postiga yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
postiga yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Romantik Savaş - Elif Yılmaz / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Okuryazar Blog'un sahibi aynı zamanda Deniz Kızları ile Okuma Etkinlikleri'nden arkadaşım Elif'in ikinci kitabı Romantik Savaş çıktı. İkinci kitabı da bir solukta okudum. İlk kitaptaki oyun bu kitapta yerini savaşa bırakıyor. Romantik Oyun'un kahramanları Steven ve Tina bu kitapta da var. Nasıl olmasınlar Romantik Savaş'ın kahramanları Liz, Tina'nın en yakın arkadaşı ve Chris, Tina'nın üvey babasının yeğeni.

Tina ve Steven'ın romantik oyunları onları mutlu sona ulaştırmıştı. Peki, Liz ve Chris'in sonu ne olacak? Onlar Tina ve Steven kadar şanslı değiller. Çünkü iddiaları savaşmak üzerine. Bir talihsizlik sonucu ev arkadaşı olan bu ikili birbirine savaş ilan ettiğinde başına gelecekleri bilebilir miydi? Liz'in narinliği Chris'in çapkınlığı ile başa çıkabilecek miydi? Ve en önemli soru savaşı kim kazanacaktı?

Spoiler vermemek adına sorular üzerinden gittim ama bir şey söylesem tadı kaçacak. O yüzden okumak isteyenler açısından biraz gizli yorum yaptım :) İlk kitap mı bu kitap mı dense muhtemelen seçim yapamam. İkisi de çok akıcıydı. Ama ben nedense Liz ve Chris'in hikayesini daha çok sevdim. Sanırım Liz'i sevdim ben ondan kaynaklandı bu durum. Bir noktadan sonra Liz için ayy kıyamam dediğimi hatırlıyorum. Chris için neler dediğimi buradan yazmayacağım. Pek iyi şeyler değil :) Kapaktan bahsetmek istiyorum. Kapağı ilk gördüğüm andan itibaren çok sevdim. İlk kapakla da belli bir uyumu olduğunu düşündüm. 

Son olarak Tina ve Steven anısına bir ek bölüm vardı kitabın sonunda. O da çok hoşuma gitti. Yıllar sonra neler olduğunu okuma şansımız oldu. Son zamanlarda eğlenceli kitaplara ihtiyaç duyuyorsanız Romantik Oyun ve Romantik Savaş'ı tavsiye edebilirim. Malum bu cumartesi İstanbul Tüyap Kitap Fuarı başlıyor. İstanbul'da yaşayanlar veya fuar süresince İstanbul'a gidecek olanlar sevdiği yerli ve yabancı yazarlara kitaplarını imzalatma şansına sahip olacak. Elif'in imza günü 14 Kasım'da. Uğramayı unutmayın :)

Romantik Oyun yorumu için TIK

30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor - Burçin Çelik / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sevgili Burçin'in ikinci kitabını biraz geç olsa da okudum. Öncelikle çok eğlendiğimi söylemek istiyorum. O karakterler, o sahneler nereden çıktı, nasıl yazıldı :) Hele Pericik, yılın en tatlı karakteri seçtim ben onu :)

Nazlı, 30'lu yaşlara adım atmıştır ve üstüne kocasını kendi evlerinde kendi yataklarında başka bir kadınla yakalamıştır. 9 yıllık kocasından boşanır boşanmaz, pastanesinde ve kendinde birtakım yeniliklere gitmiştir. En önemli kararı da evlenmek için bıraktığı okuluna dönmek olmuştur. İşin ilginç kısımları da burada başlıyor. Çünkü 20'lerin başında olan öğrencilere karşı 30'a basmış olan Nazlı. Peki okulun onca yıl sonra ona kazandırdığı ne mi oluyor işte en büyük eğlence o zaten :)

Kitapla ilgili detaya girmeyeceğim. Çünkü ne söylesem okumayanlar için spoiler olacak. Okurken kahkaha atacağınız, Peri'nin sahnelerini okurken onu yemek isteyeceğiniz ve tabii Barış Hoca'yı okurken vay be böyle hocalar var mı diyeceğiniz bir kitap bu.

Kadın ruhuna ışık tutmuş Burçin kitabı yazarken. Aslında kadınları anlamak oldukça kolay, anlaşılmaz olan erkekler. Sen Nazlı gibi kızı git aldat, bir de üstüne tekrar evlenirken düğününe çağır. Spoiler olmayacak dedim ama bu sayılmaz. Bu minicik bir sahne :)

Kapağı bile beni oku diyen bir kitap. Sinirlerin gergin olduğu bu sıcak günlerde gevşemenize yardım edeceğini düşünüyorum. Eğer eğlenceli kitaplar arayışı içindeyseniz muhakkak okuyun derim.

Burçin'e de buradan seslenmek istiyorum. Sen bu türe devam et canım. Ben çok sevdim ve takip ettiğim kadarıyla herkes benimle aynı fikirde. Aynen devam :)

ARKA KAPAK

Yirminin coşkusu, yirmi ikinin neşesi, yirmi yedinin sempatisi… Ama otuz! Otuz yani… Hani otuzdan sonrasıydı çabucak geçen, ben yirmilerin nasıl geçtiğini anlayamadım ki daha! Tüm hemcinslerim yaşıyor mu bu buhranı, yoksa yalnız ben miyim dehşete kapılan? Daha otuz yaşımın güzelliğine adapte olamadan hayatın benim için sürprizler hazırladığından haberim yoktu tabi…

Ah, seslerinizi duyar gibiyim; ne mi oldu? Çok sevgili odun kocam olaylara dâhil oldu desem bir şeyler çağrışır mı acaba? Peki ya, yardımcı kadın oyuncu rolünü çakma bir sarışına vermiş desem, şimdi yandı mı ampuller! Durun durun, paniğe mahal yok! Hikâyesi tam da aldatıldığı noktada başlayan bir kadın düşünün. Hovardalığın sınırlarında ısrarla gezinen kocasını bir çırpıda boşayan; hamur açarak kendine antidepresan tedavisi uygulayan; otuzunda, bıraktığı okuluna dönecek kadar gözü kara; az biraz çatlak; iç sesinin çenesi düşük mü düşük bir Havva kızı…

Düşündünüz mü? Kim mi o? Bendeniz Nazlı! Tam bu noktada hayallerinizin vücut bulmuş hali olan bir hoca düşünün. O ki; okulda hoca, kızına baba, banaysa kocaman bir çikolatalı pasta! Ya da yok yok, onu düşünmeyin! O kısım bana kalsın. Laf aramızda ben kıskanç bir kadınım! Siz bunun yerine büyümüş de küçülüvermiş, lafı cebinde, elleri belinde, mini minnacık bir Peri kızı ekleyiverin bu hikâyeye. Tadımızdan yenmez olduk değil mi! Bence de! Gerisi… Gerisi sayfalarda! Hadi kulak kabartın da bir parça dertleşiverelim!

Romantik Oyun - Elif Yılmaz / Yorum


Selam millet

Fuar sonrası fırsat bulunca nihayet Elif'in kitabını okuyabildim. Sakin kafayla okumak için beklettim bu kadar ama bekletmeden okusam da olurmuş.

