Kabuktaki Hayalet - Film Yorumu


Herkese merhaba

Filmi ülkemizde vizyona girdiği ilk gün izlemiş olmama rağmen yazıyı bir türlü toparlayıp yayınlayamadım. Scarlett Johansson'ı fazla sevmesem bile nedense filmlerini severek izliyorum. Bu filmde de aynısı oldu. İlk günden gidip izledim :D

Filmden çıktığımda ilk düşüncem "ne muhteşem bir filmdi" oldu. Cidden iyiydi. Scarlett'e de hep bu tarz filmler mi denk geliyor bilmiyorum ama aklıma direk Lucy geldi. Lucy'yi bu kadar başarılı bulmamıştım. Kabuktaki Hayalet kesinlikle olmuş. Hatta filmi izlediğimin ertesi günü yıllar önce çekilen animesini izledim. Nedense onu beğenemedim ve anlamlandıramadım. Aslında önce mangasını okumak gerek ama araştırmalarım sonucu Ghost in the Shell serisinin Türkçe'ye çevrildiğine dair herhangi bir bilgi edinemedim. İngilizce olarak mevcut mu ona bir bakmak lazım. Filme dönecek olursak bu versiyonunu çok beğendim. Çok anime izleyen biri olduğumu söyleyemem ama hem animesini hem filmini izlemiş biri olarak filmi çok daha güzel bulduğumu söyleyebilirim. Gerçi animenin yapılış yılını ele alırsak muhtemelen o da döneminin çok ötesindeydi.


Hem insan ruhunu taşıyan hem de bedeni bir tür robot olarak tasarlanan Binbaşı kendine geldiğinde geçmişiyle ilgili hiçbir şey hatırlamaz. Bir kaza geçirdiği ve ailesini de o kazada kaybettiği söylenir. Vücudu kurtarılamadığı için ona siber bir vücut yapılmıştır ve bedenini hissedememek onun tek sorunudur. Olanlardan sonra söylendiği şekilde görevine konsantre olan Binbaşı, özel bir birlik olan 9. birlikte görevlidir. Amacı terörle mücadele etmektir. Gelecekte geçtiği için çok farklı bir dünya karşılıyor filmde izleyiciyi. Geliştirilmiş insanlar, ortalıkta dolaşan robotlar, hemen her şey makineleşmiş ve teknoloji üzerine kurulu. İnsan olarak kalmayı seçenler de var.


Binbaşı, adının Kuze olduğunu öğrendikleri, kimsenin kim olduğunu bilmediği bir teröristi bulmayı kafaya koyar. Kuze'yi bulduğundaysa yaşadıklarının çok farklı şeyler olduğu hissinden kurtulamaz. Kuze'nin söylediklerini yapmaya başladığında ise yavaş yavaş gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlar. Hayatıyla ilgili öğrendiği gerçekler, onun gerçeği ispatlamasında büyük rol oynar. Kuze ile ilgili öğrendikleri sayesinde de doğru bildiği her şeyi tek kalemde silip atar. O andan sonra tek amacı ona bunun neden yapıldığını ve yapanları bulmak olur.

Muhteşem bir görsel şölen sunan filmle ilgili birkaç yorum dışında hiç olumsuz yorum okumadım. Animesini çok iyi bilenler bile farklılıklar olduğu halde güzel olduğunu ifade etmişler. Sanırım bu türü sevdiğim için film de hoşuma gitti. İlgimi çeken bir film vizyona girmediği için bu ayı es geçtim. Bakalım mayıs ayında hangi filmi/filmleri izlemek kısmet olacak. Hoşça kalın.

Filmden Kareler:





Cezayir Menekşesi - Burcu Büyükyıldız / Yorum (Aşkın Renkleri #3)


Burcu Büyükyıldız'ın okuduğum 3. romanı Cezayir Menekşesi yorumu ile geldim. Kapağı ilk yayınlandığında beklentim oldukça yüksekti ve kesinlikle yüksek beklentiyi hak ediyormuş. Muhteşemdi. Başladıktan sonra elimden bırakamadım ve bir günde bitirdim kitabı.

Aşkın Renkleri serisini kısaca hatırlatayım. Çilek Mevsimi'nde Mira ve Yağız'ı okumuştuk. Zorlu bir aşk hikayeleri vardı. Bir Günah Gibi'de favori karakterim Sarp ve Ela'nın hikayesini okumuştuk. Şimdi de serinin 3. kitabı olan Cezayir Menekşesi'nde Mira-Sarp kardeşlerin kuzeni Kuzey'in çılgın ve planların kadını olan Selin ile olan muhteşem aşk hikayesini okuduk. Ve kendi adıma konuşmam gerekirse çok beğendim. Yazarın her kitapta kalemini daha da geliştirdiğini görüyorum ve bu bana Türk yazarlar için umut veriyor. Birbirinin neredeyse aynısı olan romanlardan o kadar bıktık ki bu işi belli bir seviyeye getirebilmek için böyle yazarlara ihtiyacımız var. Benim severek takip ettiğim birkaç Türk yazardan biri Burcu Büyükyıldız. Adaşım olması sebebiyle de ayrı bir seviyorum kendisini. Böyle devam ettiği sürece de tüm kitaplarını okurum :)

Kuzey ve Selin'in hikayesinden biraz bahsedecek olursak İzmirli Selin'in İstanbul'da küçük bir dekorasyon şirketi vardır ve İstanbul'da tek yakını çocukluk arkadaşı Emine'dir. Selin'in evlenmek üzere olan Emine ile gittiği bir şirket organizasyonu -ki bu organizasyon bir yeni yıl partisi- hayatını hiç ummadığı şekilde değiştirecektir. Partide gördüğü Kuzey Doğan yani şirket patronuna ilk görüşte aşık olan Selin'in o günden sonra tek yapacağı şey planlar yaparak Kuzey'i kendine aşık etmektir ancak işler kesinlikle umduğu gibi gitmez ve bu aşk Selin'i farklı şekillerde sınar.

Kuzey, başından geçen olaydan sonra kadınlara inancını yitirmiştir. Kendini kirli biri gibi gören Kuzey, günübirlik ilişkiler ile başarılı olduğu avukatlık hayatına devam eder. Şirketinin düzenlediği yeni yıl organizasyonunda gece saat tam 12'de göz göze geldiği kız uzun zaman aklından çıkmaz ve bir süre sonra öyle biri olmadığını düşünmeye başlar. Aylar sonra yeni evini dekore edecek kızı gördüğünde o gözler olduğu gibi aklına düşüverir ve Kuzey-Selin hikayesi de böylece başlamış olur.

Kuzey'in havalı halleri beni oldukça güldürdü. Selin'e karşı hissettiklerini sürekli yanlış değerlendiren ve kendini komedi gibi cümlelerle kandırmayı başaran Kuzey başlı başına bir olaydı. Selin, ilk andan beri kabul ettiği aşktan Kuzey'i tanıdıkça umudunu keserken ister istemez üzüldüm. Olaylar bir yerden sonra içinden çıkılmaz hallere girdi. Karmakarışık oldu. Birkaç yer biraz klasik şekilde bağlanmıştı ama bu durum okuma keyfimi hiç bozmadı. O kadar akıcıydı ki ufak tefek şeylere takılmadan okudum. Şimdi serinin devam kitaplarını bekliyorum. Her ne kadar favorim daima Sarp olacak olsa da devam kitaplarını da deli gibi merak ediyorum :) Başka yorumlarda görüşmek üzere diyerek burada yorumumu sonlandırıyorum. Hoşça kalın.

Tanhaiyan'ı İzledim - Dizi Yorumu


Herkese merhaba

Hint dizilerini izlemeye başlamam Iss Pyarr Ko Kya Naam Doon yani Türkiye'de bilinen adıyla Bir Garip Aşk ile oldu. Ancak aynı güzellikte bir dizi bulana kadar başka bir Hint dizisi izlememe kararı almıştım. İzleyenler bilir IPKKND'un ayrı bir havası vardır. Bitirince baştan başlar ve defalarca izlersiniz. Ben de bu olaydan nasibimi aldım. Birkaç ay ara verince de başladım acaba ne izlesem diye düşünmeye. Hint dizilerini takip edenler Tanhaiyan dizisinden de mutlaka haberdar olmuştur. Bizim ülkede deli gibi bir hayran kitlesi olan Barun Sobti'nin web üzerinden yayınlanacak dizisiydi. Aylarca beklendi, beklenti de büyük olduğundan haliyle dizi hemen türkçe altyazılı olarak internet aleminde yerini aldı. 10 bölümlük bir diziydi. Gerçi devam edileceğine dair söylentiler var ama net bir şey bulamadım. Devam edeceğini de sanmıyorum açıkçası çünkü hiç farklı bir yan bulamadım dizide. Hint dizilerini biraz da o Hint havası için izliyorsanız Tanhaiyan'da sizi cezbedecek bir şey yok malesef.


İnternette dizinin trailer'ı ilk kez yayınlandığında Avrupai tarzda bir dizi olacağı belliydi ama ben nedense çok duygusal bir dizi olacağını ve muhteşem oyunculukla izleyeceğimi falan sanmıştım. En azından Barun Sobti götürür demiştim amaaaa işler öyle olmamış. Dün canımın sıkkın olduğu bir gündü. Ne yapsam diye düşünürken önüme çıkınca dayanamayıp 10 bölümü de izledim ve sonuç benim için hayal kırıklığıydı. Dizi için yapılan müzik öyle duygusaldı ki beklenti de haliyle duygusal olması yönündeydi ama kesinlikle duygusal yönü ağır basan bir dizi değildi. Can acıtıcı iki sahne vardı desem yalan olmaz. Bu sahnelerden, spoiler olacağı için yazının sonunda spoiler olduğunu belirterek detaylı bahsedeceğim. Genel olarak beklentimi kesinlikle karşılamayan bir dizi oldu Tanhaiyan. Ve bir hata olur da devamı gelirse izlemem.


Bu yazıda IPKKND'dan çok bahsetmek istemiyorum. Hatta belki onunla ilgili ayrı bir yazı yazarım. Kesinlikle yorum yapmaya değer bir diziydi. Türk dizileri son yıllarda Türk kültürünü birer birer terk ederken Hint kültürünü iyisiyle kötüsüyle yansıtabilen bir dizi izlemek muhteşemdi. Ayy ben Hint dizisi falan izleyemem demeyin. Benim gibi büyük konuşanların başına bu eninde sonunda geliyor :D Neyse konu dağılmadan söyleyeceklerimi söyleyeyim. O dizide Barun ve Sanaya'nın mükemmel bir uyumu olduğunu ve birbirlerini sahneler sırasında tamamladıklarını ilk bölümden itibaren görebilirsiniz. Tanhaiyan'ı izlemekteki amacım yine böyle bir uyum olacağına inanmam imiş. Ama ne yapalım kısmet değilmiş.


O kadar diziden bahsettik biraz detaylardan bahsedelim. Tanhaiyan'ın kelime anlamı "Yalnızlık" demekmiş. Dizide de hayatta farklı şekillerde yara almış iki kişinin aşk hikayesi anlatılmaya çalışılmış. Barun Sobti, Haider Ali karakterini canlandırıyor. Beraber büyüdüğü can dostunun ölümünden sonra hayata eskisi gibi devam etmeyi başaramamış, kendini akışa bırakmış bir adam var karşımızda. Surbhi Jyoti ise Meera karakterini canlandırıyor. Anne babasını bir trafik kazasında kaybeden, geçen 2 yıldan sonra hala yaralarını sarmaya çalışan bir kız. Ve bu ikili arkadaşlarının düğünü sırasında tanışıyorlar. Haider ve Meera'nın aşkı çeşitli zorluklardan geçiyor.

Konu zaten çok sıradışı değil ama birbirine yakışmayan 2 oyuncuyu bir araya getirmek de olaya tuz biber ekmiş. Hani göz var nizam var derler ya bu kadroyu oluşturanlarda yokmuş :D :D Yine de izledim içimde kalmadı en azından. Ne zaman beklentim yüksek olsa bu başıma geliyor zaten. Alıştım artık. Türk dizilerine küsme nedenim de yine bu şansla alakalı. Yıllar önce çeşitli dizileri takip ederdim ama bir dönem geldi hangi diziye başlasam 10. bölümü göremeden yayından kaldırıldı. Ben de sürekli sinir olacağıma izlemem daha iyi dedim ve o gün bugündür Türk dizilerinden uzak duruyorum. Bu da ister istemez başka ülkelerin dizilerini izlemeye itiyor insanı.


Eğer buraya kadar okuduysanız cidden teşekkür ederim. Resmen içimi döktüğüm bir yazı oldu bu. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, ara ara yazdığım dizi yorumlarıma dönmek istiyorum. Belki bu yazı ona da vesile olur. Eğer diziyi izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız buradan sonra yazacaklarımı okumamanızı öneririm. Biraz spoiler içeren bir bölüm olacak :D Yazının başında bahsettiğim trailer için direk yazının sonundaki videoya bakabilirsiniz. Ancak belirtmeliyim ki trailer Hintçe. Türkçe altyazılısını bulamadım. Bir de Hint dizilerini ingilizce altyazılı izleyebileceğim bir site biliyorsanız bana yazarsanız sevinirim. Bazı dizilerin altyazılı hale gelmesini bekleyemeyeceğim. Hemen izlemek istiyorum :)

SPOILER İÇERİR

Gelelim Tanhaiyan'da hangi sahnelerden etkilendiğime. İlk olarak Haider'ın Raza'nın evine gittiği ve Raza'nın annesiyle karşılaştığı sahne, yanlış hatırlamıyorsam 7. bölümdü. O sahnede birazcık ağlamış olabilirim. Hele Raza'nın annesinin Haider'a geleceğini bilseydim biryani hazırlardım dediği kısım beni çok etkiledi. İkinci sahneyse Haider'ın Meera'daki küpeleri görüp Raza'nın bilgisayarını açması ve arka plandaki fotoğrafı görmesiydi. Bu iki sahne dışında hiçbir duygusallık göremedim dizide. Artık müziğinin hatırına idare edeceğim. Çünkü müziğe bayıldım. Ara ara açıp dinliyorum. Yazıyı burada sonlandırıyorum. İzleyenlerin yorumlarını da beklerim :*


Takvim Kızı Mart - Audrey Carlan / Yorum


Herkese merhaba

Takvim Kızı serisi devam ediyor. Tempo düşse de ben hala ümidimi kesmedim. Bu aykini de okumayı istiyorum. Sanırım Takvim Kızı Mart ayı için söyleyeceğim tek şey hayal kırıklığı olduğuydu. Şubat ayı kitabında mart ayındaki adamın İtalyan olduğunu belirterek büyük bir beklenti yaratan yazar mart ayında bombayı patlattı. Tony, restoranlar zinciri olan ünlü ailesine, nişanlısı olarak tanıtmak için Mia ile anlaşmıştır. Ailesinin hayallerini yıkmaktan korkan Tony, eşcinsel olduğunu ve yıllardır devam eden bir ilişkisi olduğunu söyleyemez. Herkesten saklı yaşanan bu aşk, bir noktada onları böyle bir işin içine girmeye iter. Mia, aile ile tanıştığında Tony'nin annesinin davranışları korkularının yersiz olmadığını gözler önüne serer. Bu süreçte en büyük yarayı Tony'nin yıllardır ilişki içinde olduğu Hector alır ve bu durum en sonunda Tony'ye önemli kararlar aldırır.

Mutlu sonla biten kitapları kim sevmez ki... Haliyle ben de çok seviyorum. Konu itibarıyla biraz garipsemiş olsam da mutlu bitmesi beni mutlu etti. Yazarın yaptığı bu ters köşe bundan sonraki kitaplarda beni temkinli olmaya itti. Artık her türlü şeye hazırım :D Nisan ayında çok ünlü bir beyzbol oyuncusuna eşlik edecek olan Mia ile yazar bakalım bize neler okutacak. Umarım şubat kitabı gibi olmaz çünkü bir süre sonra midem kaldırmıyor. Wes'ten sonra olanlar bana göre mantıksız zaten ama seriye başladım bir kere bırakmak yok.

Takvim Kızı Mart'ın en güzel yanı Wes'i okumaktı. Mia'ya sürpriz yapan Wes, her zamanki Wes'ti ve bizi yine kendine hayran bıraktı. Ancak şubat kitabında olanlardan sonra nasıl desem bilmiyorum ama bir şekilde her şey yerli yerine oturmuyordu. İlk kitaptaki gibi bu ikiliye hayran kalamadım. Mia, gittikçe kendinden soğutmaya başladı çünkü beni. Umarım seri daha güzel bir hale gelir ve bırakmak zorunda kalmam. Çünkü sonuna kadar okumak istiyorum. Nisan ayı kitabını da çıktığı gibi alıp okumayı düşünüyorum.

Son olarak serinin değişen kapaklarını gördünüz değil mi? Ciltli özel bez baskılı olarak çıktı Mart kitabı. Tüm seri aynı şekilde olacak şekilde tekrar basıldı. İlk anda bu hiç hoşuma gitmemişti çünkü rengarenk kapaklar içimi neşe dolduruyordu. Ancak sonradan düşününce yetişkin okurlar için bir seri olduğundan yapılan doğru geldi. Ülkemizde kapağa bakarak kitap alındığını bildiğimden bu şekilde daha uygun olacağını düşünüyorum. Bu seri küçük yaşlardaki okuyucuların eline geçse olumsuz etkilenme ihtimalleri kesinlikle çok yüksek. Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Yeni yazılarda görüşürüz.

Final - Becca Fitzpatrick / Kitap Yorumu (Hush, Hush #4)


Bir seriyi daha bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Hush, Hush okumak için çok geç kaldığım bir seri oldu. Düşmüş melekleri konu alan çok fazla roman okudum ve çoğu bu seriden esinlenmiş. Bunu geç fark etmiş olmak biraz sinirimi bozdu tabii ki. Ben o romanları gayet orijinal olduklarını düşünerek okumuştum. Her neyse önümüze bakacağız artık.

Serinin 3. kitabı Sessizlik'te Nora, Hank'in Nefil ordusunun başına geçmek zorunda kalmıştı. Annesini korumaya çalışırken yaşadığı zorluklarla başa çıkması için yanında her zaman Patch'i bulan Nora, bu kez Nefillerin lideri olarak kendini kabul ettirme savaşı veriyordu. Onu lider olarak kabul etmeleri için birtakım çalışmalar yapması gerekiyordu ve bu konuda yardımcısı Nefiller arasında sözü geçen Dante'ydi. Dante her sabah yaptırdığı antrenmanlarla Nora'nın gücünü geliştirmesine yardımcı oluyordu. Nefiller, düşmüş melekleri ortadan kaldırmaya odaklanmışken Nora, başmeleklere verdiği sözü tutmak ve Nefilleri özgürlüğe kavuşturmak arasında sıkışıp kalmıştı. Tüm bu durumları aşmaya çalışan bir Nora - Patch aşkı vardı ki etkilenmemek elde değildi.

Son kitap benim için 3. kitap kadar muhteşem değildi. Final'i okurken bazı olayların çok hızlı geçildiğini düşündüm. Ve en önemlisi de çok tahmin edilebilir şeyler vardı. Hemen hemen her şeyi kitabın başında daha tahmin etmiştim. Yine de okurken sıkıldım desem yalan olur. Okuması keyifli bir seriydi.

Nora ve Patch'in sürekli imtihan halindeki ilişkileri nihayet bir sonuca vardı. Vee her kitapta biraz daha sevdirdi kendini ve Scott en baştan beri sevdiğim bir karakterdi. Marcie için ne desek boş. Biraz insana benzer hale geldi son kitapta ama yeterli değildi. Yine de Marcie için üzüldüm. Scott ile ilgili sonu kesinlikle beklemiyordum ya da olmasını istemiyordum ama oldu. Dante'yi hiç sevememiştim zaten ve düşündüğüm gibi de oldu. Ben Hank ile ilgili başka şeyler hayal etmiştim önceki kitabı okurken. Beklediğim gibi olmadı.

Serinin önceki kitaplarının yorumlarını okumak isterseniz
1. kitap Fısıltı
2. kitap Çığlık
3. kitap Sessizlik

Hayalet Uçak - Bear Grylls / Yorum (Will Jaeger #1)


Herkese merhaba

Instagram hesabı takip edenler biliyordur. 18-26 Mart tarihleri arasında Bursa Kitap Fuarı vardı ve ben de fuarda görevliydim. Fuar süresince de blogta aktif olamadım. Gerçi kitap okumaya fırsatım da olmadı. O kadar yoğun ve yorgundum :) Tabii fuar bitince 11 gün boyunca kitap okuyamamış olmamın acısını çıkardım ve bu hafta bol bol kitap yorumuyla burada olacağım.

Hayalet Uçak'a tam fuar döneminde başlamıştım fakat fuar sonrası devam edebildim. Ben Bear Grylls'i kuzenim sayesinde tanıdım. Programlarını kaçırmadan izleyen kuzenim kitabı çıktığında hemen aldı. Bu sayede yazarı keşfetmişken arada da olsa Bear Grylls programlarını izlemeye başladım ve fark ettim ki vahşi doğada hayatta kalma önerileri veren bu tür programlara bayılıyormuşum. Şimdi bu tür program yapan birçok kişiyi izliyorum :D Konuyu dağıtmadan devam etmek gerekirse Bear Grylls'in Will Jaeger serisini de ikinci kitap çıkınca okumaya karar verdim. 

Efsane bir roman olduğunu söylemek istiyorum. Bu kadar sürükleyici bir kitap beklemiyordum. Yazar, programlar sebebiyle birçok şeyi gözleriyle gördüğü için kitabında da sıkmayan betimlemelerle bu detayları anlatmış. Çeşit çeşit hayvanı, kitap Amazon ormanlarında geçtiği için her türlü detayıyla Amazon ormanlarını anlatmış. Okurken sahneyi gözünüzün önüne getirmek çok kolaydı. Betimlemeyi çok seven bir insan değilim ama betimlemenin bol olduğu bölümleri de hiç sıkılmadan okudum.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam 4 yıl önce eşi ve oğlu kaçırılan Will, onları aramış ve bir yıl sonra artık tüm ipuçlarını tükettiğinde onları aramayı bırakmıştır. Orada yaşayamayacağını anladığında kendini Afrika'da bulunan Bioko isimli ada ülkesinde bulmuştur. Ailesini ve çevresini arkasında bırakan Will, Bioko'da öğretmenlik yapmış, kendi halinde yaşamıştır. Bir gün ülkede darbe girişimi olduğunda ve Will'de darbe yapanlardan biri olarak suçlandığında Kara Sahil denilen bir çeşit hapishaneye koyulur. Burada çok çeşitli işkenceler görür ve suçsuz olduğunu kanıtlayamaz. Bir gün ordudan dostu olan Raff, çeşitli bağlantılar kurarak onu oradan kaçırır. 

Ülkesine döndüğünde inanılmaz şeyler yaşandığını öğrenir. Onu bir görevin başına getirmek amacıyla Kara Sahil'den kurtarmışlardır ve görevleri 70 yıl önce düşen, Hitler ile ilgili çok önemli şeyler barındırdığı düşünülen, kayıtlardaysa hiç geçmeyen hayalet bir uçağı gün yüzüne çıkarmaktır. Bunu engellemeye çalışan güçler olduğu fark edildiğinde görev çoktan başlamış, Will ve ekibindekiler bu işe hayatlarını koymuştur. İhanetler, şüpheler içinde günler geçerken Amazon yerlileri olan Kızılderili kabileler de olaya dahil olduğunda Will ve ekibi kayıplar verdiği kadar kazançlar da sağlayacaktır.

Soluksuz okuduğum romanlardan biri oldu Hayalet Uçak. Will'in ekibi Narov, Santos, James, Alonzo, Kamishi, Dale ve diğerleriyle çıktığı bu yolculuk ve sonunda buldukları şeyler inanılmazdı. Özellikle Will'in dedesiyle ilgili ortaya çıkan şeyler de çok ilginçti. Kesinlikle basit bir kurgu değildi. Bu kitabı okunmaya değer kılan bir diğer ayrıntı yazarın, gerçek hayattaki dedesinin ülkesinin gizli bir askeri kuruluşunda komutan olması ve bunun dedesi öldükten onlarca yıl sonra ortaya çıkmasıyla birlikte bu kitabı kurgulamasıydı. İkinci kitaba çok ara vermeden devam etmek istiyorum. Bakalım Will Jaeger'in macerası nasıl devam edecek?

Sessizlik - Becca Fitzpatrick - Yorum (Hush, Hush #3)


Seri sona yaklaşıyor ve her kitap bir öncekini solluyor. Heyecan azalacağına artıyor sürekli. Ben abartılan bir seri olduğunu düşünüyordum ama değilmiş. Muhteşem değil belki ama ideal bir seri diyebilirim. Ek olarak fantastik romanlar sevmiyorsanız bu seri size hitap etmeyebilir.

Sessizlik'i biraz spoiler vermeden anlatmak çok mümkün değil. Bu yüzden okumayı düşünüyorsanız yorumu şu noktada kapayın :) Sessizlik öyle kötü başladı ki ne olacak diyerek kitabı bir günde bitirdim. Nora, babasının mezarının başında uyandığında oraya nasıl gittiğini bilemez. Polis olaya el koyduğunda sağlığı yerinde olan Nora'nın kaçırıldığı 3 ay ve ondan önceki 2 ayı hatırlamadığı ortaya çıkar. Öğrendiklerinden sonra herkese karşı temkinli olan Nora sadece Vee ile kaldığı yerden devam eder. Annesi ile yaşamaya devam ederken zihninin gerisinde onu hatırlamaya teşvik eden bir karanlık olduğunu fark eder ama bu siyah rengin ne anlama geldiğini bilemez. Kaybettiği 5 ayı hatırlamayı kafasına koyar. Bu noktada devreye bir Nefil olan Scott girer. Ondan saklanan her şeyi anlatır ve ikisi Kara El'i ortadan kaldırmanın yolunu bulmak için harekete geçerler. Tabii ki araştırmaları daha ilk andan itibaren sonuçsuz kalır. Ve bir gece onu Nefillerden kurtaran Jev'i tekrar bulma ve onu nereden tanıdığını sorma şansını elde etmeyi umar. Annesi ve Marcie'nin babası Hank'in o kayıpken başlayan ilişkileri de onu tedirgin eder. Sebebini bilemediği bir şekilde Hank'e hiç güvenmez.

Buradan sonra olaylar o kadar çok karışıyor ki okunmadan anlaşılması imkansız. Marcie'nin Nora'ya düşmanca tavırlarının sebebini Çığlık'ta öğrenmiştik ve bu iki düşman ebeveynlerinin ilişkisine son derece karşı olma konusunda aynı fikirdeler. Ortak nokta var diye ortak hareket ettiklerini sanmayın ama Marcie, babasının gerçek yüzünü bu kitabın sonunda öğreniyor. Nefil ve Kovulmuş Melekler arasında devam eden gerginlik artık en üst dereceye ulaşmıştır. Kara El'in liderlik ettiği Nefiller, Heşvan Ayından önce Kovulmuş Melekler'i alt etmenin yollarını arar.

Nora'nın hafızasının gerisindeki o siyah olayı çok hoşuma gitti. Yapılan her şeye rağmen Patch'i unutmaması güzeldi ve ayrıca sürekli onu hatırlamaya çalıştığı için olan karşılaşmalarına bayıldım. Patch, kendinden uzak tutmaya çalıştıkça Nora'yı yanında buluyordu. Tabii bu durum Patch'in pes ettiği noktaya kadar sürebildi. Ordan sonrası daha da karışık ve bence ennnn güzel bölümlerdi. 

Kitabın sonunda heyecan doruklardaydı ve yorumu yazmadan sonraki kitaba geçmeme kararı aldığım için beklemekte çok zorlandım. Yazı biter bitmez devam kitabına başlayacağım :D O yüzden burada yazıyı bitirip kitabıma gidiyorum. Hoşça kalın.

Serinin ilk kitabı Fısıltı yorumu için TIK.
İkinci kitap Çığlık yorumu için TIK

Çığlık - Becca Fitzpatrick - Yorum (Hush, Hush #2)


Serinin 2. kitabı da kısa sürede bitti. Şu ana kadar 2 kitap da çok akıcıydı ve tempo gittikçe artıyor. Fısıltı, Çığlık'ın yanında hafif kaldı. Sessizlik nasıl olacak bilmiyorum. Konudan uzaklaşmadan kitap yorumuma geçmek istiyorum. Gerçi spoiler olmadan nasıl yazacağımı da henüz bilmiyorum ama bir yerden başlamak lazım :)

İlk kitabın sonunda önlerine çıkan zorlukları aşıp bir araya gelebilmişti Nora ve Patch. Çığlık'ta umduğumuz gibi değiller. Aralarındaki acayip çekim aynı ama olaylar son derece karışık ilerliyor. Nora öğrendiklerini sindirmeye çalışırken bir yandan şüpheleriyle boğuşuyor. Kara El'in kimliğini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Kara El konusu da çok karışık ve sonunda ortaya çıktığında şok oldum. Asla aklıma gelmezdi.

Scott, bu kitapta bolca yer alıyor. Nora'nın çocukluk arkadaşı, anneleri de yakın arkadaş ve Scott bir nefil. Nora ve annesi, onun geçmişinin temiz olmamasından şüpheleniyor. Yine de Nora, Scott ile ilişkisini kesmiyor. Vee ile olan arkadaşlıkları baki zaten. Çığlık'ta Patch'in yakın arkadaşı Rixon'u daha fazla görüyoruz. Rixon ve Vee birlikteler. Çılgın Vee'yi bu romanda daha çok sevdim sanki. Önceki kitapta biraz sinir bozucuydu. 

Patch, Marcie ile zaman geçirdikçe Nora hepten çıldırıyor. Patch'i kendinden uzaklaştırmanın doğru olduğunun farkında ama deli gibi acı çekiyor. Marcie'nin kitapta Nora'ya açıkladığı sır az çok tahmin ettiğim bir şeydi. Sonuçta Marcie'nin o saçma davranışlarının bir nedeni olmalıydı. Yine de sevemediğim bir karakter. 

Düşmüş melekler ve nefillerin savaşı başlamak üzere. Nora'nın davranışlarına bol bol sinir oldum. Sürekli Patch'i kendinden uzaklaştırıyor, ona ulaşmasını engelliyor ama suçlu Patch gibi davranıyor. Yalnız Nora'nın bu romanda öğrendiği gerçekler hazmedilecek gibi değildi. Biraz sorgulama yapsa daha iyi olacaktı gerçi. Her şeye körü körüne inanması kötüydü. 

Karmakarışık birçok olayın anlatıldığı ve aydınlatıldığı bu romandan sonra serinin devam kitabı Sessizlik'ten beklentim yüksek. Genel olarak tahminlerimi saf dışı bırakan bir seri olduğunu söylemek istiyorum. Üstelik aşırı akıcı. Elime alıyorum bitmeden bırakamıyorum. Aksiyon sürekli yüksek. Puntosu da oldukça iyi. Kızıl Yükseliş serisi puntosu minicik olduğu için okurken zorlanmıştım ama bu seri o açıdan süper kalıyor. Sanırım şu an için söyleyeceklerim bunlar. Hoşça kalın...

Serinin ilk kitabı Fısıltı'nın yorumu için TIK.

Fısıltı - Becca Fitzpatrick / Yorum (Hush,Hush #1)


Okumak için kesinlikle çok geç kaldığım bir seriye başladım. Zaten kitaplarla ilgili hemen herkes bu seriyi duymuş ya da okumuştur. Benim geç kalma olayım da popüler kitaplara olan yaklaşımımla ilgili. Belli bir zaman geçmeden okumak istemiyorum ama bu kez çok geç kalmışım :D

Nora, yaklaşık bir yıl önce babasını kaybetmiş ve annesiyle hayatına devam etmeye çalışan bir lise öğrencisidir. Zamanını en yakın arkadaşı Vee ile geçirir. Bir biyoloji dersinde öğretmenin oturma düzenini değiştirmesiyle Nora'nın hayatında köklü değişiklikler başlar. Baştan ayağa siyahlar içinde giyinen, kimsenin hakkında bir şey bilmediği yeni öğrenci Patch iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayamadığı bir şekilde Nora'yı etkilemeyi başarır. Herkes Patch'in uzak durulması gereken kötü çocuklardan biri olduğunu söylerken Nora hislerine karşı gelemez ve öğreneceği gerçekler ile güvende kalmaya çalışır.

Patch, bir başmelektir. İnsan olma hayaliyle 1800'lü yıllarda işlediği suç onu düşmüş meleklerden biri olarak dünyaya gönderir ancak işler istediği gibi gitmez. Her Heşvan ayında ihtiyaç duyacağı şeyden habersiz olan Patch, durumu kabullenmeye mecbur kalır ve önüne bakar. Bu yüzden Patch'in günümüzdeki hali geçmişinin fazlasıyla karanlık olduğunu söylüyor ve konuyu açmıyor ama şöyle de bir şey varki Patch'in son hali muhteşem. Hele de bazı olaylardan sonra koruyucu olma meselesi varki ordan sonrası aksiyon dolu.

Spoiler olmadan yazmaya çalışsam da arada birkaç şey kaçmış olabilir. Mümkün olduğunca okumamış olan varsa tadı kaçmasın diye yüzeysel yazıyorum ama düşününce benden başka okumayan kaldı mı? :D :D Neyse Patch, iyi hem de çok iyi. Siyahların adamı da diyebiliriz aslında, okurken öyle demek geldi içimden. 

Nora, gerçekleri öğrendiğinde bu dünyaya alışmakta fazla zorlanmıyor ancak Patch ile ilişkisi doludizgin ilerliyor. Hayatından erkekleri sürekli uzak tutan Nora için Patch'ten sonrası bambaşka oluyor. Babasının ölümünden sonra yaşadıkları sorunları aşmaya çalışsalar bile hayatına devam edebiliyor. Kitap boyunca Nora ile ilgili fikir yürütmedim. Nötr kaldım. Vee, çılgının biriydi ve kendiyle barışık olması güzeldi. Biraz sinir oldum ama tavırlarına. Patch'e bayıldım zaten. Daha ilk kitapta bol aksiyon bol karakter vardı, devamında nasıl olacak deli gibi merak ediyorum. O yüzden hız kesmeden seriye devam edeceğim. Şimdilik hoşça kalın.

Şah - Aimee Carter / Kitap Yorumu (Karaceketliler İsyanı #3)


Herkese merhaba

Bu ara arka arkaya sürekli distopya okudum. Hiç şikayetçi değilim çünkü çok seviyorum. Karaceketliler İsyanı serisinin 3. kitabı Şah'ı bitirdim. Taze taze yorumunu yazayım dedim. Öncelikle çok çabuk bittiğini söylemek istiyorum. Bitirince keşke biraz daha uzun olabilseydi dedim. Hani millet olarak 700 sayfalık kitaplara alıştığımız için demiyorum bunu. Cidden tadı damağımda kaldı. Hiç değilse 500 sayfa olsaydı. Biz de okusaydık. Hemen bitmeseydi... Aimee Carter'ın böyle bir özelliği var. Hiç uzatmıyor. Ne diyelim darısı bizim yeni nesil yazarlarımızın başına :D 

Serinin son kitabı Şah'ta neler olduğundan bahsedeyim biraz. Biraz spoiler içerebilir ama elimden geldiğince spoiler olmadan yazmaya çalışacağım. Vezir, tam aksiyon devam etmişti. İlk kitaptan daha aksiyonluydu ve Şah'ta da aksiyon hiç düşmedi. 

Kitty'nin maskelenmesinin üzerinden 4 ay geçmiş ve Karaceketliler, Başkayer'de yerleşmiştir. Ancak yeterli yiyecek tedarik edilemediğinden halk açlık çekmeye başlamıştır ve huzursuzluklar başlamıştır. Kitty, Knox ve Karaceketliler ile işbirliğine devam etme kararının ardından Başkayer'de Benjy ile yaşamaya devam eder. Knox ile araları kötüdür ve Kitty bu durumdan rahatsız olduğu için konuyu çözmeye çalışır. Bu konuyu çözerken aslında kendisiyle de yüzleşmesi gerektiğini fark eder ve geç olsa da bir yüzleşme yaşar. O yüzleşmenin olduğu bir sahne var ki gerçekten iyiydi ve bence Kitty geç bile kalmıştı.

Kitty'nin başkentteki evde sakladığı dosyaları almaları gerekmektedir. Çok riskli bir durum olsa da Daxton'ın bir sahtekar olduğunu halka göstermek açısından önemlidir. Knox ve Kitty, bu görevde birliktedirler ancak Kitty, Daxton'ın adamlarına yakalanır. İşte bu noktadan sonra işler karmaşıklaşıyor.

Grayson ve Lila ile birlikte Daxton'ın elinde olan Kitty, oradan kurtulmak için çabalar ancak Daxton hamleleri daima önceden görmektedir. Tüm çabalar sonuçsuz kaldığında Lila'nın tek ümidi özgürlüğüne kavuşmaktır ve bu amacına ulaşır. O sahne cidden hüzünlüydü. Öyle bir şey beklemiyordum :(  Daxton'ın son hamlesi Başkayer'i yok edip isyanı kökten bitirmektir ancak işler hiç de umduğu gibi gitmez ve Karaceketliler, tüm kayıplara rağmen pes etmeden başarıya adım adım yaklaşır. 

Aimee Carter'ı ilk Tanrıça serisi ile tanıdım ve o seri bana fantastik roman okumayı sevdirdi. Bu yüzden de bende yeri ayrıdır. Karaceketliler İsyanı üçlemesi ile de bu sevgim artarak çoğaldı. Hiç hayal kırıklığına uğramadım okuduğum 2 seride de. Bu nedenle rahatça söyleyebilirim ki Aimee Carter ne yazsa okurum. Daima akıcı romanlar geleceğini biliyorum çünkü. Serinin önceki kitaplarının yorumlarını okumadıysanız:

Piyon için TIK.
Vezir için TIK.

SPOILER!!! KİTABI OKUMAYANLAR BURADAN SONRASINI OKUMASIN :D

Knox ve Kitty, kesinlikle beklediğim bir şeydi. Hatta ilk kitaptan beri bekliyordum. Benim için tek kötü yönü daha fazla bu ikiliden bahsedilmemesiydi. Daxton'ın ölümü benim için efsane sahneler arasına girdi. Hele her şeyi saf saf anlatışı muhteşemdi. Karaceketliler öyle yapar işte adamı Daxton :D Benjy, benim için önemsiz bir karakter değildi ama bence onun işi Kitty maskelendiğinde bitmişti. Uzatmaları oynadı sadece. Yine de dost kalmaları güzel bir ayrıntıydı. Lila'nın ve Celia'nın ölümleri beni üzdü. Sonuçta ikisi de isyanın önde gelen kişilerindendi. Sonu görmelerini isterdim. Grayson'ın başbakan oluşu ve ülkenin yönetiliş biçimine dair fikirleri güzeldi. Değişim hemen olsa hiç gerçekçi olmazdı zaten. 

Kuğu ve Çakal - J. A. Redmerski / Yorum (Katiller Çetesi #3)


Ephesus Yayınları bizi çok bekletmeden arka arkaya serilerinin devam kitaplarını çıkarıyor. Eee bize de okumak düşüyor haliyle. İlk kitaptan itibaren aksiyonun bir an bile azalmadığı Katiller Çetesi'nin 3.kitabı Kuğu ve Çakal'ı okudum. Yaa bir yazar her kitapta bir öncekini nasıl geçebilir. Öyle bir seri yazmış ki okurken hayran olmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Kitabı bitirdiğimden beri üçü okudum dördü nasıl bekleyeceğim modundayım. Bir de yayınevi bize 4. kitabın giriş kısmını vermiş, hepten merak içindeyim şu an. 

İlk iki kitap bize Sarai ve Victor'u anlatmıştı. Çok çarpıcı şeyler okumuştuk. E bu kitap kusur mu kalsın demiş sevgili yazarımız ve bu kitaba da bol bol şok olunacak sahne eklemiş. Fredrik, altı yıl önce masum insanları öldüren eşi Seraphina'yı elinden kaçırmış olmanın pişmanlığını yaşar. Ondan ümidini kesmiştir de ancak bir gece televizyonda gördüğü bir kadın onu bulma umutlarının yeşermesine neden olur. Cassia, Seraphina'ya ulaşma aracıdır ve Fredrik bunu kullanmaya kararlıdır. 1 yıl boyunca bodrumunda tuttuğu Cassia, geçmişini hatırlamamaktadır. Bu geçen bir yılda Cassia'yı sevmeye başlayan Fredrik için işler içinden çıkılmaz bir hale gelir. Her şeye rağmen Seraphina'ya giden yolun Cassia'dan geçtiğini bilen Fredrik, Cassia'yı türlü zorluklarla sınayacaktır. Cassia olanları hatırladığında ise artık her şey için çok geç olacaktır.

İki kız arasındaki bağlantı ortaya çıktığında resmen şok oldum. Hiç beklemediğim bir şeydi. Çok başka şeyler hayal etmiştim ve öylece kaldım. Izabel'i bu kitapta da okuma şansımız oldu. Ailesinden biri olarak gördüğü ve kendine benzettiği Fredrik'i kaybetmemek için Izabel'in yapabileceği şeyleri gördük. Bence daha bu olayların devamı sonraki kitapta gelecek. Izabel, bir işe girdiyse o işi bırakmaz :D Yeni karakterler okuduk ve ben önce Cassia'ya sonra Fredrik'e bol bol üzüldüm ve açıkçası devam kitabı nasıl olacak diye sabırsızlanıyorum. Fredrik'in yöntemleri bazen midemi alt üst etmedi desem yalan olur. Biraz değişik bir karakter kendisi ve o ayraç kesinlikle Fredrik'i yansıtmış. Bayıldım.

Eğer bir seri okuyayım içinde biraz aşk biraz da gerilim olsa diyorsanız bu seriyi gözüm kapalı tavsiye ederim. Devam kitaplarının konularına bakınca işlerin daha da karışacağını fark ettim. Aksiyon son hız devam edecek sanırım. Umarım yayınevi fazla bekletmeden 4. kitabı çıkarır. Kitapla ilgili spoiler vermemeye çalışarak yazabildiklerim bunlardı. Başka yorumlarda görüşmek üzere...

Serinin ilk iki kitabı Sarai yorumu için TIK.
Izabel yorumu için TIK.

Sabah Yıldızı - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #3)


İkinci kitabın mükemmelliğinden bol bol bahsetmiştim. O yüzden direk Sabah Yıldızı'nı yazmak istiyorum. Kitabın başı nasıl desem çok üzücüydü. Aydınlığa çıkacağını elbette biliyordum ama yine de insan beklemiyor böyle bir şey.

İkinci kitabın o muhteşem sonundan sonra bu kitapta olaylar yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. Darrow, Çakal'ın elinden kurtarılıyor ama ne kurtarılma. Aksiyon zirve bu kısımlarda. Çakal'ın Darrow'a bir yıl boyunca yaptıkları, Darrow'u o hallerde görmek, eminim seriyi okuyan herkesi üzmüştür ama sonuç olarak Oğullar yine ayağa kalkmayı başarıyor. Hem de eskisinden sağlam bir şekilde kalkıyorlar. Uluyanlarını Ares'in Oğulları'na katan Sevro, bir Obsidiyen olan Ragnar, hiç beklenmediği anda ortaya çıkan Kısrak ve Telemanus'lar, Uluyanlara katılan Victra ve Holiday gibi karakterleri bol bol görüyoruz. Hepsi de İsyan'da önemli işler başarıyor. Önceki kitaplarda olduğu gibi sınanan dostluklar görüyoruz. 

Ares'in ölümünden sonra Oğullar'ı bir arada tutma çalışmaları sürüyor. Sevro, Ares'in yerine geçiyor ama hiçbir şey istediği gibi gitmiyor. Darrow, gücünü toplayıp kendine geldiğinde ortaya çıkan çift başlılık, sistemde değişikliğe neden oluyor. Planlanan harekatlar başarıya ulaşırken hedeflerden biri olan ve ekonomiyi elinde tutan Cıva hiç beklemedikleri biri çıkıyor. Olayların akışını değiştiren bu detay İsyan açısından güzel sonuçlar doğmasına yol açıyor. Planların yönünü değiştiren ve daha büyük hedefleri gözüne kestiren Darrow, İsyan'ın yüzü ve sesi oluyor. Darrow'un öldüğünü sanan tüm düşük, orta ve üstün renkler, bu İsyan'da bir rol oynamaları gerektiğinin farkına varıyor ve Darrow, oyunu başlatıyor.

Kılıç Donanmasını yenebilmek için Çeper'in desteğinin önemini bilen Darrow, Çeper ile anlaşma yapıyor. Roque ve ikisini anlaşma için çağıran Romulus, verdiği karar ile İsyan'ın ilerleyişinde büyük bir rol oynuyor. Çeper'in desteğini alan Darrow, savaş başladığında eski dostu Roque ile karşılaşıyor ki bence kitabın en hüzünlü sahnesi burasıydı. Roque ve Darrow'un dost olduğu yıllardan bol bol anı okumak güzeldi.  Ragnar'ın kardeşi Sefi'de inanılmaz bir savaşçıydı. Yazar'ın betimlemeleri falan güzeldi. Her şeyi hayal edebiliyordunuz. Uzun zaman aklımdan çıkacağını sanmıyorum.

