bebek - Fatih Murat Arsal / YORUM


Orijinal İsim: Ismarlama Bebek
Yazar: Fatih Murat Arsal
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Sayfa: 504
Baskı Yılı: 2014

Vildan, 21 yaşında, İzmirli ve varlıklı bir ailenin kızıdır. Hukuk öğrencisidir. Ailesinin ısrarı sonucu kendisiyle evlenmek isteyen, babasının iş yaptığı Ataman ile görüşmeye karar verir. Hakkında hiçbir şey bilmediği, evlenmeyi düşünmediği bu adama bir oyun bile hazırlar. Ama işler umduğu gibi gidecek midir orası bilinmez :)

Turgut Ataman Çeliker, 32 yaşında, yakışıklı, varlıklı bir adamdır. 3 yıl önce gördüğü Vildan'a aşık olmuştur. Ancak yaşının küçüklüğü sebebiyle beklemeye karar verir. Nihayet 3 yılın sonunda Vildan'ın babasına durumu açıklar, Vildan ile evlenmek istemektedir. Turgut, Vildan'a aşıktır evet ama bir isteği daha vardır ve şartlar gereği acil bir istektir. Bir bebek istemektedir ve bunu Vildan'dan istediğini açık şekilde ona söyler. Vildan, evlenmeyi bile düşünmezken ona bir anlaşma teklif eder.

Vildan karakteri bana göre ne yaptığını bilmeyen bir karakterdi. Ataman ise tam bir odundu. Ataman'ın yaptığı bazı hataları çabucak kabullenmesi sinirimi bozdu. Ataman'ın Vildan'ı zorladığı bölümleri geçerek değerlendirme yapacak olursam Ataman'ın aile bağları güzeldi. Keşke kendini sevdirme çabaları çok hoştu da yazabilseydim ama arkadaş sevdirmeye çalışmadı. Vildan'ın bir öyle bir böyle halleri de sinir bozucuydu.

Tüm bunların dışında Fatih Murat Arsal'ın kalemini seviyorum. Kızgın bir şekilde okusam da elimden bırakamadım, akıcıydı. Bana sorarsanız hala favori kitabım yazarın ilk okuduğum romanı olan Anlaşma. Gerçi henüz yazarın okuduğum ikinci romanı olduğunu düşünürsek favorimin değişme ihtimali de yüksek :) Şimdilik yazımı sonlandırıyorum. Herkese mutlu günler :)

ARKA KAPAK

Bir masal kahramanı kadar yakışıklıydı belki! Sıcacık bakışlarıyla, tecrübeli yürekler için bile tehlikeliydi. Aşkı hiç tanımayan vahşi bir kıza göre ise, engellenemez iradesiyle tutkulu bir zorbaydı o...

Korunaklı hayatına büyük bir cesaretle dalmıştı. Ondan çılgınca şeyler istiyordu bu uzun adam... Öncelikle kollarından kaçamayacağı gerçek bir evlilik...Ve annesine benzeyen güzel bir bebek...İsyan eden kalbini istemiyordu belki! Ama...Her an göğsünden koparıp alacak kadar da fırsatçıydı.

Zoraki de olsa evlenmeyi kabullendi... Ve ısmarlama bebeği için ona boyun eğdi. Ama delicesine ağrıyan kalbi için...sonuna kadar mücadele etmeye kararlıydı! Tüm korkusuyla aşka karşı dirense de... ne yazık ki bu tatlı despottan nefret etmek, baştan çıkarıcı öpücüklerini sevmemek kadar zordu!


İki inatçı yüreğin heyecan dolu savaşında, sizi aşk ve tutku dolu sayfalara bağımlı kılacak, kaybedenin olmadığı bir FMArsal romanı daha!



