El Kremi Deneyimlerim ve Önerilerim


Kış resmen geldi. E kış aylarının olmazsa olmaz ürünlerinden biri de el kremi değil mi? Ben de bu düşünceden yola çıkarak elimdeki tüm kremleri kullanarak, bu deneyimleri paylaşmak istedim. Umarım işinize yarayan bir yazı olur :)





İlk önce Lano Krem'den bahsetmek istiyorum. Kuzenim eczanelerle çalışırken bir eczanenin denemesi için verdiği kremi bana vermişti. Ben uzun bir süre açıp denememiştim. Yaz sonu açıp kullanmaya başladığımda da bitmesini istemedim. Çünkü ne kadar aradıysam da bu krem şu an piyasada yok. 30 ml. lik bir numune bendeki ürün. Bulsam tam boyunu alacağım da dediğim gibi araştırmalarım henüz sonuç vermedi. Bilen, gören varsa hayrına bana yazıversin :) Bu kremi çok seviyorum. Çok ürün kullanmaya gerek kalmadan gereken bakımı yapıyor ve yağlı bir yapısı yok. Eller çabucak emiyor kremi ve özellikle geceleri yatmadan sürdüğümde sabah ellerim yumuşacık oluyor. Kokusu çok muhteşem değil ama idare ediyor. Bir yerde denk gelirseniz alın, kesinlikle tavsiye ederim.





Parabensiz Yves Rocher Leke Karşıtı El Kremini ilk denememde pek sevemedim. Annemin el kremi zaten bu kendisi severek kullanıyor :) Yazıda yer alması için birkaç kez farklı zamanlarda denedim. Az ürün yeterli olmuyor ve kıvamı Lano'ya göre sert. Çok hoş bir kokusu var. İlk anda yağlı bir yapısı olduğunu söylemem gerek. Sürünce hemen emilmeyen krem sevmiyorum ben. Yves Rocher el kremini de bu yüzden sevemedim sanırım. Leke sorunum olmadığı için de kullanmayı tercih etmiyorum.





I love Çilek ve Milkshake El Kremi, kokusu açısından muhteşem. Yağlı bir his bırakmasa sürekli kullanacağım el kremi olurdu kendisi ama o elimde kalan yağlı histen hoşlanmadığım için geçen kıştan beri bu kremi bitiremedim. Aralık ayında bitirilecek ürünler arasında yer alıyor.





Bebak Nemlendirici El ve Vücut Kremini daha önce de kullanmıştım. Bu minik krem hatırlayamadığım bir yerden hediye gelmişti. Çok hoş bir kokusu var ve bu minik hali tam çantaya atmalık. Bir hafta kadar idare eder diye düşünüyorum. Yoğun bir yapısı var. Sürdükten sonra eller kadife gibi oluyor. Çok severek kullanıyorum. Cilt tarafından çabuk emiliyor. Kullanmaya devam edebileceğim bir ürün.





Oriflame You Dazzle El Kremi, uzun zamandır kenarda durdu. Daha sonra kullanmaya başladım. Artık bitirmek üzereyim. Hafif bir kokusu var. Hiç rahatsız etmiyor. Kıvamı koyu değil, tam sevdiğim gibi çabuk sürülüyor ve cilt tarafından hemen emiliyor. İçeriği maalesef temiz değil ama fiyatına göre uygun olduğunu düşünüyorum.





Seranem Nemlendirici El Bakım Kremi, benim için bir numaralı el kremi. Yıllardır onlarca el kremi denedim ama Seranem kadar hiçbir el kreminden memnun kalmadım. Kıvamı biraz koyu olmasına rağmen favori el kremimdir. Yıllardır denediğim onlarca el kremi içinde açık ara önde olan kremdir kendisi. Bir kez kullanınca diğer kremleri pek gözü tutmuyor insanın. Ben de mutlaka evde bulunduruyorum.





Farmasi Shea Yağı ve E Vitaminli El Kremi, akışkan yapısını sevdim. Miktar olarak biraz fazla sıkmak gerekiyor. Çok hafif ve hoş bir kokusu var. Yine de tercih edeceğim bir el kremi değil.



Lollia Shea Yağlı El Kremi, bana Lila Kutu tarafından çok uzun zaman önce gönderilmişti. Bu yazı için onu da denemem gerektiğini düşünüp kullanmaya başladım ve cidden çok iyi buldum. Ancak gelin görün ki almak istediğimde marka ürünlerinin artık Lila Kutu'da satışta olmadığını gördüm. Biraz araştırdığımda online olarak Türkiye'den alamayacağımı anladım. Şu an satış yapan herhangi bir site yok. Firma battı mı  ne oldu bilemiyorum. Ama cidden iyi krem. Kokusu çok güzel ve elde hiç ağırlık yapmıyor. Anında emiliyor. Elleri yumuşacık yapıyor. Bir el kreminden beklediğim her şey var.





Avon'dan aldığım bu Fas Argan Yağı İçeren Yenileyici El Kremi, boy olarak çok minik. 30 ml krem için fiyatı da Avon açısından düşünürsek pahalı ama kesinlikle değer. Avon'dan şu ana kadar kullandığım en iyi el kremi diyebilirim. Stokladığım ürünlerden biri oldu bile. Kalabalık bir ortamda sürdüğümde sürekli bu hoş koku nereden geliyor tepkileri alıyorum. Muhteşem bir kokusu var. Kıvamı koyu olsa da çabuk emiliyor ve yağlı bir his bırakmıyor.

Bu el kremleriyle ilgili bir sıralama yapacak olsam sanırım şöyle olurdu;

1. Seranem
2. Lano
3. Lollia
4. Avon
5. Bebak
6. Yves Rocher
7. Oriflame
8. Farmasi
9. I Love

2017'ye veda ederken çok söyleyecek bir şeyim yok. Yine güzellikler kadar kötü şeylerin de olduğu bir yıl oldu. Önceki yıllardan pek farkı yoktu benim açımdan :) Umuyorum 2018 hepimize güzel günler gösterir. Hayallerimizin birer birer gerçekleştiği bir yıl olur. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Huncalife Kasım Ayı Alışverişim


Bir süredir bu firmanın "At Kestanesi Masaj Jeli'ni" ailecek severek kullanıyoruz. Yorgun bacaklara ve vücut ağrılarına çok iyi geliyor.


Bu ürünün yazısını ayrıca yazmayı düşünüyorum. Kesinlikle işe yarayan bir ürün. Her ne kadar etkisi anlık olsa da aşırı yorgunluktan uykuya dalamadığınız gecelerde kurtarıcı oluyor. Bu jeli indirimdeyken 2 tane alıp stokladım. Fazlaca tüketiyoruz çünkü :) Tane fiyatı 26.50 tl idi.


Aynı sefa kremi aklımda olanlardan biriydi. Birçok yerde ürünün çok güzel olduğunu okumuştum. O yüzden de alıp denemek istedim. 200 ml.lik olanı alana 30 ml.lik krem 1 tl idi. Bu fırsattan faydalanmış oldum. 200 ml. krem 36.90 tl idi.


Kiraz çiçeği kolonyası da hoş bir hediye oldu. 30 ml.lik bir kolonya. Tam çantaya atmalık. Kokusuna bayıldım. Hafif bir kokusu var ve alerjimi tetiklememesi de benim için çok önemli. Büyük boyunu almayı düşünebilirim. Daha önce mandalina kolonyasını denemiş ama kiraz çiçeği kolonyası kadar beğenmemiştim.

Kasım ayında Huncalife'tan yaptığım alışveriş bu kadardı. Ben bu 5 ürüne 70 tl ödedim. Aynı sefa kreminden umarım memnun kalırım. Etkili olursa almaya devam edeceğim. Aynı sefa kremini de, at kestanesi masaj jelini de en kısa zamanda yorumlamaya çalışacağım. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Kara Kurt - J. A. Redmerski / Kitap Yorumu (Katiller Çetesi #5)


Katiller Çetesi heyecan içinde devam ediyor. Serinin 5. kitabı da bitti. Önceki 4 kitaba göre temposu daha düşüktü ve Niklas'la ilgili yine çok fazla şey öğrenemedik. Hep bir gizem var. Sonunda netleşen şeyler olur demiştim ama önümüzdeki kitaplara bakacağız artık. Açıkçası Kara Kurt'ta Niklas'ı daha iyi tanımayı ve düşündüğüm bazı şeylerin doğruluğunun ya da yanlışlığının ortaya çıkmasını bekliyordum. O açıdan biraz hayal kırıklığı oldu.

"Onu daha önce hiç böyle görmemiştim; ama siyah takım elbisesi, sıkıca bağladığı kravatı, ayakkabıları, elindeki evrak çantası ve bir omzuna attığı kıyafet çantasıyla uçağa doğru yürüyen Niklas, benliğimin müthiş bir rahatlık hissiyle dolmasına neden olmuştu."

Serinin nasıl devam edeceğini o kadar merak ediyorum ki orijinal halini okumamak için zor tutuyorum kendimi. Bu yazarı ve özellikle bu seriyi bir ayrı seviyorum. Ne yazsa okuyacağım yazarlardan biri J. A. Redmerski. Tempo her ne kadar önceki kitaplardan düşük olsa da son zamanlarda okuduğum onlarca kitaptan çok daha iyiydi. Konuya geçmeden kısaca uyarayım. Uzun bir yazı olabilir :)

"Belki de içgüdüsel olarak ona baktım, çünkü Izzy'nin vakti zamanında Javier'in favorisi olduğunu biliyordum. Izzy bunun üzerine şarap kadehini kaldırıp dudaklarına götürdü. Kısa bir an da olsa kasıldığını anladım."

Serinin önceki kitaplarını okuyanlar bilir. Serinin ilk 2 kitabı Sarai üzerinden gidiyordu. Sarai ve Victor'un hikayesini yoğun bir şekilde anlatıyordu. 3. kitap merakla beklenen Fredrik'i anlatıyordu ve okurken nedense çok üzülmüştüm. Dördüncü kitaptaysa hiç beklemediğim şekilde Nora karakteri devreye girdi ve tüm karakterlerin en derin sırlarını öğrenmemizi sağladı. Haliyle artık Niklas'ın vakti gelmişti. Kötülük Tohumlarında Victor'un en derin sırrını öğrenen Niklas, abisinden ve Victor'un Birliğinden uzaklamıştı. Kitabın başında Niklas'ın çocukluk günlerinden ve Birlik'e nasıl dahil olduğundan bahsediliyordu. İlk bölümde, sürekli oraya uygun olmadığını hisseden ve kaçmayı kafaya koyan Niklas'ın kalmaya nasıl karar verdiğini anlatıyordu. Bu bölüm biraz üzse de olaylar netleşmeye başlamıştı.

"Francesca, 'Bana kimseyi sevmediğini söylemiştin,' dedi ve ferahlık bir dalga gibi üzerimden geçti. Sadece kısa bir süre Izabel'e bakıp güldü. 'Hislerin bu kız için çok derin. Az evvelki öpücük kişiliğine bir ihanetti.' "

Bölümler günümüzü anlatmaya başladığında ise kendini çevreden izole etmiş, kiraladığı odada yaşayan ve bardan çıkmayan bir Niklas ile karşılaşıyorduk. İtalya'daki göreve gitmek isteyen Izabel'in görevi, o görev için Niklas'ı ikna etmekti. Victor, Izabel'i o şartla göreve gönderecekti. Yanlarında gelecek olan Nora ise göreve en baştan hazırdı. Görevleri belliydi. İtalya'da genelev işleten ve çok zengin bir kadın olan Francesca Moretti'yi kaçırmak ama bir sorun vardı ki hiç kimse Moretti'nin kim olduğunu bilmiyordu. Çünkü kadın ona kimse yaklaşamasın diye ona benzeyen insanları yem olarak kullanıyordu. Bu zorlu görevde Niklas, kendine kız almaya giden zengin bir adam, Izabel onun gözdesi ve Nora'da kölesi olacaktı.

"Şimdiye kadar yaptığım ve kendimi asla affedemeyeceğim en kötü şey Sarai'ı vurmaktı. Onu kardeşim için vurmak... Bu benim hatamdı ve benden başka hiç kimse yaptıklarım için suçlanamazdı. Fakat yine de Victor'dan kendimden nefret ettiğim kadar nefret ediyordum. Peki, bu kadar şeyi ne için yapmıştım?"

Konu asıl burdan sonra başlıyor. Niklas'ın bocalamaları, Izabel'in kendine hakim olma çabaları, Nora'nın soğukkanlılığı hepsi kitabı okunmaya değer kılıyordu. Nora'yı hala sevemedim. Önceki kitapta da sevememiştim. Çeteye katıldığı halde hala ondan bir aksiyon bekliyorum. İçimde herkese ters köşe yapacağına dair bir his var. Güven vermiyor. Kitap öyle bir yerde bitti ki daha fazla merak etmeyeyim diye sonraki kitabın konusuna bile bakmadım yoksa dayanamayıp okuyacağım. Umarım yayınevi 6. kitabı da hemen yayınlar. Spoiler vermek istemediğim için yorumumu burada bitiriyorum. Bir şey söyleyeceğim de henüz okumayanların okuma keyfini kaçıracağım diye ödüm kopuyor. Henüz yazarla tanışmadıysanız mutlaka bu seriyi edinin. Pişman olmazsınız. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Serinin önceki kitaplarının yorumları için tıklayın.