SPOILER İÇEREBİLİR

Spoiler olmadan yazmaya çalıştım ama bazı şeyleri yazmazsam olmayacaktı. Ragnar'ın yurduna giderken yaşananlar sonrası Cassius'un esir alınmasından sonra olayların öyle gelişeceğini kim tahmin ederdi ki... Cassius, bir pislik gibi davransa da aslında Darrow'u içten içe daima sevdi. Onların dostluğuna yakışan bir sondu. Kısrak'ın son anda patlattığı bombayı hiç mi hiç beklemiyordum yani nasıl bekler ki bir insan öyle bir şeyi. Resmen şok oldum ama mutluluk dolu bir sahneydi. Yine de en efsane kısım Luna'ya giderek ters köşe yaptıkları kısımdı ve aslında ters köşenin içinde de ters köşe vardı. Gerçekten muhteşemdi. Tahmin ettim o tarz bir şey olacağını gerçi ama yine de bu durum okuma keyfimi hiç bozmadı.

SPOILER BİTTİ

Serinin en mükemmel kitabı hangisi deseler iki ya da üç diyemem ikisi de benim için unutulmazlardan olacak. Son yıllarda kesinlikle böyle bir seri okumadım. Genelde ilk kitap efsane olur daha sonra tempo düşerdi ama sevdiğimiz karakterlerin hatırına seriyi bitirirdik. Bu seride ilk kitap vasat devam kitapları mükemmeldi. Biraz tersine yazmış yazar :D Baştan sona soluksuz okuduğum bir roman oldu. Kızıl İsyan serisi 2017'de en sevdiklerim listesinde kesinlikle yerini alacak. Distopya seviyorsanız bu seriyi mutlaka okuyun. Başka yazılarda görüşmek üzere hoşça kalın.

Kızıl Yükseliş yorumum için TIK.
Altın Oğul yorumum için TIK.


Son Şansım - Kübra Nur / Kitap Yorumu (Sonsuz Düşler #2)


Serinin 2. kitabı Son Şansım'ı da hızlı bir şekilde okudum. Bu kez küçük kardeş Nisan Ekiz'in çılgın hikayesini okuyoruz. İlk kitaptaki tadı bulamadığımı söylemek istiyorum. Kötü müydü peki? Hayır değildi ama Mayıs'a alışıp hemen ardından Nisan'ı okuyunca bana aynı tadı vermedi. Nedeni de sanırım Mayıs'ın çok daha fazla çılgın olmasıydı. Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum.

Nisan Ekiz, üniversite üçü bitirmiş, yaz tatili sebebiyle Trabzon'a ailesinin yanına dönecektir ancak ablası evlendiği için tek başına dönmesi gerekmektedir. Bu yüzden ablasıyla birlikte bir plan yaparlar. Nisan, yaz boyunca çalışacaktır, bu nedenle de eve gidemeyecektir. Nisan, eniştesi Arın'ın yardımıyla Erarslan Holding'te yönetici asistanı olarak işe başlar. Patronu Kuzey ile bir tanışma fasılları var ama o konuya girmek istemiyorum. Kahkahalar eşliğinde o sahneyi okumanız gerek :D

Nisan, bir asistan olarak çalışmaya devam ederken talihsizlikler yakasını bir türlü bırakmıyor. Nişanlı olan patronunun nişanlısıyla arasındaki durumu çözmeye çalışmasından tutun da patronunu babasının gözüne sokmak için yaptığı türlü planlara kadar her türlü aksiyon var Nisan'da. Hatta planlarını gerçekleştirmek için ara ara ufak müdahalelerde de bulunabiliyor. Tüm bunların içinde hiç hazırlıklı olmadığı bir durum var ki Nisan'ın bile elini kolunu bağlıyor. Tabii ki aşk. Kuzey ve Nisan arasında ortaya çıkacak bir aşktan bahsediyorum. Gerisini düşünün artık.

Yazarın anlatım tarzı genel olarak çok eğlenceli. Günü güzelleştiren, neşenizi yerine getiren kitaplar vardır ya... İşte yazarın kitapları da öyle. Bende Son Çarem'in yeri daima ayrı olacak ama onu belirtmeden geçmeyeyim. Yine de okuduğum iki kitap da o kadar keyifliydi ki, bu durum yazarın diğer kitaplarını da merak etmeme sebep oldu. Okuma listem ne zaman müsait olur bilmiyorum ama okumayı düşünüyorum. Serinin devam etmesi umuyor ve yazımı burada sonlandırıyorum.

Serinin ilk kitabının yorumu için TIK


Altın Oğul - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #2)


Serinin ilk kitabını okumuş ve seriye devam etsem mi etmesem mi diye ciddi ciddi düşünmüştüm. Okumak için serinin tamamlanmasını beklediğim ve devam kitaplarını aldığım için devam etme kararı verdim. Şimdi diyorum ki ya devam etmeseydim ne olurdu. Böyle bir seriyi kaçırmış olurdum. Zaman zaman durgun zaman zaman aksiyonlu devam eden ilk kitap bana kendini fazla sevdirememişti. Sanırım çok aksiyonlu bir kitap hayal etmiştim ve okuyunca öyle olmadığını anlayıp biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Oysa Pierce Brown, tüm aksiyonu ikinci kitaba saklamış. Üçüncü kitabı düşünemiyorum bile. İkinci kitabın sonu düşünüldüğünde üçüncü kitabın da aksiyonlu olacağı anlaşılıyor.

Enstitüyü başarıyla bitirip Mars'ın başvalisi Augustus'un süvarisi olmayı seçen Darrow, Akademi'de kaybetmesinin ardından gözden düşmüştü. Darrow'un amacı bir filo sahibi olmakken kendini bir anda Augustus Hanesi'nden çıkarılırken bulmuştu. Darrow'un başarısız olması Augustus'un gözünden düşmesine de sebep olmuştu ve onu kimin satın alacağını bilmediği bir yola çıkmıştı. En kötü ihtimal Bellona Hanesi'ydi. Eski dostu Cassius'un ailesi. Geçiş ile ilgili gerçeği öğrendiğinde onu ölmeye bırakan Cassius, o günden beri Darrow'un ölmesini istiyordu. Darrow, o hane tarafından alınırsa sonunun ne olacağını kesin olarak biliyordu.

Aradan geçen yıllarda Darrow ile iletişim kuramayan Ares'e ve Oğullar'a ne olduğunu merak eden Darrow, bu kitapta tüm gerçekleri öğrenirken en baştan beri merak ettiği Ares'in kimliğini de öğreniyor. O bölüm beni şoka uğrattı. Ares'in asla o kişi olacağını tahmin etmemiştim. Çok başka tahminlerim vardı. Sonuç olarak Darrow, bu kitap boyunca Ares'in Oğulları'nın eskisi gibi olmadığını öğreniyor ve onun tarafı belli. 

Sözleşmesinin bitişi Hükümdar'ın gezegeni Luna'da yapılacak Zirve'yle çakışan Darrow için Zirve önemli bir gün olacaktı. O gün, sözleşmesi açık artırmaya çıkacak ve yeni bir Hane'ye katılacaktı ve muhtemelen Augustus'un korumasından çıkınca ölecekti. Bu düşüncelerle birlikte gelişen olaylar Darrow'a bir umut verecek ve Darrow bir kez daha sahnede boy gösterecektir. Zirve akşamı yapılan partide şovunu sergileyen Darrow, o akşam kendi canıyla birlikte aslında Augustus Hanesi'ni de kurtardığını öğrendiğinde her şey çok başka olacaktır. Karmakarışık bir ortamda kalan Darrow ve çevresindekilerin olayları kendi lehine çevirmek için çabaları devam ederken bazı dostluklar bozulacak ve bazıları sağlamlaşacaktır.

Kitabın her sayfası ayrı olaydı. İnsan hangisinden bahsedeceğini şaşırıyor. Hepsinden bahsetmek mümkün değil ve bazı yerleri anlamak için Hanelere, kişilere, terimlere falan hakim olmak gerekiyor. O yüzden birçok güzel detaya değinemiyorum. Yoksa bu yazı bitmez :D Sonuç olarak söyleyebileceğim tek şey mükemmel bir devam kitabıydı ve sonu o kadar arada bıraktı ki serinin son kitabında tempo nasıl olacak inanılmaz merak ediyorum. Hemen okumaya başlayacağım. En kısa zamanda da yorumu gelir. Distopya sevenler mutlaka bu seriyi edinin. Son zamanlarda okuduğum en sıradışı distopyaydı. İsyan gibi isyandı da diyebilirim :)

Serinin ilk kitabı Kızıl Yükseliş yorumum için TIK

Takvim Kızı Şubat - Audrey Carlan / Kitap Yorumu


Takvim Kızı'nın şubat ayı kitabı da bitti. Açıkçası ne desem bilemiyorum. İlk kitapla kıyaslama yapsam mı yoksa ilk kez okuyormuş gibi mi yapsam bilmiyorum. O yüzden bilindik bir yöntemle devam edip beğendiğim ve beğenmediğim yönlerini yazacağım.

Takvim Kızımız Mia, ilk kitabın başında ailesini kurtarmak için komadaki babasının bir milyon dolarlık borcunu, ödemeyi kabul ediyordu. Babasının borçlu olduğu mafyayı her ay yüz bin dolar ödemeye ikna etmişti. Bu sayede bir yıl içinde borç bitecekti. Bu ödemelerin altından kalkabilmek için teyzesinin eskortluk şirketinde çalışmaya başlayan Mia, her ayı farklı bir kişiyle geçirecekti.

Mia, ikinci ayını ünlü bir ressam olan Alec'in yanında geçirmek için Seattle'a gider. Karşılaştığı manzara kesinlikle umduğu gibi değildir ve ilk gün yaşadığı ufak kaza canını sıkar. Ayağından hafif bir sakatlık geçiren Mia, Alec için modellik yapacaktır ancak Alec'in stüdyosunu gördükten sonra çıplak mankenlik konusunda kararsız kalır. Alec'in birbirinden muhteşem tablolarının ilham perisi olan Mia, o işin büyüsüne kapıldığında  ve Fransız olan Alec ile yaşamaya devam ettikçe yaptığı işten hoşlanmaya başlar.

Bu kitabı seriden bağımsız olarak yani tek bir kitap olarak okusaydım hoşuma giderdi diye düşünüyorum. Çünkü ressam detayı oldukça güzel işlenmişti. Sanata özellikle de tablolara karşı bir ilginiz varsa severek okuyacağınızı düşünüyorum. Alec şahsına münhasır bir adamdı. Bir konu üzerinden yola çıkarak birbirini tamamlayan bir koleksiyon hazırlama olayı da ilginçti. Yazarın kaleminin güçlü olduğunu söyleyebilirim. Gelelim beğenmediğim yönlere. İlk kitapta Wes gibi birini okumuşuz arkasından Alec geliyor ve Mia çok rahat davranıyor. Wes'i düşünüyor ama Alec ile birlikte olabiliyor. Bu fazlasıyla iğrençti. Hani çok uç noktalardan götürmüş olayı yazar Audrey Carlan. Mia, her ay farklı biriyle oluyor ve bu ona bir yerden sonra eğlenceli gelmeye başlıyor. Yeni şeyler keşfetmek, farklı insanlar tanımak hoşuna gidiyor. Umarım serinin üçüncü kitabı şubat ayı kitabını bana unutturabilir. Bu şekilde devam ederse okumak için can atacağım serilerden biri olmayacak bu.