RKBT 4. Gün: Hissiz - Lemariz Müjde Albayrak / Yazar Söyleşisi ve Çekiliş


Turumuzun son gününden herkese merhaba :) Bizim için eğlenceli bir tur oldu. Kitabı artık tanıyoruz peki yazar Müjde Albayrak'ı tanıyor muyuz? Sizin için RKBT birbirinden güzel sorular hazırladı ve Müjde Hanım'ı sizinle tanıştırmak istedi. Fazla uzatmadan hemen bu sıcakkanlı yazarımız Müjde Hanım'ı tanıma aşamasına geçelim :)

RKBT: Merhaba :) Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Müjde Albayrak: Merhaba, Herşeyden önce benimle bu söyleşiyi yaptığınız için çok teşekkür ederim ve sizlerle tanışmış olmak, hakkaniyetli ve yerinde eleştirilerinizle yorumlarınızı okuyup tur boyunca paylaşmak benim için çok güzel ve değerliydi. Bu söyleşiyi tur bitiminden önce yapıyor olduğumuz için diğer arkadaşların yorum ve eleştirilerini de merak ve heyecanla bekliyor olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Ben bir çoğunun sandığının aksine maalesef ki 35 yaşındayım. Ama önemli olan kimlik yaşı değildir diyerek beni avutabilirsiniz;) tamamen açığım bu konuda… Evli ve iki çocuk annesiyim. Aynı zamanda çalışıyorum ama bu aralar daha çok çalışmaya çalışıyorum da denebilir malum çocuklardan biri henüz çok küçük. İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü ve İngiltere de Portsmounth Universitesi Siyasal Bilimler fakültesini eş zamanlı okuyarak bitirdim ve akabinde MBA yüksek lisansı yaptım. Her yeni mezun gibi ne yapacağını bilmezken önce dış ticaret ardından pazarlama alanlarında çalışıp en sonunda da ikisini birbirine katmaya karar verdim. Ne iş yapıyorsun derseniz şimdi anlayacağınız biraz ondan biraz bundan ortaya karışık ne iş olsa yaparım. Ancak hepsinden önemlisi bir anne ve eşim. Dokuz yıldır evliyim ve ailem benim için yazdığım bütün masalların temeli.

Bir çok kişinin kırmızı oyunlarından bildiği üzere kırmızı en çok sevdiğim renk. Kırmızının pek çok şeyi barındırdığına inanıyorum. Bir gelinin kuşağında masumiyetken başka bir yerde erotizm olabiliyor bam başka biyerde aşk olabiliyor. Çok yönlü benim için.

Seyahat etmeyi çok severim ki işimin bir parçası da bunu içerdiği için şanslıyım. Birde anlayacağınız üzere konuşmaya bayılıyorum. Konuşmak hayat benim için. Konuşamadığım gün ölebilirim:) İnsanları dinlemeyi onların sıkıntılarını biraz olsun hafifletip yüklerini alabilmeyi seviyorum. Kimi zaman daha şanslıysam bunu daha az şanslı biri için kullanmam gerektiğine inanırım ve bu hayatta sadece insan biriktiririm. Yaşları ve kim olduklarının iddia edildiği mühim değil. Bu hayattan giderken bir tek biriktirdiğim insanlar olacak yanımda. Sizi sıkmadan bir sonraki soruya geçiyim isterseniz ;)

RKBT: Sıkılmak mı? Kendinizi bu kadar güzel tanıttığınız için çok mutlu olduk biz :) Peki yazmaya nasıl başladınız? Sizi teşvik eden biri oldu mu?

Müjde Albayrak: Yazmayı oldum olası seviyorum. Şiirlerle başlayan yazma maceram küçük masallar ve çocuk hikayeleri ile form değiştirdi. Sonra fark ettim ki hayat zaten sıkıcı ve monoton. Binlerce dert var insanların hayatında ve ne kadar büyürsek büyüyelim özellikle de biz kadınların masallara ihtiyacı var. Belki birinin sıkıntısını kafasını yormadan beş dakika olsun o dertten uzaklaştırır ve belki de bir umut hissetmesine sebep olurum diye bu büyüklere masalları yazmaya başladım. Hissiz’i Wattpad de yazarken bir okuyucum hasta çocuğunun tedavisi boyunca okuyarak biraz olsun kafasını dağıttığını söyleyerek teşekkür etmişti. Bu benim için amacıma ulaşmış olmak demek.

Beni teşvik eden en büyük motivlerden biri Levent Erden'dir. Belki kendisinin haberi yok bile bundan:) Levent Bey reklamcılığın su götürmez devidir. Benim yüksek lisans programımda pazarlama dersime girerdi. İlk ders hepimizden boş bir kağıt çıkarmamızı istedi. Soru “Büyüyünce ne olacaksınız?” dı. Ben o kağıda yazar yazmıştım ve bir gün bir roman yazmak istediğimi söylemiştim. Yazar sayılır mıyım bilmem. Bu okuyucunun takdiridir. ‘Yazan’ diyorum kendime o yüzden ama en azından ortaya bir şey çıkardım ki bu da benim için o teşvikin güzel sonucu demektir.

