On Küçük Zenci - Agatha Christie / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

İlk kez Agatha Christie kitabı okudum ve bunu yazmadan geçmek istemedim. Yaklaşık bir yıl önce On Küçük Zenci'yi almıştım ancak nedense elim bir türlü gitmemişti. Pek polisiye kitap insanı değilim, elimin bu kitaba gitmemesine biraz bu sebep olmuş olabilir. Çevremde deli gibi Agatha Christie okuyan arkadaşlarım var ve yazarı öve öve bitiremiyorlardı. Bir kitabıyla başla, zaten bir daha bırakamayacaksın diyorlardı. Açıkçası bunun biraz abartı olduğunu düşünüyordum. Gelin görün ki cidden çok iyiydi, hiç abartı yokmuş.

On Küçük Zenci ile ilgili söyleyebileceğim ilk şey kurgusunun ne kadar muhteşem olduğu olur. Kitap bitmesin diye az az okumak istedim ama nasıl ilerleyecek diye merak ettiğimden kitabı elimden bırakamadım. İlk başlarda karakter fazlalığı beni yordu. Sürekli kitabın başında yer alan karakter listesinden kim kimdi diye bakıp durdum ama kitabın ortalarında artık her şeye hakim olduğum için iyice keyfine varmaya başladım.

Spoi vermemek için konudan çok bahsetmeyeceğim ancak kısa da olsa bir şeyler yazmak istiyorum. Birbirini tanımayan 10 kişi, tanıdıkları kişiler aracılığıyla çeşitli mektuplar alırlar. Bu kişiler Zenci Adası'na davet edilmektedir. Herkesin gitmek için kendince bir sebebi vardır ve en nihayetinde on kişi adada buluşur. Bu adada tek bir ev vardır ve ev sahibi gecikeceğini bildirmiştir. Konuklar odalarına yerleşir ancak hiç kimse ne olduğunu anlamadan konuklar farklı sebeplerle tek tek ölmeye başlar. Gizemli olayların etkisiyle korkan konuklar adadan çıkmanın yollarını aramaya başlar. 

Geride kalan kişilerin akıbetlerini tabii ki yazmayacağım :) Asıl olaylar burdan sonra başlıyor. Polisiye sevmeseniz bile bir şans verin. Agatha Christie'nin insanlara polisiye kitapları da gayet güzel sevdireceğini söyleyebilirim :) Şahsen ben bu kitabı bitirir bitirmez Agatha Christie'nin 4 kitabını daha sipariş ettim. Benim gibi önyargıyla yaklaşanlara bir kitap alıp başlamalarını öneririm. Başka yorumlarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

İyi Geceler Tweetaşkım - Teresa Medeiros / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Teresa Medeiros'un daha önce Güllerin Fısıltısı kitabını okumuş ve beğenmiştim. Güllerin Fısıltısı tarihi aşk romanıydı. Yazar bu kitapla çok daha başka bir türe geçiş yapmış. Fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim maalesef. Çılgın bir konusu ve eğlenceli bir dili olmasına rağmen bir türlü sevemedim. Bu durumu kitapta sürekli tweet okumaya bağlıyorum. Akıcı bir roman olsa da sanırım ben bu türden pek hoşlanmıyorum.


Kitabın ilk yarısı biraz durgundu. İkinci yarıda olaylar hızlandı. Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse, Abby Donovan, bir yazardır. İlk kitabıyla büyük beğeni kazanmış, Pulitzer'i ise kıl payı kaçırmıştır. Aradan geçen yıllar Abby için pek verimli geçmemiştir. İkinci kitabını yazarken tıkanmış, teslim tarihini sürekli ertelemeye de devam etmiştir. Her şeyden elini eteğini çeken Abby'nin temsilcisi Abby'nin adına bir twitter hesabı açar ve hesabında aktif olmasını ister. Twitterda İngiliz edebiyatı profesörü Mark Baynard ile tanışır. Esprili bir dille yazışmaya başlarlar. Birbirlerini hiç görmemiş ve yeni tanışan iki kişi twitterda ne kadar yakınlaşabilir? İşte bu sorunun cevabını kitapta okuyoruz :)