Tina, 17 yaşındadır. Anne ve babası ayrılınca annesi tekrar evlenir ve Tina annesiyle yeni evine taşınır. Üvey ablası da olsa çok sevdiği Sienna ve üvey babası olarak hiç görmediği seviyeli bir ilişki içinde olduğu George ile yaşamaya başlar. O evde mutlu olan Tina, aşk için tercihini doğru kişiyi beklemekten yana kullanmıştır. En yakın arkadaşı Steven ile 8-9 yıllık bir arkadaşlıkları vardır ve ikisi de müziği sevmektedir. Eğitimlerini bu alanda yapmayı düşünmektedirler. Bir gün bir aşk filmi izledikleri sırada sahnedeki öpüşen çift ile ilgili açılan muhabbet üzerine bir iddiaya girerler. En romantik kim olacaktır? Bunun için bir puanlama oluştururlar ve 100 puana ilk ulaşan kazanacaktır. Peki bu oyun onları nereye götürecektir. Bu iki samimi arkadaş bu oyunu atlatabilecek midir?

Okurken acayip eğlendim. Yazım dili de pek eğlenceliydi. Sayfa sayısı da insanı sıkacak gibi değildi zaten elime aldım ve bitirip bıraktım.

Tina oyunlar ile kafası karışmış haldeyken, Steven ise şarkılar ile kendini ifade etmeye çalışırken çok tatlıydı. Zaman zaman hadi biraz cesaret derken buldum kendimi. Bazı karakterler insanı kendi kendine konuşmaya teşvik edebiliyor. Steven - Tina ikilisi aynen böyleydi. Sürekli kendinize gelin derken buldum kendimi. Siz de eğlenceli romanlara ihtiyaç duyduğunuz bir dönemdeyseniz bir şans verebilirsiniz. Pişman olacağınızı sanmıyorum. 

Okuma Etkinliği: Bir Deniz Kızı Hikayesi - Canan A. Düzgan / Yorum ve Çekiliş


Orijinal İsim: Bir Deniz Kızı Hikayesi
Yazar: Corleonis Canan A. Düzgan
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 733
Baskı Yılı: 2015

Herkese merhaba

Bir okuma etkinliğinin daha sonuna geldik. Etkinliğin son yorumuyla karşınızdayım.

Öncelikle yazarın tarzını sevdiğimi söylemek istiyorum. Belalı Korumam'ı okuduğumda da aynı şekilde düşünmüştüm. Yine birkaç nokta dışında beni rahatsız etmedi.

Bir Deniz Kızı Hikayesi, hafif fantastik bir hikaye aslında hafif değil bildiğiniz fantastik :) Ben her türe açık olduğum için sorun yaşamadım ama fantastik sevmeyenler olduğu için belirtmek istedim. Evet hikayede deniz perileri, deniz adamları var ama asıl konu insan olmak istemeleri ve bunun için çabalamaları. 

Elka ve Axela okyanus ülkelerinde yaşayan iki deniz perisi. Onlara her zaman destek olan ve yol gösteren Urel var bir de. Tanrıçaları Kihan'ı unutmamalı. Elka insan olmak için geçmesi gerek 200 yılı doldurunca geçit açılır ve Karayiplerde bulur kendini. Bu ikinci insan olma denemesi olacaktır ve ilki berbat şekilde bitmiş, Elka yıllarca acı çekmiştir. Bu defa daha dikkatli olmayı ve insan olmayı başarmayı dilemektedir. Bir mağarada kendine geldiğinde halsizdir ve ayakları tutmamaktadır. Onun inlemelerini duyan arkadaşlarıyla tatile çıkmış olan Walter, ne olduğuna bakmak için mağaraya girdiğinde Elka ile karşılaşır ve Elka'nın Walter, John ve Steve ile insan olmayı öğrenme çabaları başlar. Hiçbir şey bilmeyen Elka'nın hafızasını kaybettiğini ve başına kötü şeyler geldiğini düşünen 3 çapkın adam Elka'nın güzelliğinden etkilenmeden onu korumayı ve onu emin ellere bırakabilmeyi ummaktadır ama bu sandıkları kadar kolay olmayacaktır.

Heyecanın hiç azalmadığı bir 733 sayfa okuyorsunuz. Sürükleyici olduğu için kısa zamanda bitiyor. 733 sayfa olması gözünüzü korkutmasın :)

Benim için olumsuz nokta Belalı Korumam'da da belirttiğim gibi fazlasıyla argo kelime kullanılması. Bunlar olmadan da güzel bir hikaye olurdu diye düşünüyorum. Onun dışında redakte anlamında iyi olduğunu söyleyemem. Anlaşılmayan cümleler vardı az da olsa ya da okuduğunuzda anlam ifade etmeyen cümleler. 733 sayfa evet ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum ama o konuya takılmadan da edemiyorum. Burda yorum yazmamızın amacı bir nevi de daha iyilerinin ortaya çıkmasını sağlamak değil mi zaten? 

Kapağı beğendim. Hem konusuna uygundu hem de kullanılan renkler hoşuma gitti. Yanar dönerli yazıyor kitabın adı ama okurken simler siliniyor :) Alttan çıkan renkte güzel ama çirkin bir görüntü olmuyor. O konuda rahat olun. Sanırım söyleyeceklerim bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere :)

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

Okuma Etkinliği: Bir Deniz Kızı Hikayesi - Canan A. Düzgan / Cast ve Çekiliş


Herkese merhaba

Tur grubum dışında birkaç okuma etkinliğine katılmıştım, takip edenler fark etmiştir. Okuma etkinlikleri çok eğlenceli olunca bunu isimleştirip düzenli bir şekilde devam ettirme kararı aldık :) Deniz Kızları ile Okuma Etkinlikleri adı altında 6 kişilik bir etkinlik grubu oluşturduk ve bu isim altındaki ilk etkinliğimiz Canan Düzgan'ın Bir Deniz Kızı Hikayesi. Umarım cast hoşunuza gider :)


ELKA

Deniz kızlarımızdan biri Elka, etkinlik kitabımızın ana karakteri. Bir bebek kadar masum. Güzelliğiyle herkesi kendine hayran bırakıyor. Onun değişik bir havası var, herkesi kendine çekiyor.  Dünyanın bu haliyle ilgili hiçbir şey bilmiyor. Her şeyi yeni yeni öğreniyor. Sorularını cevaplamak her zaman kolay değil tabi çapkın üçlü Walter, John ve Steve için ama onlar da Elka'yı sevip kollamaya, kötülüklerden korumaya çalışıyorlar. Dünyaya ikinci gelişinde karşılaştığı kişiler Walter, Steve ve John. Daha doğrusu ilk karşılaştığı kişi Walter ve onu kurtarıcısı olarak görüyor. Dünyaya önceki gelişinde kötü şeyler yaşayan Elka, Walter ile dünyanın bu halini seviyor. Walter'a karşı değişik duygular hissediyor. Dünyayla ilgili tek tecrübesi 200 yıl önce dünyaya geldiğinde yaşadığı kısa süreli köle hayatı ve kötü sonuçlandığını bildiği için temkinli davranmaya çalışıyor.