Son olarak seri +18 olarak geçmiyor ama bence 21 yaş altına pek uygun içerikte değil. Yani tavsiye etmiyorum. Eğer cinselliğin ön planda olduğu kitaplar okumaktan hoşlanmıyorsanız bu seriden uzak durmalısınız. Konu bir eskortu anlatsa da olay daima çok başka yönlere kayıyor. Bunu bilerek almanızı öneririm.

Takvim Kızı Ocak kitabı yorumu için TIK.

Son Çarem - Kübra Nur / Kitap Yorumu (Sonsuz Düşler #1)


Türk yazarlara okumaya önem veren biri olarak Kübra Nur'u nasıl gözden kaçırmışım bilmiyorum. Wattpad'te yayınlanan bir eser olduğunu söylemeliyim. Daha sonra kitaplaştırılmış ve iyi ki öyle olmuş yoksa ben keşfedemezdim. Daha önce okuduğum birçok Wattpad temelli kitaptan sonra Wattpad'e karşı biraz önyargım oluşmuş olabilir. Aslında birazdan daha fazla. Yani önüne gelenin kitap yazdığı bir ülke haline gelmemizden bahsetmek istemiyorum. Herkes emek verip ortaya bir şeyler çıkarıyor ama çoluk çocuğun eline düştü bu sektör. Okuduğum bazı kitaplar sonrası inanın bir Türk yazarın kitabını alıp okumaya korkar oldum. Neyse ki böyle güzel romanlarda var ve umut etmemizi sağlıyorlar.

Kısaca konudan bahsedeyim. Üniversiteyi bitirmiş ve işsiz kalmış olan Mayıs Ekiz, kardeşi Nisan ile İstanbul'da yaşamaya devam eder. Ancak işsiz olduğu için artık masrafları karşılayamayacak noktaya gelmiştir. Onlara ailelerinin yanı yani Trabzon yolları görünmüştür. Bu çıkmazdan kurtulmaya çalışan ve yüzlerce iş başvurusundan eli boş dönmüş Mayıs, bir gün yine iş bulmaktan umudunu kesmişken bankta yanına oturan kişinin iş teklifiyle şok olur. Yanındaki adam dedektiflik tarzında bir iş önerisi yapmaktadır ve Mayıs, dedektiflikten kesinlikle anlamamaktadır. Bu teklife ilk anda gülüp geçen Mayıs, biraz düşününce çaresizlikten işi kabul eder. Mayıs, bir iş adamı olan Arın Arıkan'ı takip edecek ve tüm detayları iş teklifi yapan kişiye iletecektir. 

Şapka tutkunu olan Mayıs'ın, beyaz elbisesi ve hasır şapkasıyla ilk dedektiflik gününde bir erkekler tuvaletinin camından Arın'ın kucağına düşeceğini ve bu anın bir gazeteci tarafından fotoğraflanacağını söylesem inanmazsınız ama her şey tam da o ilk günden sonra başlıyor :D İnanılmaz keyifle okuduğum ve bol bol kahkaha attığım bir romandı Son Çarem. Konusunun saçma olduğunu kabul etmek gerek ve kitapta başka saçmalıklarla da karşılaşmanız mümkün ama kesinlikle gününüze neşe katacak bir kitaptı. Yazarın yazım tarzına bayıldım. Esprili diliyle insanı eğlendirmeyi başarıyordu.

Geç keşfetmiş olsam da artık yazarı takip edeceğim. Mümkün olan en kısa sürede daha önce basılmış kitaplarını da alıp okuyacağım. Neşesiz olduğunuz günler için bu kitabı kütüphanenizde mutlaka bulundurmanızı öneririm. Serinin ikinci kitabının yorumu da en kısa sürede yayında olacak. Hoşça kalın.

Yıldız Gemisi - Melissa Landers / Kitap Yorumu (Yıldız Gemisi #1)


Yıldız Gemisi, aynı adı taşıyan serinin ilk kitabıydı. Yazarın ülkemizde yayınlanan 2. serisi. İlk seriyi okumadım ama bu kitaptan sonra merak etmedim desem yalan olur. Sanırım Yabancı serisini de okuma listeme ekleyeceğim. 

Yetiştirme yurdunda büyümüş 18 yaşındaki Solara için hayat hiç kolay olmamıştı. Okulda çok başarılı olan Solara, makinelerden de çok iyi anlıyordu. Aynı okula gittiği Spaulding Yakıtlarının varisi, zengin Doran, okul hayatları boyunca hep Solara'yı aşağılamıştır. Solara'nın parmağındaki suçlu olduğunu gösteren dövmeler yaşamını daha da zorlaştırdığından tek çözüm olan dış diyara gitmeye karar verir ancak bunun için bütçesi yeterli değildir. O da birinin hizmetçisi olarak gidebileceğini düşünür. Mahkumiyet dövmeleri onu elemekte de oldukça başarılı olur. Uzay mekiğinin son yolcusu Doran ve sevgilisidir. Doran, onu hizmetçisi olarak kabul ettiğinde 5 ay sürecek bu yolculukta olacakları ikisi de tahmin edemezdi.

Uzay mekiği yolculuğu ve sonrasındaki o aksiyon, o gizem kitabı elimden bırakmama engel oldu. Ve o son... İkinci kitap nasıl devam edecek diye günlerce düşünmeme sebep oldu. Akıcılık çok iyiydi. Gerçekten tahminimin üstündeydi.

Son olarak yazarla ilgili şunu söylemek istiyorum. Yabancı serisi çıktığında biraz uzak durmuştum. Yaş olarak bana hitap etmeyeceğini düşünmüştüm ama yazarın kaleminin güzelliğini gördükten sonra pişman oldum. Bu kitap gibi akıcı bir seriyse benim için kayıp olmuş. Çünkü takip ettiğim kadarıyla ilk serinin ciddi bir takipçi kitlesi vardı. En yakın zamanda o seriyi de alıp okuyacağım. Yine yorumları buradan yazarım. Şimdilik hoşça kalın.

Serbest Düşüş - Leah Raeder / Yorum


Serbest Düşüş, konusu ve hakkında yapılan yorumlar hoşuma gittiği için aldığım romanlardan biriydi. Yanlış hatırlamıyorsam aralık ayı alışveriş yazılarımda da bahsetmiştim. Merak ettiğim için çok fazla bekletmeden okumak istedim. Sonuç maalesef benim açımdan pek tatmin edici olmadı.

Konusu aslında oldukça klasik. Muhtemelen hemen herkes bu konuyu işleyen en az bir kitap okumuştur. Bir lise öğretmeni ve lise son sınıf öğrencisinin ilişkisi anlatılıyor. Başkarakter kızımız yani Maise, babasını tanımamış, annesiyle de sorunlu bir ilişkisi var. Annesi uyuşturucu satıcılığı da yapıyor ve kendinde olduğu gün pek yok. Çocukluğundan itibaren kötü şartlarda yaşamak zorunda kalmış ve çeşitli tacizlere uğramış olduğundan kendini çevreden soyutlamış. Herhangi bir arkadaşı yok, aşk ilişkisi yaşamıyor, aile sıcaklığını görebildiği bir yer yok ve en önemlisi tüm bunlar onda kendinden çok daha büyük adamlarla takılma isteği veriyor. Bu adamlarla tek gecelik ilişkiler yaşıyor. Yalnızlığını derinden hissettiği bir gece bir lunaparka gidiyor ve bu parkta bir hız trenine biniyor. Hız treninde yanında oturan daha önce hiç görmediği Evan, ona farklı şeyler hissettiriyor. O geceyi Evan'la geçiren Maise'nin kendine kaçacak bir bahane bulması fazla zamanını almıyor. Okul açıldığında ve lise son sınıfa başladığında en çok istediği film çalışmaları dersinin öğretmeni o gece kaçtığı Evan çıktığındaysa şok olmak hiçbir işine yaramıyor. Tabii ki Evan için de geçerli bu.

Malum gece kendisinden kaçan kızın öğrencisi olduğunu anlayan Evan, işi ve duyguları arasında kalıyor ve tercihi Maise'ye bırakıyor. Doğruyu yapmak isteseler de ikilimiz kitabın hiçbir bölümünde doğru davranmıyor. Gizemli Evan'ın sırlarını zaman içinde çözülüyor. Ve Evan-Maise bir yol ayrımına geliyor. Lisenin son senesinde hiç hesapta yokken arkadaş olduğu Wesley ile sorunlu ilişkisi biraz ilgi çekiciydi benim açımdan. Wesley'nin ailesinde, aile olmanın ne demek olduğunu gören Maise, geleceğiyle ilgili kararlar alır. Bir yandan onu umursamayan annesinin mafyaya büyük borcu olduğunu öğrendiğinde üniversite için annesinin yanından ayrılmadan onu bu işten kurtarma planları yapar. Bu kısımlar oldukça farklıydı çünkü 18 yaşında bir kızın yapabileceklerinin üstünde bir şeyler yapan Maise, bir yandan geleceğini kurup kendini kurtarmaya çalışırken, bazı riskler alarak annesini kurtarmaya da çalışıyordu. Belki yazar Maise ve Evan'ın ilişkisi üzerinde bu kadar durmasa bu kitabı çok severek okuduğum kitaplar içine koyardım ama cinsellik içeren sahnelerin aşırılığı kitabı biraz daha alt düzeye indirmişti. Benim açımdan 32 yaşında bir öğretmen ve 18 yaşındaki öğrencisinin aşk ilişkisini okumak yeterince rahatsız ediciydi. Keşke daha farklı olabilseydi. Yine de Maise'nin başarmaya çalıştığı bölümler sebebiyle kitaba 5 üzerinden 3 puan verdim. 

Serbest Düşüş, akıcı olmasına rağmen benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Büyük beklenti içine girmeden okumanızı öneririm. Yeni yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın :D

Takvim Kızı Ocak - Audrey Carlan / Kitap Yorumu

 

Ocak ayı itibarıyla ilk iki kitabıyla raflarda yerini alan Takvim Kızı serisi okuyanlar tarafından oldukça sevildi. Serinin her ay bir kitabı çıkacak ve başkarakter Mia, her ayını bir kişiyle geçirecek. Şimdi böyle yazınca biraz garip geldi biliyorum ama açıklamasını da yapacağım :)

Mia Saunders, küçük yaşlarda annesi tarafından terk edilmiştir. Küçük kız kardeşine kol kanat germeyi de o zaman öğrenmiştir. Kumarbaz bir baba ile büyüyen bu iki kız aile sıcaklığını olması gerektiği gibi yaşayamamıştır. Mia, 24 yaşına kadar 4 başarısız aşk ilişkisi yaşamış olduğundan aşka inancını yitirmiştir. Çünkü her defasında yanlış birine aşık olduğunu zor yollardan öğrenmiştir. Aşka inanmayan bu kızın 4. aşık olduğu adam bir mafya babasıdır ve babası aldığı borcu geri ödeyemediği için mafya tarafından öldüresiye dövülmüştür. Komada kendini bilmeden yatan babasını bu borçtan kurtarmak zorundadır. Çünkü babası borcu ödemezse öldürülecek ve borç iki kız kardeşten alınacaktır. Babasına duyduğu sevgi Mia'yı harekete geçirir. 1 milyon dolar kazanmak için bir yıl vakti vardır ve tek çare teyzesinin eskortluk şirketinde çalışmaya başlamaktır.

Görüşme sonrası işi kabul eden Mia, güzellik uzmanları tarafından yapılan bakımdan sonra hazırdır. Fotoğrafları çekilip siteye eklenir ve ilk ayını geçireceği kişi belli olur. O kişi senaryo yazarı olan, zengin, yakışıklı Wes'tir. İşin kuralları bellidir. Aşık olmak yok, etkinlik vb. yerlerde yanındaki adama eşlik etmek dışında bir ilişki yok. Eğer böyle bir şey olursa şirket sorumluluk kabul etmiyor ancak ek ücret alınıyor falan gibi birkaç detay var. Bir kitapçıkta yazan tüm kuralları okuyup anlayan Mia için kurallar Wes'i gördükten sonra son hız değişiyor. Bir eskorta asla ihtiyaç duymayacak bir adamdan bahsediyoruz sonuçta. Kızımız gördüğü anda etkileniyor. Gerçi karşılıklı bir durum bu.

SPOILER İÇEREBİLİR

Spoiler olmadan yazmak çok mümkün değil ama şunu söyleyebilirim ki kitabın sonu tahmin ettiğiniz gibi gitmiyor. Yani zaman bitince herşeye rağmen Wes'in yanından ayrılıyor. Sonuçta her ay yüz bin dolar kazanacak. Wes, tüm parayı ödemeye hazır olsa da bunu kabul etmeyen kızımız işine devam ediyor. İkinci kitapta neler yaşayacağını merak ediyorum ama içimden bir his 12 ay sonra Wes ile bir şansları olabilir diye düşünüyor. Yani ben öyle olmasını umuyorum :D

SPOILER BİTTİ

Takvim Kızı serisi eğlenceli bir seri olacak. Mia, bakalım bir yılda ne maceralar yaşayacak. Seriye devam etmeyi düşünüyorum. Tek günlük kitaplar zaten. Bunalınca, eğlenceli ve akıcı bir şeyler okumak istediğinizde elinizin altında olsun bence. Cidden insanın havasını değiştiriyor :) Bu ay ikinci kitabı da okuyacağım. Başka yazılarda görüşmek üzere. Şimdilik hoşça kalın.

İpeği İşleyen Kız - Kelli Estes / Yorum


İpeği İşleyen Kız ile ilgili sayfalarca yorum yapabilirim. O kadar etkilendim ki bunu kelimelerle tam ifade edebilecek miyim bilmiyorum. Kitabı, Kitap Meltemi blogu sahibi canım Meltemciğim ile okuduk ve okurken ve bitirdikten sonra uzun uzun konuştuk. Birbirimize spoiler vermemek için çabaladık durduk ve nihayet bitirdiğimizde ikimizin de bayıldığı ortaya çıktı ama ben bu romanı okuyup tam puan vermeyecek biri olduğunu sanmıyorum. Meltem'in İpeği İşleyen Kız yorumu için TIK.

Yazar öyle güzel kurgulamış ki sevmemek gibi bir şey söz konusu değildi. Roman geçmiş ve günümüz şeklinde ilerliyor. Arkadya'nın tipik romanlarından ama yayınevinin hemen hemen tüm kitaplarını okumuş biri olarak bundan daha iyisini okumadığımı söylemek istiyorum. Geçmişi anlatan bölümler 1886 yılından başlıyor. Çinlilerin Amerikalılar tarafından istenmediği yıllar. Çeşitli kötü davranışlar gören bu azınlıklar ülkeden zorla gönderiliyor. Yanlarına bir şeyler almaya vakit bile verilmiyor. En değerli eşyalarını alabilen bu insanlar gemiye bindiriliyor ve Çin'e doğru isteksizce yola çıkıyorlar. Gemideki yolcular içinde Mei Lien, babası ve büyük annesi de var.

Spoiler vermemek adına bundan sonra iç acıtıcı sahneler yaşandığını söyleyip geçeceğim. Gemiden kurtulan Mei Lien, kimsesiz kaldığını fark ettiğinde elinde kalan tek şeye yani onu denizden kurtaran Joseph'e tutunur. Çok zor olacağını bilseler de evlenirler ve bir oğulları olur. Mei Lien'in bir amacı vardır. Bunun için de aklındakini gerçeğe döndürmek için işleme yapmaya başlar.

Günümüze gelecek olursak babasını mutlu etmek adına istemeden de olsa uluslararası işletme okumuş olan ve Starbucks'ın idari kadrosunda çalışmaya başlayacak olan Inara, büyük teyzesi Dahlia'nın ölümüyle kendisine miras bıraktığı malikaneye gider. Amacı burayı satmaktır ancak teyzesinin vasiyeti orayı pansiyona çevirmesi yönündedir. Orcas Adası'ndaki malikanenin kopan merdiveninin altında işlenmiş bir giysi kolu bulduğunda o muhteşem işlemeleri çözme isteğine karşı gelemez.

SPOILER İÇEREBİLİR

O kaftan hikayesi inanılmazdı. Yazarın Mei Lien'i günümüze bağlama şekli daha doğrusu bağladığı kişiler çok tahmin edilebilirdi ama onun dışında bu hikaye muhteşemdi. Mei Lien'in kurtulması için babasının yaptıkları ve büyük annesini son görüşü beni aşırı duygulandırdı. Joseph ile yaşadıkları, oğlundan ayrılışı... Bu kısımları çoğaltmak mümkün. Ciddi anlamda farklı bir romandı.

SPOILER SONU

Hatta kitabın sonuna kadar bolca ağladığımı söylemem gerek. Bir şekilde insanın içine dokunan bir hikayeydi. Gerçeklerden yola çıkılarak yazıldığı için de etkisi güçlüydü diye düşünüyorum. Çünkü her şey kolayca yerine oturuyordu. Kitabın sonunda yazarla yapılan bir röportaja da yer verilmiş. Bu röportajın mutlaka okunması gerek. Romanın yazılma süreciyle ilgili bilgiler vardı. Yazma sürecindeki araştırmalardan, kitaptaki gerçek kişilerden falan bahsediliyordu. Sonuç olarak en etkilendiğim kısım Mei Lien'in hikayesi olsa da günümüzde geçen kısım da kötü değildi. Kalemi kuvvetli bir yazar tanımanın mutluluğuyla kapattım kitabın kapağını. Bundan sonra Kelli Estes ne yazsa okurum. Görüşmek üzere. Hoşça kalın. 

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown / Kitap Yorumu (Kızıl İsyan #1)


Kızıl Yükseliş'i geçen yıl kitap fuarından almıştım ve seri tamamlansın diye bekliyordum. Nihayet serinin son kitabı Sabah Yıldızı çıktı. Seri tamamlanınca 2017'yi Kızıl Yükseliş ile açayım dedim. Bitirmem birkaç gün sürdü. Beklentimin yüksekliğinden mi yoksa son dönemdeki distopyaların birbirine benzer olmasından mı kaynaklandı bu durum bilemiyorum ama bir şekilde tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Yine de inanılmaz aksiyonlu olduğu için hızlıca okuyabildim ikinci yarıyı.

Darrow, madende cehennemdalgıcı olarak çalışan genç bir çocuk. Henüz 16 yaşında ama o pozisyonda çalışan en genç kişi kendisi. Eşi Eo ile çocukluktan arkadaşlar, büyüdüklerindeyse aşık olmuşlar. Darrow'un evlilik yaşı geldiğinde evlenmişler. Yarı aç yarı tok yaşıyorlar ve bunun sebebi Mars'ı dünyadan gelecek insanlara hazırladıkları için kaynakların sınırlı olması. Kızıl Yükseliş, anlaşıldığı üzere Mars'ta geçen bir roman. Mars'a Darrow'un kuşaklar önceki dedeleri getirilmiş. Dünya yaşanamayacak bir hale geldiğinde Mars insanlar için hazır olacak. Bu yüzden de bütün kızıllar sorgusuz sualsiz çalışıyorlar.

Birçok distopya gibi Kızıl Yükseliş'te de renklere göre ayrılmış insanlar. Kızıllar en alt, Altınlar en üst kademedeler. Arada pembeler, griler vb. renkler ve çeşitli yaratıklar var. Kızıllar için en büyük sürpriz Defne'yi kazanmaktı. Bu madenlerdeki çalışmalara göre verilen normalden fazla yiyecek ve eşya anlamına geliyordu. Eo'nun keşfettiği bir şey, gelişen olaylar sonucu onun ölümüne neden olduğunda ve Darrow'da kendini kaybedip onu öldürmelerini sağladığında olaylar çok farklı yönde gelişiyor. Ares'in Oğulları denen gizli bir grup Darrow'u kurtarıp ona gerçekleri gösteriyor. Gördüklerine inanamayan Darrow'un düşünebildiği tek şey Eo'nun intikamını almak oluyor. Bunun için bir Altın'a dönüşüp onların arasında yaşaması gerekse bile bunu başarıp o isyanı çıkaracağına inanıyor ve bu uğurda kolları sıvayıp hemen işe başlıyor.

Darrow'un bir Altın'a dönüşmesi, daha sonra Altın'ların gittiği enstitüye kabul edilmesi ve ondan sonrası kitabın asıl konusunu oluşturuyordu. Darrow, bambaşka biri oluyordu ve enstitü kesinlikle düşündüğü gibi bir yer değildi. Kitabın bu kısımları muhteşemdi. Biraz Açlık Oyunları'na benzettim ama o tarz bir oyun yoktu burada. Daha farklı bir şeydi. Serinin ikinci kitabı Altın Oğul'un ilkinden kat kat güzel olduğu söyleniyor ama kesinlikle beklentiyi yüksek tutmayacağım. Sonra yaşadığım hayal kırıklığı uzun zaman geçmiyor. Bu ay içinde ikinci kitabı okuyabileceğimi düşünüyorum. Yorumum yine burada olacak. Şimdilik hoşça kalın.

Ben, Malala - Malala Yusufzay & Christina Lamb / Kitap Yorumu


Malala'yı tanıyorsunuz değil mi? Kendi ülkesinde yani Pakistan'da kızların eğitim hakkını savunduğu için Taliban tarafından vurulan kız. Vurulduğunda sadece 15 yaşında bir çocukmuş. Arkadaşlarıyla servise binmiş evine gidiyormuş. Servisi durduran Taliban üyelerinden biri güpegündüz Malala'ya ateş etmiş ve ağır yaralanan Malala hemen hastaneye kaldırılmış. Şu an bunları okurken ne kadar korkunç diye düşünüyorsunuz ama emin olun kitabı okurken bunun kaç katı daha kötü olayları okuyorsunuz, anlatmak pek mümkün değil.

Malala, doğduğu günden başlayarak hayatını, ailesini, ülkesini, Taliban'ı ve Taliban'ın halka zorla yaptırdıklarını anlatıyor. Başarmaya çalıştığı büyük hayallerine rağmen 15 yaşındaki herhangi bir çocuk. Alacakaranlık kitapları okuyor, Bollywood filmleri izliyor ve okula gidiyor. Tek derdi de okula gitmek. Özel okul sahibi eğitimli bir babası olması sebebiyle biraz da olsa diğer kızlardan şanslı bir kız ancak bu şans aynı zamanda ona şanssızlık da getiriyor.

Malala'nın babası, eğitimi savunan, dini sömürenlere kanmamaları için halka sesini duyurmaya çalışan biri. Ülkesinde birçok kuruluşun başkanlığını yapan konuşmalarıyla insanları etkileyen elinden geldiğince herkese yardım etmeye çalışan biri. Pakistan'dayken yaptığı güzel işler sebebiyle bol bol ölüm tehdidi alıyormuş. Malala'da babasının izinden gitmiş ve kızların okula gitmesinin yasaklandığı ülkesinde kız arkadaşlarıyla bunun mücadelesini vermiş. Başarılı da olmuş aslında. Ülkesinde tanınmış, bir simge haline gelmiş.

Yanlarında yakın bir erkek akrabaları olmadan dışarıda gezemeyen, gezecekse de burkasını giymesi gereken kadınların ülkesi Pakistan. Okuma yazma bilmeyen milyonlarca insanın olduğu, darbelerle yönetilen, halkı elindekiyle kıt kanaat geçinmeye çalışan bir ülke. Her şeye rağmen çabalayanlar var ama onları da bir şekilde susturmaya çalışıyorlar Malala örneğinde olduğu gibi.

Malala şu an 19 yaşında bir genç kız ve yaşadığı her şeye rağmen savunduğu şeyleri savunmaya devam ediyor. Bu yaşa kadar yüzlerce tv programına katılarak ve yüzlerce röportaj yaparak kızların eğitim hakkını savunmaya çalışmış, bu yüzden ölümden dönmüş, aylarca hastanede kalmış ama pes etmemiş. Saldırının izleri tamamen geçmeyecek ama o bu genç yaşında adını tarihe yazdırmayı başardı. 2013'te yazar Christina Lamb ile ortaklaşa bu kitabı yazdı. 2014'te Nobel Barış Ödülü'nü alarak bu ödülü alan en genç kişi olma ünvanını aldı. Ülkesinden ve dünyadan onlarca ödül aldı ve muhtemelen almaya devam edecek. Kurduğu Malala Vakfı'na gelen bağışlar sayesinde eğitime destek vermeye devam ediyor, ihtiyacı olan ülkelerde okullar yaptırıyor. Şu an ailesiyle birlikte, tedavi için götürüldüğü İngiltere'de yaşıyor. Tek dileği de bir gün ülkesine dönebilmek.

Ben kitabı D&R'daki bir 9.90 tl kampanyasından almıştım. 1 yıldan fazla oldu. Keşke daha önce okusaymışım. Herkese tavsiye edebileceğim bir kitaptı. Kesinlikle okunmalı. Malala'nın hikayesini okurken aynı zamanda başka bir kültürü tanıma imkanı da buluyor insan. Benim için kitabın tek sıkıntısı vardı. O da çeviriden kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir sıkıntıydı. Cümleler çoğunlukla net değildi. Keşke güzel bir düzelti yapılsaydı da dikkat dağıtıcı şeyler olmasaydı. 

Evmanya.com Evinizin Mevsimini Değiştirecek


İhtiyacınız Olan Her şey Evmanya’da!

Ev dekorasyonu, mobilya, mutfak, banyo veya bahçe ürünleri… Evinize daha doğrusu yaşama alanlarına ait hemen her şeyi bulabileceğiniz online alışveriş sitesi Evmanya ile sizde hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz.

Uzun soluklu alışveriş tercihinden çok bu işi en kısa yoldan, fazla zaman kaybı yaşamadan halletmek isteyenler için Evmanya, yıllardır süregelen üstün hizmet kalitesi ve güvenilir alışveriş seçeneği ile sizlere fırsatlar sunuyor. Türkiye’nin en büyük ve alanında lider mobilya dekorasyon sitesi olan Evmanya’da ihtiyacınız olan hemen her ürünü bulabilmeniz mümkün. Zengin kategori seçenekleri sayesinde Evmanya’ya gelerek kolay ve rahat alışverişin tadını çıkarın. Bir tıklama kadar uzağınızda olan konforlu alışveriş sayesinde sizde zamandan tasarruf ederek oturduğunuz yerden istediğiniz ürünü zevkinize uygun olarak alabilirsiniz.

Evmanya’da İndirim Günleri

Baharın gelmesiyle birlikte ev tekstil ürünlerinde baharı yansıtan renkleri Evmanya’da görmek mümkün. Ancak kış ürünlerinde de büyük indirimler sizleri bekliyor! Sizde gelin ve bu büyük indirim fırsatlarını kaçırmayın. Piyasanın çok altında güvenilir, mobilya dekorasyon ve tekstil ürünleri ile sizde yaşam alanlarınızı zevkinize göre döşeyebilirsiniz.

Özellikle yeni evlenecek olan çiftler için seçkin ürün yelpazesiyle birbirinden farklı modelleri bir araya getiren Evmanya’ya buradan ulaşabilirsiniz. Ev, aksesuar ve dekorasyona ait her şeyin Evmanya’ya farkıyla ayağınıza kadar geldiğini unutmayın. Üstelik Evmanya’da seçtiğiniz ürünlerde sepette indirim fırsatlarından da faydalanabileceğiniz Evmanya ile sizde keyifli ve uygun alışveriş yapmanın tadına varın.

Retro, vintage, avangarde ya da klasik tarzda pek çok ürün ile her zevke hitap eden ve büyük kitlelere yayılarak yıllardır online alışverişte bir numara olarak ayakta kalan Evmanya’ya buradan ulaşın. İnanılmaz fırsatlar için tek tıklama yeter! Gerisi sadece zevkinize kalmış… Yorulmadan, zamanınızdan çalmadan ve en önemlisi bütçenizi sarsmadan alışveriş için sizde hala Evmanya’ya göz atmadıysanız şimdi gelin bu kaliteli ürünlere göz atın. Evmanya ile ayrıca dilediğiniz ürünü diğer fiyatlarla karşılaştırma olanağına da sahip olabilirsiniz. Sizde evinizi yenilemek, yaşam alanlarınıza yeni bir soluk getirmek istiyorsanız geç kalmadan bilgisayarınızın başına geçin ve alışverişe başlayın.

Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri - Mehmet Genç / Kitap Yorumu


Mehmet Genç'i kitabıyla tanımış olmak benim kaybım sanırım. Yıllardır facebook ve instagramda gezilerini paylaşıyormuş ve kitap çıkmasa muhtemelen haberim de olmayacaktı. Kendisini hemen takibe aldım ve fotoğraflarını, yorumlarını ilgiyle takip ediyorum.

Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri, Mehmet Genç'in son 6 yılda yaptığı seyahatlerindeki ilginç olayları konu alıyor. Sonlara doğru tavsiye niteliğinde birkaç yazı da okuyorsunuz. Onun gibi gezgin olmayı düşünenler için güzel yazılar olduğunu düşünüyorum. Gerçi hepimizin içinde bir gezgin var ama bir türlü harekete geçemiyoruz değil mi? Umarım böyle güzel hayalleri olan insanlar o hayallerine kavuşabilir. İnanılmaz güzel bir şey. Sanırım benim de hayallerimden biri kısa da olsa bir dünya turu yapmak ama Mehmet Bey gibi bir gezi yapabileceğimi sanmıyorum. Nasıl şartlarda gezdiğini okuyunca bana hak verirsiniz diye düşünüyorum.

Kitabı okurken ilgimi en çok çeken şey hemen her ülkede yerlilerin ziyaret edilmesiydi. Bu yazılar öyle güzeldi ki... Onlarca yeni şey öğrendim bu kitabı okuduğum süre boyunca. Sadece yerliler ile ilgili değil tabii ki yazdıklarım. Birçok ülkeyle ilgili çok değişik bilgiler edindim. Tess'in Gözyaşları adında bir kitap var. Belki daha önce blogumda yorumuna denk gelmişinizdir. O kitabın başında Tess, Meksika'da sevgilisiyle beraberken kaçırılıp satılıyordu. O kitaptan sonra Meksika'dan tırsmaya başlamıştım. Bu kitabı okuyunca da pekişti bu korkum. Cidden tekin değil yani. Ne kadın için ne de erkek için. Mümkün olduğunca tercih etmeyin derim :)

Onun dışında Amerika kıtasındaki birçok ülkede ne şartlarda yaşadıklarını görme fırsatı da buldum. Kitaptaki yazıların sonlarında yer alan barkodları herhangi bir barkod okuyucuya okuttuğunuzda anlatılan konuyla ilgili fotoğraf ve videolara ulaşıyorsunuz. Favorim videolar oldu. Canlı olmasa da kendi gözlerinle farklı kültürlerin yaşayışlarını görüyorsun. Bence bu konu çok güzel düşünülmüş. Okuduğum yazıların görsellerini görüp videolarını izlemek çok keyifliydi. Çabuk bitmesin diye az az okudum ama her güzel şey gibi o da bitti malesef.

Umuyorum ki bu kitap tek kalmaz. Böyle güzel şeyleri okumaya devam edeceğimiz yeni bir kitap gelir. Kendimiz gezemesek bile böyle okumak da hoş oluyor. Ne demişler "hiç yoktan iyidir" :) Çok severek okuduğum bir kitap oldu Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri. Siz de benim gibi keşfetmemiş olanlardansanız keyif alarak okuyacağınıza eminim. Hoşça kalın.

Kitapsihirbazi.com Aralık Siparişim


Herkese merhaba

Bursa'da mis gibi kar yağıyor. Karla bol bol oynayıp kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra yazımı da yazayım dedim. 2016'nın son kitap alışverişini kitapsihirbazi.com'dan yaptım. 4 roman, 1 tane de ingilizce bulmaca kitabı aldım. Bir Başka Mavi merak ettiğim kitaplardandı. Yazarın Tersyüz kitabını okumuştum, muhteşem bir romandı. Bu kitabın da güzel olacağını umuyorum. Fiyatı 10.80 tl idi. Matilda'nın Son Valsi ile ilgili pek güzel yorumlar okumadım ama konusu çok ilgimi çekti. O yüzden aldım. Birçok Arkadya kitabının fiyatı sabitti. 10.80 tl. Size Pandispanya Yaptım, listemdeki kitaplardan biriydi. Yarı fiyatına 11.50 tl'ye aldım. Nehir Erdem'in Aşk Olsun 1'i ile ilgili hiçbir fikrim olmamasına rağmen önceki kitaplarını okuyup beğendiğim için 12 tl'ye aldım. Son olarak 7 tl'ye İngilizce Bulmacalar kitabı aldım. Canım sıkılınca çözerim diye düşündüm. 

15 Aralık'ta verdiğim siparişim 11 gün sonra elime ulaştı. Aslında muhtemelen daha çok bekleyecektim de parçalı gönderim yapılmasını talep ettim. Sağolsunlar hemen çıkışını yaptılar 4 kitabın, birini de temin edilince göndereceklerdi ancak kitaplar geldiğinde bir kitabın hasarlı olduğunu gördüm. İletişime geçince aynı gün yenisini kargoya verdiler, hasarlı olanı da paket bana ulaşınca kargo görevlisine teslim ederek geri gönderdim. Birkaç gün sonra da bulmaca kitabım geldi.

Sonuç olarak biraz sorunlu bir alışveriş oldu. Allahtan Kitap Sihirbazı bu konuda anlayışlıydı ve sorun çözüldü. Arada bir olur böyle diyerek konuyu burada sonlandırıyorum. Sizin başınıza da böyle sorunlar gelirse alışveriş yaptığınız yeri aramaktan ya da o yere mail göndermekten çekinmeyin. Sorun neyse bir şekilde çözülür. En kötü ihtimal aynı yerden tekrar alışveriş yapmazsınız. Mutlu bir hafta sonu diliyorum. Hoşça kalın :)