yabancı yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yabancı yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Anna ve Fransız Öpücüğü - Stephanie Perkins / Kitap Yorumu (Anna and The French Kiss #1)


Herkese merhaba

Yine bir seriyi bitirdim. Serinin ilk kitabı Anna ve Fransız Öpücüğü idi ancak Yabancı Yayınları onu en son basabildi. Nedeni de ilk kitabın yayın hakkının başka yayınevinde olmasıydı. Sanırım süre dolunca basıldı ama iyi ki basılmış. Cricket ve Lola'dan sonra en sevdiğim çiftti Anna ve Etienne. Isla ve Mutlu Son'u okuduğumda aynı şeyi hissetmemiştim. Isla ve Mutlu Son!un yazısı blogta var sanıyordum. Bir baktım ki yok :D Sevmeyince yazısını yazmamışım sanırım ya da belki yazacak zamanım yoktu o ara, sonradan da unuttum gitti. Bu ara çok başıma geliyor bu durum. Umarım serilerde kitap atlamadan yazabilirim artık. Bir noktadan sonra sinirimi bozmaya başladı bu durum.

Gelelim Anna'nın hikayesine. Lise son sınıfa geçen Anna'nın anne ve babası ayrı. Annesi öğretmen babası ise roman yazarı. Yazdıkları çok satanlar listelerine giriyor ve filmleri falan çekiliyor. Zamanla bu durum babasını da değiştirmiş ve Anna bu durumdan hiç memnun değil. 7 yaşındaki erkek kardeşi ve annesiyle yaşıyor. Ta ki anne ve babası karar verip onu Fransa'daki bir Amerikan Lisesi'ne yazdırana kadar. Fikri hiç sorulmayan Anna ailesini, arkadaşlarını bırakıp başka ülkeye gitmek istemiyor ama yapabileceği bir şey olmadığından mecburen gidiyor.

Yabancı bir ülkede, tek kelime Fransızcası ile lise sona başlıyor. Ve kaldığı öğrenci yurdunda yan oda komşusu Meredith ile tanışması Anna için Fransa'daki dönüm noktası oluyor. Meredith ile arkadaş olunca haliyle Meredith'in arkadaşlarıyla takılmaya başlıyor. Ve böylece hayatına Josh, Rashmi ve en önemlisi İngiliz aksanlı Etienne dahil oluyor. Etienne'den ilk bakışta hoşlansa da bir kız arkadaşı olduğunu bildiği için uzak duruyor. Aylar ayları kovalarken işler değişmeye başlıyor.

Paris'te geçen bir kitabın muhteşem olmaması mümkün mü bilmiyorum? Henüz denk gelmedim. Okuduklarımın hepsi de çok iyiydi. Yazar kitaplarında konuyu o kadar güzel işliyor ki... Böyle muhteşem karakterler beklemeyin. Hiçbiri kusursuz değil. Belki de bu sebepten okurken hikaye gerçekmiş gibi geliyor. Öyle inanılmaz detaylar yok çünkü oldukça sade. Yaş grubu olarak bence lise, üniversite yıllarına uygun. O yaş grubunu anlatıyor. Ben o yaşları geçeli epey zaman oldu ama yine de bu kitaba bayıldım. Hiçbiri bir Lola değil gerçi :) Hala zaman zaman Lola'nın çılgın kıyafetleri geliyor aklıma. Nedense Isla ile ilgili pek bir şey yok. Sadece sürekli boşlukların olduğunu hatırlıyorum. Henüz seriye başlamadıysanız ilk 2 kitabı kesinlikle öneririm :) Başka yorumlarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Lola ve Komşu Çocuk yorumu için TIK.

Patron - Vi Keeland / Kitap Yorumu


Uzun zamandır okumak istediğim Patron'u aldıktan sonra fazla bekletmeden okudum ve bayıldım. Nasıl güzel bir romandı o öyle. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın. Kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum :)

Nasıl güzel bir kitaptı o öyle hala yüzümde gülümsemeyle hatırlıyorum. Kapağına bakıp kesinlikle yargılamayın çünkü konusu kesinlikle düşündüğünüz gibi değil. Ciddi anlamda konusu olan ve akıp giden bir romandı. Yazarı takip ettiğim yazarların arasına ekledim bile.

Patron'un konusu kısaca kitabın arka kapağında özetlenmiş. Reese ve Chase oldukça sıra dışı bir şekilde tanışırlar. Asıl hikaye ise o tanışmadan 1 ay sonra başlıyor. İşini değiştirmeyi düşünen Reese, aynı gün iki farklı şirket ile görüşür ve ikisi de olumlu olmaktan çok uzaktır. Morali bozuk olan Reese'i neşelendirmek için erkek arkadaşı devamlı gittiği spor salonuna gitmeyi önerir. Ve o spor salonunda Reese ve Chase 2. kez karşılaşır. Ayaküstü bir sohbetin ardından Reese'in elinde iş bulmasında ona yardımcı olabilecek bir kişinin numarası vardır. Bu yönlendirme işe yarar ve Reese işe başlar ancak patronunun Chase olduğunu ve onun kozmetik sektöründe başardıklarını öğrendiğinde şok olur.

Chase'in ilk andan itibaren isteği çok nettir. Bu konuda fazlasıyla açık olmak onun açısından sorun değildir ancak Reese daha önce bir iş arkadaşıyla yaşadığı tek gecelik ilişki sonucu iş arkadaşlarıyla iş ilişkisi dışında bir ilişki kurmayacağına karar vermiştir. Chase ile aralarındaki çekimi inkar etmese de tercihini ondan uzak durmaktan yana kullanır. Chase'in netliği ve neredeyse aralarındaki elle tutulacak çekim bocalamasına neden olur. Chase'in geçmişi ile ilgili öğrendiği gerçekler ve sonrasında yaşananlar kesinlikle okunmaya değer.

Kitap baştan sona bol bol eğlenceli diyaloglar içeriyordu. Çok eğlenerek okudum ve bitmesin istedim. Uzun zamandır bu kadar severek okuduğum bir kitap olmamıştı. Bundan sonra yazarın sıkı takipçisi olacağım ve muhtemelen ne yazsa alıp okuyacağım :)

Yabancı Yayınları yazarın yeni kitabını bu cuma satışa sunacakmış. Egomanyak ismiyle çıkacak kitabı eminim benim gibi dört gözle bekleyenler vardır. En kısa sürede alıp okumak için sabırsızlanıyorum. 

Kaleydoskop Kalpler - Claire Contreras / Yorum (Kalpler #1)


Herkese merhaba

Kaleydoskop Kalpler'in ilk bölümünü yayınevinin, adını hatırlayamadığım bir kitabında okumuştum. Kitabın sonuna kısacık da olsa eklenen bölüm ilgimi çekmişti ve bu kitabı 9.90 tl kampanyasında görünce hemen aldım. Çok bekletmeden de okudum. Oldukça merak ettiğim kitaplardan biriydi ve sonuç olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Estelle uzun zamandır nişanlı olduğu Wyatt'ı kaybetmiştir. Nişanlısının ölümünün yasını tutmuştur. Bir yıl sonraysa birlikte yaşadıkları evi satmaya razı olmuştur. Onu hiç unutmayacaktır ama akıl sağlığı açısından hayata kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Evi sattıktan sonra abisi Victor'ın yanına kısa süreliğine taşınır. Eve taşındığı ilk gün kapıda görmeyi umduğu son kişi bile değildir Oliver ama orada Estelle'in karşısındadır. Victor'un en yakın arkadaşı olan Oliver, Estelle'in ilk kalp kırıklığıdır ve onun geçmişte kalmasına özen göstermezse daha da kırılacağının farkındadır. Onca hayal kırıklığı ve terk edilişin ardından yaptığı kalp şeklindeki kaleydoskopları sanat galerisinde satan Elle, bu kaleydoskopları yapma nedenini Oliver'ın ögrenmemesi gerektiğinin farkındadır ve bu sırrı arkadaşı Mia ile saklamaya devam edecek, Oliver'dan da kesinlikle uzak duracaktır.

Geçmişte yaşadıkları ona güçlü bir hale gelmekten başka bir şans bırakmamıştır. Bu gücü kazanabilmek uğruna çok şeyden vazgeçmesi gerekmiştir. Artık doktor olan Oliver'ın geçmişten gelen ve yakasını bırakmayan pişmanlıkların başında Elle gelmektedir. O, Elle'i nişanlandığı zaman kaybettiğini düşünerek çok üzülmüştür ama hayatın ona verdiği bu şansı kesinlikle iyi kullanacaktır. Tek korkusu Elle ile arasındaki bu şeyi Victor öğrendiğinde en yakın arkadaşını kaybedebilecek olmasıdır. Ve Oliver hem Elle'i hem Victor'ı kazanmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır.

Oliver'ın geçmişinin etkisiyle yaptıgı hatalar ve onları onarmaya çalışması okunmaya değerdi. Genel olarak kendisine hep sinir olsam da çabalaması güzeldi. Estelle'in nişanlısının gölgesinde yaşadığı yıllardan sonra eski haline dönmeye çalışırken bir yandan da aklından ve kalbinden çıkaramadığı Oliver ile uğraşması hoştu. Mia ile arkadaşlıkları muhteşemdi. Ailenin bir araya geldiği zamanlar da kesinlikle okunasıydı. Her şeyiyle sevdiğim bir kitap oldu. Serinin ikinci kitabını da ilk fırsatta alıp okuyacağım. Hoşça kalın. 

Parazit - Jessica Shirvington / Yorum (Parazit #1)


Jessica Shirvington ile tanışmam yazarın İki Hayat Arasında kitabıyla oldu. Üzerinden yaklaşık olarak 3 yıl geçmiş ama kitabı bitirdiğimde düşündüklerim dün gibi aklımda. Şaşkın bir şekilde kalakalmış ve yazarın kalemine aşık olmuştum.

Evet, aradan yıllar geçti. Yazarın bir serisine başladım bu kez. Yine yazarın kalemine duyduğum hayranlık oradaydı. Şaşırtmacalar bende çok işe yaramadı çünkü konu itibarıyla nasıl desem tahmin edilemez bir son değildi. En azından ben kitabın ilk yarısında olayı çözmüştüm. Bu durum okuma keyfimi bozdu mu derseniz asla bozmadı. Çünkü her türlü kitabı okutan bir yazar var karşımızda :D Beni en heyecanlandıran kısım kitabın sonuydu. Yani nasıl devam edebileceği konusunda hiçbir tahminim yok ve bence 2. kitap serinin zirve kitabı olacak. İçimden bir his öyle diyor, umarım yanılmaz.

Konusundan biraz bahsedeyim. Olaylar 9 yıl önce herkesin mikroçip takmasını zorunlu kılan bir kanunun çıkmasıyla başlıyor. M-Corp isimli şirketin ürettiği bu mikroçipleri takmayanlar cezalandırılıyor. Zorunlu olarak herkesin kullandığı bu mikroçip hayatınızın her alanına dahil oluyor. Öyle ki ilişkilerinizde bile mikroçip söz sahibi oluyor. 18 yaşına gelince takılan Fera-tek ile kişinin etraftaki kişilerle uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyor. Amaçsa herkesin gerçek eşlerini bulabilmesi. Her ay en azından 4 kişiyle değerlendirme yapıp kaydetmek zorunluluğunu da unutmamak gerek. Eğer bir ay içinde 4 negatif değerlendirme alırsa bu onun neg olduğunu gösteriyor. Yani uyumsuz. Bunun için rehabilitasyon adını verdikleri bir prosedür var ancak bu rehabilitasyondan çıkan kimse yok, kısaca o kişilere ne olduğu bilinmiyor.

Maggie, başkarakterlerimizden biri. 16 yaşındayken babası bir neg olması sebebiyle apar topar götürülüyor ve bir daha ondan haber alınamıyor. Abisi ve annesiye yaşamaya devam eden Maggie, babasına çok düşkün ve onlara yapılan bu haksızlığın intikamını almaya kararlı. Ve tabii ki babasını kurtarmayı düşünüyor. Bunun için yaptığı birçok şey var. Birilerinden bilgi elde etmek için onların sırlarını bulmak, dövüşlere katılmak gibi birçok şey yapmış. Nihayet 18 yaşına geldiğinde Fera-tek'i takılıyor ve Maggie, planını başlatıyor.

Quentin, M-Corp'un varislerinden biri. Kardeşlerin en küçüğü. Amerika'nın en seçkin lisesinde okuyor. Ivy adında bir sevgilisi var. Hayatı hep normal seyrediyor. Ta ki Fera-tek'i takılana kadar. Fera-tek'inden 3 olumsuz negatif değerlendirme alması duruma hiç yardımcı olmuyor ve bu noktada ,onun kurtarıcısı olan ve hiç tanımadığı bir kız devreye giriyor. Maggie.

Başkarakterlerimizin bundan sonraki hikayesi bol bol aksiyon içeriyor. Oyunlar, sırlar, beklenmeyen sonlar, nefret, aşk, kısaca ne ararsan var. Sonunu tahmin etmiş olsam da çok keyifli bir romandı ve uzun bir zaman geçtikten sonra serinin 2. kitabının çıkış tarihini yayınevi dün açıkladı. Panzehir, 11 Ağustos'ta satışta olacak. O zaman en kısa sürede okumak üzere diyeyim :)

Yazarın daha önce okuduğum İki Hayat Arasında kitap yorumu için TIK.

Tehlikeli Kızlar - Abigail Haas / Kitap Yorumu


Neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Yayınevi tanıtımını yaptığında konusu çok ilgimi çekmişti ve bulduğum ilk indirimde aldım. Okuyanlar ya bayılmıştı ya hiç beğenmemişti. Ben iki taraftan da değilim evet beğendim ama bayılmadım. Berbat olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. Gayet akıcı, merakta bırakacak türden bir kitaptı. Tüm bunlara rağmen katili daha en başından tahmin ettim ama bu okuma keyfimi hiç bozmadı. Sonuç olarak katil bir başkası da çıkabilirdi. Ben bu tarz birkaç kitap okuduğum için ilk aklıma gelen olasılık tuttu diye düşünüyorum. Tek günde okuduğumu söylesem akıcılık düzeyi de belli olur sanırım.

Yazar kurguyu gerçek bir olaydan esinlenerek yazmış. Uzun yıllar önce erasmus öğrencisi olan Amanda Knox'u hatırlayanız mutlaka vardır. Ev arkadaşını öldürmekle suçlanan bu Amerikalı kız daha sonra masum olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. Bu olayla kitap arasında bağlantı kurmak mümkün. Kitap, arkadaşlarının ölüsünü bulan gençlerin polisi aramasıyla ve polisle aralarında geçen konuşmayla başlıyor. Kitap boyunca bu siyah sayfalarda polisle olan görüşmeler dışında televizyon programlarında zanlı için geçen konuşmaları, polis sorgulamalarını ve kanıt niteliği taşıyan birkaç şeyi okuyoruz. Daha sonra gençlerin toplanıp geldikleri Aruba isimli adadaki tatillerinden kesitler veriliyor. Yaz tatili için birlikte bir plan yapan Anna, Anna'nın en yakın arkadaşı Elise, Anna'nın erkek arkadaşı Tate, Mel, Max, Chelsea, Ak ve Lamar tatillerinin keyfini çıkarmaya kararlı ancak arkadaşları Elise'in odasında ölü bulunması her şeyin sonu oluyor. Hepsi defalarca sorgudan geçiriliyor. Elise, tam 13 kez bıçaklanmış. O saatlerde dalışta olan diğerleri suçlamayla karşılaşmıyor ancak dalışa gitmeyen Anna ve Tate, bıçakta parmak izleri bulunduğunda birer şüpheli haline geliyor.

Tate'in babasının zenginliği onu kefaletle serbest bırakmalarını sağlarken işleri berbat olan Anna'nın babasının gücü onu hapisten çıkarmaya yetmiyor ve böylece Anna'nın yargılanma süreci başlıyor. Bu süreçte arkadaşlarının ve sevgilisinin gerçek yüzlerini de gören Anna, sürekli geçmişini düşünüyor. Elise ile tanışması, kardeşten de öte olmaları, Tate ile tanışıp sevgili olması gibi onlarca şeyi düşünüyor. Bu aralarda yazar alttan alta katili de ortaya çıkarıyor. 3-4 farklı kişi var katil olabilmesi muhtemel olan. Son ana kadar da hiçbirinin üzerindeki zan kalkmıyor. Hepsi şüpheli ama dedektif diğerlerinin üzerindeki şüpheyi umursamadan tek Anna'yı hedef alıyor. Geçmişindeki hemen her şeyi ortaya çıkarıyor. Peki, katil kim ve bunu neden yaptı? İşte bu noktada muhtemelen okuyanların dörtte üçü fazlasıyla sarsılacak.

Öncelikle yazarın kalemini çok sevdim. Hukuki alanda ciddi araştırmalar yaptığı kesin ve ben bu yönü ağır basan romanları okumayı çok seviyorum. Sonu beklenmedik geldiyse tadı kesinlikle damağınızda kalacak ama tahminleriniz doğru çıktığında çok da abartılacak bir kitap olmadığını göreceksiniz. Ancak yazarı kesinlikle takibe alacağım ve başka kitaplarını da okuyacağım. Sonu çok basit olsa da kurgu gayet iyiydi. Buradan sonrası spoiler içerecek. O yüzden kitabı henüz okumadıysanız burada bırakmanızı öneriyorum :D

*SPOILER İÇERİR*

Bir romanda abartılı arkadaşlıklar varsa hep o arkadaşlardan şüphelenirim. Onlar ya arkadaştan öte bir şey çıkarlar, ya çok kötü olaylar sonucu arkadaşlıkları geri dönülemez biçimde biter ya da biri diğerini öldürür. Bu daima böyle olmuştur. O yüzden ilk sayfalardan daha Anna ve Elise arasındaki sınırları ortadan kalkmış arkadaşlık beni şüphelendirmişti. Haliyle Elise öldüğüne göre de katilin kim olduğu belliydi. Tate ve Elise ikilisinin arasındakiler beni hiç şaşırtmadı. Çünkü yazar ilk sayfalardan daha Tate üzerinden bir şeyler yaşadıklarını görmemizi sağlıyordu. Anna ve Elise'in birbirlerine bağlılık dereceleri kesinlikle normal değildi.

Yazar bize Anna'nın normal olmadığını da kitapta bol bol göstermişti. Annesinin hastalığı ve ölümü sonrası yaptıkları, Elise'i ölü bulduktan sonraki davranışları ve zaman zaman Elise ile geçmişte aralarında geçen diyaloglar onun normal olmadığını kanıtlıyordu. Elise normal miydi sorusuna verilecek yanıt oldukça basit. O da kesinlikle normal değildi. İkisi de birbirine karşı saplantılı durumdaydı. Son belli olduktan sonra içimi ürperten tek şey Anna'nın rahatlığıydı. Yani kendini haklı görüyordu ve kesinlikle bir pişmanlık yoktu. Hatta sonlarda hala onu her gün özlüyorum falan dediği bir yer vardı. Dürüst davransaydı hala hayatta olabilirdi, bir arada olabilirdik gibi bir şey düşünüyordu. Tamamen hasta bir insanın kafa yapısı. Dava sonucu masum bulunması ve serbest bırakılması da ciddi ciddi günümüz hukuk sisteminin acınacak halini gözler önüne seriyordu. Birinci derece kanıt bulunamaması bir katilin elini kolunu sallayarak gitmesine sebep oldu. Günümüzde de bu böyle değil mi zaten? 

Daha yazsam çok şey yazarım ama burada bitirmek istiyorum. Hoşça kalın.

Juliet Paramparça - Leisa Rayven / Kitap Yorumu (Starcrossed #2)


Juliet Paramparça'yı bitirdim. İlk kitap Sahte Romeo'yu bitirince muhteşemdi demiştim. Bu romanda da fikrim değişmedi. Sahte Romeo'yu okurken hissettiğim o büyü bozulacak diye korkuyordum ama çok kısa sürede boşuna korktuğumu fark ettim. O nasıl bir yazmaktır, öyle güzel ki devam etmesini istemekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden. Daha önce okumayanlar için Sahte Romeo yorumunu da ekliyorum. TIK.

Romanda geçmiş ve gelecek arasında gidip geliyoruz. Oyunculuk eğitimi alan aynı dönem öğrencileri Ethan ve Cassie'nin unutulmaz aşkını okuyoruz. Sahte Romeo'da bir kısmını okumuştuk. Juliet Paramparça'da yine geçmiş gelecek arası sahneler var ama bu kez gelecek kısmı daha fazlaydı sanki. Ethan Holt, önceki romanda dengesiz davranışlarıyla hepimizi sinir etmişti ama aynı zamanda aşık olduğunu belli eden hali de hoşumuza gitmişti.  

Cassie ve Ethan'ın ayrılıklarının üzerinden 3 yıl geçmiştir ve bu süreçte ikisi de oyunculuk alanında yüksek noktalara gelmişlerdir. Bir teklif ikisini aynı tiyatro oyununda başrol olarak birleştirdiğinde geçmişi hatırlamamak imkansız bir hale gelmiştir. İki kez terk ettiği Cassie'den üçüncü bir şans isteyen Ethan, sabırla istediğini elde etmek için çalışmaktadır. Sonuçta kendini affettirmek için önceki kitapta 1162 kez "Seni Seviyorum" diyen bir insan Ethan, çabucak pes edecek hali yok :)

Cassie'nin hatıraları çoğunlukla hüzünlü olsa da ilk günkü gibi duran aşkı sürekli Ethan'ı affetmesini söylemektedir. Ethan'daki değişimi fark etse de içindeki korkuları atamayan Cassie için vereceği karar çok zordur. Oyun için yaptıkları provalar, oyun öncesi gerginlikleri, oyun sonrası basın yazılarını okurkenki halleri çok eğlenceliydi. Bazı sahneler ciddi anlamda üzücüydü ama geneli muhteşemdi, her şeye rağmen iki kitabı da çok severek okudum.

Seri devam ediyormuş ancak bu kez Ethan'ın kardeşi Elissa'yı okuyacakmışız. Ben bu yazar ne yazsa okurum. O yüzden seri devam ederse mutlaka okuyacağım, eğer devam etmezse de orijinal dilden bulup okuyacağım. Öyle ya da böyle bırakmam bu seriyi :) Ne yazsa okunacak yazarlarım arasında yerini çoktan aldı Leisa Rayven. Takip etmek düşer bize. Şimdilik hoşça kalın. Başka yorumlarda görüşmek üzere...

Kitaptan bazı alıntılar:

Bir erkek arkadaş ne zaman erkek arkadaş değildir.
Erkek arkadaş Ethan Holt olduğu zaman.

---

O anda birdenbire yüzümdeki bütün kan çekildi.
Ethan güldü. "Cassie sakin ol. Sana benimle evlenip evlenmeyeceğini sormuyorum."
"Hıı. Tamam." Ciğerlerim tekrar çalışmaya başladı.
Ethan bana hafifçe gülümsedi. "Henüz."

---

Diyelim ki insanlar kitaplar. Hayatlarımıza giren herkes birkaç sayfamızı görür. Hoşlarına gidersek onlara daha çok sayfalarımızı gösteririz. Eğer onlardan hoşlanırsak onların düzeltilmemiş kısımları da görmelerini isteriz. Bazı insanlar kenarlara not alır. Hikayemizde ve bizde iz bırakırlar ama en sonunda, bizi bir insan olarak temsil eden basılmış kelimeler, bizim iznimiz olmadan değişmezler." 

---

Ama mesele şuydu ki eğer insanlar kitap olsaydı Ethan seksi, akıllı, ,sizi salya sümük ağlatsa da elinizden zor düşüreceğiniz akıcı, çok satan bir kitap olurdu.

Tatlı Ateş - Jamie McGuire / Kitap Yorumu (Maddox Kardeşler #3)


Merhaba arkadaşlar :)

Maddox Kardeşler serisinin 3. kitabı çıkalı aylar oldu ancak ben kitabı kütüphanede bekletiyordum. Vakit bulduğum gibi okudum. Serinin temposunun her kitapta biraz daha azaldığını düşünüyorum. Bu saçma kadın karakterleri Jamie'nin neden yazdığını çözmeye çalışıyorum. Cami bir öyle bir böyleydi, Liis biraz daha tutarlı gibiydi ama o da garipti ve Falyn'i hala çözebilmiş değilim. Neden Abby gibi bir karakter okuyamadık ki biz bu seride. Ciddi ciddi Tatlı Bela ve Ayaklı Bela'yı özlemiş vaziyetteyim. Ahhh Travis, abilerini biraz sarsabilir misin? :D

Taylor, hotshot ekibi denilen seçkin itfaiye ekiplerinden birinde çalışıyor. Artan yangınlar nedeniyle yolu Colorado Springs'e düşen Taylor, öğle yemeği yemek için gittiği bir cafede Falyn'i görür. Ona sürekli ters davranan Falyn, zengin ailesini arkada bırakmış ve hayata sıfırdan başlamıştır. Tek bir hedefi vardır ve bunun için para biriktirmektedir. Eee bir Maddox'a yüz verilmezse ne olur. Daha önceki kitaplardan öğrendiğimiz üzere o kızı kafaya takarlar. Aynı şey Taylor için de geçerliydi. Şuursuzca Falyn'i tavlamaya çalıştı. Bazı sahneler cidden kahkaha atmama neden oldu. Sonuçta Maddox Kardeşler'i okuyorsan her şeye hazırlıklı olmalısın :) Çünkü onlar mutlaka bir yolunu bulurlar.

Roman ilerledikçe Falyn'in büyük sırrını öğrenen Taylor, ona daha fazla yaklaştı ve hayallerini gerçekleştirmesini kolaylaştırdı. Cidden o bölüm çok güzeldi. Hatta kitabın en anlamlı sahnesiydi. Çünkü diğer sahnelerde aynı şeyi hissedemedim. Bir eksiklik vardı sanki bir şeyler atlanmış gibiydi. Maddoxlar ile Falyn'in tanışması da güzeldi. Yine bir Maddox klasiği yaşandı. Az da olsa diğer Maddoxları da okuyabildik ve Cidden Abby-Travis ikilisini okumayı özlemişim. 

Tüm Jamie kitapları gibi Tatlı Ateş'te çok akıcıydı ancak dediğim gibi bazı şeyler çok hızlı geçilmişti ve eksiklik hissi kitabın başından sonuna kadar orada durdu. Kapak, ayraç klasik halini aldığından detaylı yazmıyorum ama o ayraçlar efsane değilde nedir? Ne yaptığı belli olmayan Falyn ve ilk fırsatta Falyn'i boynuzlayan Taylor, sizi muhtemelen özlemeyeceğim. Umarım serinin sonraki kitabında Tyler'ı okurken çok daha güzel şeyler yazarım. Şimdilik hoşça kalın.

Maddox Kardeşler #1 Tatlı Sır yorum için TIK.
Maddox Kardeşler #2 Tatlı Yalan yorum için TIK.

Beautiful #1 Tatlı Bela yorum için TIK.
Beautiful #2 Ayaklı Bela yorum için TIK.
Beautiful #2.5 Belalı Düğün yorum için TIK.

Minnettar - Amy A. Bartol / Yorum (Öngörü #3)


Herkese merhaba

Öngörü serisini okuyan var mı bilmiyorum ama ben ilk kitaba bayılmış ikinci kitabı okuduktan sonra büyük hayal kırıklığı yaşamıştım. Bu kitabı alsam mı diye de çok düşündüm ama seriyi bitirme aşkım sağolsun almaktan başka çare bırakmadı bana. Okuma listemde de başlarda değildi ki kitaba başlayınca büyük hata yaptığımı anladım. Yazar her şeyi bu kitaba saklamış sanki. İkinci kitabı zar zor bitiren ben her fırsatta bu kitabı elime aldım ve tek kelimeyle bayıldım. 

Evie ve Reed aşkı doludizgin devam ederken akla gelmeyen şeyler yaşandı. Hele o çeşit çeşit yaratıkları yazan yazar o hayal gücünden ben de istiyorum. Tek tek tarif edilen yaratıklar sanki okurken gözümün önündeydi. Yani sevmemek elde değil bu kitabı. Evie'nin keşfettiği veya aniden kontrolü dışında ortaya çıkan yetenekleri gerçekten çok iyiydi. Ve ben devam kitaplarında çok daha fazlası olacağına inanıyorum. Bu kitabı okurken de en çok üzüldüğüm karakter Russell oldu. Evet ruh eşi bir şekilde onu seviyor ama onun istediği gibi değil ve ruh eşi başkasına bağlı. Onun açısından zor ama sevindirici şeylerden biri güçlenmesi ve yeni yeteneklerinin ortaya çıkmasıydı bence. 

Browni ve Russell için kendini feda eden Evie oldukça cesur bir karakter. Gerçi cesareti ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkıyor ama olsun. Sonuçta kızımız cesur ve sevdiklerini koruma içgüdüsünü kendince doğru kullanıyor. İfrit'in elinden Browni ve Russell'ı kurtarmaya gittiğinde ortaya çıkan Brennus - ki ben ona Evie'nin belalısı diyorum - Evie'yi kurtardı ama Evie için en iyisi Gancanaghlarla kalmak mı tabii ki orası tartışılır. 

Serinin ülkemizde basılmayan 2 kitabı olduğu görülüyor. Devamında neler olacak çok merak ediyorum ama az çok yazarın nasıl ilerleyeceğinin farkındayım. Yabancı Yayınları'ndan tek ricam serilerin devam kitaplarını bizi çok bekletmeden yayınlamaları. Aradaki zaman uzadıkça önceki kitaplar unutuluyor ve okuyucu kendini kopmuş hissediyor. Şöyle sonbaharın başında yeni kitap gelse tadından yenmez bence :) Son olarak ayraçları çok şirin değil mi? :)

Işıltı - Paula Weston / Kitap Yorumu (Refaim #3)


Herkese merhaba

Nihayet Işıltı'yı bitirdim. Son zamanlarda çok verimli okuyamıyordum, Işıltı bu durumu düzeltti neyse ki. Serinin ilk iki kitabını okumuş ve ikisine de bayılmış biri olarak sanırım en çok bu kitabı sevdim.

Gaby ve Jude kavuşmuştu hatırlarsanız ve Rafa ile Taya Zarael tarafından kaçırılmıştı. Bunun sonucunda Dışlanmışlar, bir çözüm bulabilmek için Tapınakta kalmaya karar verdiler. Gaby ve Jude hatırlayamasalarda olayın onlarla ilgili olduğunun farkındalardı. 

Dani durugörüleriyle kurtarma operasyonunda oldukça etkili oldu ve ben Danili sahneleri çok sevdim. Refaimlilerle bir arada olması ve bunun onu mutlu etmesi falan hoşuma gitti. Refaimlilerin hapsedildiği odanın sırrı da bu kitapta genel olarak çözüldü ve bu süreçte ortaya çıkanlar fazlasıyla şaşırtıcıydı. Özellikle Mya ile ilgili olan kısmı hiç beklemiyordum. Nathaniel ile ilgili biraz daha şey öğrendik. Sona yaklaştık iyice.

Yazar yine muhteşem kurgulamış olayları ve o son neydi öyle. Kitap orda bitirilir mi? Bence bitirilmez. Şimdi 4. kitabı nasıl bekleyeceğim. Son olarak serinin ayraçları çok tatlı değil mi?

Serinin önceki kitabının yorumunu okumak isterseniz TIK. 

Sahte Romeo - Leisa Rayven / Kitap Yorumu (Starcrossed #1)


Sahte Romeo'ya basladığımda da bitirdiğimde de aynı şeyi düşündüm. Cidden abartıldığı kadar varmış. Burda bin tane alıntı paylaşmak istiyorum ama zamansızlıktan ötürü o kısma girmiyorum. Fazlasıyla çarpıcı cümle ve diyaloglar vardı romanda.

Ethan Holt ve Cassie Taylor, tiyatro okulunun seçmelerinde tanışırlar. Aralarındaki çekim ilk günden kendini belli eder. Birkaç ay sonra okula kabul edildiklerinde kısa sohbetler daha doğrusu didişmeler dışında pek konuşmazlar. Ethan kendi halinde takılmayı sevmekte ve Cassie özgürlüğünün tadını çıkarmaya çalışmaktadır. Sonra o yıl okulun sergileyeceği Romeo ve Juliet oyununa bu ikilinin seçilmesiyle işler yavaş yavaş çığırından çıkmaya başlar.

Kitap şöyle başlıyor. Cassie ve Ethan üç yıl önce ayrılmıştır ancak beraber oynayacakları oyun onları karşı karşıya getirir. Ethan pişmanlıklarıyla dönmüş Cassie'den bir şans daha isterken Cassie, aynı kalp kırıklığını birdaha kaldıramayacağını düşündüğünden Ethan'dan uzak durmayı seçer. Oyun provaları devam ederken bazı bölümlerde geçmişe giderek Ethan ve Cassie'nin tanışmasından itibaren tüm hikayelerini okuyabiliyoruz. Hele Cassie'nin günlüğünün olduğu bölümler dikkatle okunmalı 😀 

Bazı bölümlerde kahkahayla güldüm diyebilirim ve tabii ki bazılarında çok hüzünlendim. Hele Ethan'ın sonlara doğru Cassie'ye gönderdiği bir e-mail var. O e-mail'e bayılmayacak insan olduğunu sanmıyorum. Son olarak punto ufak olmasına rağmen inanılmaz akıcıydı. Son olarak +18 değil belki ama romanda cinsel içeriklerin fazlaca olduğunu belirtmem gerek. Eğer bu konuda hassasiyetiniz varsa tavsiye etmiyorum. Onun dışında kesinlikle okumanızı öneririm.

Yabancı Yayınları diğer kitap yorumları için TIK.

Kızımın Katiline Mektuplar - Cath Staincliffe / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Bugün henüz satışa çıkmamış Kızımın Katiline Mektuplar isimli kitap yorumu ile karşınızdayım. Kitabı yeni bitirdim ve hızlıca yorumunu yazmak istedim. Öncelikle bendeki düzeltilmemiş okuma kopyası. O yüzden yorumum son haliyle ilgili olmayacak.

Kitap bana on gün kadar önce ulaştı ancak yoğunluktan ancak elime alabildim ve hızlı bir şekilde okudum. Malum bu tarz kitaplara başlayınca bitirmeden bırakmak pek mümkün olmuyor. Kitabın türü psikolojik gerilim. Bir annenin, kızının katiline yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yazar olayı sürekli mektup şeklinde ele almamış. O mektuplarda olayları anlatmış. Kızının öldürülmesinden üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen kin ve intikam duygularının azalmaması, bir anneye neler yapmış, onu neler yapmaya itmiş onu okuyoruz daha çok.

Mektupların sahibi Ruth, kızı Lizzie'nin öldürülmesinden sonra damadı Jack ve torunu Florence'ı kendi evinde ağırlamıştır. Eski kocası Tony ve onun eşi Denise'te sık sık Ruth'un evini ziyaret ederler. Jack eşini kanlar içinde bulmanın şokunu atamamışken bir de Florence annesinden sonra babası da gidecek diye korkmaktadır. Garip davranışlar sergilemektedir. Bir yandan soruşturma devam etmektedir ve diğer yandan Lizzie ile ailesinin yaşadığı evde kanıt aranmaktadır. Eve girilmesi yasaktır. Aylar ayları kovalarken nihayet katil olduğu düşünülen bir kişi tutuklanır. Ve hiç ummadığı bu kişinin katil olduğunu öğrenen Ruth'un kini sadece daha fazla artmıştır. Bunun üstesinden gelmek 50'lerin sonundaki bir kadın için bile çok zordur ve o mektuplar yazmaya katile kızını neden öldürdüğünü sormaya başlar. Tüm doğruları öğrenmek belki de ona yola devam etmek için bir güç verecektir.

Kızımın Katiline Mektuplar, yazının başında yazdığım gibi oldukça akıcı bir romandı. Bir annenin olaylara bakış açısı da denebilir bir bakıma. Kim kızının katilini bağışlayabilir ki... Peki, Ruth bağışlayabilecek mi? İşte bu konuların çevresinde gelişen olaylar, sizi sürekli kitabı elinize almaya zorluyor. Bitmeden rahat edemeyeceğim hissi hep orada duruyor. Aslında katil ortalara doğru az çok belli oluyor ama öldürme nedeni ve Ruth'un ne yapacağı, nasıl devam edeceği gibi sorular kitabı sonuna kadar okutmaya yetiyor.

Kızımın Katiline Mektuplar, 11 Aralık'ta satışta olacak. Psikolojik gerilim seviyorsanız bu kitaba da şans vermenizi öneririm. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Dokuz Gün - Gilly Macmillan / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Okumaya başlayınca kısa bir hastalık geçirdiğim için bitirmem uzun sürdü. Önceki gün nihayet bitirdim. Yorumu için biraz beklemek istedim. Bitirdiğim anki şok biraz geçsin öyle yorum yapayım diye düşündüm. Ciddi anlamda sonu şok ediciydi benim için.

Rachel eşinden boşanmış, serbest çalışan ve oğlu Ben ile yaşayan bir annedir. Haftasonu gezmesi için ormana giderler ve Ben ortadan kaybolur. İlk aramalar sonuçsuz kaldıktan sonra herkes bu olaya yoğunlaşır. Basının ve halkın yoğun ilgisini, bu ilgi sonucu ailenin başına gelenleri anlatıyor kitap. Adından anlaşılacağı üzere 9 günlük bir zaman dilimini anlatıyor. Kaçırılmadan 1 yıl sonrasına da zaman zaman atlama yapılıyor. Kitabı genellikle olaya atanan dedektif Jim ve Ben'in annesi Rachel'ın ağzından okuyoruz.

Kitaba başladığım andan itibaren çocuğu kimin kaçırdığı ile ilgili düşündüğüm her şey boş çıktı. Sonuna kadar tahmin edemediğim biri çıktı kaçıran. Zaten baştan itibaren bir sona baksam sonra okumaya devam etsem hissi ile savaşıyor insan ki sonuna bakmak kesinlikle huyum değildir. Kitabın tadı kaçmasın diye sabrederim. Bu kez sonuna bakmamak için çok zorlandım. Kitap böyle tam bir sonla sonlanmıyor. Merakta kaldığım noktalar var benim hala. 

Çocuğu kaçıran kim? Çocuk bulunduğunda sağ mı ölü mü kitabın sonuna kadar bilemiyor okuyucu. Yazar itinayla saklamış :) En azından elle tutulur bir şey verseymiş okumak biraz daha kolaylaşabilirdi. Sanırım yazar okuyucuyu meraktan kıvrandırmak istemiş ki başarmış kesinlikle.

Biraz da abartıldığı kadar var mı konusuna değineyim. Bu kitabın kendi ülkesindeki ilk baskısı henüz ön satıştayken tükenmiş. Hakları 20'den fazla ülkeye satılmış. Hiç şaşırmadım ben. Yazarın ilk kitabı bu ve gayet başarılı buldum. Bizim ülkede basılmış kapağı ayrı bir sevdim. Tüm kapakları inceledim ancak en güzeli bu kapaktı bana göre. Ayracı normal bir ayraçtı. O yüzden çok üzerinde durmuyorum. Her şeyiyle güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Sezgi - Amy A. Bartol / Yorum (Öngörü #2)


Herkese merhaba

Öngörü serisinin ikinci kitabı Sezgi çıkalı bir süre olmuştu ancak alıp okuma fırsatını ancak buldum. Serinin ilk kitabının yorumunu okumayanlar buradan okuyabilirler. İlk kitap yorumumu okuyanlar varsa çok sevdiğimi ve devamını dört gözle beklediğimi bilirler. Ancak bu kitap benim için hayal kırıklığı oldu :(

Gereğinden uzun yazıldığını düşünüyorum. Bu da okurken sıkılmaya yol açıyor. 500 sayfadan fazlaydı yanlış hatırlamıyorsam ama daha kısa olsa ilk kitap gibi akıcı olurdu diye düşünüyorum. Her şey uzun uzun yazılmış. Bu kadarına gerek olmadığını düşünüyorum. Son 200 sayfa akıcı şekilde okunuyor ama ilk 300 sayfa için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Yarı insan yarı melek olduğunu iyice kabullenmiş olan Evie, unutamadığı o felaket gün ile ne yapacağını bilememektedir. Ruh eşi Russell ve çekiminden kurtulamadığı Reed ile ilgili düşünceleri nettir. Reed'e aşıktır ancak birçok problem varken aşk geri planda kalmak zorundadır. Özellikle onunla ilgili olaylar başta Reed olmak üzere tüm sevdiklerine zarar verecekse yapılacak şey bellidir. Ancak olaylar Evie'nin düşündüğünden çok farklı gelişecektir.

Her ne kadar bu kitap farklı şeyler öğrenmemizi, hikayede ilerlememizi sağladıysa da başlarda bir türlü akmadı. Sürekli aynı yerde duruyormuşum gibi hissettim okurken. Yazarın 3. kitapta seriyi toparlayacağına inanmak istiyorum. Bu yüzden bir an önce 3. kitabın çıkmasını bekliyorum.

Ayraç yine ilk kitap ayracı gibiydi. Biraz üzerinde oynanmış tabii ki ilk ayracın. Kapak konusuna gelirsek bizim ülkede basılan kapağı orijinal kapaktan daha çok sevdim. Bu benim için nadir olan bir şey. Orijinal kapak çok basit kaçmış. Bizimki iyi :) Kitapla ilgili son söyleyeceğim şey bazı cümlelerin kurulumuyla ilgili sıkıntı vardı. Bu bir şekilde beni rahatsız etti. Sezgi yorumum bu kadardı. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Kurucunun Kızı - Amy Engel / Kitap Yorumu (The Book of Ivy #1)


Herkese merhaba

Instagramdan takip edenler bilir. Bayramda 3 blogger(Okuryazar, Pilli Kütüphane ve ben) bir okuma maratonuna başladık. Maratonumuza 7 gün 7 kitap adını verdik. Bayramın ilk günü başladık. Benim ilk kitabım Kurucunun Kızı'ydı. Nasıl başladı nasıl bitti anlamadım. Heyecan hep vardı. Distopya demek istemiyorum çok çünkü distopya yönü çok hafifti ama türü ne olursa olsun okunmaya değerdi.

Ivy, kurucunun kızı. Olaylar onun gözünden anlatılıyor. 16 yaşında ve başkanın oğluyla evlenmesi gerekiyor. Dünyadaki savaştan sonra bir şehir kurulmuş, çit adını verdikleri bir telli yapı ile çevirilmiş. Çitin ötesinde yaşamak neredeyse imkansız. Şehirde suçlu bulunanların cezası çitin dışına atılmak. Değişik bir sistem işliyor. Şehir ikiye ayrılmış. Bir tarafta kurucunun sülalesi ve taraftarları, diğer tarafta savaşı kazanıp başka olan kişinin sülalesi ve taraftarları. Böyle böyle nesiller geçmiş ve huzuru bozacak bir şey olmamış. O gün geliyor. Ivy ve Bishop toplu evlenme töreni ile evleniyor. Ivy'nin görevi belli. Kocasını öldürmek ve böylece babasını başa geçirmek. Ivy, Bishop'ı tanıyana kadar görevini yapmakta kararlı ancak onu tanımak işleri karman çorman hale getiriyor. 

Fazla detay vermek istemiyorum ama bir yandan da her şeyi anlatmak istiyorum. İkinci kitap için aşırı derecede sabırsızlanıyorum. Öyle bir yerde bitti ki devamı nasıl olacak diye fazlaca düşündüm. Ivy'nin ailesinden nefret ettim. Annesiyle ilgili gerçekleri öğrenince şok oldum. Saçma sebeplerle çitin dışına atılan kişilere üzüldüm. 

Kurgusunu çok beğendim. Fazla karakter vardı ama göze batan, gereksiz karakter yoktu. Her şey yerindeydi. Hatta daha fazla uzatılabilirmiş diye düşündüm. Bazı yerler çok kısa geçilmiş. Yine de çok keyifli bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Benim için tek olumsuz nokta mantıksız cümleler olmasıydı. Çeviri ya da düzeltmeyle alakalı olabilir bilemiyorum ama oldukça fazla gözüme battı. Her şeye rağmen merakla serinin ikinci kitabını bekliyorum. Şimdilik hoşça kalın.

NOT: Serinin ikinci kitabı kasım ayında geliyormuş. Mutluyum :)

Lola ve Komşu Çocuk - Stephanie Perkins (Anna and The French Kiss #2)


Öncelikle belirtmek istiyorum. Serinin ilk kitabını okumadım. Birbiriyle bağlantılı kitaplar olmadığı için onu sonraya bıraktım ama Anna'nın hikayesi de merak ettiklerim arasında yerini aldı.

Lola ve Komşu Çocuk ile ilgili neler söyleyebilirim kısmına geçecek olursam hani bazı kitaplar vardır. İnsana umut verir. Farklıdır, sade bir dille yazılmıştır ama kendi içinde bir uyum yakalamıştır. Abartılı cümleler olmasa da kendini okutur. Akar gider. İşte bu da öyle bir romandı. Naif bir hikayeydi ve ben böyle hikayelere bayılıyorum.

Lola, 17 yaşında, liseye gidiyor. Sevgilisi Max 22 yaşında ve bir rockçı. Max'in bir grubu var ve konserler veriyor. Görüntüsü de oldukça sıradışı ama sıradışılık konusunda Lola'nın eline su dökemez. Çünkü Lola, renkli peruklar, simli kirpikler, değişik bot ve ayakkabılar, herkesten farklı giyim stili ile oldukça iddialı. Lola'nın hayalleri de giyim stili gibi farklı, okuyanlar bana hak verecek :)

Lola'nın ebeveynleri, Andy ve Nathan ona karşı aşırı korumacılar ve Max'i onaylamıyorlar. Bu yüzden de Lola'yı sürekli denetim altında tutuyorlar. Eşcinsel bir ailenin evlatlık kızı olan Lola bir yerine iki babayla baş etmeye çalışıyor. Lola'nın geçmişten gelen bir yarası var. Bell ikizleri. Cricket ve Calliope Bell. İki sene önce taşınan komşularının ikiz çocukları. Onların evlerine tekrar taşındığını öğrenmek Lola için tam bir kabus oluyor. Çünkü kaçamayacağı kadar yakınlar, Cricket ile pencereleri karşılıklı. Çocukluktan beri arkadaş olsalar da iki yıl önceki ayrılmalarından sonra nasıl davranacağını bilemiyor.

Cricket için bir mucit denebilir. Küçüklüğünden beri yaptığı icatlar ile çevresindekileri mutlu ediyor. 18 yaşında. İkizi Calliope, buz patencisi ve olimpiyatlara hazırlanıyor. Çocukluktan beri hayatı Calliope'nin kariyeri için oradan oraya gitmekle geçmiş, biraz ihmal edilmiş bir çocuk. 2 yıl öncesinin anıları ve duyguları ilk günkü gibi orada. Üniversite için evden ayrılmış olsa da haftasonlarını ailesiyle geçiriyor ve bu Lola için içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bir süre sonra bir seçim yapmak zorunda hisseden Lola acaba ne karar verecek?

Lola'nın hikayesi farklı ama akıcı. Sadelikten ödün vermemiş yazar. O yaşın duygularını aktarmayı başarmış. Hani böyle tatlı ilk aşk hikayesi olur ya bu da öyle hoş bir hikaye. Tadı damağında kalıyor insanın. Lola ve Cricket arasındaki ilişki çok gerçekçi, okuyunca o kadar normal geliyor ki. Sanırım biraz da bu yüzden sevdim. Gerçek hayatı anlatıyor gibiydi. Kitabın ciltli olması da benim için artılardan biri. Hem ciltli kitabı kim sevmez ki... Kitaptaki yıldızlar eminim dikkatinizi çekecek. Konuyla alakası var ve sanırım okuyanlar bu detayı çok beğenecek. Benim yorumum bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere.

Paula Weston - Sis / Kitap Yorumu (Refaim #2)


Merhaba serinin ilk kitabını Bursa Kitap Fuarı zamanı okumuştum ve bayılmıştım. 2. kitabı da dört gözle bekliyordum. Nihayet okuma fırsatı buldum. İlk kitaptan daha fazla beğendim diyebilirim. 

İlk kitap Gölgeler'i okuduktan sonra yorum yazma fırsatı bulamamıştım. Gerçi düşününce ne yazsan spoiler olabilecek bir kitaptı. Bu da yine öyle. O yüzden iki kitabı kapsayacak bir yorum yazmaya çalışacağım.

Cehennemden kaçan 200 düşmüş melek yasakları delerek dünyaya gelirler ve insanlardan çocukları olur. Bu çocuklar Refaim denen cemiyete mensup ve cehennemden kaçan 200 meleği yani kendi babalarını arıyorlar. Onları bulup Melekler Konseyine teslim edecekler. Bu yarı melek çocukların başlarında onları gerçek annelerinden tek tek toplayan Nathaniel var. Gaby, Rafa, Jude, Mya, Daniel, Ez, Taya ve daha adını hatırlayamadığım onlarca melek. Tabii ki insanlarda var :) Aksiyonun bol olduğu bir kitap. İnsanlar, iblisler, zebaniler... 

İlk kitap Gaby'nin ikizi Jude ile geçirdiği kazanın bir yıl sonrasını ele alıyordu. Gaby hafızasını kaybetmiştir. Kendine yeni bir hayat kurmuştur. Eski hayatından habersiz bir insan gibi yaşarken karşısına Rafa çıkar ve aslında kim olduğunu öğrenir. Öğrenemediği tek şey 1 yıl önce ne olduğudur.

İlk kitap kısaca böyleydi. Fazla detaya girersem okumayı düşünenler için tadı kaçabilir. O yüzden kısa geçtim :) İkinci kitaba gelecek olursak artık Gaby kim olduğunu öğrenmiş, parçaları birleştirmeye ve acabaları netleştirmeye çalışıyor. Jason, Maggie, Rafa yine yanında ama bu kitapta yeni karakterler katılıyor. Yine sürekli aksiyon var ve yavaş yavaş sırlar çözülüyor. 

Kitabı okurken elimden bırakamadım. Kendiliğinden aktı gitti sanki. İlk kitaptan sonra yavaşlar bu kitap diye düşünmüştüm ama yanılmışım, şu an 3. kitap için daha fazla meraktayım. Çünkü Sis çok merakta bırakacak bir yerde bitti. 

Fantastik sevmeyenler bile bu seriye şans vermeli bence. Ben de ağır fantastik romanları sevmiyorum pek, okuyamıyorum. Ama bu seri kendini okutuyor. Kurgusu çok başarılı. Gizemin daima oluşu merakı üst düzeyde tutmaya yetiyor. Ayraç başarısından bahsetmeden geçmeyeyim. Yine çok beğendim. Gölgeler'in ayracına benziyor ama ufak farklılıklar var. Sanırım daha fazla yazmasam iyi olacak. Yoksa ne var ne yok yazacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Sevgili Küçüğüm - Julie Cohen / Yorum


Deniz Kızları herkese hitap edeceğini düşündüğümüz bir etkinlik ile karşınızda. Umarız siz de bizim gibi seversiniz.

Claire ve Ben, büyük bir aşk ile evlenmiş bir çift. Ancak yıllar geçmesine rağmen çocukları olmuyor ve tek eksikleri bir bebek. Çeşitli tedaviler deniyorlar fakat sonuç başarısız oluyor. Claire'in pes edeceği anda Ben'in yakın arkadaşı Romily'nin sunduğu teklif bu çift için bir umut ışığı oluyor.

Romily, babasız bir bebek büyütmüştür ve kızıyla tek başına yaşayan çalışan bir annedir. Claire ve Ben, kızını büyütürken ona çok yardım etmiştir. Onlara taşıyıcı anne olmayı teklif ederken bunu söyler ancak gerçek çok farklıdır ve bu gerçek her şeyi karıştırır. Romily'nin kızının babası Jarvis konuya dahil olduğunda ise işler daha da karışacaktır.

Öncelikle kapak ve ayraç için olumsuz bir şey söylemek mümkün değil. Çok beğendim. Kitapta yer alan mektuplar çok etkileyiciydi. Özellikle Romily'nin mektupları. Bu üçlü öyle şeyler yaşıyor, öyle kararsız dönemlerden geçiyorlar ki o çaresiz zamanları sanki okuyucu da yaşıyor.

Adı "Sevgili Küçüğüm" olan bir kitap nasıl kötü olabilir ki... Tabii ki çok güzeldi. Duygusallık ön plandaydı ve hüzünlüydü. Zaman zaman gözlerinin yaşarmasına engel olamıyor insan. O kadar gerçekçi yazılmış. Başlarda durgun olmasına rağmen beni fazlasıyla etkilediğini söyleyebilirim.

Mutlu ya da mutsuz son demek istemiyorum tadını kaçırmamak adına. Claire, Ben, Romily, Jarvis hatta Posie. Bir bebek sahibi olabilmek bu kadar insanı etkiliyor hem de ne etkilemek.

Taşıyıcı annelerle ilgili okuduklarınızı, izlediklerinizi bir kenara bırakın ve bu romanı alıp okuyun. Evet içiniz burkulacak okurken ama iyi ki okumuşum dediğiniz kitaplar arasında yerini alacak ve benden bir tavsiye uzunca bir süre etkisinden çıkılmıyor.

ARKA KAPAK

En yakın arkadaşınıza her şeyinizi verebilirsiniz… Peki, ya bebeğinizi isterse?

Ben ve Claire mükemmel bir çiftti, en azından öyle görünüyorlardı. Oysa her şey göründüğü gibi değildi… Romily yıllardır en yakın arkadaşı Ben ve eşi Claire'ın bir çocuk sahibi olmaya çalışmalarını seyretmek zorunda kalmış ve sonunda onlara geri çeviremeyecekleri bir teklif sunmuştu: Onlara hayalini kurdukları tek şeyi verecek, taşıyıcı anne olacaktı.

Romily zaten bekâr bir anneydi ve ikinci bir çocuk aklındaki son şeydi. Fakat hamilelik, Romily'yi etkisi altına alan, Ben ve Claire ile olan arkadaşlığını tehlikeye atan, hatta onların ilişkisini paramparça edebilecek tüm o duyguları da beraberinde getirmiş, bir anda ortaya dökmüştü. Yıllardır herkesten saklamayı başardığı hislerini bile… Şimdiyse ortada iki anne, her ikisine de ait bir bebek ve verilmesi gereken imkânsız bir karar söz konusuydu.

"Aşkın ve arkadaşlığın bu hem acı hem tatlı hikâyesi inanılmaz derecede etkileyici." 
-Closer Magazine-

"İçinize işleyecek ve gerçekten düşünmenizi sağlayacak." 
-The Sun-

"İncelikle ele alınmış bir roman… ilgi çekici, büyüleyici ve sizi derinden etkileyecek."
-Rowan Coleman, Hatıralar Kitabı romanının yazarı-

"Duygusal ve ilham verici bir roman." 
-Abby Clements-

"Güçlü ve yürek burkan bir hikâye." 
-Miranda Dickinson-

Kaçınılmaz - Amy A. Bartol / Yorum (Öngörü #1)


Orijinal İsim: Inescapable
Yazar: Amy A. Bartol
Çevirmen: Merve Özcan
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa: 432
Baskı Yılı: 2015

Herkese merhaba

Kaçınılmaz satışa çıkalı bir süre olmuştu ama içimde beğenmeyeceğime dair bir his vardı. Bu yüzden okumak için biraz beklemek istedim. Keşke beklemeseymişim fazlasıyla beğendim.

Fantastik bir roman. Sakin bir şekilde ilerliyor ama bir noktadan sonra tempo artıyor ve gizemi çözmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi.

Evie Claremont, 17 yaşında dayısıyla yaşayan bir kızdır. Üniversiteye kaydolduktan sonra kabuslar görmeye başlar. Şiddet içeren kabuslardır bunlar. Üniversiteye başladığında da kabusları bitmemiştir. Oryantasyon günü Reed ve Russell ile tanışmasıyla olaylar başlıyor. Reed ile arasında inanılmaz bir çekim var ama Russell çok tanıdık ilk kez görmesine rağmen. İkisine karşı da değişik duygular hissediyor ama Reed ile arasında olanı hiçbir şeyle kıyaslamak mümkün değil. Resmen birbirlerine çekiliyorlar. 

Reed, Evie'yi gördüğünde ona kötü davranıyor ama bir sebebi var hem de geçerli bir sebep ama ona karşı hissettiği şey elini kolunu bağlıyor ve onu korumaktan başka bir şey düşünemiyor. Ve işin aslı Evie'nin en çok korunmaya ihtiyacı var. 

Heyecanı bozmayacak şekilde yazmaya çalıştım ama okumadan anlamak mümkün değil. Spoi vermek o kadar kolay ki yazarken zor tutuyor insan kendini. Tadı kaçmayacak şekilde yazabildiğimi düşünüyorum, umarım öyledir.

Son olarak ayraçla ilgili kullanışlı değil ama tasarımı sevdim. Farklı bir tasarımı var. Beğenmemek elde değil. Serinin ikinci kitabını dört gözle bekliyorum. Umarım yayınevi bizi fazla bekletmez.

Senin İçin - Raine Miller / Yorum (Blackstone #2)


Orijinal İsim: All In
Yazar: Raine Miller
Çevirmen: Tuba Özkat
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa: 264
Baskı Yılı: 2015

Çırılçıplak yorumu için TIK

Ethan'ın bakış açısıyla okumak bunu ilkinden daha çok sevmeme sebep oldu. Ethan nasıl desem dobra bir adam, istediği şeyi tak diye söylüyor. Öyle laf oyunu falan yapmıyor yani. Dürüstlük Brynne için de önemli zaten. O yüzden ilkinden daha güzel olduğunu söylemek istiyorum. 

İlkini okumamın üstünden aylar geçtiği için ilk anlarda neler olduğunu hatırlayamadım ama kısa sürede konuya hakim oldum. Minik hatırlatmalar ile kolayca hatırlayabiliyor insan.

İki karakterinde sırları olduğunu ve bunları saklamaya çalıştıklarını yazmıştım daha önce. Cidden bu sırların aydınlandığı kitaptı. Brynne'in geçmişinde bırakmak için türlü şeyler denediği olay ve Ethan'ın kabuslarında sık sık gördüğü unutmaya çalışsa da izleriyle hep orada olan olay. Bu ikili sırlarını birbirine açıklıyor ve bence güzel bir çift oluyorlar.

Sonraki kitabın hangi noktada ilerleyeceğini az çok tahmin edebiliyoruz. Yine gizemli olaylar var tabi ama gelecekleri netleşti benim açımdan. Ayracına değinmeden geçmek istemiyorum. İçeriğe birebir uyarlanmış. Bu ayraçlardan bir koleksiyon yapmaya başladım. O kadar güzeller ki :)

Çeviri ve redakteyle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Çeviri ile mi alakalı yoksa düzelti ile mi bilmiyorum ama anlaşılmayan cümleler ve hatalı kelimeler bolca vardı. Başka yazılarda görüşmek üzere.

ARKA KAPAK

Yaklaşan tehlike. Uğruna savaşılacak bir aşk. Her şeyini ortaya koyan bir adam. Ethan Blackstone, Brynne'in güvenini kötüye kullanmış ve terk edilmişti. Fakat bunu kabullenmek gibi bir niyeti yoktu. Amerikalı kadınını geri kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdı. Aralarındaki tutku yakıcıydı, fakat birbirlerinden sakladıkları sırlar karanlık, ürkütücü ve her türlü gelecek planlarını yok edebilecek kadar güçlüydü. Şimdi Brynne tehlike altındaydı ve Ethan sevdiği kadının kalbini kazanabilmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazır bir adamdı. Onu korumak için göze almayacağı şey yoktu. Onun için her şeyini ortaya koyacaktı. Peki yaptıkları Bryenne'i korku içinde yaşamaya sürükleyen geçmişinden kurtararak yeniden onun dokunuşunun sıcaklığını hissetmeye ve güvenini kazanmaya yetecek miydi?

Sonsuza Kadar - Natasha Boyd / Yorum (Eversea #2)


Orijinal İsim: Forever, Jack
Yazar: Natasha Boyd
Çevirmen: Filiz Tülek
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa: 384
Baskı Yılı: 2015

Aşka Var Mısın yorumu için TIK

Jack Eversea'yi herkes özlemişti sanırım. Aşka Var mısın öyle bir yerde bitmişti ki tabiri caizse dört gözle bekledim bunu ve nihayet Bursa Fuarı'nda satışa çıktı. Sakin kafayla okumak için biraz beklettim ve artık daha fazla dayanamayacağımı anlayıp başladım.

Jack'i boşuna özlememişiz, adam işini biliyor. Hedefi belirledi ve yılmadı. Zaman zaman Keri Ann zaman zaman da Jack'in ağzından yazılmıştı. Yani bu beş ay onlar için nasıl geçti. Bu beş ayda neler yaptılar ayrıntılı olarak okumak mümkündü. 

Jack, imzaladığı sözleşmenin süresinin bitmesiyle kendini yine Butler Cove'da bulmuştur. Tek hedefi Keri Ann'e kendini affettirmek ve neden beş ay önce geri dönemediğini anlatabilmektir. Ama bu hiç kolay değildir. Özellikle Keri Ann ile yaptığı konuşma sonrası fazlaca zorlanacağını anlamıştır ama Keri Ann'den vazgeçmeyecektir ve eninde sonunda onu yumuşatmayı başaracaktır.

Keri Ann, Jack'in dönüşüyle ne yapacağını şaşırmıştır. Beş ay önce Jack'ten yediği darbe onu tam anlamıyla mahvetmiştir ama zaman ona iyi gelmiştir. Kalbi kırık olsa da hayata tutunmaya ve hayallerini gerçekleştirmeye çabalamaktadır. Yeni bir okula kaydolmuş aynı zamanda çalı çırpı, deniz taşı gibi malzemelerle yaptığı ürünlerde kendini geliştirmiş ve bir galeride ürünleri sergilenecektir. Keri Ann Butler olarak kendini kanıtlayabileceğine olan güveni artmıştır ancak Jack'in geri dönmesi ve onu görmesiyle şu an tüm hayalleri tehdit altındadır çünkü kalbinin sesini dinler ve onu affederse daima Jack'in gölgesinde kalacak ve kendi başarılarıyla anılamayacaktır.

Bu ikili arasındaki şey öyle böyle değil. Okurken barışsınlar lütfennn şeklinde bulabiliyorsunuz kendinizi. Spoi olmaması bakımından detaya pek girmiyorum ama kendimi zor tutuyorum. Sonu oldukça güzeldi. Evet çok arada değildi ama benim aklımda hala Jazz ve Joey'nin akıbeti ne olacak sorusu var. Ayrıca Jack ve Keri Ann'i daha ilerde neler bekliyor. Bunlar hep merak konusu. Pek emin değilim ama sanıyorum ki seri yan karakterler ile devam edecekmiş umarım bu yan karakterler Jazz ve Joey olur :) İlkiyle kıyaslama yapmıyorum çünkü ilk kitap efsaneydi ama Sonsuza Kadar'ı hiç sıkılmadan bir solukta okuduğumu söyleyebilirim.

Kapakla ilgili yazılacak pek bir şey yok bence çünkü mükemmel. Şu ana kadar kapağı beğenmeyen kimseye rastlamadım. Ayracı bu kez beğenemedim. İlk ayracın rengi değiştirilmiş sadece ve soluk bir renk bana göre. Ayraç için süper diyemiyorum o yüzden. Gelelim arka kapaktaki "yedi ay sonra kasabadan ayrıldığında" yazısına romanda Jack karakteri kasabada 2 ay kalıyor ve gidiyor sonra beş ay sonra geri dönüyor. Arka kapak yazısındaki bu yanlış gözümden kaçmadı ve bahsetmeden geçmek istemedim.