Mark'ın sırrı ortaya çıktığında olayların daha farklı ilerleyeceğini düşünmüştüm. Her şey o kadar hızlı işlenmiş ki sanki üstten geçip gidilmiş gibiydi. Biraz detay okuyabilseydik bence bu roman bende çok daha fazla yer edebilirdi. Kitabın en sevdiğim yönüyse tweetleşmelerdeki film, dizilerden alınan kısımlardı. Çok düşünülmüş oldukları belliydi. Hatta yazar bunlarla nasıl başa çıkmış hiç bilmiyorum. Benim İyi Geceler Tweetaşkım yorumum burada sona eriyor. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Engin Akyürek - Sessizlik Kitap Yorumu ve Alıntılar


Herkese merhaba

Dizileri, filmleri, duruşu ve daha birçok özelliğiyle ön plana çıkan Engin Akyürek'in kitap haberini aldığımda çok sevinmiştim. Yıllardır duruşundan hiç ödün vermeden yaşaması hep hoşuma gitmiştir. Dizi ve filmlerdeki başarısını da tartışmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Yer aldığı her projede duyguyu izleyenlere yansıtmayı fazlasıyla başarıyor. Daha paragraflar dolusu yazabilirim ama konu kitap olduğu için kısa kesiyorum :D

 Kitaplıkta duran ve okunmayı bekleyen belki 100 den fazla kitap var ama elim sürekli en çok okumak istediklerime gidiyor. Sessizlik için de böyle oldu. Kitap Ağacı Bursa yeni yıl çekilişinde Duygu'nun benim için hazırladığı pakette Sessizlik kitabı da vardı. Fazla bekletmeden okumak istediğim için ocak ayı okuma listeme ekledim.




Her gün bir öykü okurum, çabuk bitmez diye düşünmüştüm ancak umduğum gibi gitmedi. Kitabı elime alınca bazı günler birkaç öykü okudum. Sanırım bitirmeden yaklaşık 1 hafta kadar dayanabildim. Sonuç olarak her güzel şey gibi bitti. Sessizlik, 21 kısa öyküden oluşuyor. Engin Akyürek, Ankaralı olduğu için öykülerinde bol bol Ankara'ya yer vermiş. Mahalle kültürü de aynı şekilde öykülerde yerini almış. Bütün öykülerde o samimiyeti görebiliyorsunuz. Özellikle 80'li yıllarda çocuk olanlar için bu öykülerin bir başka güzel olacağını düşünüyorum. 

Ben pek öykü insanı sayılmam. Kurgusu olan çeşitli türde roman okumayı daha çok tercih ederim ama Engin Akyürek, 4-5 sayfaya sığdırdığı o kısacık öykülerde o kadar etkileyici şeyler yazmış ki öyküleri bitirince üzerine bol bol düşünmem gerekti. Son olarak kitabın telif gelirleri Engin Akyürek tarafından Darüşşafaka Cemiyetine bağışlanacakmış. Hem böyle güzel öyküler okuyup hem birilerine destek olmak paha biçilemez. Bu güzel davranışı sebebiyle Engin'i beş on kat daha çok sevmiş olabilirim. O zaman ne yapıyoruz? Engin Akyürek'in yeni filmi Bir Aşk İki Hayat'ı izlemeyi unutmuyoruz. Filmin vizyon tarihi 15 Şubat 2019 :) Yazının bitiminden itibaren alıntıları okuyabilirsiniz. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.





Yeni Umutlarla Hoşgeldin 2019


Herkese merhaba

Bu yazıyı 2019'un ilk günü yazmayı düşünmüştüm ama hayat ne zaman istediğimiz gibi ilerliyor değil mi? :D Bu yılki hedeflerimden biri de sakin yaşamak. Sürekli o yapılacak koştur, bunu yazmam lazım otur yaz vb. şeyler beni son yıllarda fazlasıyla yordu. Özellikle en yorucu olansa KPSS süreciydi. Bilen bilir bir kez başladın mı hedef tamamlanana kadar bırakılmaz ve yıllar geçtikçe de bir bakarsınız kendinizden geçmişsiniz. Yıllar geçtikçe belirlediğiniz hedeften ne kadar uzak olduğunuzu görmekse çok daha yıkıcı. Bu süreçten nasibini almış biri olarak hedeflerimden asla vazgeçmedim ama beni daha fazla tüketmesine de izin vermeyeceğim.