RKBT: Sizi Wattpad hikayeleriniz ile tanıdık. İlk yazdığınız hikaye hangisiydi?

Müjde Albayrak: Wattpad de ilk yazdığım hikaye ‘Hissiz’. Ondan önce paylaştığım başka hikayem yok. İnternette paylaşabileceğim bir ortama daha önce güvenemedim farklı sebeplerden. Wattpad ise yasal yükümlülüklerle sadece bunun için kurulmuş bir site ve gelende bu amaçla geliyor. O yüzden bundan sonra bir aksilik olmazsa Hissiz gibi diğer hikayelerimi de yazım aşamasında düzenlemeye girmeden önce Wattpad de yayınlayarak yazmak istiyorum ki farklı sebeplerden alamayanlarda bir şekilde okuyabilme şansına erişsin. Ancak maalesef her yasal ikaza rağmen esinlenme adı altında art niyetler çıkabiliyor ki bu tip konularda fazlasıyla hassas olduğumu herkes bilir. Bu yüzden bir yanım da bir gün kızıp hikayelerimi toptan internetten kaldırmamdan korkmuyor değil.


RKBT: Nick olarak neden Lemariz'i kullanıyorsunuz? Ortaya çıkışı nasıl oldu?
 
Müjde Albayrak: Lemariz Farsça kökenli Osmanlıca bir kelime. Parlayan/parıldayan demek. Yaşım itibari biraz nuhnebi kalmış olabilirim ki internetin ilk çıktığı ve yaygınlaştığı zamanlara tanıklık ettim. O zamanlar internette ismimiz bir devlet sırrıydı. Bende o zamanlar üniversite de Osmanlı tarihi dersi alıyordum bir Osmanlıca sözlüğüm vardı. Nick olarak klişe bir şeyler uydurup sonuna birkaç rakam eklemek zorunda kalmak yerine biraz sözlük karıştırdım. Lemariz oradan çıkma ilk ve tek nickimdir. 

Wattpad de hikayelerimi yazma kararı alınca da önce ismimi vermek istemedim. Bağımsız biri olarak yazmak ve yaş, eğitim vs. sınırı olmaksızın eleştirilen biri olmaktansa yazan olmak istedim. O yüzden de bir mahlasa ihtiyacım oldu ve eski nickimi kullandım. Ama şu var ki ister istemez bir süre sonra dilimden dolayı sanırım insanlar yaşımı ve kimliğimi sorgulamaya başladı ve kısa sürede Lemariz Müjde abla oluverdim. Kitabı çıkarırken başta Lemariz’i kaldıralım dedik ama bu seferde karışıklıklar olmaya başlayınca evladiyelik nickim adımın bir parçası oldu sonunda. Sanırım yaklaşık on yedi sene evvel Allahtan düzgün bişey seçmişim ;) 

RKBT: Anlamını biz de çok beğendik. Merak ettiğimiz kadar varmış :) Peki yazmak sizin için öncelik midir?
 
Müjde Albayrak: Ben ve kız kardeşim çok kitap okuruz. Öyle ki bir çoğumuz gibi paramızın çoğu kitaplara akıyor da denebilir. Baktım iş çığırından çıktı bari yazayım sermayeden yeriz dedim:) ŞAKA :))) Yazmak eğlenmek için yaptığım ve beni rehabilite eden bir şey. Psikologlara para vermek yerine yazıyorum ;) Hem kendime ayırdığım bir vakit hem de aslında hep yaptığım bir şeyin; gözlemlemenin bir yansıması. Demiştim ya çok konuşurum ve insanları dinlerim. Birinin sıkıntısı ne diye sorarım. İyi misin diye de sorarım. Günlük yaşamımızda unutup gidiyoruz birbirimizi ama ben unutmamaya çalışırım. O yüzden de yazdıklarım her ne kadar abartı masallar olsa da benim tanıdığım, gördüğüm, dinlediğim gerçek insanlar var temellerinde. Bu onlara yalnız olmadıklarını ve birinin onları kaale aldığını onlara ifade etme biçimim bir yerde. O yüzden evet hayatımda ki pek çok şey gibi önceliğim. Örneğin aileme vakit ayırmadan kesemeyeceğim için uykumdan kesip yazarım, spor yaparken notlar alırım, çorba karıştırırken bir yandan bölüm yazmaya çalışırım (Sağ olsun akıllı telefonlar). Bu şekilde gözümden kaçan detaylar oluyor mu? Elbette oluyor ama ben mükemmel değilim ve olmak gibi bir niyetimde yok. Ben kusurlarımla erişilebilirim :) Pek çok okuyucu benim alt mesajlarımdan öğreniyor bir çok şeyi. Mesela FREZYA da Farid Farjad öğrendiler, MASKE de Beethoven’ın ilk adını ve sağır olduktan sonra beste yaptığını öğrendiler, HİSSİZ de ‘barista’ kelimesi ile tanıştılar bilmeyenler varsa. Özetle evet, hayatımın hep bir köşesinde öncelikte duruyor yazmak ve bunu yaparken eğlendiğim sürece ve eğlendirdiğim sürece sorun yok demektir.

