pierce brown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pierce brown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sabah Yıldızı - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #3)


İkinci kitabın mükemmelliğinden bol bol bahsetmiştim. O yüzden direk Sabah Yıldızı'nı yazmak istiyorum. Kitabın başı nasıl desem çok üzücüydü. Aydınlığa çıkacağını elbette biliyordum ama yine de insan beklemiyor böyle bir şey.

İkinci kitabın o muhteşem sonundan sonra bu kitapta olaylar yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. Darrow, Çakal'ın elinden kurtarılıyor ama ne kurtarılma. Aksiyon zirve bu kısımlarda. Çakal'ın Darrow'a bir yıl boyunca yaptıkları, Darrow'u o hallerde görmek, eminim seriyi okuyan herkesi üzmüştür ama sonuç olarak Oğullar yine ayağa kalkmayı başarıyor. Hem de eskisinden sağlam bir şekilde kalkıyorlar. Uluyanlarını Ares'in Oğulları'na katan Sevro, bir Obsidiyen olan Ragnar, hiç beklenmediği anda ortaya çıkan Kısrak ve Telemanus'lar, Uluyanlara katılan Victra ve Holiday gibi karakterleri bol bol görüyoruz. Hepsi de İsyan'da önemli işler başarıyor. Önceki kitaplarda olduğu gibi sınanan dostluklar görüyoruz. 

Ares'in ölümünden sonra Oğullar'ı bir arada tutma çalışmaları sürüyor. Sevro, Ares'in yerine geçiyor ama hiçbir şey istediği gibi gitmiyor. Darrow, gücünü toplayıp kendine geldiğinde ortaya çıkan çift başlılık, sistemde değişikliğe neden oluyor. Planlanan harekatlar başarıya ulaşırken hedeflerden biri olan ve ekonomiyi elinde tutan Cıva hiç beklemedikleri biri çıkıyor. Olayların akışını değiştiren bu detay İsyan açısından güzel sonuçlar doğmasına yol açıyor. Planların yönünü değiştiren ve daha büyük hedefleri gözüne kestiren Darrow, İsyan'ın yüzü ve sesi oluyor. Darrow'un öldüğünü sanan tüm düşük, orta ve üstün renkler, bu İsyan'da bir rol oynamaları gerektiğinin farkına varıyor ve Darrow, oyunu başlatıyor.

Kılıç Donanmasını yenebilmek için Çeper'in desteğinin önemini bilen Darrow, Çeper ile anlaşma yapıyor. Roque ve ikisini anlaşma için çağıran Romulus, verdiği karar ile İsyan'ın ilerleyişinde büyük bir rol oynuyor. Çeper'in desteğini alan Darrow, savaş başladığında eski dostu Roque ile karşılaşıyor ki bence kitabın en hüzünlü sahnesi burasıydı. Roque ve Darrow'un dost olduğu yıllardan bol bol anı okumak güzeldi.  Ragnar'ın kardeşi Sefi'de inanılmaz bir savaşçıydı. Yazar'ın betimlemeleri falan güzeldi. Her şeyi hayal edebiliyordunuz. Uzun zaman aklımdan çıkacağını sanmıyorum.

SPOILER İÇEREBİLİR

Spoiler olmadan yazmaya çalıştım ama bazı şeyleri yazmazsam olmayacaktı. Ragnar'ın yurduna giderken yaşananlar sonrası Cassius'un esir alınmasından sonra olayların öyle gelişeceğini kim tahmin ederdi ki... Cassius, bir pislik gibi davransa da aslında Darrow'u içten içe daima sevdi. Onların dostluğuna yakışan bir sondu. Kısrak'ın son anda patlattığı bombayı hiç mi hiç beklemiyordum yani nasıl bekler ki bir insan öyle bir şeyi. Resmen şok oldum ama mutluluk dolu bir sahneydi. Yine de en efsane kısım Luna'ya giderek ters köşe yaptıkları kısımdı ve aslında ters köşenin içinde de ters köşe vardı. Gerçekten muhteşemdi. Tahmin ettim o tarz bir şey olacağını gerçi ama yine de bu durum okuma keyfimi hiç bozmadı.

SPOILER BİTTİ

Serinin en mükemmel kitabı hangisi deseler iki ya da üç diyemem ikisi de benim için unutulmazlardan olacak. Son yıllarda kesinlikle böyle bir seri okumadım. Genelde ilk kitap efsane olur daha sonra tempo düşerdi ama sevdiğimiz karakterlerin hatırına seriyi bitirirdik. Bu seride ilk kitap vasat devam kitapları mükemmeldi. Biraz tersine yazmış yazar :D Baştan sona soluksuz okuduğum bir roman oldu. Kızıl İsyan serisi 2017'de en sevdiklerim listesinde kesinlikle yerini alacak. Distopya seviyorsanız bu seriyi mutlaka okuyun. Başka yazılarda görüşmek üzere hoşça kalın.

Kızıl Yükseliş yorumum için TIK.
Altın Oğul yorumum için TIK.

Altın Oğul - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #2)


Serinin ilk kitabını okumuş ve seriye devam etsem mi etmesem mi diye ciddi ciddi düşünmüştüm. Okumak için serinin tamamlanmasını beklediğim ve devam kitaplarını aldığım için devam etme kararı verdim. Şimdi diyorum ki ya devam etmeseydim ne olurdu. Böyle bir seriyi kaçırmış olurdum. Zaman zaman durgun zaman zaman aksiyonlu devam eden ilk kitap bana kendini fazla sevdirememişti. Sanırım çok aksiyonlu bir kitap hayal etmiştim ve okuyunca öyle olmadığını anlayıp biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Oysa Pierce Brown, tüm aksiyonu ikinci kitaba saklamış. Üçüncü kitabı düşünemiyorum bile. İkinci kitabın sonu düşünüldüğünde üçüncü kitabın da aksiyonlu olacağı anlaşılıyor.

Enstitüyü başarıyla bitirip Mars'ın başvalisi Augustus'un süvarisi olmayı seçen Darrow, Akademi'de kaybetmesinin ardından gözden düşmüştü. Darrow'un amacı bir filo sahibi olmakken kendini bir anda Augustus Hanesi'nden çıkarılırken bulmuştu. Darrow'un başarısız olması Augustus'un gözünden düşmesine de sebep olmuştu ve onu kimin satın alacağını bilmediği bir yola çıkmıştı. En kötü ihtimal Bellona Hanesi'ydi. Eski dostu Cassius'un ailesi. Geçiş ile ilgili gerçeği öğrendiğinde onu ölmeye bırakan Cassius, o günden beri Darrow'un ölmesini istiyordu. Darrow, o hane tarafından alınırsa sonunun ne olacağını kesin olarak biliyordu.

Aradan geçen yıllarda Darrow ile iletişim kuramayan Ares'e ve Oğullar'a ne olduğunu merak eden Darrow, bu kitapta tüm gerçekleri öğrenirken en baştan beri merak ettiği Ares'in kimliğini de öğreniyor. O bölüm beni şoka uğrattı. Ares'in asla o kişi olacağını tahmin etmemiştim. Çok başka tahminlerim vardı. Sonuç olarak Darrow, bu kitap boyunca Ares'in Oğulları'nın eskisi gibi olmadığını öğreniyor ve onun tarafı belli. 

Sözleşmesinin bitişi Hükümdar'ın gezegeni Luna'da yapılacak Zirve'yle çakışan Darrow için Zirve önemli bir gün olacaktı. O gün, sözleşmesi açık artırmaya çıkacak ve yeni bir Hane'ye katılacaktı ve muhtemelen Augustus'un korumasından çıkınca ölecekti. Bu düşüncelerle birlikte gelişen olaylar Darrow'a bir umut verecek ve Darrow bir kez daha sahnede boy gösterecektir. Zirve akşamı yapılan partide şovunu sergileyen Darrow, o akşam kendi canıyla birlikte aslında Augustus Hanesi'ni de kurtardığını öğrendiğinde her şey çok başka olacaktır. Karmakarışık bir ortamda kalan Darrow ve çevresindekilerin olayları kendi lehine çevirmek için çabaları devam ederken bazı dostluklar bozulacak ve bazıları sağlamlaşacaktır.

Kitabın her sayfası ayrı olaydı. İnsan hangisinden bahsedeceğini şaşırıyor. Hepsinden bahsetmek mümkün değil ve bazı yerleri anlamak için Hanelere, kişilere, terimlere falan hakim olmak gerekiyor. O yüzden birçok güzel detaya değinemiyorum. Yoksa bu yazı bitmez :D Sonuç olarak söyleyebileceğim tek şey mükemmel bir devam kitabıydı ve sonu o kadar arada bıraktı ki serinin son kitabında tempo nasıl olacak inanılmaz merak ediyorum. Hemen okumaya başlayacağım. En kısa zamanda da yorumu gelir. Distopya sevenler mutlaka bu seriyi edinin. Son zamanlarda okuduğum en sıradışı distopyaydı. İsyan gibi isyandı da diyebilirim :)

Serinin ilk kitabı Kızıl Yükseliş yorumum için TIK. 

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #1)


Kızıl Yükseliş'i geçen yıl kitap fuarından almıştım ve seri tamamlansın diye bekliyordum. Nihayet serinin son kitabı Sabah Yıldızı çıktı. Seri tamamlanınca 2017'yi Kızıl Yükseliş ile açayım dedim. Bitirmem birkaç gün sürdü. Beklentimin yüksekliğinden mi yoksa son dönemdeki distopyaların birbirine benzer olmasından mı kaynaklandı bu durum bilemiyorum ama bir şekilde tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Yine de inanılmaz aksiyonlu olduğu için hızlıca okuyabildim ikinci yarıyı.

Darrow, madende cehennemdalgıcı olarak çalışan genç bir çocuk. Henüz 16 yaşında ama o pozisyonda çalışan en genç kişi kendisi. Eşi Eo ile çocukluktan arkadaşlar, büyüdüklerindeyse aşık olmuşlar. Darrow'un evlilik yaşı geldiğinde evlenmişler. Yarı aç yarı tok yaşıyorlar ve bunun sebebi Mars'ı dünyadan gelecek insanlara hazırladıkları için kaynakların sınırlı olması. Kızıl Yükseliş, anlaşıldığı üzere Mars'ta geçen bir roman. Mars'a Darrow'un kuşaklar önceki dedeleri getirilmiş. Dünya yaşanamayacak bir hale geldiğinde Mars insanlar için hazır olacak. Bu yüzden de bütün kızıllar sorgusuz sualsiz çalışıyorlar.

Birçok distopya gibi Kızıl Yükseliş'te de renklere göre ayrılmış insanlar. Kızıllar en alt, Altınlar en üst kademedeler. Arada pembeler, griler vb. renkler ve çeşitli yaratıklar var. Kızıllar için en büyük sürpriz Defne'yi kazanmaktı. Bu madenlerdeki çalışmalara göre verilen normalden fazla yiyecek ve eşya anlamına geliyordu. Eo'nun keşfettiği bir şey, gelişen olaylar sonucu onun ölümüne neden olduğunda ve Darrow'da kendini kaybedip onu öldürmelerini sağladığında olaylar çok farklı yönde gelişiyor. Ares'in Oğulları denen gizli bir grup Darrow'u kurtarıp ona gerçekleri gösteriyor. Gördüklerine inanamayan Darrow'un düşünebildiği tek şey Eo'nun intikamını almak oluyor. Bunun için bir Altın'a dönüşüp onların arasında yaşaması gerekse bile bunu başarıp o isyanı çıkaracağına inanıyor ve bu uğurda kolları sıvayıp hemen işe başlıyor.

Darrow'un bir Altın'a dönüşmesi, daha sonra Altın'ların gittiği enstitüye kabul edilmesi ve ondan sonrası kitabın asıl konusunu oluşturuyordu. Darrow, bambaşka biri oluyordu ve enstitü kesinlikle düşündüğü gibi bir yer değildi. Kitabın bu kısımları muhteşemdi. Biraz Açlık Oyunları'na benzettim ama o tarz bir oyun yoktu burada. Daha farklı bir şeydi. Serinin ikinci kitabı Altın Oğul'un ilkinden kat kat güzel olduğu söyleniyor ama kesinlikle beklentiyi yüksek tutmayacağım. Sonra yaşadığım hayal kırıklığı uzun zaman geçmiyor. Bu ay içinde ikinci kitabı okuyabileceğimi düşünüyorum. Yorumum yine burada olacak. Şimdilik hoşça kalın.