kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

On Küçük Zenci - Agatha Christie / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

İlk kez Agatha Christie kitabı okudum ve bunu yazmadan geçmek istemedim. Yaklaşık bir yıl önce On Küçük Zenci'yi almıştım ancak nedense elim bir türlü gitmemişti. Pek polisiye kitap insanı değilim, elimin bu kitaba gitmemesine biraz bu sebep olmuş olabilir. Çevremde deli gibi Agatha Christie okuyan arkadaşlarım var ve yazarı öve öve bitiremiyorlardı. Bir kitabıyla başla, zaten bir daha bırakamayacaksın diyorlardı. Açıkçası bunun biraz abartı olduğunu düşünüyordum. Gelin görün ki cidden çok iyiydi, hiç abartı yokmuş.

On Küçük Zenci ile ilgili söyleyebileceğim ilk şey kurgusunun ne kadar muhteşem olduğu olur. Kitap bitmesin diye az az okumak istedim ama nasıl ilerleyecek diye merak ettiğimden kitabı elimden bırakamadım. İlk başlarda karakter fazlalığı beni yordu. Sürekli kitabın başında yer alan karakter listesinden kim kimdi diye bakıp durdum ama kitabın ortalarında artık her şeye hakim olduğum için iyice keyfine varmaya başladım.

Spoi vermemek için konudan çok bahsetmeyeceğim ancak kısa da olsa bir şeyler yazmak istiyorum. Birbirini tanımayan 10 kişi, tanıdıkları kişiler aracılığıyla çeşitli mektuplar alırlar. Bu kişiler Zenci Adası'na davet edilmektedir. Herkesin gitmek için kendince bir sebebi vardır ve en nihayetinde on kişi adada buluşur. Bu adada tek bir ev vardır ve ev sahibi gecikeceğini bildirmiştir. Konuklar odalarına yerleşir ancak hiç kimse ne olduğunu anlamadan konuklar farklı sebeplerle tek tek ölmeye başlar. Gizemli olayların etkisiyle korkan konuklar adadan çıkmanın yollarını aramaya başlar. 

Geride kalan kişilerin akıbetlerini tabii ki yazmayacağım :) Asıl olaylar burdan sonra başlıyor. Polisiye sevmeseniz bile bir şans verin. Agatha Christie'nin insanlara polisiye kitapları da gayet güzel sevdireceğini söyleyebilirim :) Şahsen ben bu kitabı bitirir bitirmez Agatha Christie'nin 4 kitabını daha sipariş ettim. Benim gibi önyargıyla yaklaşanlara bir kitap alıp başlamalarını öneririm. Başka yorumlarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

İyi Geceler Tweetaşkım - Teresa Medeiros / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Teresa Medeiros'un daha önce Güllerin Fısıltısı kitabını okumuş ve beğenmiştim. Güllerin Fısıltısı tarihi aşk romanıydı. Yazar bu kitapla çok daha başka bir türe geçiş yapmış. Fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim maalesef. Çılgın bir konusu ve eğlenceli bir dili olmasına rağmen bir türlü sevemedim. Bu durumu kitapta sürekli tweet okumaya bağlıyorum. Akıcı bir roman olsa da sanırım ben bu türden pek hoşlanmıyorum.


Kitabın ilk yarısı biraz durgundu. İkinci yarıda olaylar hızlandı. Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse, Abby Donovan, bir yazardır. İlk kitabıyla büyük beğeni kazanmış, Pulitzer'i ise kıl payı kaçırmıştır. Aradan geçen yıllar Abby için pek verimli geçmemiştir. İkinci kitabını yazarken tıkanmış, teslim tarihini sürekli ertelemeye de devam etmiştir. Her şeyden elini eteğini çeken Abby'nin temsilcisi Abby'nin adına bir twitter hesabı açar ve hesabında aktif olmasını ister. Twitterda İngiliz edebiyatı profesörü Mark Baynard ile tanışır. Esprili bir dille yazışmaya başlarlar. Birbirlerini hiç görmemiş ve yeni tanışan iki kişi twitterda ne kadar yakınlaşabilir? İşte bu sorunun cevabını kitapta okuyoruz :)

Mark'ın sırrı ortaya çıktığında olayların daha farklı ilerleyeceğini düşünmüştüm. Her şey o kadar hızlı işlenmiş ki sanki üstten geçip gidilmiş gibiydi. Biraz detay okuyabilseydik bence bu roman bende çok daha fazla yer edebilirdi. Kitabın en sevdiğim yönüyse tweetleşmelerdeki film, dizilerden alınan kısımlardı. Çok düşünülmüş oldukları belliydi. Hatta yazar bunlarla nasıl başa çıkmış hiç bilmiyorum. Benim İyi Geceler Tweetaşkım yorumum burada sona eriyor. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Engin Akyürek - Sessizlik Kitap Yorumu ve Alıntılar


Herkese merhaba

Dizileri, filmleri, duruşu ve daha birçok özelliğiyle ön plana çıkan Engin Akyürek'in kitap haberini aldığımda çok sevinmiştim. Yıllardır duruşundan hiç ödün vermeden yaşaması hep hoşuma gitmiştir. Dizi ve filmlerdeki başarısını da tartışmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Yer aldığı her projede duyguyu izleyenlere yansıtmayı fazlasıyla başarıyor. Daha paragraflar dolusu yazabilirim ama konu kitap olduğu için kısa kesiyorum :D

 Kitaplıkta duran ve okunmayı bekleyen belki 100 den fazla kitap var ama elim sürekli en çok okumak istediklerime gidiyor. Sessizlik için de böyle oldu. Kitap Ağacı Bursa yeni yıl çekilişinde Duygu'nun benim için hazırladığı pakette Sessizlik kitabı da vardı. Fazla bekletmeden okumak istediğim için ocak ayı okuma listeme ekledim.




Her gün bir öykü okurum, çabuk bitmez diye düşünmüştüm ancak umduğum gibi gitmedi. Kitabı elime alınca bazı günler birkaç öykü okudum. Sanırım bitirmeden yaklaşık 1 hafta kadar dayanabildim. Sonuç olarak her güzel şey gibi bitti. Sessizlik, 21 kısa öyküden oluşuyor. Engin Akyürek, Ankaralı olduğu için öykülerinde bol bol Ankara'ya yer vermiş. Mahalle kültürü de aynı şekilde öykülerde yerini almış. Bütün öykülerde o samimiyeti görebiliyorsunuz. Özellikle 80'li yıllarda çocuk olanlar için bu öykülerin bir başka güzel olacağını düşünüyorum. 

Ben pek öykü insanı sayılmam. Kurgusu olan çeşitli türde roman okumayı daha çok tercih ederim ama Engin Akyürek, 4-5 sayfaya sığdırdığı o kısacık öykülerde o kadar etkileyici şeyler yazmış ki öyküleri bitirince üzerine bol bol düşünmem gerekti. Son olarak kitabın telif gelirleri Engin Akyürek tarafından Darüşşafaka Cemiyetine bağışlanacakmış. Hem böyle güzel öyküler okuyup hem birilerine destek olmak paha biçilemez. Bu güzel davranışı sebebiyle Engin'i beş on kat daha çok sevmiş olabilirim. O zaman ne yapıyoruz? Engin Akyürek'in yeni filmi Bir Aşk İki Hayat'ı izlemeyi unutmuyoruz. Filmin vizyon tarihi 15 Şubat 2019 :) Yazının bitiminden itibaren alıntıları okuyabilirsiniz. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.





Aşka Yolculuk - Jill Shalvis / Kitap Yorumu (Şanslı Liman #1)


Herkese merhaba

Jill Shalvis, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı. Okuyan arkadaşlarımdan özellikle Şanslı Liman serisiyle ilgili hep iyi yorumlar duymuştum. Ancak seri çok fazla kitaptan oluştuğu için başlamak istemiyordum. En sonunda ukitaptan bir arkadaşın serinin ilk iki kitabını çok uygun fiyata sattığını görünce dayanamayıp aldım. Başlamak için biraz bekledim, çünkü seriyi tamamlayıp öyle başlamak istiyordum ancak dün dayanamayıp okudum ilk kitabı :) Tam bu havaların kitabı diyebilirim. Kafa dağıtmalık, sımsıcak bir hikaye... Jill Shalvis ile henüz tanışmadıysanız bir şans vermek isteyebilirsiniz. Zaten kitap elinize aldığınız gibi bitiyor :)



Serinin ilk üç kitabında üç kız kardeşin hikayesini okuyoruz. Aşka Yolculuk'ta hem bu üç kardeşle tanışıyoruz hem de yeni bir başlangıç yapmaya delice ihtiyaç duyan Maddie'nin hikayesini okuyoruz. Bir prodüksiyon şirketinde asistan olan Maddie, avukat sevgilisi Alex'ten şiddet görerek ve en sonunda hafif bir şiddet gösterisiyle ayrılmıştır. Bu şiddet gösterisi şirkette olduğu için de işinden atılmıştır. Tam bir hippi olan ve üç kızını da yetiştirmeyen annelerinin onlara bir otel bıraktığını duyduğunda üç kardeş oldukça şaşırır. Hepsi kendi babalarıyla büyüdükleri için birbirlerine yakın olamamışlardır. Büyük kardeş Tara ve küçük kardeş Chloe'nin tek amacı oteli satıp bir an önce hayatlarına geri dönmektir. Oysa Maddie'nin dönecek bir işi ve evi yoktur. Durumunu gördüklerinde satılmanın yanına bile yaklaşamayacak olan bu oteli ya öylece bırakacaklar ya da tamir ettirip satılacak hale getireceklerdir. Maddie'nin ise çok daha farklı planları vardır.

Üç kardeş düşünün. Hepsi ayrı babalardan olduğu için farklı yerlerde büyümüşler ve yakın ilişkileri de yok. 5 yıldan sonra otelde bir araya gelen kızlar, kardeş olmanın ne demek olduğunu öğrendikleri bir maceraya atılıyorlar. En unutulmayacak karakterse sanırım Jax. Jax'in de kendi sırları var ve hepsi kendisiyle ilgili değil. Eski yaşantısını bırakıp büyüdüğü yere yerleşen Jax, sakin yaşamaya alışmış, belediye başkanı olmuş ve bir inşaat şirketi kurmuştur. İnşaat işleri yaparak geçimini sağlayan ve aynı zamanda tüm kasabaya yardım eden kadınların gözdesi Jax ile geçmişi unutup Şanslı Liman'da yeni bir hayata atılmaya çalışan Maddie'nin hikayesi içinizi ısıtacak. Okuyup keyif alabileceğiniz bir kitap arıyorsanız kesinlikle öneririm. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın.

Masallar Gerçek Olsa - Kristan Higgins / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sevdiğim yazarlardan biri olan Kristan Higgins'in yeni romanı Masallar Gerçek Olsa'yı bitirdim. Çok güzeldi. Yıllar önce yazarın Geç Gelen Mutluluk kitabını okumuş ve çok sevmiştim. O yüzden bu kitabını da büyük hevesle okudum. Kesinlikle beni şaşırtmadı. Bu limoni havalarda akıcı bir kitap okusam diyorsanız Masallar Gerçek Olsa'yı listenize ekleyebilirsiniz. Sizi de pişman etmeyeceğini düşünüyorum :)

 Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum. Gelinlik tasarımcısı olan Jenny, mutlu olduklarını sandığı bir evliliği bitirmiştir. Üstüne bir de eski kocası kısa süre sonra yeniden evlenmiştir ve bebek bekliyorlardır. Ailece görüşmeye devam ederler. Jenny, ikisinden nefret etmeyi istese de bunu başaramaz. Ancak onlarla sık sık görüşmek de onu üzmektedir. Jenny çareyi doğduğu yere taşınmakta bulur. Böylece görüşme sıklığı azalacaktır. Taşındığı yerde gelinlik mağazası açacak ve tasarım gelinliklerini dikmeye devam edecektir.


Jenny'nin kardeşi Rachel'ın çok mutlu bir evliliği vardır. Üçüz kızlarıyla ilgilenen Rachel, tam zamanlı annelik yapmaktadır. Ablasının taşınacak olmasına çok mutlu olsa da kısa süre sonra çok sevdiği kocasının onu aldattığını öğrenir. Pişman olduğunu söyleyen kocasının yalanlarını yakalamaya devam eden Rachel, en doğru kararı almak istemektedir. Terapiste gitmeye başlayan Rachel ve Adam'ın tek istediği eski mutlu günlere dönmektir. Ancak yaşananlar Rachel'da ciddi değişikliklere yol açmıştır.