2019'da başarmak istediğim şeylerden biri de minimal yaşam. Kendimi tanıdığım için olması gerektiği gibi yapamayacağımı biliyorum ama yine de elimdeki fazlalıkları çıkarmakla işe başladım.Elimdeki şeyler tükenmeden yenisini almamak da buna dahil. Az eşya çok huzur getirecekmiş hissim nelere yol açacak göreceğiz :)


Bir diğer hedef okunacak yüzlerce kitabı bitirmeden yeni kitap almamak. Bunu yapmam çok zor ama mümkün olduğunca okumak için kütüphanemdeki kitaplara yöneleceğim. Yıllardır öyle şuursuzca kitap almışım ki şu an elime aldığım kitaba bakarak bunu niye almışım diyorum. Okuduklarımın bazılarını ve hiç ilgimi çekmeyen okumadığım kitapları letgo, zebramo gibi birkaç siteden satıyorum.

Yine elimde bulunan yüzlerce makyaj malzemesini de aynı şekilde elden çıkaracağım. Hiç kullanmadığım onlarca şey kenarda bekliyor ve bunun kimseye faydası yok. Şu aralar sık makyaj yapmadığım için tüketme konusunda çok zorlanıyorum. Nemlendiricilerim ve maskelerim bana yetiyor :)

2018'de bıraktığım spora geri dönmek de planlarım arasında yer alıyor. Sağlıklı beslenmeyle destekleyeceğim spordan güzel geri dönüş alacağımı düşünüyorum. Spor salonundan hevesini almış biri olarak bu kez kendi imkanlarımla spor yapmayı planlıyorum. Sonuçta istedikten sonra başarılmayacak hiçbir şey yok. Her gün olmasa bile haftada 3-4 gün birer saat spora ayırmak inanın çok fazla fark ediyor.

Benim herkese yardım etmek gibi bir huyum var maalesef. Ve son birkaç yıl o kadar nankör insan gördüm ki artık hiçbir şeye şaşırabileceğimi sanmıyorum. Bundan sonraki yıllarda hak eden herkese elimden gelen tüm yardımı yapmaya devam edeceğim. Ama beni yoran, negatifliğe yöneltmeye çalışan kişiler artık hayatımda yer alamayacak. Bu açıdan da bir temizlik olacak :)

Sanırım 2018'de öğrendiklerimden biri de hayatımda güvenebileceğim, her şeyimi paylaşabileceğim az sayıda insanın olmasının benim için yeterli olduğu. Yapmacık hareketlerden, sahte insanlardan öyle bıktım ki artık o tarz kişilerle arama mesafe koyuyorum. Belli bir yaştan sonra her şeyi daha net görebiliyor insan. Hassas ve her şeyi kafaya takıp üzülen biriyseniz emin olun kazık yedikçe her şey netleşecek. Şimdi geçmişi düşünüp gülüyorum :)

Benim 2018'in sonlarında yapabilmeyi başardığım ve en hoşuma giden şeyse kendime zaman ayırmak oldu. Herhangi bir işte çalışmadığım halde beynim sürekli yorgun oluyordu. Bunun asıl sebebi sürekli bir şeyler düşünmem olabilir belki ama bence asıl sebep bir şeylerin peşine düşüp kendimi unutmamdı. Artık canım ne isterse kendime o şeyi yapmak için izin veriyorum. 2 yıl sonra bugün (yazıyı paylaştığımda dün olmuş olacak) Bursa'da kar yağdı. Bursa deyince aklınıza Uludağ geliyor biliyorum ama Bursa'nın tamamı o şekilde değil. Ova tarafındaysanız kar yağışı sık olmuyor. Tam 2 yılın ardından bugün lapa lapa yağan karı görünce kalınca giyindim yürüyüşe çıktım. Bu durum bana mutlu olmanın o kadar zor olmadığını hatırlattı. Ufak tefek şeyler bizi mutlu edebiliyor. Evet herkes hayatta zorluklar çekiyor, herkesin farklı dertleri var ama bu kendimizi unutacağımız anlamına gelmez. Bu yıl kendimiz için de bir şeyler yapmayı unutmayalım.

Yazıya devam edersem uzadıkça uzayacak. O yüzden burada noktalayacağım. Eğlenceli bir şarkıyla bitirelim, yeni yılımız hep neşeli geçsin :D

NOT: Britney Spears ilk çıktığında küçüktüm ama bu şarkısını çok severdim. Birkaç ay önce şarkının 20. yıl kutlamaları oldu. Böyle bir nostalji olsun.