RKBT: Roman dışında herhangi bir tür yazdınız mı? Yazmayı düşünür müsünüz?
 
Müjde Albayrak: Eskiden şiir ve küçük masalcıklar yazıyordum ama o masalcıklar şimdi sadece benim ufaklıklarım için. Şimdiden bir şey demem çok zor. İçimden geleni yazıyorum ve o zaman geldiğinde içimden ne gelirse gene onu yazıyor olacağım. Şu anda önceliğim bu seri ve beraberinde gene içime doğan yan kurgular. Seriyi bitirmeden Frezya’yı yazmaya başlamak istemiyordum mesela ama engel olamadım:) Aktı geldi… O benim biraz da Yeşilçam özlemim, o yüzden benim için özel. Belki bir gün de diyeceğim ki bu da benim Orhan Veli özlemim… Ama şimdilik elimde, içimde bunlar var. 

RKBT: Yerli ya da yabancı yazarları takip eder misiniz? Kimleri okursunuz?
 
Müjde Albayrak: Deli gibi okuyan bir okuyucuyum. Bundan gurur duysam da bir süre sonra sanırım hastalıklı bir hal alıyor. Eskiden korku romanları dahil her şeyi okurdum ama şimdi daha seçiciyim. Neden derseniz vaktim kalmıyor ve olan o az zamanı gerçekten eğleneceğim, beni germeyecek, dinlendirecek ve mutlu edecek şeylere harcamak istiyorum. Korku romanları kesinlikle listemden çıktılar çünkü sonrasında bir sure banyoya bile tek başıma gidemiyorum:)))) Son bir, iki yıldır kardeşimle yarış halinde tarihi romantik ve fantastik kategori kitaplar okuyoruz. D&R'da tarihi romantik yazan kim varsa listeye katabilirsiniz ancak pop 10 listemin başını her ne kadar Maya Bank sağlam bir şekilde yerini sarssa da Julie Garwood kimseye yar etmez. Sabrina Jeffries ve Rachel Gibson da tabi ki liste başının sıkı müdavimleri. İnkar edemeyeceklerimse her zaman Jennifer L. Armentrout, Christine Feehan, Kresley Cole, Lara Adrian, P.C. Cast, Monica McCarty, Larissa Ione ve tabi her iflah olmaz romantik kadının vazgeçilmezi: Harlequin dizileri… Yazabileceğim yüzlerce var ve böyle giderse bu soruyu geçemem ama yerli yazarlardan isim vermesem affınıza sığınarak? Kimseye unutup da haksızlık etmek istemiyorum ya da belki de şahsen tanıdığım için bir kısmını ayrıcalık yapmış gibi olmak istemiyorum. Elimden geldiğince wattpad de hikayelerimi yayınlarken kendi okuyup sevdiğim yerli yazarlardan alıntılar yaparak takipçilerimi onların dilleriyle tanıştırmaya çalışıyorum. Mesela en son Frezya da Başak Kızıltan ve Nursel Calap’ı hikaye karakterlerimin konuşmasına aldım. O kurgu olarak daha müsait olduğu için muhtemelen daha bir çok yazarımızı konuk alacağım çünkü yan karakterlerden biri olan Beste heyecanlı bir karakter ve kendini bir çoğumuz gibi kitaplarla ifade eden bir kız. 

RKBT: Hissiz'i yazmak aklınıza nasıl geldi? Bazı dönemler hepimiz hissiz olmak isteriz. Böyle bir dönemde mi yazmaya başladınız?
 
Müjde Albayrak: Aslında en çok hissettiğim bir dönemde başladım tam tersi. Yeni doğum yapmıştım ve emziriyordum. Yaşımız ve cinsel tercihlerimiz her ne olursa olsun hepimiz hissedebilmeyi isteriz. Birisiyle o özel bağları kurabilmeyi, sevildiğimizi hissetmeyi arzularız. Bir nevi bu konuda her daim açız. Kimimiz tadına bakamayacak kadar şanssızız ki Alexander onlardan biri. Aslında hissetmiyor değil. Hissediyor, hem de en büyük acıyı: sevilmemeyi hissediyor. Canı öyle yanıyor ki hissettiğini reddetmeyi seçiyor kendini koruyabilmek adına. Bir nevi ‘acı yok Rambo’ durumu. Oğlumla kurduğum bağdan ortaya çıktı sanırım Alexander. Bir insan en temel sevgiden en aciz durumunda mahrum kalırsa ne olur dedim ve Alexander doğdu. Ben hissetmeyi severim. Acıyı da diğer hisleri de hissettiğim sürece insan olabildiğime inanıyorum çünkü hepsini paylaşabildiğim bir zeminden geliyorum. O yüzden aksi ihtimalleri de görmek istedim sanırım. Mesela Heaven korkuyor. Kendi korkularının ardına saklanıyor. Ben olsam saklanmaz yüzleşirdim gibi geliyor. Alexander’ın ihtiyacı olan onu koşulsuz sevebilecek ve kabullenebilecek biriydi. O yüzden Heaven doğdu. Heaven kaybetme korkusu yaşamasa belki de Alexander’a sabretmezdi. Ama asla pasif değil lütfen yanlış anlaşılmasın:) O kabulleniyor. Burada biraz benim bakış açım var gibi. Ben de değiştiremeyeceğim şeylerle inatlaşmaktansa kabullenip yoluma devam edebilmeyi seçerim. Heaven'da isyan etmiyor, sadece sabrediyor ve kabulleniyor. Böyle etki tepkilerle doğdu Hissiz ve şekillendi. Her bir gelişmesi doğal insan tepkisine dayanıyor. Bütün bunlar aklıma nereden geldi sorusuysa sanırım ilahi bir soru cevap:) Sadece yazmak istedim ve geldi…

RKBT: Hissiz'in ortaya çıkış süreci ne kadar sürdü? Zorlayan bir roman mıydı?
 
Müjde Albayrak: Hissiz’in her şeyiyle tamamlanması hemen hemen sekiz bilemedin dokuz aya yakın bir süreydi. Aman Allahım! Şimdi farkettim doğum gibi :) Zorlamadı diyebilirim çünkü karakterler doğal tepkimelerle ilerledi ve bu buna bu tepkiyi verirdi dedikten sonra tüm iniş çıkışları da hazır olduğu için aktı. Tek zorlayan yanı çatıyı kurmam ve karakterleri oturtmamdı. Start almak zorlayıcıydı da diyebiliriz. Gidişatı belirleyip karakterleri oturtana kadar zorlandım evet. 

RKBT: Tur kitabımız Hissiz'i yazarken sizi zorlayan bir karakter ya da tıkandığınız bir bölüm oldu mu?
 
Müjde Albayrak: Evet oldu. İlk haliyle ilk on bölüm beni zorladı çünkü hikayeyi tamamladıktan sonra geri dönüp dengeyi kurmak için yeniden elden geçmem gerekti. Hikayenin kurulum aşamasıydı ve tüm kaderin belirleyicisi. Kimisi giriş yüzünden fazla erotik buluyor olabilir ama Alexander’ı tanımlayabilmek için bence çok gerekliydi. Erotizm sanılanın aksine kitapta çok fazla yer kaplayan bir şey değil. Belirli noktalara odaklanmış ve gidişatta bir şeyi desteklemek için doğum ve ölüm gibi doğal olarak yer alan bir olgu. Gene de ister istemez okuyucu’nun yaş aralığı fazla geniş olduğundan (ortalama 16-45 yaş arası ve genellikle bayan) dengeyi kurmak zordu.

Karakterlerden de en zoru Daniel çünkü en normali o ;) O bir Türk kızına aşık olacak kendi mücadelesinin içinde. Bu yüzden de onu en sona bıraktım. Serinin en son kitabı Daniel ve Yağmur’un aşkı olacak. Finali bir Türkle yapmak istedim. Kitabımız yazım aşamasındayken farklı dillere çevrilmeye başlanmıştı. Örneğin Rusya dan Rus okuyucularımız var. Türkçe bilenler diğer arkadaşlarına çevirerek okuyor. Hatta Wattpad de bir de Rusça çeviri var ama çeviren okuyucumuz ciddi bir trafik kazası geçirdiği için askıda bekliyor. O yüzden Mevlana Şekeri gibi Türk öğeler yerleştirmeye dikkat ediyorum. Bu da zorlayıcı başka bir unsur oldu. Yurtdışında geçen bir hikayeye yerli öğeleri doğal bir şekilde yerleştirmek kolay olmuyor.

RKBT: Türk öğeler bizim de dikkatimizden kaçmadı ve hoşumuza gitti :) Hissiz bir serinin ilk kitabı. Peki serinin diğer kitapları kimleri anlatacak? Biraz bilgi alsak :)
 
Müjde Albayrak: Serinin 2. Kitabı "MASKE" en çok aşık olunan karakteri konu alıyor: Adrian ve onun sevdiceği Jasmine. Adrian sanırım Alexander’ın önüne geçmeyi başaran bir yan karakterdi. Onun hikayesi biraz kışkırtıcı ve tutkulu olacak. 3. Kitap gözlemci Marcus ve buzlar kraliçesi Josephine. Onların aşkı bize yargılamamayı öğretecek. Son olarak da 4. Kitap azimli Daniel ile henüz Hissiz'de tanımadığınız ama Maske'de tanışacağınız sakar Yağmur olacak. Hep ihtiyaç duyulan biri bu defa Yağmur’a ihtiyaç duyarsa ne olur onu göreceğiz.  Bir de merakla beklenen 17 yıl sonraki Angel ve Adriano var. Çok yoğun talep var onları da yazmam için ama ben onlar adına okuyucuya küçük bir sürpriz planlıyorum. Bakalım beğenecekler mi? 

Bu seriye geçiçi olarak wattpad de "Bir Aşk Serisi" adı verdik ama esas şimdi okuyucuya soracağım. Birinci baskıyı da yayınevinin elinde tükettiğimize göre sorma zamanımız geldi:) Bu kitabı yazarken doya doya okuyucuyla etkileşim halindeydim. Amacım insanla olmak ve bu benim aracım oldu. Sağolsun herkesin öyle ya da böyle ama yorum atarak ama bir görsel hazırlayarak emeği geçti. Kimi zaman dertleştik, kimi zaman ders çalıştık birlikte:) Sonucunda bu masal bizim masalımız oldu ve ismi belirlemekte en az benim kadar onlarında hakkı var. Bu yüzden her birinden gelecek öneriye açığım ve bekliyorum.

RKBT: Biz de RKBT olarak nasıl öneriler gelecek diye merak ediyoruz :) Gelelim Hissiz'in kapağına. Hissiz'in kapağı minik papatya ayrıntısıyla tasarlanmış. Peki kapak sizce içeriği yansıtıyor mu?
 
Müjde Albayrak: Kesinlikle yansıtıyor. İnternet de yayınladığım zaman harika bir opera afişi kullanmıştım. Öyle çok özdeşleşti ki Alexander ile sırf bu yüzden başta kapağı yadırgayan çok oldu. Ama o bir opera afişiydi. Afiş olarak tasarlanmış ve doğal olarak internette göze batmıyor. Ama ele alınan bir kitap çok farklı. Afiş ve benzeri bir çalışma güzel durmayacağı gibi bir çok açıdan yarı çıplak bir adam uygun olmayacaktı. Bu kapağımızı güzel bir el tasarladı. Ne çok açık ne de kitabın özünde ki kışkırtıcılıktan yoksun. Adamın duruşu da tam olarak o umursamaz tavrı yansıtırken eklenen papatya detayı hassasiyeti vurguladı. Bir de papatya detaylarımız da zaten kitabın içinde saklı.

RKBT: Basılması kesinleşmiş başka bir roman var mı? Şahsen biz ekip olarak Maske'yi (Adrian'ı) merak ediyoruz :)
 
Müjde Albayrak: Şu anda öncelikli odağım serinin 2. Kitabı olacağı için Maske. Ancak size ayıp olmayacaksa bunu şimdilik konuşmayı ertelesek? Maske henüz tamamlanmamış bir kitap. Hakkında bir şey demek acelecilik olur. Elbette yayınevimin belirli bir takvimi var ama bunu konuşmak hem beni utandırıyor hem de henüz kitap bitmediği için panikletiyor:) Bir de iş rayına oturmadan konuşmayı doğru bulmuyorum. En azından ben her koşulda yazıyor ve yayınlıyorum. 

RKBT: Tabii ki :) Son olarak okurlarınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
 
Müjde Albayrak: Olmaz mı? :)) Bu kadar geveze biri olup bir şey söyleme fırsatı verilmişken hiç kaçırır mıyım? :) Ben hep diyorum eğlenmek için yazıyorum ve hep birlikte yorulmadan eğleniyorsak ve bir de karşılıklı bir paylaşıma girebiliyorsak işte o muhteşem demektir. Yazdığım her şeyde üzerine basarak bu bizim masalımız deme sebebim bu. Ne kadar sattığı, kaç baskı yaptığı değil bir vesile olup birbirimizi belki de anlamamızı sağlaması ve ortak bir zeminde buluşturması benim için öncelikli olan. Hayat görüşleri belki de çok farklı insanlar bu düzlemde buluşup ortak bir beğeniyi belki de eleştiriyi birlikte paylaşabiliyorsa ve buna ben vesile olabiliyorsam ne mutlu. O yüzden de arada küçük oyunlar oynuyoruz kendimizi ve çevremizi sevmeye yönelik. Güzel bir şey bulduğumuzda da biz okuyucu ve yazan birbirimizle paylaşıyoruz ki o güzelliğe değer verebilelim. Bu vesile okuyucuyla bir şey paylaşmak istiyorum izninizle: Sevgili okurlar bu bloggerlar şahane. Ben onları blog tur olarak takip ediyordum ama artık tek tek de takip edeceğim ve size de tavsiye ediyorum. Yapıcı, dürüst ve emeğe saygılılar. Malum bu devirde bu meziyetler lüks kalıyor. Bu blog turda ki her bir blogger da değere layık güzelliklerden. 

RKBT: Bizi utandırdınız :) Elimizden gelenin en iyisini yapmak için çabalıyoruz. Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz ve böyle güzel bir söyleşi olmasını sağladığınız için teşekkür ederiz :)

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway


Yağmur Sonrası - Sarah Jio / YORUM


Orjinal İsim: The Bungalow
Yazar: Sarah Jio
Yayınevi: Arkadya
Çevirmen: Duygu Parsadan
Sayfa: 347
Baskı Yılı: 2013

Yine yorumu geç kalan bir kitap :) Geç kalmış olsa da yazmak istedim. Sarah Jio'nun yazım tarzını seviyorum. Geçmiş ve gelecek arasında kurduğu kurgular hoşuma gidiyor. Şu an okumadığım tek kitabı "Son Kamelya" o da okunacak kitaplarım arasında beni bekliyor. Fazla bekletmek istemiyorum ama bakalım :)

Hemşire okulunu bitiren Anne, aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan Gerard Godfrey ile nişanlıdır. Anne hayatında bazı boşluklar olduğunu düşünmektedir ama bulamaz. En yakın arkadaşı Kitty, savaş çalışmalarına yardımcı olmak için Güney Pasifik'e gitmeye karar vermiştir. Bunu öğrenen Anne, Kitty ile oraya gitmeye karar verir. Düğününe haftalar kala verdiği karara rağmen nişanlısı onu bekleyeceğini söyler.

Bora Bora Adasına vardıklarında adanın güzelliğine hayran kalırlar. Bu adada yaşayacaklarından habersiz heyecanla çalışmaya başlarlar. Anne orada askerlerden biri olan Westry Green ile zamanla yakınlaşır. Kışlaya fazla uzak olmayan bir yerde bir bungalov keşfederler ve burdaki kaçamak görüşmelerinde görmemeleri gereken bir olayı görürler. Ve yıllar sonra Anne'ye gelen mektup onu geçmişe, gençlik yıllarının anılarına götürür. 

Kitabın akıcı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Okumak için 3 neden söyle deseler; sarı amber, bungalov ve aşkın gücü derdim :D Okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacak :)

ARKA KAPAK:

II. Dünya Savaşının tam ortasında yaşanan yasak aşk ve işlenen korkunç bir cinayet...

Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır... Ya yoksa?

Anne Calloway ne kadar çabalasa da yetmiş yıldır peşinden gelen anıları bir türlü aklından silemiyordur. Bora Bora Adasından adına gelen gizemli bir mektup ise adeta kapanan yarasını yeniden açar.

1942 yazında, II. Dünya Savaşının en hararetli zamanında Bora Bora Adasında görev almak için orduya hemşire olarak katılan Anne, genç, güzel ve nişanlı bir kadındır. Ancak orada hiç hesap etmediği bir durumla karşılaşır. Aşk… Kalbini tutkuyla dolduran, yakışıklı asker Westry Greene karşı koyamaz. Kısa sürede aşkları, adadaki amber çiçekleri gibi filizlenirken, sazdan çatısı olan bir bungalovun altında gizli bir dünyayı paylaşırlar. Ta ki bir gece tüyler ürperten bir cinayete şahit olana kadar... Savaş rüzgârıyla ayrı yerlere savrulan çift, bir daha asla bir araya gelemez. Peki Anne, onca sene sonra çıkagelen bu mektubun izinden gidip taşıdığı vicdan azabını sonlandırabilecek midir?

Ya siz, araya zaman, mekân, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden gitmeye cesaret edebilir misiniz?
Mart Menekşeleri ile gönüllere taht kuran Sarah Jiodan muhteşem bir başyapıt... Yağmur Sonrası ile tutkunun zaman tanımayan öyküsünü okurken, gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.

"II. Dünya Savaşında Pasifikin tam ortasında kalan, yürek burkan muhteşem bir aşk hikâyesi."
Kristin Hannah


Son Alışverişler #2

Sonbaharı karşılamak amaçlı bazı alışverişler yaptım. İndirimleri değerlendirmeden olmazdı tabii.


Gratis alışverişim kısa ve özdü. Aslında tüm alışverişleri ihtiyacım olanları alarak yapmaya çalıştım ama arada kaçaklar oldu :)


Minik Watsons alışverişim ihtiyaca yönelikti. Tamam ihtiyaç değildi :) Kışa hazırlık diyebilirim. Balm stokladım.


Madame Coco ihtiyaç dışıydı evet ama indirimi kaçırmak istemedim ve hoşuma giden 2 ürünle sınırlandırdım. Bir de tepsi var ama konsept dışı diye onu paylaşmıyorum.


D&R indirimleri beni batırmaya devam etti. 5 tl kampanyasının ardından başlayan 9.90 tl kampanyasında da yine alacak kitaplar buldum :) Kütüphaneyi bir görseniz artık kitapları almıyor ama ben hala alışverişe devam. En azından okuyorum diye avutuyorum kendimi :)


Bim'in geleneksel kırtasiye şenliğinden de birkaç parça aldım.


Özdilek'te de hoşuma giden bu askıyı aldım. Pembe olması sebebiyle dikkatimi çekti kendisi. 2'li askı fiyatı 14.90 gibi bir şeydi sanırım.


Avon alışverişi unutmak olmaz :) Bu göz kalemlerini seri mi yapıyorum nedir hiç dayanamıyorum yeni renkler görünce. Ultra Colour Bold rujdan almasam olmazdı. Ben tercihimi Extreme Mauve renginden yana kullandım.. Tam sonbahar rengi.


Gratis'in bayram indirimini alınan The Balm Down Boy allık ve Essence 3D göz farı ile atlattık. Göz farını çantama atmıştım. Eve gelene kadar kırılmış. Yakın zamanda kendisine bir presleme çalışması yapacağım.


Son olarak Bim'de gördüğüm dayanamayarak aldığım birkaç parça ürün :) Mevsim alerjisi olan biri olarak zamansız tıkanıklıklar için aldığım bu burun plasteri işe yaradı gibi. Diğerlerini kullandıkça yazarım diye düşünüyorum.