Kitabın benim için önemli karakterlerinden biri de Leo'ydu. Gizemli Leo'nun sırları ortaya çıktıkça neden o şekilde yaşadığı anlaşılıyordu. Köğeği Loki'yi de unutmamak lazım. Loki'ye neden o kadar düşkün olduğunun açıklandığı an biraz gözleri nemleniyor insanın ister istemez. Onun dışında Jenny'nin eski kocası Owen ve Owen'ın yeni eşi Ana-Sofia kitapta belli bir yer kaplıyordu. Ve Owen'dan resmen nefret ettim. Hele sonlara doğru Jenny'ye söyledikleri tam bir pislik olduğunun kanıtıydı. Mükemmel Owen'ın sonradan düştüğü haller hoşuma gitmedi değil :)

Masallar Gerçek Olsa, baştan sona her şeyiyle severek okuduğum bir kitap oldu. Basit bir konu olduğu düşünülebilir ama anlatım kesinlikle şahaneydi. Zaten gerçek yaşamda insanların başına gelebilecek sıradan bir konuyu böyle güzel anlatmak değil mi önemli olan? En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Şimdilik hoşça kalın :)

Roma Ben Geldim - Pınar Gencal / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Çok eğlenceli bir kitap yorumuyla geldim. Mevsim geçişini çok net hissettiğimiz şu günlerde bana ilaç gibi geldi. Moralsiz, keyifsiz olduğunuz zamanlarda okumanızı öneriyorum. Anında morali yükseltiyor :) Yazarı tanımıyordum ama kitap isminden dolayı ilgimi çekmişti. Kütüphanede çok fazla bekletmeden okumak istedim.

Başkarakterimiz Çiçek, bir şirkette çalışır. Patronu cadı gibi bir kadındır ama işini sevdiği ve iyi yaptığı için çalışmayı sürdürür. Patronun yakışıklı oğlu Cem, Amerika'dan kesin dönüş yaptığında Çiçek ve Cem bir ilişkiye başlar ancak bir sorun vardır. Cem nişanlı olduğunu ve evleneceğini Çiçek'e söylememiştir. Evlendikten sonra onunla görüşmeye devam edeceğini söylemesi bardağı taşıran son damla olur. Çiçek'in patronu Rezzan'ın ters tepen planıyla birlikte Çiçek'in ailesi şirketi basıp Cem'in Çiçek ile evlenmesi gerektiğini söylerler. Bu kargaşadan yararlanan Çiçek ailesine haber vermeden daima gitmek istediği İtalya'ya gitmek üzere yola çıkar. Oraya yerleşecek ve hayatına orada devam edecektir. İtalyanca üzerine okuduğu ve çalıştığı için uyum sağlayacağını düşünür.


Çiçek, ilginç bir karakterdi. Ailesinin baskılarıyla büyümüş ve ilk aşkı tarafından aldatılmış bir kız. Aynı zamanda yaşadığı yer berbat olmasına rağmen pes etmeden iş arayan, İstanbul'daki kazançlı işini ve kariyerini bırakıp en dipten başlamaya cesareti olan bir kız. Bence en büyük şansı komşusu Silvia ile tanışmaktı. Silvia'nın onu yönlendirdiği işe alınması Çiçek'e hayatını yoluna koymak için aradığı fırsatı verdi. Yine de bir sorun vardı o da yeni patronu muhteşem yakışıklı ve son derece ciddi Dom.

Kitabı okurken sanki Roma'yı geziyormuşum gibi hissettim. Betimlemeleri çok iyi bulduğumu söylemeliyim. Hele Manarola ile ilgili bölümler o kadar güzeldi ki kitabı bitirince biraz araştırma yaptım ve Manarola'nın Unesco tarafından koruma altına alınan bir köy olduğunu öğrendim. İtalya'yı diğer ülkelerden hep ayrı tuttuğumdan mıdır bilemiyorum ama çok severek okudum romanı. Silvia olmadan bu kitap böyle güzel olmazdı sanırım. Merve'yi de unutmayayım, o da farklı bir tat katmıştı. Kitabın Türkiye ayağı gibiydi :) Domenico ve Çiçek için olaylar kolay olmadı tabii ki pek çok zorluk yaşadılar ama her şeye rağmen çok güzel bir son oldu. Çok beklenti içine girmeden hoş zaman geçirmek için okumanızı öneririm. Biraz İtalya'nın iyi gelmeyeceği şey yok :) Yazarın diğer kitaplarını da bekliyorum. Umarım böyle güzel romanlar gelmeye devam eder. Hoşça kalın.

Cellat'ın Kalbi - Büşra Toraman / Kitap Yorumu (Kırmızı Başlıklı Kız #2)


Herkese merhaba

Instagramda @kitaplarinincisi hesabımda kütüphanemde bekleyen kitapları azaltmak için "Her Hafta Bir Yayınevi" ismini verdiğim bir etkinlik yapmaya karar vermiştim. Sağ olsunlar Mor Düşler Kitaplığı ve Kitap Meltemi'de bana katıldı. İlk hafta Ephesus Yayınları ile başladım. Çünkü kütüphanemde okumayı istediğim çok fazla Ephesus kitabı vardı. Sonuç maalesef hiç umduğum gibi olmadı ama pes etmek yok. Önümüzdeki hafta daha iyisi olabilir.


Büşra Toraman'ın Kırmızı Başlıklı Kız serisinin ilk kitabı Av Dönencesi'ne bayılmıştım. İkinci kitap çıksın diye merakla bekliyordum ama yeni kitap çıkana kadar merak modundan çıkmış olmalıyım ki mart ayında aldığım kitabı ancak şimdi okuyabildim. Ve maalesef ilk kitapta bulduğum tadı alamadım. İlk 150 sayfa hiç ilerlemedi. Gerçi farkındayım olaylara geçebilmek için o 150 sayfa olmalıydı ama insan bünyesi hep bir aksiyon istiyor :) Sonuç olarak 150. sayfadan itibaren kitap akmaya başladı.

Ara kitapların olayı bu diye çok üzerinde durmuyorum. İlk başlarda konuyu unutmaya başlamanın  etkisi de vardı üstümde ve galiba 150 sayfa sonunda konuya yine hakim oldum. Ordan sonrası hızlıca ilerledi. Sonu yine beni tatmin etmekten uzaktı ama sonraki kitabı da deli gibi merak etmeme neden oldu. Kesinlikle böyle bir son tahmin etmiyordum. Bakalım Dawson ve Ada'yı sonraki kitapta ne hallerde okuyacağız :)

Kurt adamları okumayı seviyorsanız bu seriyi seveceğinizi düşünüyorum. Av dönencesi olayı, tetikçi-silah kavramı, kurt adamların türlere göre değişen görünüşleri ve kendilerine özel pelerinleri ve daha sayabileceğim birçok detayı okumak hoşuma gidiyor.Serinin ilk kitabı Av Dönencesi yorumumu en alta ekliyorum. O yazıdan da seriyi ne kadar sevdiğimi fark edebilirsiniz. Hoşça kalın.

Av Dönencesi yorumum için TIK

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar - Kimberley Freeman / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sonbahar, sonbaharlığını göstermeye başlayınca ben de ihmal ettiğim bloguma dönüş yapayım istedim. Yazın sıcaklarında bilgisayar başına oturup yazı yazmak aşırı zor geliyordu. Bir de sınav stresi sonrası aşırı rahat takıldığım bir dönem oluyor. O dönemi de yaz aylarında atlatmış oldum, iyi oldu :D

Çok sevdiğim yazarlardan Kimberley Freeman'ın yeni kitabı Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar'ı hemen okudum ve bekletmeden yorumlamak istedim. Yine muhteşem bir kurgusu vardı. Yazarın kitaplarını okurken sanki yaşanmış bir hikaye okuyormuş gibi hissediyorum ki gerçek olaylarla alakası yok kitapların :) Sanırım bu yüzden daha bir çok seviyorum.

Kitap yine 1874 ve günümüz olmak üzere iki zamanlı ilerliyor. Avustralya'da eşiyle yaşayan ve yaptığı düşüklerle evliliğinde zor zamanlar yaşayan Victoria, tarih profesörü olan annesinin alzheimer olduğunu öğrenince İngiltere'ye annesinin yanına gider. Onun yanında kalmaya veya mutsuz evliliğine geri dönmeye karar vermek zorundadır. Annesi üniversitedeki odasının toparlanması gerektiğini söylediğinde Victoria bu işi yapmaya gönüllü olur. Annesinin okula giderken hastalığı sebebiyle sık sık kaybolduğu düşünüldüğünde başka şansı da yoktur. Klinikte tedavi gören annesini ziyaret ettikten sonra okula gider ve geçmişin gizemleriyle dolu mektubun ilk parçasını bulur.


1874 yılına geldiğimizde yetimhanede büyümüş olan Agnes'ın öyküsünü okuyoruz. 19 yaşına gelince yurttan ayrılıp annesinin peşine düşen Agnes'ın maceraları muhteşemdi. O dönemde öyle bir kız hayal etmek oldukça zordu. Annesini bulmak için her sınırı zorlayan Agnes'ı annesine bağlayan tek şeyin üzerinde boynuzlu at olan bir düğme olduğunu da belirtmek gerek. Okurken ciddi anlamda kitabın her satırına bayıldım. Agnes'ın ordan oraya sürüklenirken edindiği arkadaşlar, yaşadığı iyi-kötü olaylar, Marianna, Julius, Emile ve Genevieve her karakter özenle işlenmişti. Sadece Andrew ile ilgili daha çok sahne okumayı isterdim. 

Mektupların parça parça ortaya çıkması güzeldi. Agnes'ın annesini henüz kitabın başındayken tahmin etmiştim ama bu durum okuma keyfimi hiç bozmadı. Mektubu okurken aynı zamanda geçmişte yaşananları öğreniyorduk. Kitabın tek eksik bulduğum yönü sonunun çok aceleye getirilmiş olmasıydı. Bazı kitapların biraz daha uzatılması gerekir ya işte bu kitap için de aynı şeyi düşündüm. Kimberley Freeman'ın önceki kitaplarını okuyup beğendiyseniz bunu kesinlikle beğenirsiniz zaten ama henüz yazarın hiçbir kitabını okumadıysanız Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar tam yazarla tanışmalık bir roman. Başka yazılarda görüşmek üzere... Hoşça kalın. 

Biz - Selvi Atıcı / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Daha önce defalarca yazdığım üzere Selvi Atıcı favori Türk yazarlarımdan biridir. Ne yazsa okurum. Her ne kadar Kayıp Şehir serisini ayrı bir yerde tutsam da beni hayal kırıklığına uğratan kitabı olmamıştır. Biz'i fuarda almıştım ve hemen okumuştum. Yazıyı da hazırlamışım ama nedense yayınlamamışım :D Bugüne kısmetmiş ne diyeyim.

"Hanımefendi, benimle senli-benli konuşmayın. Ahbabınız değilim! Ayrıca eyleme geçmeden önce davranışlarınız için mülahaza payı bırakmanızı önerebilirim. Çünkü biraz önceki davranışınızdan ötürü kovuldunuz."

Kadın soğukça gülümsedi. Bu ne pişkinlikti? Gerçekten bu kadını işe alırken, Süheyla'nın aklından ne geçiyordu?

"Sen, benim işverenim olmadığın için beni kovman da pek mantıklı olmuyor. Ayrıca eyleme geçirdiğim her hareket inan bana, önceden etraflıca düşünülmüştür! Eski Türkçe sözlüğü gibi konuşmana da gerek yok."


Akıcı olması zaten alıştığımız bir durum. Yazar her karakteri özenle işlediği için okumak çok keyifli oluyor. Karakterlerin çokluğu kesinlikle yormuyor. Çünkü hepsi tam kıvamında yer alıyor. Hatta önceki kitaplardan tanıdığınız karakterler olursa tadından yenmiyor :D Biz'i okurken Sen kitabının karakterleri Demir ve Süheyla'yı da ara ara okumuş olduk. Sen'i okurken nedense Süheyla ve Demir'i biraz antipatik bulmuştum ama nedense Biz'i okurken ikisi de aşırı hoşuma gitti. 

Genç kadın sesini kalınlaştırdı. "Flash! Flash! Flash! Çelik Mızrak'ın daha önce hiç görmediğiniz görüntüleri az sonra! Adam bağdaş kurabiliyormuş! Ağlamak üzereyiz!" Bir yudum daha aldı. "Köşeyi dönerdim."