WALTER

Annesiyle bir restoran işleten Walter, tatil için Karayipler'e geldiği samimi arkadaşları Steve ve John ile doyasıya yaşıyor. Gecelik ilişkiler, kamplar, barlar ile oldukça mutlu. Ciddi ilişkilerin adamı değil ve eğlence hayatının temel kuralı. Yakışıklı ve yapılı hali de kızları etkileme de oldukça işine yarıyor. Kızlar eğlenmek için var onun düşüncesine göre ve her gece başka bir kızla olmak hiç sorun değil. Tabii ki kamp yaptıkları bir gece duyduğu acı bir inleme sesi onu yakındaki mağaraya kadar götürüyor ve orada yardıma fazlasıyla muhtaç Elka ile karşılaşıyor. Güzelliğinden ilk anda etkilense de başına bela olacağını düşünüyor ama yine de yardım etmekten kendini alamıyor. 


JOHN

John, bu üçlünün en akıllı davrananı. Evet o da çapkın ama diğerleri kadar körü körüne yaşamıyor. Yakışıklı biri olduğunu söylememe gerek yok sanırım :)


STEVE

Steve, grubun en umursamazı. Onun kendini ekstra beğenme özelliği var. Yakışıklı olduğunun fazlasıyla farkında ve bunu kullanmayı iyi biliyor. O da bir çapkın ama Alexa'yı görünce işler az biraz karışıyor.


AXELA

Axela'da Elka gibi bir deniz kızı. Daha cesur, daha atılgan olan deniz kızı diyebiliriz onun için. İnsanlara hiç güvenmiyor çünkü ilk insan olma tecrübesinde sevdiği adamdan sıkı bir kazık yemiş. Steve ile ağız dalaşları kısa sürede tahmin etmeyecekleri noktalara gidiyor. 

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

Senden Bebek İstiyorum - Aslıhan Akagöz / Yorum ve Çekiliş


Orijinal İsim: Senden Bebek İstiyorum
Yazar: Aslıhan Akagöz
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 616
Baskı Yılı: 2015

Herkese merhaba

Bursa Kitap Fuarını atlattık. Eğlenceli bir 9 gün geçirdim. Ayrı bir fuar yazısı gelecek. Şimdi fazla uzatmadan yoruma geçmek istiyorum :)

Senden Bebek İstiyorum yazarın okuduğum ilk romanıydı ve nasıl desem 616 sayfayı nasıl okudum anlamadım. O kadar akıcıydı. Aynı zamanda fazlasıyla eğlenceliydi.

Çapkın kuzenler Yiğit ve Mert'in aşkla tanışmaları ve aile babaları olmalarını okuyoruz diyebilirim. İki kuzenin çocukluktan gelen bir düşmanlıkları var. Birbirleriyle inatlaşıyorlar sürekli. Babaanneleri Pakize Hanım ise onları çağırıp mirasını bırakma şartını söylüyor. O şart ne mi? Evlenip kim önce baba olursa mirası o alacak. Bizim düşman kuzenler sırf birbirlerine inattan evlenecek kız arayışına girerler. Annesinin ameliyatı için para arayan Sedef ve geçmişi yüzünden Yiğit'i yıllar önce kaybetmiş Feyza bu hikayenin kurbanları ama olaylar öyle bir gelişiyor ki kimin kurban kimin sözü geçen kişi olduğu biraz karışıyor :)

Baştaki Yiğit ve Mert ile sondaki Yiğit ve Mert arasında dünyalar kadar fark var. Onların çapkın birer odundan ev erkeği ve aile babasına dönüşmesi eğlenceli bir dille yazılmış. Kahkalar eşliğinde okumaktan hoşlananlar Senden Bebek İstiyorum'a kesinlikle şans vermeli.

Redakte konusuna değinmeden geçemeyeceğim. Redaktesi süperdi. Kapak zaten ilk gördüğümde kalbimi fethetmişti. İçeriği de muhteşem olunca çok keyifli bir tur oldu benim için. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın :)

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway


Okuma Etkinliği: Gençlik Hatırası - Ece Altınkaya / Yorum


“Ben nasıl kokuyorum ki?
“Aşk gibi…”

Bu defa farklı bir başlangıç olsun istedim. Minik bir alıntıyla başladım. Hemen yorumuma geçiyorum.

Ateş, ailesiyle özellikle babasıyla sorun yaşayan varlıklı bir ailenin oğlu. Babasına inat normalde yapmayacağı şeyler yapmış ve bunlardan pişman olmuş bir çocuk. Hayali fotoğrafçı olmak ama babası önündeki en büyük engel. Ailesi onu teyzesinin yanına gönderiyor ve aklının başına geleceğini umuyor. Kuzeni Buket'i okula almaya gittiği bir gün motorsikletli ve oldukça farklı görünen bu çocuğa yani Gülperi'nin karanlık meleği Ateş'e kızlar hayran olurlar ama en çok da Gülperi hayran kalır hem de onun olmayacağını bile bile...

Gülperi yani Ateş'in Peri Kızı, lisenin son sınıfında okuyan okulda sessiz sakin olan yakın arkadaşı Buket ve Ayşe dışında görüştüğü biri olmayan sıradan bir kız. Güzelliğinin hiç farkında değil ta ki Ateş hayatına girene kadar. Ateş'in yanında kendini dünyanın en güzel kızı olarak hissediyor. Ama bir noktada ayrılık onları buluyor. Ateş, Amerika'ya gitmek zorunda bırakıldığında ister istemez yollar ayrılıyor. Peki yıllar sonra onlar için bir umut olacak mı?

90'ların şarkılarını görmek hoşuma gitti. 90'ları okumayı hep sevmişimdir zaten. Yine şiirler aynı şekilde şiir okumayı hep sevmişimdir bir dönem yazmışlığım bile vardı. Sevdiğim şairlerin şiirlerinden bölümler görmek hoşuma gitti.

Aslında Gençlik Hatırası, kötü çocuk iyi kız hikayesi. Uzun cümleler zaman zaman sıkılmaya neden olabiliyor. Ortadan sonra açılıyor ama başlarda sıkılabilirsiniz. Sonunu sevdim, gerçekçiydi. Gerçekçi her şeyi severim :) Gençlik Hatırası yorumum bu kadar başka yazılarda görüşmek üzere...

Cambaz - Burcu Demet / Yorum


Orijinal İsim: Cambaz
Yazar: Burcu Demet
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 400
Baskı Yılı: 2015

Gecem ve Aktan'ın adına azıcık olsa da Sahra'da rastlamıştık. Kızıl cadı Gecem ki bence hiç cadı değil hep Aktan aranıyor.

Gecem doktor, Aktan ise hukuk fakültesinde öğretim görevlisi. Ailelerin tanışıklığı uzun yıllara dayanıyor. Gecem'in çocukluk aşkı Aktan ama Aktan öyle çapkın ki Gecem'i görmüyor. Tabii ki bir yere kadar :) Gerçi ondan sonrası da çok talihli gitmiyor. İkilimizin kalabalık bir arkadaş grubu var ve geçmişte yaşanan 2 hafta Gecem ve Aktan'ın didişmesi için yetiyor, arkadaşları da seyirci oluyor bu didişmelere ama asıl eğlence evlilik iddiasına girmeleriyle başlıyor.

Sonlara doğru takipçilerini de katmış hikayeye yazar twitter isimleri kullanılanılmış. Arka arkaya bir sayfadan fazla bu şekilde isim var. Ek olarak bazı yayınevi yazarları ve hatta genel yayın yönetmenine kadar birçok isim kullanılmış. Belki bu şekilde hoşuna giden de vardır ama ben bu durumun kitabı amatörleştirdiğini düşündüm. Hepsi arka arkaya yazılmasaydı daha hoş olurdu sanki çünkü hikaye muhteşem, eğlenceli, akıcı. Neyse sonuç olarak oldukça sevdiğim bir hikaye oldu Gecem ve Aktan'ın hikayesi. Bu arkadaş grubundan başka hikaye çıkarsa da seve seve okurum ben :)

Ah Be Sevgilim - Seda Özay / Yorum


Orijinal İsim: Ah Be Sevgilim
Yazar: Seda Özay
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 176
Baskı Yılı: 2014

Herkese merhaba

Öncelikle bu yazıyı yazarken kafamda soruların uçuştuğunu yazmak isterim. Okuyanlar ne demek istediğimi anlar. Sonu öyle düşündürücüydü k, daha önce bitirmiş olmama rağmen halen acaba öyle mi gibi sorularla boğuşmaktayım.

Verda, ailesi olarak sadece anneannesi Julide Hanım'ı bilmiştir. Babasını hiç tanımamıştır ve annesine dair hatırladığı belli belirsiz bir anıdır. Sırlar içinde büyümüş ve kendi içinde yaşayan bir kız Verda. Hiçbir zaman yaşıtları gibi olmamış. Geçmişe asla bakmayan günü yaşayıp geleceğe bakan bir kız. Geçen zamanı unutmayı seçiyor.

Anneannesinden ona kalan 3 katlı köşkün ilk iki katını cafe yapmış. Çatı katında da kendisi yaşıyor. Herkesle arasına belli bir mesafe koyan Verda, yalnızlığıyla mutlu olduğunu düşünüyor. Bir gün üst kattaki müşteri ki o kişi Cihangir, üst katta bir çanta bulduğunu söylüyor. Cihangir böylece Verda'nın hayatına giriyor.

Çantanın içinden büyük bir yasak aşkın mektupları çıkıyor. Mektuplar Adamın Teki imzasıyla yazılmış. Peki mektupları bırakan kim? Mektupların yazıldığı kişi Dora ve Adamın Teki kim? Bunların Verda ile ilgisi ne? Daha buna benzer onlarca soruyla kapıyorsunuz kitabı. 

Cafede çalışan Gaye ve Nurhan Hanım'ın da ayrı hikayeleri var ancak derine inilmemiş ve onlar için ayrıca kitap yazılmayacakmış. Olsaydı güzel olurdu diye düşünmüştüm ben.

Fazlasıyla akıcıydı. Birkaç saate bitiyor ve etkilenmemek mümkün değil. Redaktesi orta üstüydü. Bu kadar etkileyici olduğunu düşünmemiştim ama adından anlamalıydım değil mi? :) Seda Özay benim için artık okunacak yazarlar arasında.

Maske - Lemariz Müjde Albayrak / Yorum (Bir Aşk Serisi #2)


Orijinal İsim: Maske
Yazar: Lemariz Müjde Albayrak
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 360
Baskı Yılı: 2015

Herkese merhaba

Hissizle benzer yerleri var doğal olarak ama tekrar gibi değil, bu açıdan sevdim. Aksiyon devam ediyor.

Adrian, Alexander'ın ona soyadını vermesiyle çocukluğundan beri içinde yer eden yaraları maskelemeyi başarmış ve bu işte oldukça ustalaşmıştır. Sosyetenin arsız çocuğu olmuştur. Yıllarca geçmişin acısını çıkarmıştır. Peki 3 yıl önce ne olmuştu da Adrian orda takılı kalmıştı?

Jasmine, küçük yaşta anne babasını kaybedince abisi Daniel ona destek olmuştur. Beraber çalışarak her zorlukla başa çıkmışlardır. Jasmine 18 yaşında hamile kaldığında ve çocuğun babasıyla ilgili konuşmadığında bile birbirlerine sımsıkı sarılmışlardır. Peki Jasmine ve Adrian'ın yolları daha önce kesişmiş miydi?

Hissizde bu ikiliyle ilgili gerçekler ortaya çıkmıştı yani sonunu bilerek başlıyoruz ama ayrıntıları okumak oldukça güzeldi.

Jasmine'in kendini anlatma çabaları, Adrian'ın aile olma çabaları resmen damgasını vurmuş. Daniel'ın Türk aşkı, heyecanlandığında sakarlıkta sınır tanımayan Yağmur... Serinin devam kitaplarında sanırım Yağmur ve Daniel'ı okuyacağız.

Ben şu 20 yıl sonrası olayına takıldım. Onunla ilgili de bir kitap olacak mı acaba? Hatta onu Daniel'dan daha çok merak ediyorum.

Satılık - İlknur Birdal / Söyleşi


Yazar söyleşimiz karşınızda. Mümkün olduğunca klasik soru sormadık. İstisnalar hariç. Fazla uzatmadan başlayalım mı?

Öncelikle sizi tanımak isteriz.

Merhaba ben İlknur Birdal; otuzuna merdiven dayamış, herkes kadar hayatla mücadele eden ve herkes kadar sorunları olan sıradan biriyim. Beynimin müsaade ettiği ölçüde her duyguyu içinde barından bir kişiliğim var. Cana yakın olduğumu ve fazla konuştuğumu söylerler. Aslında evde yalnız yaşadığım için birini bulunca susmadan konuşmam normal değil mi sizce de?

Yazmaya nasıl başladınız? Çocukluk hayallerinizden biri miydi yazmak?

Aslında çocukluk hayalim arasında yoktu gerçekten. Devamlı yazardım ama hiç düşünmemiştim. Kompozisyon yazardım, şiirler karalardım. Günlük tutarken de normal şunu yaptım, bunu yaptım değil de, bir duygunun peşinden gidip o duyguyu özümserdim kendimce. Annem her zaman âlim olacak sanki başımıza diye sataşırdı. Onun bunu yaptığımı görmesini isterdim. Hikâye yazmaya bir arkadaşın sayfasında yarışma yapmasıyla karar vermiştim ve o gece ilk hikâyem Vişneli Turtam’a komik bir tanıtım yazdım. Eğer ilk 3'e girerse sayfada yayınlanacaktı ve ben buna ihtimal vermediğim için katıldım ve siteye girdiğimde hikâye sayfada yayınlanacak listenin başındaydı. Sadece tanıtım vardı. Devamı yoktu ve ben öyle alık alık kaldım bir süre. Arkadaşlar benden önce ikna olmuştu ve sosyal medyada yazmaya bu şekilde başladım diyebiliriz. Beklenmedik ama eğlenceliydi.


