ithaki yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ithaki yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kafes - Josh Malerman / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Sakın gözlerini açma diyerek ortalığı kasıp kavuran Kafes'i nihayet ben de okudum. Kitap bitince ilk tepkim neden okumak için bu kadar bekledim oldu. İkinci tepkimse bunun devam kitabı mutlaka gelmeli.

Ben korku-gerilim türünü fazla okuyan biri değilim. Her türden okurum ancak gerilime özel bir ilgim yok. Kitabı bitirice içimde bu türe devam etme isteği oluştu. Allahtan ders çalışmam lazım yoksa kütüphanede ne kadar gerilim varsa çıkarır okurdum ☺ Şu KPSS bir geçsin de hayırlısıyla bu dediğimi yapayım.

Konusundan biraz bahsetmek istiyorum. Malorie, kız kardeşiyle yaşamaktadır. Her şey olağan bir şekilde devam ederken garip olaylar olmaya başlar ve Malorie o esnada hamile olduğundan şüphelenmektedir. İnsanlar saldırganlaşıp başkalarını ve kendilerini öldürürken emin olunan tek şey dışarıda bir şeyler olduğu ve onu görenin kendini öldürdüğüdür. Akıllarını kaçıran insanların görüntüleri televizyonda çıktıkça herkes evlerine kapanmaya başlar. 

Bir gazetede verilmiş güvenli ev ilanını gören Malorie, kardeşi kendini öldürdüğünde derhal yola çıkar. Bu ev herkes gibi onun da hem kurtuluşu hem de hapsidir. Çünkü artık dışarıyı görmek mümkün değildir ve gözbağları onların yaşamalarını sağlayan en önemli şeydir. Bu şekilde yıllar geçer. Yaşanan felaketler sonrası Malori'nin çocukları 4 yaşını geçmiştir ve o 4 yıldır daha güvenli bir yere gitmeyi düşünmektedir. Buna cesaret edebildiğinde ise tehlikeli bir nehir yolculuğu onları beklemektedir. 

Bölümler halinde yazılmış bu roman geçmiş ve günümüz olaylarını heyecan içinde aktarmayı başarmış. Yine de bitirdiğimde aklımda binbir soru vardı. Sonu hiç öyle beklemiyordum. Yine de kötü bir son değildi. Sadece biraz basit kalmış romanın tamamına bakınca. Umarım yazar devam kitabı yazar ve bir an önce okuruz. Hoşça kalın.

Marslı - Andy Weir / Kitap Yorumu


Mars'ta su bulunmasının konuşulduğu bugünlerde ben de Andy Weir tarafından yazılan Marslı'yı bitirdim. Mars ile ilgili bir kitap okurken Mars'ta bir şeyler keşfedilmesi bana biraz garip hissettirdi. Neyse kitaba gelecek olursam çok beğendim. 

Okuma maratonunun 5. kitabıydı. 2, 3 ve 4. kitaplar beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattığı için Marslı bana çok iyi geldi diyebilirim. Mart ayından beri kütüphanede beklettiğim için pişman oldum. Filmi vizyona girmeden önce okumak istediğim için de maratondaki 7 kitaptan biri olarak Marslı'yı seçmiştim. 

Bilimsel yönü de vardı elbet. Bu biraz mecburi çünkü Mars'ta öldü sanılarak bırakılan bir adamın yaşam mücadelesini anlatıyordu. Bu sebeple hayatta kalmak için bildiği her şeyi kullanıyordu. E bir astronottan bahsediyoruz. Tabii ki bilimsel yönü olacak :)

Bilimsel yönü beni sıkmadı. Bilimsel detaylar fazla şeklinde yorumlar okuduğumda ya beğenmezsem demiştim ama kesinlikle her şey kararındaydı. Mars'ta kum fırtınası sebebiyle darbe alan ve bulamadıkları için mürettebatın geride bıraktığı kişi Mark Watney. Botanist ve makine mühendisi. Orda sağ bir şekilde kaldığını fark ettikten sonra hayatta kalma mücadelesi vermeye başlayan Mark, her bilgiyi kullanmaktadır. Dünyanın ise onun hayatta kaldığından haberi yoktur çünkü kum fırtınasında iletişim sistemleri hasar almıştır. Elindeki tüm eşyaları ve beynini sonuna kadar kullanan Mark için bir mucize gerekmektedir. Çünkü Mars'a yolculuk 4 yıl sürmektedir ancak Mark'ın 4 yıl yaşayacak yiyeceği bile yoktur ki daha önce de dediğim gibi dünya onun öldüğünü düşünmektedir.

Roman eğlenceli bir dille yazılmış. Hele Mark'ın günlük tutma halleri en eğlenceli kısımlardı. Ölse bile günün birinde o günlüklerin bulunacağını düşünerek yazıyordu. Ve aklına geleni yazıyordu. Sansürsüz bir şekilde. Kitabın eğlenceli bir dille yazılmış olması akıcılığı arttırıyordu. Şöyle ki kitaba ara verince ne olacak diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Bu çıkmazdan nasıl kurtulacak falan derken aman ara falan vermeyeyim zaten rahat olmuyorum deyip tekrar elinize alıyorsunuz. Böylece hızlı bir şekilde bitirmiş oluyorsunuz :)

Goodreads okurları tarafından 2014'ün en iyi bilim kurgu romanı olarak seçilmiş ki bence sonuna kadar hak ediyor. Kitabın filmi bu cuma yani 2 Ekim'de vizyona girecek. Ben de en kısa sürede izlemek istiyorum. İzledikten sonra yorumumu yine buradan okuyabilirsiniz. Şimdilik hoşça kalın.

Scott Lynch - Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler / Kitap Yorumu (Centilmen Piçler #2)


Herkese merhaba

Merakla beklediğim bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım. İlkinden daha fazla keyif aldım okurken. İlk kitap bitince ee ikinci kitapta ne olacak bu kitapta her şey oldu demiştim ama ooo daha neler varmış neler. Kimbilir daha da neler olacak? Devam kitapları da umarım en kısa sürede çıkar.

Serinin ilk kitabı Locke Lamora'nın Yalanları yorumumu okumadıysanız TIK

Yazarın düşünce tarzını seviyorum. Betimlemeler ile zenginleştiriyor ama bunu sıkmadan yapmayı da başarıyor. Okudukça hayran kalmamak mümkün değil. Locke Lamora bir hırsız hem de fazlasıyla yetenekli bir hırsız. İlk kitabı okuyanlar eminim hatırlayacak ekip olarak olmaz denen şeyleri oldurmayı başarıyorlardı ve kitabın sonu aslında hem hüzünlü hem de şimdi ne olacak düşüncesiyle bitmişti. İkinci kitap öyle hızlı başlıyor ki ilk anda şok olmak kaçınılmaz. Bölümlerde bazen geçmiş bazen yaşanılan zaman dilimi yer alıyor. Hiçbiri birbirine karışmıyor merak etmeyin :)

Büyük kayıplar veren iki yakın dost Locke Lamora ve Jean Tannen bu kez Camorr'da değiller. Arka kapakta yazdığı gibi Camorr'un belası Camorr'suz kalıyor. Bu kitap Tal Verrar'daki maceraları anlatıyor. Locke ve Jean yeni kimlikleri ile yine büyük bir hırsızlık planlıyorlar. Şehrin en bulaşılmayacak adamlarından birinin yani Günahane isimli kumarhanenin sahibini soyma planları hazırlanıyor. Hazırlıklar yapılıyor ve plan devreye koyuluyor. Aynı zamanda ilk kitaptan fazlasıyla hatırlanan bağlıbüyücüler ikilinin peşindeler. İntikam istiyorlar. Bunca olayın içinde kalan Locke ve Jean bakalım neler yapacak?

Buradan sonrası hakkında bir şey söylemem kitabın tadını kaçırabilir. O yüzden kapaktan devam etmek istiyorum. İlk kitabın kapağına da bayılmıştım ve uyumunu sevmiştim. Bunda da aynı şey var. Yazım diline gelecek olursam az da olsa yukarıda bahsettiğim gibi fazlasıyla güzel ve akıcı. Muhteşem bir kurgu, sıkmayan betimlemeler ve azalmayan heyecan... İnsan bir kitaptan daha ne ister ki... Umarım serinin 3. kitabını da en kısa sürede okuyabiliriz. Önümüzdeki haftaya kadar ilknokta ve okuoku siparişlerimin yazıları da gelecek. Şimdilik hoşça kalın :)

Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch / YORUM (Centilmen Piç #1)


Orijinal İsim: The Lies of Locke Lamora
Yazar: Scott Lynch
Çevirmen: Cihan Karamancı
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa: 584
Baskı Yılı: 2014

Locke Lamore, kendini bilmeye başladığından beri hırsızlık yapıyor. Ailesi öldükten sonra Hırsızbaşının çetesine katılıyor ama Hırsızbaşı yaptıklarından korktuğu için Locke'u Gözsüz Rahip'e satıyor. Bundan sonrası Locke için bambaşka bir hayat.

Zor işlerden tereyağından kıl çeker gibi kurtulan Locke, Camorr'un Belası olarak anılıyor. Gözsüz Rahip'in ekibine yani Centilmen Piçler'e katıldıktan sonra her alanda gelişmiş bir Locke çıkıyor karşımıza. 20'li yaşlarındaki Locke, Rahip'in ölümüyle çetenin başına geçiyor. Çetenin başına geçmesiyle ekibiyle birlikte büyük vurgunlar yapıyorlar, provalar, hazırlıklar falan anlatacak kelime bulamıyorum o sahneleri :) Hayat onlar için böylesine güzelken bir gün gizemli bir Gri Kral çıkıyor ortaya. Uğraştığı kişi Centilmen Piçler'in de bağlı olduğu Capa Barsavi. İşte bu noktadan sonra heyecan doruğa çıkıyor. Ne oldu, ne olacak derken bir bakıyorsunuz kitap bitmiş. İkinci kitap ne zaman çıkar acaba derken buluyorsunuz kendinizi :)

Ben kitabın anlatımını aşırı sevdim. İlk anda pek sevemeyecekmişim gibi hissettim ama kısa sürede o his gitti. Yerini merak aldı. Kapak içeriğe çok uygun. İthaki'nin diğer kitapları gibi bunun redaksiyonu da gayet iyiydi. Serinin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Yazarı favori yazarlarıma dahil ettim. Bu roman benden Goodreads'te 5 puan aldı. Sıradan romanlardan sıkılanlara Locke'a bir şans vermelerini tavsiye ediyorum. Mutlu günler.

ARKA KAPAK

"Locke Lamora'nın Yalanları en sevdiğim on kitap arasında bulunuyor. Belki de ilk beştedir. Kitabı okumadıysanız, okumalısınız. Okuduysanız, muhtemelen yeniden okumalısınız…"
-Patrick Rothfuss-

"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış." 
-George R.R. Martin-

"Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk… çok fazla çalıyor." Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr'un Belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek… Camorr'un Belası'nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir. İşte o efsanevi "Bela" narin yapılı, gözü kara ve becerikli Locke Lamora'dır. Locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. Locke'un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi Centilmen Piçler içindir.

Onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim Camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. Tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen Locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır. Yarattığı dünya ve kuvvetli kalemi sayesinde Patrick Rothfuss, Brandon Sanderson gibi isimlerle adı sık sık anılan Scott Lynch, çarpıcı romanı Locke Lamora'nın Yalanları'ında bir macera kitabının sürükleyiciliğini, bir fantastik kitabın yaratıcılığıyla birleştirip üzerine George R. R. Martin'in okuyucuyu beklemediği yerden vurmayı başaran anlatımını katıp, bizlere eşsiz bir hayal dünyası sunuyor.

Son Kurtadam - Glen Duncan / Yorum (Son Kurtadam #1)


Orijinal İsim: The Last Werewolf
Yazar: Glen Duncan
Çevirmen: İlbay Kurtoğlu
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa: 424
Baskı Yılı: 2014

Jake Marlowe, 200 yaşını aşmış, dünyadaki son kurtadam. Ancak bu durumdan mutlu değil ve sürekli oluş nedenlerini sorguluyor. Ölmenin onun için daha iyi olacağı düşüncesini taşıyor. Onu öldürmeye çalışan bir avcı var. Bu avcı DOKET denen gruba bağlı ve Jake'in ölümünün efsanevi olması gerektiğini düşünüyor, kendisi ise büyük bir kahraman olacak. Bu nedenlerle birkaç noktada Jake'e yardım ettiği bile oluyor. Jake ise hiçbirini umursamıyor. Hayatını kurtardığından beri en yakın daha doğrusu tek yakın arkadaşı olan Harley bile onu düşüncelerinden vazgeçiremiyor.

DOKET dışında Jake'in peşinde vampirlerden oluşan bir topluluk da var. Onların amacı ise sağ şekilde Jake'i ele geçirmek. Tabii ki onlarında bazı planları var.

Tüm bunlar devam ederken Jake'in karşısına bir kadın çıkıyor ve bu kadın Jake'te fazlasıyla değişikliğe yol açıyor. 34 yaşındaki Talulla'dan sonra olaylar oldukça karmaşıklaşıyor ama aynı zamanda da heyecan hep en üst seviyede :)

Sonu kesinlikle beklemediğim gibiydi. Şok oldum. İkincisinde neler olabilir diye düşünüp durur haldeyim. Fazla detay vermek istemem ama Talulla'dan sonra gerçekten tempo yükseliyor. Başlarda biraz sıkıcı geldi bana ama tempo arttıkça merakla okudum. Bu arada arka kapaktaki vampir kitapları hep vardı ama kurtadam romanı sahipsiz kalmıştı yazısına bayıldım :) Düşününce de hak verdim. Neyse konuyu dağıtmadan çeviriyi ve redaksiyonu beğendim. Hafif hatalar vardı tabii ki ama okumayı etkilemedikten sonra önemli değil. Romanın kapağı da hoştu. Gizemli bir hava katmış.