Çelik Mızrak, tam bir beyefendiydi. Giydiği üçlü takımları, konuşmaları, kullandığı kelimeler, pijamaları falan hepsi muhteşemdi. Yüzümde sürekli bir gülümseme vardı Çelik sahnelerini okurken. Hele Çiğdem ile olan halleri daha da muhteşemdi. Birbirlerinden nefret ede ede ne hallere geldiler. Sanırım Kayıp Şehir serisi kitaplarından sonraki favorim Biz oldu. 

"Bu arabaya üç kişi nasıl sığacağız?"

"Sayı saymayı da mı bilmiyorsunuz, Çiğdem Hanım? İki kişiyiz!"

"Gayet iyi biliyorum." Kadın parmaklarını havaya kaldırıp saymaya başladı. "Sen, ben ve egon... Ki egondan bahsediyoruz! Oldukça yer kaplayacaktır!" Adama sevimli bir gülücük attı. "Ben taksiyle geleyim mi?"


Çelik'in başından geçen evlilik sonrası yaşam tarzı üzücüydü. Kendisini herkese kapamış, Demir ve Süheyla dışında kimseye güvenmeyen bir adamdı. Herkese karşı mesafeli olan ulaşılmaz iş adamı. Kendi çocuğu olmadığından ve bu konuyla ilgili yaraları hiç kapanmadığı için yeğeni Umut'u ayrı bir yerde tutuyordu. 

Bakışları tekrar buluştuğunda, onun gözlerinde gördüğü neşeye şaşırdı. "Sanırım tam şu anda çılgın bir eylemde bulunuyorum. Bu durumda..." Hayıflanır gibi iç çekti. "Sen, benim ilk çılgınlığımsız!"

Kadın kıkırdadı. "Bu, iyi bir şey miydi? Anlayamadım!"

Adamın dudakları büzüldü. "Bilmiyorum."

Umut için bakıcı arayan Süheyla ve Demir, Çelik'in bulduğu kişilere rağmen hiçbir eğitimi olmayan Çiğdem'i eve getirdiğinde duruma bozulan Çelik, her zamanki sert tavırlarına aynen devam ederken Çiğdem, Çelik'in neden böyle davrandığını haliyle anlayamaz. Hayatta çok başka dertler yaşamış ve o anda da yaşamaya devam eden Çiğdem, gün geçtikçe Çelik'in sert görünümünün altında yatan gerçekleri öğrendikçe ona karşı adını koyamadığı hisler beslemeye başlar. Çiğdem'in davranışları Çelik'i sinir etse de günden güne bu kadından etkilenmeye başladığını kabul etmekten başka bir şey gelmez elinden. Ve Çelik hedefini belirlemiştir. Onun peşinden gidecektir.

"Arsız, terbiyesiz, münasebetsiz ve dik kafalısın!" Adam doğruldu. "Ve ben hâlâ seni istiyorum."

Çiğdem, yemek masasına oturdu. "Sen de kibirli, yüksek egolu, çok uzun boylu ve çok bilmişsin! Ve ben de hâlâ seni istiyorum!" Sonra ne söylediğini fark edip başını hızla adama çevirdi.

Çelik, kaşlarını kaldırıp bakarken masaya doğru yürüyordu. Tam karşısına oturdu. Tüm zarafetiyle peçetesini dizlerine serdi. Sonra da çatal bıçağını eline alıp tekrar kırmızıdan mora doğru giderek renklenen Çiğdem'e baktı. "Boşa kürek çekmediğimi bilmek sevindirici!"

Çiğdem kaçtıkça nedenini çözemeyen ve kibar bir şekilde daha çok üstüne giden Çelik Mızrak'ı okumak cidden çok güzeldi. Ne olursa olsun adam kendini bozmuyordu yani :) Kurduğu cümleler zaten efsaneydi. Paragraf aralarına eklediğim alıntılardan zaten az çok anlaşılıyordur. Baştan sona keyif alarak okudum ve bitmesin istedim. Umarım Selvi Atıcı'nın yeni kitabını da kısa sürede elimize alıp okuruz. Önceki kitapların yorumları için;


Kalbim Sende Kalmış ve Yarasa yorumlarını yazmamışım maalesef :( En kısa zamanda tekrar okuyup ekleyeceğim :) Sevgiler.

Bonus / Sü-Demir Alıntısı :)

Süheyla, başındaki havluyu çekip çıkardı. "Abinin kendi klasmanında olmayan birinin peşinden koşması şaşırtıcı, değil mi?"

"Yanlışın var, kadın!"

"Neymiş!"

"Şaşırtıcı olan, abimin daha önce hiç ama hiç kimsenin peşinden koşmaması! Buna ihtiyacı hiç olmadı."

Süheyla, sırıttı. "Güzel! Umarım Çelik'in çırpınışlarını izleriz!"

"Acımasızsın, kadın!"

"Muhtemelen!"

Victor - J. A. Redmerski / Kitap Yorumu (Katiller Çetesi #6)


Herkese merhaba

Bomba seri Katiller Çetesi'nin merakla beklediğim 6. kitabı çıktı. Hiç bekletmeden okudum. Yorumu yazmam biraz zaman aldı ama o kadar olur :D Serinin 5. kitabı Kara Kurt'ta bazı şeyler oturmamıştı. Çünkü yazar birçok şeyi açığa çıkarmamayı seçmişti. Nedeni Victor'da belli oldu diyebiliriz. Niclas ile ilgili bazı şeyler(çok az da olsa) bu kitapta da devam etti. Sanırım sonraki kitap zirve olacak. Öyle bir beklentim var nedense.

Kulağına yaklaşıp, "Senin hakkında yanılmışım, Izabel," diye fısıldadım. İçim acıyordu. "Saatli bomba olan benim ve içimdeki karışıklığı dindirmenin tek yolu, beni kontrol eden şeyin kökünü kazımak."

Victor, inanılmaz akıcıydı. Önceki kitapta bizi üzen J. A. Redmerski dayanamayıp aksiyonun bol olduğu, okurken soluk almayı unutacağımız bir kitap yazmış. Kötülük Tohumları'nı okurken de böyle hissetmiştim. Anlaşılacağı üzere kitap Victor ağırlıklı ilerliyor. Victor'ın önceki kitaplarda yaptığı bazı şeylerin nedeni ortaya çıkıyor. Okurken Victor ile ilgili birazcık şok olabilirsiniz.

"Bunu tartışmaya gerek yok. Sebebin her ne olursa olsun, benden vazgeçmek istedin."

"Ama artık istemiyorum," dedim bir çırpıda. "Ve yüreğimde... bunu yapmayı zaten hiçbir zaman istemedim."

Victor ve Izabel'in tatile çıkacağını Kara Kurt'un sonunda öğrenmiştik. Bu tatille ilgili değişik düşünceler içinde olabilirsiniz ama kesinlikle sandığınız gibi bir tatil olmuyor :) Victor ve Izabel, Victor'ın geçmişiyle alakalı bir sebepten dolayı kaçırılıyor.

"Hayatımda ilk defa yıldızlara istekle baktım. Karanlık gökyüzünde yüzlerce noktacık vardı ve ben değişimi hissediyordum. Göğsümdeki baskıyı, gözlerimdeki garip ve ılık ışığı, her şeyi... Belki de anahtar buydu. Değişimi ister kaba, ister nahif bir şekilde kucaklamak..."

Tahmin edersiniz ki Victor'ın geçmişi pek örnek gösterilecek bir geçmiş değil. Geçmişinde yaptıklarını Izabel'e anlatırken bir yandan geçmişe, anlattığı sahneye gidiyoruz. Sanırım önceki kitaplarda Victorla ilgili hiç bu kadar şey okumamıştık. O hep gizemli karakterdi. Bu kitapta gizem biraz aydınlanıyor. Izabel'in tavrını da çok doğru buldum hatta bence Victor'a az bile yaptı :D

"Esas soru bizim aşkımızın da bu süreçte değişime uğrayıp uğramayacağıydı. Aramızdaki bağ, zamana karşı durabilir miydi? Ve nihayetinde yine bir arada ama çok daha güçlü olabilir miydik? Öte yandan bunları görecek kadar bile uzun yaşayamayabilirdik."

Dediğim gibi sonraki kitabı aşırı merak ediyorum ve Izabel'in Meksika'da yaptıklarını bir an önce okumak istiyorum. Naeva karakteri de ilgimi çekti. Meksika'da neler yaşanacağını aşırı merak ediyorum. Son olarak Nora ile ilgili fikrim hala değişmedi. O kızda bir pislik var bence. Niclas ve Fredrik'i biraz daha fazla okumak istiyorum. Sonraki kitabın tanıtımında onlar da var. Umarım bol aksiyonlu unutamayacağımız bir kitap olur :) Yayınevi 7. kitabın 15 Mayıs'ta çıkacağını duyurmuştu ancak sanırım aksaklıklar oldu. Umarım mayıs bitmeden çıkar ve hemen okuyabilirim :) 

Yıldızlar bizden önce ölür, Izabel... Yıldızlar benim sana olan aşkımdan önce ölür...

Serinin önceki kitaplarının yorumlarına göz atmak isterseniz sizi buraya alayım. Son olarak seriyi ve yazarın diğer kitaplarını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Görüşmek üzere.

Sisli Hatıralar Rıhtımı - Hazel Gaynor / Kitap Yorumu


Sisli Hatıralar Rıhtımı, yazarın ülkemizde basılan 2. kitabı. Ben yazarı yeni keşfettim. Menekşeler Fısıldarken'i okumamıştım ama bu romandan sonra onu da listeme ekledim. Ciddi anlamda etkileyici bir hikaye var bu romanda. Duygusal biriyseniz ağlamadan bitirebileceğinizi sanmıyorum.

Titanic faciasını bilmeyen yoktur. İnanılmaz üzücü bir olay. Üzerinden 100 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da unutulmayan olaylar arasında yer alıyor. Yazar, Sisli Hatıralar Rıhtımı'ı gerçek olaylardan yola çıkarak yazmış. Hatta kitabın sonunda hangi gerçek kişilerden esinlendiğini de tek tek açıklamış. Her ne kadar bazı kısımlar kurgu olsa da gerçekten o olayın yaşandığını bilerek okumak zaman zaman beni zorladı.

“Yaşam kırılgan bir şeydir Grace, bir kiraz çiçeğinin yaprağından farklı değildir. Bir an büyüyüp çiçek açarken, bir an sonra aniden çıkan bir rüzgarla yere düşebilir. Hayatımızı garanti olarak görmemeli ve kendimizi mutlu etmek için elimizden geleni yapmalıyız.”

İrlanda'nın bir köyünde yaşayan Maggie, annesinin ölmesiyle yalnız kalır. Amerika'da yaşayan teyzesi onu almaya geldiğinde onlarla birlikte 12 kişi daha Amerika'ya gitmeye karar verir. Bu 14 kişi Titanic ile seyahat edecekleri için çok heyecanlıdır ama Maggie'nin içi rahat değildir. Sevgilisi Seamus'u geride bırakacak olmak onu fazlasıyla üzer ama Seamus, hasta babasını bırakamayacağı için mektuplarla bu ilişkiyi sürdürmeyi kararlaştırırlar. Gitme günü geldiğinde 14 kişi yola çıkar. Tıtanic'e binip yola çıktıklarında herkes gibi onlar da yaşanacaklardan habersizdir.

"'Diğerlerini sonraki filikayla getireceksiniz, değil mi?'

Harry subayın gözlerine baktığında daha önce hayatında hiç görmediği, yaşadığı müddetçe de bir daha asla görmek istemediği bir korku gördü.

'Bu son filika,' dedi subay sesini alçaltarak. 'Başka yok.'"

Bölümler arada 1912'yi arada da 1982'yi anlatıyor. Olayları birden fazla karakterlerin gözünden okuyoruz. 1982'nin anlatıldığı kısım Grace'in yer aldığı bölümler. Gazetecilik okuyan Grace, babasının ölümüyle birlikte MS hastası olan annesini yalnız bırakmamak için okula ara verip onunla yaşamaya başlar. Geçen 2 yılda hayallerinin peşini bırakan Grace, 21. doğum gününü kutlarken daha önce duymadığı gerçekleri öğrenir. Büyük büyükannesi Maggie, Titanic'ten kurtulanlar arasındadır ve o güne kadar ailede bu konuyla ilgili hiç konuşulmamıştır. Grace'e okuluna dönüp hayallerini gerçekleştirmesi için bir sebep vermeye kararlı olan Maggie, tüm yaşananları kızının torununa anlatır.

"Asla ardında pişmanlıklar bırakma Grace. Ancak seçeneklerimizin ne olduğunu bildiğimizde bir seçim yapabiliriz. Eğer geri çekilir, arkamızı döner ve saklanırsak, seçeneklerimizin ne olduğunu asla bilemeyiz. En sonunda yaşlandığında merak eder ve pişmanlık hissedersin. Ümit dolu bir hayat yaşa. Pişmanlık dolu değil."

Kitaptaki detaylar hoşuma gitti. Maggie'nin cebinde kalan mektuplar, Peggy'nin takıntılı olduğu şapkası, şanslı Harry'nin Titanic'in batışından sonraki hayatı, Seamus ile ilgili şok edici son, Maggie'nin günlüğü ve muhtemelen buraya yazamadığım çok daha fazla detay kesinlikle konuyu zenginleştirmişti. Kitabın bazı bölümlerinin başında gerçekten Titanic'ten gönderilen telgraf mesajları yer alıyordu. Hiç sıkılmadan okudum. Hele Grace'in makalesinin yayınlanmasıyla ortaya çıkanlar çok daha güzeldi. Sanırım en favori sahnem de Titanic'in batığının bulunduğu sahneydi. Tadını kaçırmamak adına detaya girmemeye çalıştım ama fazlaca etkilendiğim için çok kısa yazmak istemedim. Daha fazla uzatırsam da olayları açıklamaya başlayacağımı biliyorum :D O yüzden burada yorumumu sonlandırıyorum. Etkileyici ve gerçekleri barındıran romanlar seviyorsanız Sisli Hatıralar Rıhtımı'nı kesinlikle öneririm.

"'Bu tarihi nasıl bu kadar net bir şekilde hatırladığımı biliyor musun Grace?'

'Nasıl?' Grace, Maggie'nin cam gibi gözlerine dikkatle baktı. Etraflarındaki hava bir an için hareketsiz kalmış gibiydi. Grace'in bedeni adeta buz kesti.

'Ben de oradaydım. Titanic'teydim.'"

2017'de Okuduğum En İyi 20 Kitap

Herkese merhaba

Yazıyı yayınlamakta biraz geç kaldım. Yine de geç olsun güç olmasın diyerek yazdım :) Umarım beğenirsiniz. Değişik türlerde 2017 yılında okuduğum ve bayıldığım 20 kitabı fazla detaya girmeden yazdım. Detaylı olarak birçoğunun yorumunu verdiğim linklerden okuyabilirsiniz.


İpeği İşleyen Kız, okuyalı neredeyse 1 yıl oldu ama etkisi ilk günkü gibi devam ediyor. O kadar güzeldi ki yorumunu yazarken çok zorlanmıştım. Tavsiyem mutlaka herkesin okuması yönünde. Son yıllarda okuduğum en güçlü hikayelerden biriydi. Yorumumu okumak için TIK.


Emanet,  2017'nin son kitabıydı ve her zaman olduğu gibi yine çok etkilendim. Zaten Fatma Erdek romanlarından etkilenmemek mümkün değil. Yazar, kalbe dokunan romanlar yazmayı çok iyi başarıyor. O yüzden bu romanı da gönül rahatlığıyla öneriyorum.


Kresley Cole'ün uzun zamandır okumak istediğim serisi Immortals After Dark serisine nihayet başladım ve ülkemizde basılmış 9 kitabını okudum. Aman Allahım o nasıl güzel bir seriydi. Hemen herkese tavsiye ettim sanırım bu seriyi. Cidden başka bir dünyaya götürüyor okurken. Serinin devam kitaplarını merakla bekliyorum.


Damızlık Kızın Öyküsü'nü Kitap Ağacı Bursa ile beraber seçerek okuduk. Benim için efsane romanlardan biri oldu. Okurken kanımın donduğu sahneler olduğunu yıllarca unutabileceğimi sanmıyorum. Oldukça korkutucu bir dünyayı anlatıyordu ve okuyucuyu bolca düşündürüyordu. Listelerinize mutlaka ekleyin diyorum.


Katiller Çetesi, serinin ilk 5 kitabını okudum. 5. kitap biraz durgun olsa da benim için muhteşem serilerden biri. Yazarın başka bir serisini de okumuş, beğenmiştim ama bu seri kadar değildi :) Serinin son kitabı Kara Kurt yorumunu buraya bırakıyorum. Yazıda serinin önceki kitaplarının yorumlarını da bulabilirsiniz.


Mecburiyet, Zweig ile ilk tanışmam ve daha önce okumamış olmanın pişmanlığı. Mecburiyet'i bitirdikten sonraki ilk işim yazarın bende olmayan kitaplarını almak oldu. Bu kadar kısa bir kitapta bu kadar çok şey anlatabilmek herkesin harcı değil. Altı çizilesi onlarca satır vardı. Bir günde bitirsem de etkisi hala gitmiş değil.


1984, çok başka bir şeydi. Abartıldığından bile fazlası vardı. Fazla abartılan kitaplara hep mesafeli dururum ve okumayı mümkün oldukça geciktiririm. 1984'te belki iki yıl kütüphanemde okunmayı bekledi. Şimdi düşünüyorum da büyük haksızlık etmişim. Aldığım gibi okumalıydım. Korkutucu bir dünyayı okuyoruz ama şimdiki hayatımızdan da izler taşıyor. Bol bol düşündüren bir roman.


Körlük, ilk başlarda biraz durgun olsa da inanılmaz mesajlar veren kitap. Okurken o kadar çok şimdi böyle değil miyiz dedim ki resmen şimdiki insanlığı anlatıyordu. Saramago okumaya 2018'de de devam edeceğim. Diğer kitapları da fazlasıyla merak ediyorum.


Patron, hiç ummadığım şekilde bayılarak okuduğum bir roman oldu. Sanırım beklentim çok düşüktü ve kapağına bakarak konuyu çok farklı düşünmüştüm. Ters köşe yapan bu kitap benim için 2017'nin en iyilerinden biriydi. Reese ve Chase, efsane bir ikiliydi :) Yorumum için TIK.


Sineklerin Tanrısı'nı geçen yılın başlarında karlı bir günde okumuştum. Beni etkileyen kitaplardan biriydi ve etkilenmeyecek biri olduğunu da sanmıyorum. Çocuklar üzerinden anlatılanlar oldukça düşündürücüydü.


Kızıl İsyan serisi ilk kitabıyla beni hayal kırıklığına uğratmıştı. İkinci ve üçüncü kitapları ise seriyi benim gözümde en tepeye çıkarmaya yetti. Buradan üçüncü kitap olan Sabah Yıldızı'nın yorumunu okuyabilirsiniz. Yazıda ilk iki kitabın yorumuna ulaşabileceksiniz :) Mars konulu çok güzel bir distopyaydı.


Av Dönencesi, bana Büşra Toraman'ın kalemini sevdiren kitap diyebilirim. Daha önce yazarın Zincirlenmiş Kalpler kitabını okumuştum ve pek bana hitap etmemişti ama Av Dönencesi tam benlikti. Çok akıcıydı ve başladığım gibi bitirmiştim. Dawson hala aklımdan çıkmamış, kitabı düşününce direk o geliyor aklıma, öyle güzel bir karakter di :) Serinin devamı da umarım kısa sürede basılır. Yorumum için TIK.


Her Şeyin Bedeli, çok ağır bir şekilde okumuştum ama sıkılmadan ilerleyenler için muhteşem bir ikinci yarısı var. Olaylar zincirleme gelişiyor ve herkes kafasına göre takılsa dünya nasıl bir yer olur sorusuna muhteşem bir cevap veriyor. Fazlasıyla etkilenmiştim. 


Meleklerin Ateşi, Will Jaeger serisinin ikinci kitabıydı. İlk kitaptan çok daha hızlı aktığını söyleyebilirim. Hayalet Uçak'ta karakterlerin bolluğu biraz yoruyordu ama ikinci kitabı okurken hepsine aşina olduğum için çok keyifli bir okuma oldu. Bear Grylls, programlarını seviyorsanız bu roman size muhteşem gelecektir. Yorum için TIK. 


Ateşböceği Yolu'nu dünyada okumamış 3-5 kişiden biriydim sanırım :D Özellikle fuarda her gelen Kristin Hannah kitaplarını övdüğü için dayanamadım okudum. Cidden anlatıldığı kadar varmış. Tully'ye kitap boyunca hem kızdım hem üzüldüm ve Kate ile olan dostlukları çok güzeldi. Devam kitabının ilk kitap gibi etkileyici olmadığı söylendiği için onu okumayı sürekli erteledim. Umuyorum ki 2018'de o kitabı ve diğer Kristin Hannah kitaplarını da okumuş olurum. Yorumu buradan okuyabilirsiniz.


Tehlikeli Kızlar'ı okuyalı aylar olmuş ama hala zaman zaman aklıma geliyor. Nasıl etkilendiysem artık. Sanırım bu etkiye daha çok yazarın gerçek bir olaydan etkilenerek yazdığını söylemesi neden oldu. Olayı araştırıp, olayla ilgili belgesel ve film bile izledim. Size de tavsiye edebileceğim bir roman. İnanılmaz bir sonu olduğunu da söylemek gerek. Yorumum için TIK.


Anna Karenina, klasikleri okumayı kim sevmez ki... Ben, lisedeyken klasiklerin çoğunu okumuştum ancak şimdi çevirisine güvendiğim yayınevlerinin baskılarından tekrar okuyorum. Anna Karenina, lisede okuduğumda bende bu kadar yer etmemişti. İkinci okumam çok verimliydi. İlk okumamda anlayamadığım yerler olduğunu fark ettim. Zamana yayarak okumanın da bu konuda etkisi oldu. Kitabın kalınlığı göz önüne alınırsa bir an önce bitsin diyerek okumak çok iyi olmayacaktı. Ben de bu yüzden 1.5 ay gibi bir süreye yayarak okudum. Her sayfayı anlayarak okuduğum için de en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu. 2018'de daha fazla klasik okumayı hedefliyorum. 


Hush, Hush serisi, popülerliğinden dolayı çok sonradan aldığım bir seriydi. Aldıktan sonra da neredeyse bir yıl beklettim. Okuduğumdaysa keşke bekletmeseydim dedim. Bazı kitaplar boşuna abartılmıyor. Seri fantastik bir seri. Dili basit olsa da inanılmaz akıcıydı. Sanırım lise çağında okusam çok daha fazla etkileyici olurdu. Seriyi 5 günde falan bitirdim yanlış hatırlamıyorsam. Serinin son kitabı Final yorumu için TIK.


Karaceketliler İsyanı serisi, çıkmasını yıllarca beklediğim seriydi. Aimee Carter'ın Tanrıça serisinin son kitabında bu serinin ilk kitabının ilk bölümü vardı. Aradan yıllar geçmiş ama çıkmasını merakla beklediğimi hatırlıyorum. Sonrasında uzun yıllar bu seriden ses çıkmamıştı. Nihayet yayınevi ilk kitabı Piyon'u yayınladığında aşırı sevinmiştim. Aimee Carter'ın yazım dili öyle şaşalı değildir. Abartmaz. Basit bir dille hikayeyi en iyi şekilde anlatır. Bu seride de aynı şekildeydi. 3 kitaplık bir seriydi ve Ephesus Yayınları kısa sürede seriyi tamamladı ve seri benim en sevdiklerim arasında da yer aldı haliyle. Serinin son kitabı Şah, 2017 şubat ayında çıktı. Bu yüzden seriyi bu yazıya eklemeyi uygun buldum. Şah'ın yorumu için TIK.


Kaleydoskop Kalpler, çok severek okuduğum kitaplardan biriydi. 1 günde bitirdim. Kalp şeklinde kaleydoskop yapma olayı aşırı hoşuma gitti. Bir de tabii Elle ve Oliver çifti kitabı sevmemi sağladı. Aşkı güzel bir şekilde anlattığını düşünüyorum. Yoruma buradan ulaşabilirsiniz.

2017'de hedefim 120 kitap okumaktı ancak 100 kitap okuyabildim. Sanırım son 4 yılın en kötü sonucuydu bu. 110'un altına düşmüyordum genelde. 2018'de umarım hedeflerimin çok üstüne ulaşırım. Siz geçen yıl kaç kitap okudunuz? En beğendiğiniz kitap hangisiydi? Cevaplarsanız sevinirim. İyi akşamlar :)