Biraz Satılık'ın oluşma sürecinden bahseder misiniz?

Satılık benim için farklıydı gerçekten. Bir gece öylesine yatarken aklıma doluştu ve bir anda iki bölümünü yazmış buldum kendimi. Sayfada beğenilince devamı da beraberinde geldi. Hüzün ve Devran dışında her karakter kendi kendine oluştu aslında. Yazmaya başlayınca kendimi kaptırıyor ve ben bile nereye gittiğini anlamıyorum. Acemiliğimi biraz da olsun üstümden atmaya vesile olduğu için yeri ayrıdır bende. Dediğime bakmayın aslında her yazdığım kurgunun yeri ayrı kalbimde.

 Satılık'ı okumaya başladığımda Türk filmi tadında bir roman diye düşünmüştüm. Bu kitapta filmlerden bir esinlenme var mı? Türk filmlerini sever misiniz, izler misiniz?

Aslında hayır; bunu birkaç kişiden duymuş olsam da hiç Türk filmi gibi olduğunu düşünmemiştim. Fakat yazdığım zamana nazaran şimdi baktığımda fazla abartmışım dediğim yerler yok değil. Herkes herkesin bir şeyi çıktı. Kesinlikle. Ama ben hayatın bazen bizlere oyun oynadığını düşünürüm. Tesadüf ya da kader... Hayatı başlı başına yaşamamız da bir tesadüf aslında. Televizyonla arası olmayan biriyim. Arada izlediğim Kore dizileri hariç pek alakam yok açıkçası.

Satılık'ta Devran'ın abisi Devrim az yer kaplasa da aslında sevdiği kadın sebebiyle yaralı bir erkek o. Satılık Devrim için umut verici bitti. Duyduğumuza göre Devrim'in hikayesi gelecek. Peki o mutluluğu bulabilecek mi?

Şuan yazmaya devam ettiğim Karanlığın Külleri Devrim ve Afra’nın hikâyesi. Evet aslında yazmaya başladığımda gerçekten ölüydü ve öyle biri yoktu. Geldiği bölüme kadar ben bile bilmiyordum yaşadığını  Kesinlikle yaralı bir erkek. Aşktan payına düşeni almış ve fazlasıyla acı çekmiş biri. Ve şimdi karşısında ona tamda geçmişteki kadını hatırlatan bir kadın var. İşi zor Devrim’in açıkçası... Ve yazarken içimi sızlatan ilk erkek karakterim diyebilirim. Kendini yalnızlığına hapsetmiş birinden farklı davranmasını beklemek oldukça zor. Afra onun için bir umut ama mutluluğu bulur mu bilmem. Onlar için güzel bir sözüm var aslında. Bir adam küllerinden yeniden doğabilir mi? Ve bir kadın zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? Sanırım bunu hep birlikte göreceğiz.


Şiirlerinizi ekip olarak çok beğendik. Genelde şiir yazar mısınız yoksa bu şiirler Satılık için özel mi yazıldı?

Hikâye yazmaya 4 yıl oldu başlayalı ama ortaokul yıllarından beri şiir karalardım. Şiir yazmaya devam kesinlikle. Satılık için arkadaşlarım ısrar etmişti ve bir baktım her bölüme şiir yazar oldum. Güzel oldu ama. Beğenmenize sevindim gerçekten, teşekkür ederim.

Roman dışındaki türlere bakışınız nasıl. Yazmayı ve yayınlamayı düşünür müsünüz?

Fantastik bir roman çalışmam var. Şuan yazdıklarıma bakınca benim dalım değil aslında ama kalbim bunu istiyor. Belki hiç beklediğim bir alanda da kalbim beni sürükler kim bilir? Hayat sürprizlerle dolu...

Basılması kesinleşen kitaplarınız var mı? Varsa biraz bilgi alabilir miyiz?

Devrim’in hikayesi gelecek rabbim izin verirse. Tarih olarak net değil çünkü sosyal medyada yayınlanmadı ve şu an onu yazmakla meşgulüm. Haziran temmuz arası diyebiliriz sanırım net olmamakla birlikte. Ardından Yalnızlığın Rengi ve sonrasında Aşk Aptallıktır adında bir de romantik komedi var.

Klasik sorular sormak istemem ama olmazsa olmaz soruyu sormadan geçmeyelim. Defalarca okuduğunuz bir roman var mı? Bir de en sevdiğiniz yazarı merak ediyoruz.

Gemliğe doğru, denizi göreceksin. Sakın şaşırma. Orhan Veli Kanık. Defalarca okudum, okurum ve okumaya devam ederim. Orhan Veli en sevdiğim şairlerden biridir.
Roman olarak Adam Fawer - Olasılıksız aşırı etkilenmiştim.

Satılık'ta yan karakterler genelde ön plandaydı. Emir ve Asi, Aysel ve Umut gibi. Şimdi turdan bir arkadaşımızın özel bir sorusu var. Aysel ve Umut için ayrı bir roman yazılacak mı? Ve aslında ben de Emir ve Asi'yi merak etmekteyim.

Evet yan karakterler bol. Arada benim bile kafamı karıştırdılar. Sanırım bunun sebebi gerçek hayatta dünyanın bizim etrafımızda dönmemesi. Aşıkken ailemizi de, arkadaşlarımızı da bir kenara atmıyoruz. İki çiftinde ayrı hikâyesi olmayacak açıkçası. Diğerlerinde onlardan ufak sahneler görebiliriz ve umarım bu şekilde onları ayrı olarak okumak isteyenlerin gönlünü alabilirim. 


Turdaki arkadaşların yine özel bir sorusu var. Kadın karakterler hep yaralı ve karışık ilişkiler söz konusu. Bunun nedeni nedir?

Satılık’ı yazdığım dönemdeki ruh halimle alakalı olabilir sanırım. Hayatım gerçekten o dönem karmakarışıktı ve kurguya da katkısı olduğunu düşünmekteyim. Hüzün’ün yaşadığı, Asi’nin yaşadığı ya da Aysel’in başına gelenler. Hayat tozpembe değil ve ben bunu yazmak istedim belki de. İnsanlar dışarıdan yargılamayı sever ve içlerine girmek istemez. Fakat dışarıda bilmediğimiz o kadar farklı ve o kadar yıkıcı hayatlar var ki.

Peki, Satılık'tan sonra hayatınızda değişen bir şey oldu mu? Sizin için öncesi ve sonrası var mı?

Yüz bakımı yapmış gibi oldu. Öncesi ve sonrası. Espri bir yana kitabı Adana fuarında elime alma şansım oldu ve imza sırası vardı. Kısaca şöyle diyebilirim. Sanki çok şey değişmiş ama aslında hiçbir şey değişmemiş gibi. Böyle tuhaf bir duygu hissettiğim.

Satılık'ın okuyanlara vermesini istediğiniz bir mesajı var mıydı?

Sadece hayatın tozpembe olmadığını anlamalarını istedim. Yine de bir umut olduğunu bilmelerini… Yargılar bir insanı ipe bile götürüyor. Tek diyebileceğim ön yargılardan kurtulmaları. Hüzün ve Aysel bunun en güzel örneğiydi benim için. 

Son olarak okurlarınıza iletmek istedikleriniz?

Hepsine teşekkür ederim. İyi ki varlar ve onlar olmasa ben şu an burada konuşuyor olmazdım. Okuyanların eleştirileri varsa beklerim. Henüz pişmemiş hatta fırına bile atılmamış acemi bir yazanım. Bana kendimi geliştirmem için şans vermelerini dilerim.

Söyleşi için teşekkür ederiz.

Asıl ben size teşekkür ederim. Güzel yorumlarınız, yapıcı eleştirileriniz ve ayırdığınız vakit için. Uzun oldu sanırım bu söyleşi. Size en başında konuşkan olduğumu söylemiştim.

Biz ekip olarak fazlasıyla memnun kaldık bu söyleşiden. Umarız okuyanlar da memnun olur :)

Okuma Etkinliği: Belalı Korumam - Canan Düzgan / Yorum


Orijinal İsim: Belalı Korumam
Yazar: Corleonis Canan A. Düzgan
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 496
Baskı Yılı: 2014

Selin, 20 yaşında, rahatına düşkün, varlıklı bir ailenin kızı. Babası yaptığı bir hata nedeniyle hayatlarından çıkıyor ancak büyükbabası Selin'e çok düşkün. Oğlunu reddettikten sonra tek yakını olarak Selin kaldığından fazlasıyla üstüne düşüyor. Büyükbabasının başına çıkardığı koruma fikrinden hiç hoşlanmayan Selin başına buyruk davranışlarında inat ediyor ve büyükbabasının isteğine karşı geliyor ve kızarak habersizce Miami'ye gidiyor. Ve sonra adının Deniz olduğunu öğrendiği yakışıklı mı yakışıklı çocuk tarafından kaçırıldığını öğreniyor. Peki Deniz kim? Selin'i neden kaçırıyor? Bunların cevapları tabii ki kitapta :)

Selin, babasını görmek istemese de aslında onun yarasıyla büyümüş biri. Her zaman eksik hissediyor kendini. Karşısına onu fazlasıyla etkileyen Deniz çıktığında ve onu kaçırdığını söylediğinde hem yakışıklı adamın çekimine kapılmaktan korkuyor hem de ordan kaçmanın yollarını arıyor. Deniz'e çekilirken aynı anda nefret eden Selin bu duygularıyla nasıl başa çıkıyor okudukça göreceksiniz.

 Oldukça eğlenceli ve akıcı bir romandı Belalı Korumam. Gülerek ve hatta kahkaha atarak okuduğum bölümler oldu. Sevgili olmaya karar verdikleri sahneden sonraki sahneler oldukça eğlenceliydi. Hem Selin hem Deniz'in gözünden yazılan bölümler mevcuttu. Büyükbabanın oyunları maşallah dedirtecek cinstendi. Adam zekasını konuşturuyor resmen :) Bol oyunlu, aksiyonlu bir romandı. Hafiften argo kelimeler kullanılmıştı. Kapak içeriğe uygundu tabii ki kapaktaki adamın sarışın olmaması dışında :) Selin ve Deniz'in ilişkisi aşırı fırtınalı olsa da onlar durulmayı başardılar. Ama kaç fırtına kaç durulma ben sayamadım :)

Her şeye rağmen bir mutlu son hikayesiydi. Mutlu son demişken sadece ana karakterlerden bahsetmiyorum. Bu da minik bir tüyo olsun :) Uzatılmaya müsait bir kitap bence ama yazar tadında bırakmayı seçmiş, bu benim çok hoşuma gitti.

ARKA KAPAK

Corleonis Canan A. Düzgan'dan tutkunun doruklarında gezinen bir aşk romanı!

Güçlü, hırçın, asi Selin… 

Herkes onun kendi dünyasında, lüks içinde ve başına buyruk, özgürce yaşamak istediğini sanırken o, babasından daha çok güveneceği birinin özlemini taşıyor içinde. Büyükbabasının onu korumak adına kişiliğini değiştirme isteği ve bu uğurda yaptıkları, planladığının tam aksine Selin'in hayatını değiştiriyor. Korkuların gölgesinde başlayan aşkın dizginlenemez dalgaları arasında kıyıya vuran sadece tutku mudur dersiniz? 
Selin ve "koruması" Denizin hikâyesini okurken tutkulu bir aşkın özlemini duyacak olursanız, kitabı yeniden okuyabilirsiniz.

"Aklım karmakarışıktı ama hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Kendimi yorgun ve savunmasız hissediyordum. Tüm kötü hislerden kurtuldum ve kendimi ona bıraktım. Öyle yumuşak, kibar ve baştan çıkarıcıydı ki. Beni etkiliyordu. Daha önce hissetmediğim duygulara sürüklüyordu. Başımı yavaşça kaldırdım ve yüzüne baktım. O da yüzüme baktı. Yine göz gözeydik ve de çok yakın. Bu beni kaçıran adam mıydı? Oysa kollarında bambaşka bir diyardaydım."

ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway

RKBT 1. Gün: Satılık - İlknur Birdal / Yorum ve Çekiliş


Orijinal İsim: Satılık
Yazar: İlknur Birdal
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 472
Baskı Yılı: 2015


Adı adeta kaderini yansıtan Hüzün ve abisinin ölümünden kendini sorumlu tutan ailesine düşkün Devran... 17 yaşındaki Hüzün, öz babasını hiç tanımamıştır. Annesi ise kendini bildi bileli ilgisizdir. Üvey babasının işkencelerine katlanırken liseyi bitirmeye çalışmaktadır ama hayalleri üvey babasının onu bar görünümündeki bir geneleve satmasıyla biter. Devran, Hüzün'ü ilk gördüğünde gözünü genç kızdan alamaz. Masada oturduğu kişilerin isteğiyle ilk andan beri gözünü alamadığı Hüzün'ü seçer ve kendinde olmayacak derece sarhoştur. Sabah uyandığında her şey tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Devran, Hüzün'ü diğer çalışanlar gibi sanmıştır ama hiçbir şey düşündüğü gibi değildir ve aklına gelen tek şey Hüzün'ü ordan kurtarmaktır.

Devran, odun bir karakter değil en azından ilk anlar dışında. Ailesine bağlı hatta babası istediği için hiç sevmediği biriyle nişanlanır. Abisinin ölümü ve geçmişleri onu hep rahatsız etmiştir. Hüzün ise doğduğundan beri ezilmiş ve öz babasının onu istemediğini düşünmüştür. Tek istediği okulunu bitirmek ve hasta olan küçük erkek kardeşini o evden kurtarmaktır.

Türk filmi tadında bir romandı. Yan karakterler oldukça boldu. Herkesin bir şekilde birbiriyle ilgisi vardı. Bu kısımlar çok gerçekçi gelmedi tabii ki kurgulanmış sonuçta. Yazar mutlu bir hikaye yazmak istemiş. Hayat yeterince mutsuz ediyor zaten değil mi? En azından kitaplar mutlu sonla bitsin :)

Kapak oldukça dikkat çekiciydi zaten. Benim hoşuma gitti. Kitabın hataları boldu ve birkaç mantık hatası vardı ama bu durum sanıyorum kısa zamanda düzeltilir. Akıcıydı, bir bölüm daha okuyayım derken bir bakıyorsunuz kitap bitmiş.

Benim mutlu sonla bitmesi dışında hoşuma giden bir şey de bölüm başlarındaki şiirlerdi. RKBT olarak bu şiirlerle ilgili de bir çalışmamız olacak. Takip etmeyi unutmayın. Çekilişe hem blogtan hem RKBT facebook sayfasından katılabilirsiniz. Mutlu günler :)

ARKA KAPAK

Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...

Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı. 

Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin."


"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

Okuma Etkinliği: Belalı Korumam - Canan Düzgan / Ön Okuma ve Çekiliş


Herkese merhaba

Okuma etkinliğimiz an itibarıyla başladı. Sadece yorumlardan oluşmayacak etkinliğimiz. Tura benzer bir etkinlik hazırladık. İlk gün ön okuma ile karşınızdayım. Fazla bekletmeden bu güzel romanın ön okuması ve çekilişi ile sizi başbaşa bırakıyorum :)

ÖN OKUMA



ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway

Sahra - Burcu Demet / Yorum


Orijinal İsim: Sahra
Yazar: Burcu Demet
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 568
Baskı Yılı: 2014

Ülkesinden daha 10 yaşında bir çocukken koparılan 19 yaşında dönüş yapan erken olgunlaşmak zorunda kalmış, iyi eğitim almış, sevilmekten korkan, güzeller güzeli Sahra... İçten içe çocukluğundan beri abisi Levent'in en yakın arkadaşı Mirza'ya aşık.

Mirza, intikam planlarıyla hayatını değiştirmiş bir adam. Dostu Levent'in yaptıklarını hazmedemiyorken bir partide gördüğü Sahra'yı ani bir öfkeyle planına dahil ediyor. Aklında ona karşı bir şeyler hissetmek hiç mi hiç yok.

Sahra Mirza'ya sahip olmayı hiç hayal etmemişti. Tek istediği ona ait olmaktı...

Baştan sona Sahra ne çekti diyerek okudum. Mutlu olmayı bile kısa süreliğine istiyor. Çünkü onun hayatı fazla karışık ve ne zaman çağrılacağı, ne zaman gitmek zorunda kalacağı belli değil. Rahatsız olmak için fazlaca nedeni var. Mirza ise Sahra'nın sırlarını öğrendiğinde işler değişiyor.

Başladığımda biraz sıkılsam da ilerledikçe tempo arttı. Sonra da aktı gitti zaten. Şaşıracağınız sahneler fazlasıyla mevcut. Düz yazılmış bir aşk romanı değil sadece bu. Aksiyon var, bol bol sır var. Mirza ve Sahra'nın anlatımıyla yazılmış roman ama Mirza'nın anlatımı ön planda.

İlk baskıdaki kapağa göre bu kapağı daha çok beğendim. Hele janjanlı kısım en hoş olan kısım. Dövme ne alaka derseniz o da kitaptaki sırlardan biri. Benim severek okuduğum bir roman oldu. Yazarın yeni kitabı Cambaz çıkmak üzere. Gecem ve Aktan'ın hikayesini okuyacağız. Herkese duyurulur.

Beni Yarına Bırakma - Burçin Çelik / Yorum


Herkese merhaba

Can Kırıkları adıyla Wattpad'te yayınlanan ve Postiga Yayınları tarafından Beni Yarına Bırakma adıyla basılan bu roman zorlu yollardan geçerek sürekli sınanan bir çiftin - Selma ve Selim'in - hikayesini anlatıyor.

Selma, Selim ile tanıştığında 21 yaşında bir mimarlık öğrencisi. İzmir kökenli ancak İstanbul'da okuyor. Annesi'nin isteğiyle staj için Selim'in şirkete görüşmeye gidiyor ve Selim'i gördüğü anda onunla ilk karşılaşması olmadığını fark ediyor. Ah o ilk tanışma. Yanlış zaman yanlış insan'ın tanımı gibi bu ikili :) Selma hırçın bir kadın. Hayır dediği şeyi evet yapmak pek mümkün değil.

Selim, Selma ile tanıştığında 34 yaşında, şirketi  sahibi, varlıklı bir adam. Ailesinin isteğiyle yaptığı mutsuz ve özgür bir evliliği var. Zaten aşka da inanmıyor. Tabii ki hayatına Selma dahil olduğunda işler değişiyor, her şey karmakarışık bir hal alıyor. Yasak olanın çekmesinden çok başka bir şey bu... 

2007/2008 - 2012/2013 yıllarını konu edinmiş bir roman bu. Selma ve Selim'in tanışması 2007 yılında oluyor. Birdaha da kopamıyor bu inatçı çiftimiz :) Roman 2007'den bir bölüm anlatıp 2012'ye geçiyor. Kısa bölümler şeklinde yazılmış ama kopukluk olmuyor. Yani 2007'ye geri döndüğünüzde en son hangi olay vardı bu yılda gibi bir şey olmuyor, dediğim gibi bölümler kısa. Anlatım sade değil ama ağdalı da değil. Sıkılmadan akışa kaptırıyorsunuz kendinizi. 

Selma'nın hayatı acabalarla dolu. Sevgisiz bir anne, bebekken onları bırakıp giden baba, hep eksiklik hissederek büyümüş ve sevgiye muhtaç. Çocukluğunu acabalarla geçirdiğini söyleyebilirim. Hep acı çekmiş, hep sınanmış. Selim hayatına dahil olduğunda da bu daha zorlu bir şekilde devam ediyor. Hep sınanıyorlar. 

Kapağa gelirsek, konuyla birebir örtüşen bir kapak ve çok şeker değil mi? Kırmızı aşkın rengi ve azıcık spoiler olacak ama romanda bebekli bölümler fazlasıyla mevcut. Redaksiyona gelecek olursam oldukça iyi, zaten iyi olması için birden fazla kişi okuma yaptı. 

Biliyorsunuz bir tur grubuna dahilim. İşte bu tur sayesinde tanıştığım arkadaşlarımdan biri Burçin. İkimiz aynı ay dahil olduk ekibe. Böyle olunca yazarken biraz zorlandım. Şurasını unutmayayım, burasını atlamayayım derken spoiler vermeden bitirmeye çalıştım. Arada birkaç şey kaçmış olabilir tabi. Burçin'e bir kez daha ilk kitabında başarılar ve bol bol  baskılar dilerim. İlk yorumu yapmanın ayrı bir heyecanı var. Kendisine objektif olacağıma dair söz vermiştim. Zaten objektif olmayacak bir durum yokmuş. Okuyanlar bana hak verecek. Şimdilik benden bu kadar. Siz siz olun sevdiğinizi yarına bırakmayın, sahip çıkın.

RKBT 1. Gün: Hissiz - Lemariz Müjde Albayrak / Yorum ve Çekiliş


Orjinal İsim: Hissiz
Yazar: Lemariz / Müjde Albayrak
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 528
Baskı Yılı: 2014

Herkese merhaba. Turun ilk yorumu için sabırsızlandığınızı biliyorum. O zaman fazla uzatmadan yoruma geçeyim :)

Alexander Romanov, 32 yaşında, rus kökenli bir aileden gelen, zengin, yakışıklı, yıkılmaz görüntüsü ve acımasızlığıyla ün salmış bir adam. Onu sevmeyen annesi tarafından takılan "Şeytan" lakabına uygun yaşamaya karar vermiş ve bu işte gayet başarılı. Sahibi olduğu holdinge deli gibi bağlı, tam bir işkolik. Günlük ilişkilerin adamı. Bir de unutmadan söyleyeyim hissetmiyor :) Hissetmemek onu her işte başarılı yapmış. Çocukluğunu hatırlatan Mirdland Çiftliği'ni almak isteyen Alex, elinde tüfekle kimseyle görüşmeyi kabul etmeyen çiftliğin sahibi George ile bizzat görüşmeye karar veriyor. Çiftliğin girişinde hafif bir kaza ile hayatına giren masum Heaven acaba onun hayatını nasıl etkileyecek? Peki George'un teklifi sonrası neler olacak neler :)

Heaven, 6 yaşında anne-babasını uçak kazasında kaybetmiş, dedesinin biricik "Papatya" sı. Şans eseri kazadan kurtulan Heaven, o günden sonra hiç konuşmuyor ve dedesi ile çiftlikte herkes tarafından korunduğu bir hayat yaşıyor. 22 yaşında herkesin güzelliğinden etkilendiği bir kız olmuşken, bir gün çiftliğe gelen yabancı ile hayatı karmakarışık bir hal alıyor. Ondan korkarken bir yandan da ona çekiliyor. Hayatını bir kasabada yaşamış bir kız için Alex çok tehlikeli ve Heaven bunun farkında.

Müjde Albayrak'ı Wattpad'te takip etmiyordum. Site ve sayfalardan hikaye takip edememe gibi bir özelliğim var. Kitap haliyle okumayı seviyorum :) Hissiz, türk tadında bir romandı. Karakterler yabancı evet ama türk ögelere de rastlamak beni mutlu etti.

Alex'in ailesi gibi gördüğü Adrian, favori karakterlerimdendi. Sanırım serinin 2. kitabı onu anlatacak :) Daniel, Jasmine ve Josephine'de renk katmışlar. Heaven'ın yaptığı elmalı turtanın Alex'e hissettirdikleri hoştu. O bölümü çok fazla beğendim. Heaven'ın dedesinin teklif ettiği anlaşmayı kabul eden Alex'in Heaven'ı kendinden koruma çabaları ilginçti. Akıntıya karşı kürek çekmek gibiydi :) Kitabın başında biraz sıkılsam da ortalardan sonra akıcılığı arttı. Redaksiyonda sıkıntı vardı ancak yeni baskılarda bu durumun ortadan kalkacağını düşünüyorum. Turun son gününde yazar söyleşisi ile karşınızda olacağım. İyi haftalar :)

ARKA KAPAK

Aşkın en derinden, inkâr edildiği yerden ortaya çıkışı! Kendilerini ve birbirlerine duyduğu aşkı çığlık çığlığa ve sessizce inkâr etseler de, aşkları ortalığı yakıp kavuruyor!

Alexander, hissiz, acımasız, yakışıklı, güçlü ve zengin… Daha küçücük bir çocukken öğrendi bütün bu özelliklere sahip olabilmeyi. O hislerini acımasızca rafa kaldırmış, kendi sonuna doğru ilerliyordu. Ama bilmediği, her sonun bir başlangıca gebe olduğuydu. Heaven karşısına çıktığında bütün inançları ters yüz olurken, kendi sonu birdenbire başlangıcı olduğunda ne yapacağını elbette bilemezdi.


Heaven; masum, saf ve kırılgan bir papatya… Cennetten gelen bu sessiz melek, tüm korkularını kendine zırh yaparak kökleri ile tutunduğu topraklarında, Alexander'ın fırtınasına karşı direnirken, bir aşk ateşi yakmak için geldiğinde asla tek bir yananının olmayacağını bilemezdi.Var olmadığını zannettiği kalbi boğulurcasına çırpınırken soluksuz kalarak tekrarladı: "Hissetmiyorum, hissetmiyorum, hissetmiyorum…"

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway


Tesadüfen Aşk - Başak Kızıltan / Alıntılar ve Çekiliş


Turun ilk günü yorum ile karşınızdaydım. Bugün alıntılar ile elimden geldiğince konsepti yansıtmaya çalıştım. Umarım hoşunuza gider. Keyifli günler.









ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

Tesadüfen Aşk - Başak Kızıltan / Yorum ve Çekiliş


Yeşim, çocukluğundan beri Cenker'e aşık. Yıllarca peşinden koştuğu adama kavuşuyor ama içinde bir boşluk var. Cenker ise Boston'da okulunu bitirip döndükten sonra Yeşim ile nişanlanır. Yiğit, Yeşim'in abisi ve Cenker'in Boston'da beraber okuduğu yakın arkadaşı. Yeşim'in kuzeni Gülce nişanlanacağını haber vermeyen Yeşim'e oldukça kızgındır. İstanbul'dan İzmir'e hesap sormaya gelir. Alaz Gülce'nin sevgilisi aynı zamanda Ayaz'ın kuzeni.

Peki Cenker Yeşim'in hayal ettiği kişi miydi? Bunu karşısına Ayaz çıktığında anlamaya başlar. Ayaz, Boston'da okumuştur. Yeşim'i de yıllar önce bir kez görmüştür ancak yıllar geçse de unutamaz. Kader onların yolunu tekrar birleştirdiğinde neler olacağından henüz haberleri yoktur.

Yorumuma gelecek olursak, Ayaz favorimdi benim. Bazen gıcık olduğum doğrudur fakat o ne aşk be kardeşim. Hani abarttığı zamanlar oldu bizim meşhur basketbolcu oğlumuzun ama ben öyle de kabul ettim :) Yeşim'in çektikleri ayrı bir konu zaten, kız dünyaya çekmek için gelmiş. 

İsim boşuna öyle konmamış. Bol bol tesadüf okuyoruz. Bir de yazarın şarkıları romanda kullanması çok hoşuma gitti. Okurken bir yandan içimden şarkı da söyledim :) Genel olarak hikaye güzeldi yalnız gözüme takılan şeyler de oldu. İlk olarak isim ve soyisimlerde bazı hatalar vardı. Alaz yerine Ayaz denmişti bir yerde. Yeşim Tansel daha sonra Yeşim Saygun oldu. Bunun gibi birkaç karışıklık vardı. Birde alın kelimesi sürekli anlı, anlım şeklinde kullanılmıştı. Haliyle bunlar gözüme battı. Okumayı çok etkilemese de ben fazla dikkatli olduğumdan sanırım illa görüyorum.

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway