Kızgın Kum Bahçesi - Corban Addison / Kitap Yorumu


Yazarın okuduğum 2. kitabı Kızgın Kum Bahçesi. İlk kitabı yıllar önce okumuş ve aşırı derecede etkilenmiştim. Bu kitap çok daha fazla etkiledi. Yazarın kitapları kurgu olsa da gerçekte yaşanan olayları ele alıyor ve çok iyi işliyor. 

 Öyle akıcı ki okudukça üzülüyor insan. Yine de elinden bırakamıyor. Kızgın Kum Bahçesi, Zambiya'yı anlatıyor. Amerikalı bir avukat olan Zoe'nin Afrika'da CILA'nın avukatlarından biri olarak çalışması ve kendi sorunlarının yanı sıra dünyaya faydalı işler yapma çabasından yola çıkılmış. Ona gelen davalardan birinde Down sendromlu Kuyeya ile tanışıyoruz. 

Kuyeya, 15 yaşında ve bir gece tecavüze uğruyor. Afrika'da çok yaygın bir şey ve kimin yaptığı kanıtlanamadığı için genelde ceza verilmiyor. Böyle bir ortamda CILA acil müdahale ekibi bu davayı aydınlatmaya çalışıyor. Çok zor bir dava olacağı en baştan belli ama hiçbirinin yılmaya niyeti yok. Dava aylarca sürüyor. İki hakim degişiyor. Zaman zaman umutlar tükeniyor. Bir yandan da Kuyeya iyileşsin diye çaba gösteriliyor ve gerçekler ortaya çıktıkça dava hiç umulmayan bir noktaya geliyor. 

 Zoe'nin geçmişte yaşadıkları su yüzüne çıktıkça tercihlerini daha iyi anlıyor insan. Annesinin yolundan gitme nedenleri, babasıyla sorunlu ilişkisi, kardeşine açıklayamadığı sırrı... Hepsi birbiriyle bağlantılı. Bir o kadar da anlamlı. O kadar sorunun arasında aşka inanmayan bir kızın aşkı bulma sürecini okuyoruz aynı zamanda. Aşkı da türlü sınavlardan geçiyor ve zor bir karar onu bekliyor.

Kitabı bitirdiğimde ne yazacağımı çok düşündüm ama şu an yazarken kelimeler aktı gitti. Etkileyici derken ciddi anlamda etkileyici olmasından bahsediyordum. Böyle şeylerin yaşandığını bilmek insanı fazlasıyla etkiliyor.Bazı ülkelerde durum bundan bile kötü belki de. Yapılması gereken şeyler belliyken yapılmaması ne acı. Dünya böyle bir yer olmak zorunda değil. Neyse ben bu konuyu daha fazla uzatmadan burada bırakıyorum. Feniks Kitap, bize böyle romanlar çıkarmaya devam et lütfen. Dünyada her şeyin sandığımız gibi iyi olmadığını bilmemiz gerek diye düşünüyorum.

Konuş Benimle - Laurie Halse Anderson / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Bilgisayarımdaki arıza sebebiyle bir süredir yazamadım. Ancak bu muhteşem kitabın yorumunu daha fazla geciktiremezdim. İlk olarak kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm. Bu kitap ülkemizde neden bu kadar geç basıldı? Bence yıllar önce basılmalı ve özellikle lise çağındaki çocuklara okutulmalıydı. 

Başkarakterimiz Melinda, liseye yeni başlayan bir kız. Kimseye söyleyemed?iği ve taşıması çok çok zor olan bir sırrı var. Mümkün oldukça kimseyle konuşmuyor. Okula git, eve gel tarzı bir hayatı var. Tek derdi bir an önce liseyi bitirmek. Yıllardır arkadaş olduğu kişiler ona sırtını dönmüş. Kimse onunla konuşmak istemiyor. O da görünmez olmayı seçiyor. Okulda günler birbirinin aynısı olarak geçerken bir gün O ŞEY'i görüyor. Unutabilmeyi istediği, hayatının belki de en güzel yıllarını cehenneme çeviren O ŞEY Melinda'nın orada olduğunun farkında. O andan sonrası Melinda için çok daha zor. 

Melinda'nın öğretmenlerine verdiği isimler çok hoştu. Favori öğretmen benim için tabii ki resim öğretmeniydi. Melinda'nın birçok şeyi fark etmesini sağlayan o öğretmen favori olmayı kesinlikle hak ediyordu. Bir de Melinda'nın laboratuvar eşi David var. Farklı bir karakter ve o karakterle ilgili havada kalan şeyleri hala merak ediyorum. Kitap bittiğinde tam bir son bulamıyorsunuz. Bir devam kitabı olsa süper olurmuş ama yazar şu ana kadar yazmamış. Bir gün aniden yazmaya başlayabilirmiş. Biraz ilhama bağlı desek yalan olmaz :)

Roman fazlasıyla akıcıydı ve ben yazarın ergenlerin düşüncelerini yansıtabildiğini düşünüyorum. Gerçekçi bir romandı ve aynı zamanda çok etkileyiciydi. Spoi olmaması açısından bazı şeyleri açıkça yazamıyorum ama Melinda'nın yaşadıklarını yaşayanlara da bir örnek olabilir diye düşünüyorum, çünkü birçok şey çok iyi yansıtılmış. Susmak hiçbir zaman çözüm değildir. Son olarak Go Kitap mıknatıslı kapaklarına hayranım. Hep böyle güzel kitaplar yayınlayın lütfen.

The Konjac Sponge Co / Konjac Bitki Lif Süngeri - Pembe Fransız Kil


Herkese merhaba

Bugün blogta Konjac Sünger yorumum var. Bendeki "Pembe Fransız Kil" yani yorgun ve yıpranmış ciltlere uygun olan sünger. Konjac, Japonya'nın 1500 yıldır bolca kullandığı şifa bitkisi. Sünger, bu bitki kökünden elde edilen liflerden yapılıyormuş. Konjac sünger makyaj temizleme, yüz temizleme ve peeling amaçlı kullanılabiliyor. Her yaşa uygun, zengin nemlendirici etkisi olan, pH dengeleyici bir ürün.


Renklendirici içermeyen süngerin lifli yapısı cilde hassas bir şekilde masaj yapıyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor. Peeling etkisi ise ciltten ölü hücreleri temizliyor. Konjac sünger ile doğal bir şekilde yüz temizlemesi ve peeling yapmak mümkün. Benim aşırı kuru bir cildim olduğu için ihtiyaç duydukça peeling amaçlı kullanıyorum.

Hassas ve egzamalı ciltler için de uygun olduğu yazıyor web sitesinde ve benim hassas cildimde de kötü bir etki gözlemlemedim. Temizleme jeli ile de kullanılabiliyor ancak ben jel kullanmıyorum Konjac Sünger ile. Sade kullanım benim için daha uygun oluyor.


Konjac Sünger nasıl kullanılır?

Süngeri paketten çıkardınız ve ilk kullanımı yapacaksınız. Ilık suda süngeri ıslatmalısınız. Daha sonra süngeri iki elinizin arasına koyup hafifçe bastırarak fazla suyu alabilirsiniz. Kesinlikle sıkılmaması gerekiyor. Hafifçe bastırmak yeterli. Dairesel hareketlerle, nazik bir şekilde yüze ve boyuna masaj yapılarak kullanılıyor. Temizleme jeline ihtiyaç duyarsanız az miktarda jel işinize yarayacaktır. Ancak jel ile kullandıktan sonra süngerin iyice temizlendiğinden emin olmalısınız. Sünger kullanım sonrası yıkandıktan sonra kuruması için nemsiz bir ortamda kurutulmalı. Asmak için ip askısı var zaten. Önemli olan süngeri rutubetli yerlerden uzak tutmak. Rutubetli yerlerde durması ömrünü kısaltacaktır.


1-3 ay arası değiştirilmesi öneriliyor. Yoğun kullanımda bu süre azalabilir. Kuruması için astığınız sünger kaskatı bir hale geliyor. Bu gayet normal. Sonraki kullanımda yine ılık suda ıslatarak yumuşatmalı ve öyle kullanmalısınız. Tamamen yumuşadığından emin olun ki cildinize herhangi bir zarar vermesin.


Kullandığımız ürün yıprandığında ne yapacağız? Tabii ki atmayacağız. Çünkü geri dönüşümlü ürünler bunlar. Bahçeniz varsa gübre olması açısından toprağa ya da evlerde saksıdaki çiçeklerinize koyabilirsiniz. Markanın ürünleri Vegan Society ve Cruelty-Free tarafından onaylı. Yani ürünlerde hayvansal ürün kullanılmıyor ve hayvanlar üzerinde test edilmiyor.

Konjac Sünger nerede satılır?

Öncelikle piyasada çok fazla taklit ürün var. Bu yüzden alışveriş yapacağınız yer güvenebileceğiniz bir yer olmalı. Bir de alırken cilt tipinize uygun olduğundan emin olmalısınız. Bu şekilde en etkili sonucu alırsınız.

İnternette biraz araştırma yaptım ve şu an aktif olarak satış yapan siteler:


Ekim - Kasım Ayı Biten ve Çöpe Giden Ürünler


Herkese merhaba

Ekim başından beri bitenler yazısı yazmadığımı fark ettim. Haliyle bitenler de birikmişti. Hatta geleneği bozmayarak bazılarının fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Onlar sonraki yazıda yer alacaklar büyük ihtimalle.


İlk olarak çok severek kullandığım ve yeni şişeye başladığım HC Hair Care Complex'ten bahsetmek istiyorum. Uzun uzun yazısını yazmıştım daha önce. Kullandığım ilk günden beri vazgeçemediğim ürünler arasında yerini aldı. Biraz saçınıza bakım yaptığınızda bunun karşılığını alıyorsunuz. Tabii ki bakım doğru ürünlerle yapılmalı. Aynı markanın şampuanını şu an kullanmıyorum ancak bu saç bakım yağı olmazsa olmazlarımdan uzun zamandır. Ayrıntılı yazı için TIK.

Urban Care şampuan yazısını daha geçen hafta yazdım. Şu an 2. şişeyi kullanıyorum ancak kısa süreli bir değişiklik yapacağım. Eğer yeni başlayacağım şampuan istediğim sonucu vermezse yine Urban'a devam etmeyi düşünüyorum. Yağlı saçlarınız varsa ve çok hızlı yağlanmasından şikayetçiyseniz mutlaka deneyin derim. Yağlanma süresini uzattığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.


Ceradolin yağ bazlı losyon geçen kış ortasında başlamıştım ve bendeki numune ürün olduğu halde yani tam dolu olmadığı halde ancak bitti ki kuru cildim sebebiyle yazın kullandığımı da belirtmek istiyorum. Şu an su bazlı olana devam ediyorum. O bittiğinde yağ bazlı losyon alınıp kullanılacak. Kuruluğu tamamen geçirmiyor ama günü kurtarıyor ve nemi hissediyorsunuz. Detaylı yazı için TIK.

Bebak tonik henüz cildim kupkuru değilken kullanmaya başlayıp kuru cilde geçiş yapınca anneme devrettiklerimden biri. Makyaj sonrası yağlanan cildimde az da olsa ben de kullanıyordum. Elimdeki tonik bitince kuru cilt için olanını almayı düşünebilirim.


Uni göz makyajı temizleme diskinin yazısını yazmıştım ve pek memnun kalmadığımı belirtmiştim. Maskara ve yoğun göz makyajı çıkarmada başarılı değil,göz kalemi ve farı rahatlıkla çıkardığını söyleyebilirim.

Doa hint yağını bir indirimden almıştım ve bir süredir hiç açılmamış vaziyette duruyordu. Geçenlerde aklıma kaş ve kirpik bakım yağı yapma fikri geldi ve bu hint yağını da değerlendirme fırsatı buldum. Ancak karışımımı hazırlarken bittiği için bu yazıda o da yer aldı.


Organique vücut kremini her ne kadar bitmesin diye az az kullansam da en sonunda bitti. Güzel bir indirime denk gelirsem bol bol stoklamayı düşünüyorum. İndirimsiz hali biraz fazla geliyor bana.


Mihri ayak kremi, helal bir marka olması açısından dikkatimi çekmişti. Hatta yanlış hatırlamıyorsam yazısını da yazdım. Memnun kaldığım bir üründü bu. Ayak bakımında aranılan krem diyebilirim. Ama her güzel şey gibi o da bitti.


Gelelim pek kullanmasam da annemin tavsiyesi üzerine bu yazıya dahil ettiğim kreme. Hunca'nın masaj ürünleri kategorisinde yer alan bu at kestanesi kremiyle annemler, halam sayesinde tanıştı. Ağrılara iyi geldiğini söylüyorlar. Ben birkaç kez bileğim ağrıdığında denemiştim. Ağrıyı geçirdiğini fark ettim. Tabii ki bir süreliğine ama yatmadan önce sürüp hiç değilse rahatça uykuya dalınabilir. En azından bizimkiler bu amaçla kullanıyorlar. Romantizmal ağrılarının varsa denemenizi öneririm. Rahatladığınızı fark edeceksiniz.

Sabredip baştan sona yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım bir şekilde yardımım dokunmuştur. Başka yazılarda görüşmek üzere hoşça kalın.

Eşekarısı Fabrikası - Iain Banks / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Son aylarda okuduğum en ilginç kitaplardan birini yorumlayacağım. Eşekarısı Fabrikası. Açıkçası bu kitabı yorumlamak çok zor. Başkarakter oldukça aykırı ve olağanüstü değişik biri. Kitabın tadını kaçırmadan nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum hala :)

Öncelikle Türkiye'de yeni basılmış olsa da aslında oldukça eski bir kitap. 80'li yıllarda yapılmış ilk baskısı ve kitapta da 70'li yılların sonları anlatılıyor. Frank, 16 yaşında, adada babasıyla yaşayan bir çocuk. Küçük bir çocukken başına gelen bir kaza sebebiyle kendini pek erkek gibi hissedemiyor. O da adada herkesten uzak bir dünya yaratmış kendine. Eşekarısı Fabrikası adını verdiği şey gerçekten çok fazla ilginç. Yine kendisinin oluşturduğu bu fabrikanın ona iyi ya da kötü haberleri önceden bildirdiğine inanıyor.

Babasıyla yakın bir ilişkisi yok aynı evde yemek yemenin dışında yaptıkları pek ortak bir şey yok. Babası kendi halinde Frank kendi halinde takılıyor. Bir de abisi var. Eric. O bazı sebeplerden ötürü evden uzakta. Frank onu özlese de artık eskisi gibi olmadığının farkında.

Frank, 16 yaşında olmasına rağmen öyle çok masum bir çocuk değil. Çocukluğundan itibaren içindekilerin dışa yansıması olarak düşündüm yaptığı kötü şeyleri. Öyle ki bazısından hiç pişmanlık duymuyor, bazısından ise biraz da olsa pişman ama genel olarak sorunlu bir çocuk. Yaşıtlarının yaptıklarıyla kesinlikle ilgilenmeyen bir çocuk. Çok başka bir dünyada yaşıyor.

Eşekarısı Fabrikası ismi kadar kapağıyla da dikkat çekiyor. Ben şahsen kapağa bayıldım. Yazarın sondaki ters köşesi ve notu da ayrıca hoşuma gitti. Her şeye rağmen fazlasıyla akıcı bir romandı. Ancak şiddete karşı hassassanız kitabı tavsiye etmem. Çünkü neticede bir çocuğun insan ve hayvan öldürme hikayelerinin yer aldığı bir roman bu. Sanırım yazacaklarım bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

Kızımın Katiline Mektuplar - Cath Staincliffe / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Bugün henüz satışa çıkmamış Kızımın Katiline Mektuplar isimli kitap yorumu ile karşınızdayım. Kitabı yeni bitirdim ve hızlıca yorumunu yazmak istedim. Öncelikle bendeki düzeltilmemiş okuma kopyası. O yüzden yorumum son haliyle ilgili olmayacak.

Kitap bana on gün kadar önce ulaştı ancak yoğunluktan ancak elime alabildim ve hızlı bir şekilde okudum. Malum bu tarz kitaplara başlayınca bitirmeden bırakmak pek mümkün olmuyor. Kitabın türü psikolojik gerilim. Bir annenin, kızının katiline yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yazar olayı sürekli mektup şeklinde ele almamış. O mektuplarda olayları anlatmış. Kızının öldürülmesinden üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen kin ve intikam duygularının azalmaması, bir anneye neler yapmış, onu neler yapmaya itmiş onu okuyoruz daha çok.

Mektupların sahibi Ruth, kızı Lizzie'nin öldürülmesinden sonra damadı Jack ve torunu Florence'ı kendi evinde ağırlamıştır. Eski kocası Tony ve onun eşi Denise'te sık sık Ruth'un evini ziyaret ederler. Jack eşini kanlar içinde bulmanın şokunu atamamışken bir de Florence annesinden sonra babası da gidecek diye korkmaktadır. Garip davranışlar sergilemektedir. Bir yandan soruşturma devam etmektedir ve diğer yandan Lizzie ile ailesinin yaşadığı evde kanıt aranmaktadır. Eve girilmesi yasaktır. Aylar ayları kovalarken nihayet katil olduğu düşünülen bir kişi tutuklanır. Ve hiç ummadığı bu kişinin katil olduğunu öğrenen Ruth'un kini sadece daha fazla artmıştır. Bunun üstesinden gelmek 50'lerin sonundaki bir kadın için bile çok zordur ve o mektuplar yazmaya katile kızını neden öldürdüğünü sormaya başlar. Tüm doğruları öğrenmek belki de ona yola devam etmek için bir güç verecektir.

Kızımın Katiline Mektuplar, yazının başında yazdığım gibi oldukça akıcı bir romandı. Bir annenin olaylara bakış açısı da denebilir bir bakıma. Kim kızının katilini bağışlayabilir ki... Peki, Ruth bağışlayabilecek mi? İşte bu konuların çevresinde gelişen olaylar, sizi sürekli kitabı elinize almaya zorluyor. Bitmeden rahat edemeyeceğim hissi hep orada duruyor. Aslında katil ortalara doğru az çok belli oluyor ama öldürme nedeni ve Ruth'un ne yapacağı, nasıl devam edeceği gibi sorular kitabı sonuna kadar okutmaya yetiyor.

Kızımın Katiline Mektuplar, 11 Aralık'ta satışta olacak. Psikolojik gerilim seviyorsanız bu kitaba da şans vermenizi öneririm. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Hepsiburada.com Kitap Alışverişim


Bilenler vardır mutlaka. Hepsiburada.com en çok satan 50 kitabı perşembe günleri yarı fiyatına satıyor. Yaz sonunda böyle bir alışveriş yapmıştım. Gönderim hızını beğenince önceki perşembe yine sipariş verdim. Siparişten sonraki 2. gün bana ulaşmıştı bile.

Sadece kendim için alışveriş yapmadım. Kardeşime ve anneme de kitap aldım. 50 tl ve üzeri olunca kargo ücreti de ödenmiyor. Limit biraz daha düşse iyi olur ama bu haliyle de birkaç ayda bir sipariş veriyorum. Alınıp okunacak kitap öyle çok ki... Kitap alışverişi yapmayacağım desem de dayanamıyorum. 

Aldıklarıma gelecek olursam;


Kafes, okumak istediklerim arasındaydı. Bir de imzalı olarak satıştaydı ancak ben siparişi oluşturup alana kadar imzalı kitaplar tükendi. O yüzden benimki imzasız. Ama şu an birçok site imzalı olarak bu kitabı satıyor. Almak isteyenler için bunu belirteyim.

Sinan Yağmur'un Aşkın Gözyaşları serisinin 5. kitabı Yunus Emre. Ben ilk 4 kitabı severek okumuştum. 5. nin çıkacağını bilmiyordum. Görünce sepete direk ekledim. İmzalı olması da ayrıca hoşuma gitti. Ancak KPSS'den sonra okuyabileceğimi düşünüyorum.


Şeytanı Uyandırma, kardeşim için aldığım kitap. Serinin diğer kitapları kardeşimde var ancak bu eksikti. Yarı fiyatına bulunca seri tamamlansın diye aldım. Ben de kütüphanemde okunmayı bekleyen yüz küsur kitabı bitirirsem bu seriyi de okuyacağım. Öyle umuyorum en azından :)

Elveda Haziran, aslında almayı hiç istemediğim bir kitaptı ama annem yazarı seviyor. En azından yarı fiyatına almış olayım diye düşündüm :)

Benim kitap siparişim bu kadar. Umarım bir süre kendimi tutabilirim. Kitaplara dayanamıyorum ama okunacak dünya kadar kitap var evde. Eskisi gibi hızlı okuyamadığımdan da pek azalma olmuyor :) Herkese keyifli, bol okumalı akşamlar diliyorum.

Urban Care Tea Tree Oil & Keratin Saç Bakım Şampuanı - Yağlı ve Kepekli Saçlar İçin


Bir süredir kullandığım Urban Care'in yağlı ve kepekli saçlar için olan şampuanını yazmanın zamanı geldi. Şu an 2. kutuyu kullanıyorum. Oldukça memnunum. Umduğum her özelliğe sahip değil ama birçok açıdan olumlu düşüncelere sahibim.


Öncelikle temizlemesi çok iyi. Benim kepek sorunum yok o yüzden kepeğe karşı etkisi nedir bilemiyorum ama yağlı saçlar için temizlemesi çok iyi. Ben haftada bir gün saçlarıma yıkama öncesi Hc Hair Care Complex uygulayıp birkaç saat bekletiyorum. Sonrasında yıkama yapıyorum. Diğer yıkamalarda ise mümkün olduğunca bir şey uygulamamaya çalışıyorum çünkü yağlanma süresi daha uzun oluyor herhangi bir ürün kullanmadığım zaman.


Sadece şampuan kullanıldığında saçlar biraz çalı süpürgesi kıvamına geçebiliyor ama bunu da sıvı saç kremleri ile minimuma indiriyorum. Ve bu şekilde kullanmaktan oldukça memnunum. Benim için şampuanın tek eksisi saçlara hacim vermemesi. Tertemiz oluyor evet ama hacim konusunda çok başarısız bir şampuan. Bu yüzden farklı bir şampuan aldım. Elimdeki kutu bitince diğer şampuana başlayacağım. Eğer ondan da istediğim verimi alamazsam yine buna dönüş yaparım. Çünkü dediğim gibi temizlemesinden memnunum.


Urban Care, bol bol köpüren şampuanlardan değil. Bence bu olumlu bir özellik ama sizi ille de o şampuan köpürsün diyorsanız bu şampuandan kullanmayın. Ürün vadettiklerini veriyor. Saçı yağ ve kirden arınıdırıyor. Yağlanmayı geciktiriyor. Paraben içermemesi de artı bir özellik. Antibakteriyel özelliği ile saç köklerinin nefes almasını da sağlıyormuş. Saç yıkandığında saç derisinde bir ferahlama hissediliyor. İçeriğindeki çay ağacı yağına bağlıyorum ben bu durumu. Yine içeriğindeki keratin saça bakım yapıyor. Tek kötü yanı daha önce de yazdığım gibi hacim vermemesi. Onun dışında kullanılası bir şampuan. Benim Urban Care yağlı saçlar için şampuan hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

Ben O Değilim - Fatma Erdek / Cast


Çılgın ikizlerimizden ağırbaşlı olanı Arın Soylu. Aile gemicilik ile uğraşıyor ve Arın'ın ısrarı üzerine Yunanistan'da tersane kuruluyor. Bu yüzden Arın Yunanistan'da yaşıyor ve işinde çok başarılı.


Tuna, Arın'ın yeğeninin öğretmeni. Arın'ın Tuna'yı tanıması da bu sebeple oluyor. Tuna, kendi halinde yaşayan, iyi niyetli ve çocukları çok seven mesleğini itina ile yapan bir kız.


Meriç Soylu, ikizlerin çılgın olanı. Yaşam tarzından giyimine kadar çılgınlığını hemen her alana yansıtabilmiş bir adam. Çapkın, gecelik ilişkileri ve kalp kırması çok meşhur.


Lidya, Meriç'in eşi. Soylu ailesine çok çabuk uyum sağlayan Lidya güzelliği ile Meriç'in aklını başından almış.


Celia, Yunanistan'da mankenlik yapan dereceli güzel. Güzelliğinin yanı sıra ticari zekası da var ve bunu kullanmaktan çekinmiyor. Meriç ile ilişkileri var. 

Ben O Değilim castını umarım beğenmişsinizdir. Yeni etkinliklerde görüşmek dileğiyle hoşça kalın :)

Ben O Değilim - Fatma Erdek / Kitap Yorumu


Deniz Kızları ile Okuma Etkinlikleri kapsamında Fatma Erdek'in son romanı Ben O Değilim ile karşınızdayım. Son birkaç yazıda bahsettim bu ara fazla okuyamıyorum. Okuyabildiğim kısıtlı zamanda da hoşuma gidecek kitaplara ağırlık vermeye çalışıyorum. Fatma Erdek'in kitabını elime aldığımda beğeneceğimi zaten biliyordum. Yazarın naif tarzı beni her zaman kendine hayran bırakmıştır.

Yazarın okuduğum 3. kitabı. İlk önce Erken Rüya Zamanlar'ı okumuş ve çok beğenmiştim. Daha sonra Gece ile Şafak'ı okumuş yine beğenmiştim. O yüzden eksik kitaplarımı tamamlamış fırsat bulup okumayı bekliyordum ki yeni kitap çıktı. İyi ki çıkmış. Benim böyle bir kitap okumaya ihtiyacım varmış. Yazarın tarz değişikliğini ilk başta biraz yadırgasam da çok çabuk alıştım ve hoşuma da gitti.

İkizlerimiz Arın ve Meriç Soylu. Biri daha ağır diğeri çılgın mı çılgın. Gemici bir ailenin büyük çocukları. Bu kitapta Arın'ı okuyoruz daha çok ve onun ağzından anlatılıyor hikaye. Arın, daha oturaklı olan ikiz. Meriç çapkın, çılgın ama gelin görün ki bu ikiz kardeşler 30'lu yaşların ortalarında aşık oluyorlar. Hem de ne aşk.

Yunanistan'da işlerin kurulmasını sağlayan ve işin başına geçen Arın, memleket hasreti çekse de hayatına devam ediyor. Başarısıyla gurur duyuyor ve Yunanistan'ın en güzel kadınlarından biriyle beraber. Derken işler Meriç'ten gelen çılgın teklif üzerine öyle bir tepetaklak oluyor ki bu işten hem karlı hem zararlı çıkan da Arın'ın ta kendisi oluyor. Tuna'yı da bu çılgın plan sonucu tanıyan Arın bakalım ne hallere girecek :)

Bol bol kadın karakterin yer aldığı bu kitap aslında ince ince düşünülerek yazılmış. Okuyanlar bana hak verecekler. Ufak ayrıntılar beni kitabın içine daha fazla çekti. Benim tek yumurta ikizi kuzenlerim olduğu için olayları hiç yadırgamadım. İkizlerde sık sık görülen şeylerden bahsetmiş yazar. Gerçekten kitaptaki durumlar yaşanabiliyor :)

İlk andan beri bahsettiğim gibi çok akıcı bir kitaptı. Ciltli olarak basılması da artı bir özellik benim için. Ciltli kitabı kim sevmez ki :) Tek takıldığım nokta kapaktaki çocuktu. O hiç Arın'a benziyor mu Allah aşkına :) Kısaca toparlayacak olursam benim için keyifli bir okuma oldu. Yunanistan ile ilgili bölümler okumak da ayrı güzeldi. Umuyorum yazarımız bu tarzda yazmaya devam eder. Gerçi ben her türlü okurum hiç sorun değil :) Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Kasım'da Neler Okudum?

Kasım benim için çok verimli geçmedi. Umarım aralık ayı daha iyi olur ama yoğunluktan pek okuyamadığım için farklı olacağını sanmıyorum :) Neler okumuşum kısaca bahsedeyim. Çünkü yetiştiremediğim için okuduğum birçok kitabın yorumunu yazamıyorum. Bu yüzden aylık neler okudum yazımda mümkün olduğunca yazmaya çalışıyorum okuduklarım hakkındaki fikirlerimi. Bu ay yazamadığım pek kitap yok. O açıdan kendimi tebrik ettim :)

Ben aya Elie Wiesel'ın Gece kitabıyla başladım. Herkese okumasını tavsiye edeceğim bu kitabın yorumunu yazdığım için çok üzerinde durmayacağım. Detaylı yorumum için TIK.


2. kitabım Yükseliş'ti. O nasıl kitaptı, o nasıl Klaus'tu hala aklım almıyor :) Kesinlikle kökenleri bir de o yıllarda okumalısınız. The Originals takipçileri %100 bu seriyi de çok sevecekler. Yorumum için TIK.

Aşktan Kaçarken, yine bir wattpad hikayesinin kitaplaştırılmış haliydi. Yazarın ilk kitabıydı. Eksikleri tabii ki var ama bence sonraki kitaplarında gelişme gösterecek yazar. Kalemini sevdim ben. Yorum için TIK.


Pinokyo'nun Rüyası, Selvi Atıcı'nın 3. kitabı ve benim okuuduğum 3. Selvi Atıcı kitabıydı. Bence ilk iki kitaptan daha güzeldi. Ömer'i sevmeyen kalmadı değil mi? Öyle bir Ömer okuyoruz ki sevilmeyecek bir karakter değil. Tur kitabımız olması sebebiyle yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.


Yılanların Öcü, Fakir Baykurt'u neden bu kadar geç okumaya başladım dedirtti bana. Çok farklı bir tadı vardı romanın. Gerçek bir köy romanıydı. Hani lisede anlatılırdı ilk köy romanı Karabibik diye. O zaman meraktan Karabibik'i okumuş çok beğenmiştim. Şimdi de Yılanların Öcü aynı hissi yarattı bende. Tabi dil açısından bu daha sadeydi ve daha rahat bir okuma oldu benim açımdan. İlk fırsatta bir süredir kütüphanemde bulunan Kaplumbağalar romanına başlayacağım. Bu zamana kadar beklemem hataymış. Mutlaka okuyun diyorum.


Eşekarısı Fabrikası, nasıl anlatsam bilemiyorum. Çok değişik bir kitap. Konusu falan okuduğunuzda sizi oldukça sarsacak. Çünkü ben okudukça yok daha neler demeye başladım. 16 yaşında bir çocuğun hayatını anlatıyor. Ama kendince kurduğu öyle sıradışı bir hayatı var ki Frank'in şaşırmak, kızmak, üzülmek hissettiklerinizden sadece birkaçı oluyor. Okuyunca iyi ki okumuşum denilecek kitaplardan biri. Yakında detaylı yorumum blogta olacak.


Ben O Değilim, etkinlik kitabımız olduğu için fikirlerimi gün içinde yayınlayacağım yoruma saklayacağım ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Fatma Erdek, tarz değiştirmiş bu romanla. İlk başta biraz yadırgasam da bu tarzı da sevdim. Bence oldukça başarılı bir roman olmuş. Etkinliğimizi Deniz Kızları ile Okuma Etkinlikleri facebook sayfasından takip edebilirsiniz. 

Kasım'ı 7 kitapla bitirmişim. Okuduğum azıcık zamana bakılırsa yine iyi bir sonuç çıkarmışım ortaya. Bakalım aralık bana neler getirecek. Hoşça kalın.

Rossmann Catrice Alışverişim


Geçen haftasonu Rossmann'a uğrayıp Catrice ürünüleri gelmiş mi diye baktım. Şükür gelmiş. Her ne kadar göz farının istediğim rengi bitmiş olsa da olanlardan bir tane seçtim deneme amaçlı. Testerı deneyip rengi sevince de bunu almaya karar verdim.

Kaş kalemi mi kaş pudrası mı kaş maskarası mı derken en sonunda kalem almaya karar verdim. Eğer memnun kalmazsam maskara almayı düşünüyorum. Neyse kendime uygun rengi seçtikten sonra bunu da almış oldum. Amaç dediğim gibi denemek. Böylece markayı tanıyıp diğer ürünlere şans verip vermeyeceğime karar vereceğim.


Ne zamana kadar sürecek bilmiyorum ama Catrice ile tanışma hediyesi varmış. Bir ürün aldığınızda satış görevlisi üç seçenek sunuyor. Maskara, far paleti ve oje. Ben far paletini seçtim. Maskara stoğumu henüz eritemedim çünkü. Eğer elimde maskara olmasaydı maskarayı seçerdim. Katlamalı bir şey değil yalnız bu. Yani iki ürün alınca iki hediye vermiyorlar. Öyle bir şey gelmesin aklınıza.

Son olarak Catrice dışında iki adet ürün aldım. Biri pastil ki kışları kendisiyle yakın ilişki içinde oluyorum. Diğeri de Rossmann Bursa merkezde açıldığından beri denemek istediğim Wellness & Beauty vücut peelingi. Dayanamadım aldım. Ve ilk kullandığımda iyi ki almışım dedim. Mis kokulu bir ürün.

Benim Rossmann alışverişim bu kadardı. Artık kendimi tutup aralık sonuna kadar kozmetik alışverişi yapmamam lazım. Bu aralar biraz abarttım çünkü. Catrice ile ilgili düşünceleriniz neler? Diğer ürünlere şans vermeli miyim?

Kayıp Şehir Serisi / Selvi Atıcı


Pinokyo'nun Rüyası turumuzun sonuna doğru gelirken seriyle ilgili bir yazı hazırlayalım istedik ve yazarımızla seri hakkında biraz konuştuk. Kayıp Şehir'in yayınlanması planlanan 2 hikayesi var. Hem de ne hikayeler...

O zaman başlayalım mı?

Kimliksiz

Deryal, ah Deryal o hatayı yapmasaydın seni hepimiz çok sevebilirdik ama 1-0 geridesin benim için. Kendisi adaşım olan kadın başkarakter Burcu, Deryal'e çok başka bir sebepten yaklaşıyor ama aşk bir noktadan sonra kaçınılmaz oluyor. Yine Kimliksiz'e damga vuran çiftlerden biri de Adem-Şirin ikilisi. Bu ikisinin baştan itibaren ilginç bir ilişkileri var ama nihayet durumu kabulleniyorlar.

Pinokyo'nun Rüyası

Deryal ve Adem'in kurtarıcısı doktor Ömer ve Gazel'in hikayesini okuduk. Detaylı yorumu birkaç gün önce yazdığım için üzerinde fazla durmayacağım ama hepimiz Ömer'i sevdik değil mi?

Gitme

3. kitap olması tasarlanan Gitme, Deryal'in oğlu Tunç Mirza'nın hayatını anlatıyor. Çapkın mı çapkın olan Mirza, kadınları üzmemek için hiç uğraşmıyor. Tek gecelik ilişkilerin adamı da diyebiliriz ona. Yolu Hayat ile kesişen Mirza bakalım neler yaşayacak? Hayat'ı bol bol üzeceği kesin :(

Kalbim Sende Kalmış

Ömer'in kızı Arya ve Adem'in oğlu Ali'nin hikayesini okuyacağımız Kalbim Sende Kalmış'ın çok eğlenceli olacağını düşünüyorum. Yakın arkadaş olan ikilinin çocukları sonuçta, Ömer ve Adem arasında geçecek olan diyalogları dört gözle bekliyorum. Ali ve Arya çocukluklarını birlikte geçirmiş. Birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Ama iş aşka gelince ikisi de Mirza'nın tabiriyle geri zekalı :) Bu ikilimiz neler yaşayacak ve sonunda neler olacak merakla bekliyorum.

Kayıp Şehir serisi böylece sona erecek. Umarız en kısa zamanda ikisini de okuyabiliriz. Katılmayan varsa RKBT facebook sayfasından çekilişe katılabilir, Pinokyo'nun Rüyası'nı kazananlardan biri olabilirsiniz. Mutlu günler :)

Gratis 4. Yıl İndirimi Alışverişim

Geçtiğimiz cuma başlayan ve pazar biten bir Gratis indirimi vardı. Muhtemelen görenler bulabildikleri birkaç parça ürünü almışlardır. %40 indirime Gratis Kartı olanlar için de bir %10 eklenmişti. Böyle güzel bir indirimi değerlendirmeden olmazdı.

Ben ancak cumartesi Gratis'e uğrayabildim. Hatta birinde aradıklarımı bulamayınca ikincş bir Gratis'e bakmayı da ihmal etmedim ancak mağazalar öyle yağmalanmıştı ki aradıklarımın hepsini bulamadım. Merak ettiğim birkaç parça ürünü aldım.


İlk olarak uzun zamandır merak ettiğim ve almadan önce denediğimde de çok hoşuma giden Loreal Lumi Magique fondöteni aldım. 23 tl gibi bir fiyata geldi yanlış hatırlamıyorsam. Direk tenimle uyum sağladı ve açıkçası ben fondötenden çok fazla kapatıcılık beklemiyorum. Biraz kullandıktan sonra yazısını yazarım zaten.


Merak ettiğim bir diğer ürün John Frieda Hacim Veren Şampuan idi ve nihayet bulup aldım. Aslında kullandığım şampuandan memnunum ama hacim konusunda beklentimi karşılamıyor. Bu yüzden bu şampuanı denemek istedim.


Gelelim aylardır takip ettiğim ve nihayet uygun fiyatla almayı başardığım Crystal Roll-On Deodorant. Kullanınca burada yazısını yazacağım. Bakalım anlatıldığı kadar var mıymış?


Bundan sonrası daha önce de kullanıp memnun kaldığım ürünler. La Petit Marseillais beyaz şeftali ve nektarin duş jeli kokusuyla beni kendine hayran bıraktı. Fiyatı da güzel olunca aldım. Wet N Wild simli farın pembe rengini kullanıyorum, kenarda bir tane de altın rengi bulunsun diye aldım. Breathe Right, alerjiden dolayı sık burun tıkanıklığı yaşadığım için kurtarıcım oldu diyebilirim. Birçok marka denedim. En iyilerden biri Breathe Right. Bu yüzden buldukça alıyorum. Son olarak Colgate diş fırçalarını evde bulunsun diye aldım. Bilindiği üzere diş fırçalarında çabuk bakteri ürediği için belli aralıklarla değiştirmek gerekiyor. O yüzden yedek illa ki bulundururum.

Benim alışverişim bu kadardı. Eksikler kaldı ama bir yandan düşününce iyi ki kalmış. Yoksa batacakmışım :) Rossmann alışverişimi de hafta içi yazmaya çalışacağım. Şimdilik hoşça kalın.

NOT: Başta babam olmak üzere öğretmenliğe gönül vermiş tüm öğretmenlerin gününü kutlarım :) 

Nevacare Nutritive Repair 2 Fazlı Acil Bakım Sıvı Saç Kremi


Bitirmek üzere olduğum bu sıvı saç kremini yazmak ancak aklıma gelmiş olabilir ama kesinlikle yazılmayı hak eden bir ürün bu. Kullandığım ilk günden beri nasıl severek kullandım anlatamam. İnce telli saçlara sahip olduğum için bu tarz ürünleri illa ki kullanıyorum. Sanırım şu ana kadar kullandıklarım arasında en iyisi buydu.


İlk etapta saçlarımı taramadan önce saç açıcı amaçlı kullanmaya başladım bu ürünü. İnce telli saçlara sahipseniz çok çabuk dolaşan saçlarınız var demektir ve tararken benim gibi sabırsız biriyseniz saçınızın bir kısmını feda etmek zorunda kalabilirsiniz. Ben de hızlıca saç tarayan biri olarak bu ürünlerin iyi olacağını düşünerek kullanmaya başladım ama Nevacare sıvı saç kremi tahminimin üstünde bir performans sergiledi.

Ürünün vadettikleri şöyleydi:

- Provitamin B5 içeren özel formülüyle saçı yumuşatır, nemlendirir ve parlatır.
- Dolaşmış ve karışmış saçların açılmasına yardımcı olur.
- Saç kırılmalarını azaltır.
- Fön ısısından korur.

Gerçekten saçı yumuşatıp nemlendiriyor, parlaklık açısından gözle görülür bir parlaklık vermiyor. Dolaşmış saçların açılmasında etkili. Saçlarımda kendimi bildim bileli pek kırık olmamıştır. Şu anda da yok. Bu konuda vaadini yerine getiriyor mu bilemiyorum. Fönün verdiği zarardan illa ki koruyordur. Kurutma öncesi bakım yapılmış oluyor bir nevi.


Peki, bu sıvı saç kremini nasıl uygulayacağız? Kullanımı çok basit. Önce şişeyi çalkalayarak iki fazı karıştırmış oluyoruz. Yıkanmış ve havluyla fazla suyu alınmış saça eşit miktarda sıkıyoruz. Tüm saça ürünü uyguladıktan sonra tarama ve kurutma kısmına geçiyoruz. Durulama gerektirmediğini de belirteyim.

Ben saçıma haftada bir HC Hair Care Complex ile 3 saatlik bir bakım yapıyorum. Yıkama yaparken şu an Urban Care yağlı saçlar için olan şampuanı kullanıyorum. Yıkadıktan sonra tarama ve kurutmadan önce de bu sıvı saç kremini uyguluyorum. Şu an bu ürünlerden oldukça memnunum. Eğer ince telli saçlarınız varsa sıvı saç kremleri kurtarıcı olabiliyor. Hoşça kalın.

Sephora Rouge Shine Stik Ruj - No:20


Pembe ruj aşkımdan daha önce de bahsetmiştim. O yüzden yine tatlı bir pembe olan Sephora Rouge Shine Stik Ruj ile karşınızdayım. Bendeki 20 nolu renk. Uzun bir zamandır severek kullanıyorum. Bursa'da Sephora olmadığı için yenisini almak biraz sıkıntı olacak ama bitince tabii ki tekrar alacağım.


Yumuşak bir yapısı var. Bu da sürüşü kolaylaştırıyor. Ruj sürüldüğünde kalıp gibi durmuyor, çizgilere dolma yapmıyor. Kalıp gibi duran rujları hiç sevmiyorum, bu yüzden kullandığım rujun yapısı benim için önemli. Rujdan önce nemlendiriciye ihtiyaç duymuyorum. Çünkü nemlendirici özelliği de var ve cidden nemlendirmesi iyi. "Hydra-Comfort" kompleksi, nemlendirici yağlar ve antioksidan E vitamini karışımı içeriyormuş. Dört mevsim kullanılacak rujlardan biri.


Kalıcılığı diğerlerinden daha iyi. Rujun altına veya üstüne bir şey uygulamadan sürüldüğünde bile birkaç saat sonra dudakta kalıyor. Renk vermesi de harika. Bu ruju sürdüğümde mutlaka hangi ruj olduğunu öğrenmek isteyen biri çıkıyor. Rengi çok tatlı bir pembe, biraz dikkat çekici olduğu doğru ama bu tonlar size yakışıyorsa hiç çekinmeyin.


Hafif bir kokusu var, rahatsız edici bir koku değil. Islak bitişli, çok hafif ışıltılı bir ruj. Sephora.com'da bu rujla ilgili 3D sedefler ve karite yağı içerdiği yazıyor. Benim en sevdiklerim arasına üst sıralardan giriş yapan bu ruju herhangi bir Sephora'da mutlaka deneyin. Siz de seveceksiniz. Umarım Sephora en kısa zamanda Bursa'da da açılır. Şimdilik hoşça kalın.

Pinokyo'nun Rüyası - Selvi Atıcı / Kitap Yorumu (Kayıp Şehir #2)


Herkese merhaba

Uzun bir aradan sonra yine bir tur kitabı ile karşınızdayım. RKBT kızları olarak yoğunluktan dolayı turlara biraz ara vermiştik ama bu kitaba tur yapmasak olmazdı. Selvi Atıcı'nın kalemini hep ayrı tutmuşumdur. İlk romanı Kimliksiz'de Deryal'e az mı kızdım. İkinci kitap Sen'i okurken Sü'ye biraz kız gibi davranmasını mı söylemedim. Öyle değişik hallere girdim okurken :) Ama Ömer'i okumak daha farklıydı. 

Evet yine ilginç karakterler var karşımızda. Peşindeki adamlardan kaçmak için ölmeyi seçen sıkıştırıldığı bir binadan kendini boşluğa bırakan her şeyini kaybetmiş Gazel ve hastaneden yorgun çıkmış tek derdi eve gidip uyumak olan çapkın doktor Ömer. Bu ikilinin yolunun kesişmesi oldukça hüzünlü aslında ama yaşadıkları şeylerin çoğu fazlasıyla komik. Yani hem gülüp hem üzüleceksiniz. Oldukça keyifli bir roman olduğunu söyleyebilirim. Hele Ömer'in baştan sona değişimi. Çok eğlenceli bölümlerdi :)

Gazel'in Ömer'in arabasının üzerine düşmesi belki en büyük şansıydı. Çünkü bir doktor olarak ilk müdahaleyi yaparak Gazel'in kurtulmasında büyük bir rol oynadı. Gazel uyanana kadar asla vazgeçmeyen Ömer ise olacakları asla tahmin edemezdi :) Baştaki Ömer ve sondaki Ömer o kadar birbirine benzemiyor ki okudukça hangi Ömer'i seveceğinize karar verirsiniz :)

Gazel'in yaraları var peki ya Ömer? Ömer'in geçmişi, yaraları bunları da kitapta öğrenme şansı buluyoruz. Benim açımdan eksik kısımlar kaldı ama belki serinin devam kitaplarında bu konuyu da açıklığa kavuşturur yazar. En azından öyle umuyorum.

Selvi Atıcı'nın diğer kitapları gibi Pinokyo'nun Rüyası da çok akıcıydı. Başladım ve elimden bırakamadım. Aynı gün içinde bitti. Gazel'in çektikleri, Ömer'in aklının başına gelme süreci, çevrelerindeki insanların etkisi, hepsi baştan sona okunasıydı. Deryal, Adem, Burcu ve Şirin sonlara doğru az da olsa yer alıyorlardı. Deryal'in sevenlerine duyurmuş olayım.

Kapak ilk gördüğüm andan beri beni benden aldı. Renklere falan bayıldım. Aynı zamanda yayınevi normal kapak ve ciltli seçenekleriyle çıkardı kitabı. Bendeki normal kapak ama siz bence ciltliyi alın :) Kayıp Şehir serisinin 2. kitabı Pinokyo'nun Rüyası. Kısa zamanda serinin devam kitaplarını da okumak istiyoruz. Umarım Nemesis Kitap bizi çok bekletmez.

Son olarak yazarın ilk kitabından başlayarak sırayla alıp okuyun. Her kitapta bir öncekinden daha gelişmiş bir kalemle karşılaşacaksınız. Ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Malum bugünlerde hemen herkes kitap çıkarıyor. Bu açıdan seçici olmak ve bu işi hakkıyla yapanları öne çıkarmak gerektiğini düşünüyorum. Benim yorumum bu kadar. Umarım okuyan herkes en az benim kadar beğenir.

"Kimliksiz" yorumum için TIK. (Kayıp Şehir #1)
"Sen" yorumum için TIK.

NOT: Çikolata tutkunuysanız kitaba başlamadan önce stoklamanızı öneririm. Bu kitap bol miktarda çikolata içerir :)

Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 2


Herkese merhaba

Sıcağı sıcağına film yorumumu yazıp Açlık Oyunları serisine veda etmek istiyorum. Filmi ilk gününde izleme imkanı buldum. Güzel de oldu. Hafta içi olduğu için 10-15 kişi izledik filmi. Koca salon bomboştu :) Ben 3D altyazılı izlemeyi tercih ettim ama 3D dublajlı ya da 2D dublajlı / altyazılı olarak izlemek de mümkün. 

Önceki filmde hayal kırıklığı yaşamıştım ve bu filmde büyük beklenti içindeydim. Yani görkemli bir final olur diye düşünmüştüm. Filmin sonuna kadar da sanırım beklentim karşılanmıştı ama o nasıl bir final yaa. Çok yavan kalmış bence. Böyle bitmemesi gerek derken bitti ve ben bu final için mi bekledim diye düşünmekten kendimi alamadım.

Bu seriye kitapları okumadan başladım. Bu yüzden de okumak için film serisinin bitmesini bekledim. Eğer kitapları okumuş olsam muhtemelen bu kadar hayal kırıklığı yaşamayacaktım ama filmin son 1-2 dakikasının yavan bir final olduğunu görmek sinirimi bozdu. Sanırım ben çok başka hayal etmiştim. Böyle basit bir son beklemiyordum. Neyse sonuç olarak final dışında filmi çok beğendim. Hatta finali saymazsak serinin en güzel filmiydi. Önceki filmden kat kat iyiydi. 

Katniss yine isyanın yüzü olmaya devam etti. Bu sefer kendi planları da vardı. Karşımızda daha güçlü ve olgun bir Katniss vardı. Katniss ve ekip arkadaşlarının Başkent'e girdikten sonra ilerleyiş sahneleri acayip aksiyonluydu. Peeta başkentin onu getirdiği halden kurtulmaya çalışırken kendini isyan başkanının isteğiyle Katniss'in yanında buldu. Gale ise Katniss'in yanından ayrılmazken yavaş yavaş Katniss'in kimi seçeceğini anlamaya başladı. Gerçekleri anlamaya başlayan Katniss yine yapacağını yaptı :) Bekliyordum öyle bir şey zaten. Serinin önceki filmlerini izlediyseniz buna da gidin mutlaka hiçbir film Alaycı Kuş Bölüm 1 kadar kötü olamaz :D

Ateşi Yakalamak yorumu için TIK.
Alaycı Kuş Bölüm 1 yorumu için TIK.

Filmden Kareler: