epsilon yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
epsilon yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ben, Malala - Malala Yusufzay & Christina Lamb / Kitap Yorumu


Malala'yı tanıyorsunuz değil mi? Kendi ülkesinde yani Pakistan'da kızların eğitim hakkını savunduğu için Taliban tarafından vurulan kız. Vurulduğunda sadece 15 yaşında bir çocukmuş. Arkadaşlarıyla servise binmiş evine gidiyormuş. Servisi durduran Taliban üyelerinden biri güpegündüz Malala'ya ateş etmiş ve ağır yaralanan Malala hemen hastaneye kaldırılmış. Şu an bunları okurken ne kadar korkunç diye düşünüyorsunuz ama emin olun kitabı okurken bunun kaç katı daha kötü olayları okuyorsunuz, anlatmak pek mümkün değil.

Malala, doğduğu günden başlayarak hayatını, ailesini, ülkesini, Taliban'ı ve Taliban'ın halka zorla yaptırdıklarını anlatıyor. Başarmaya çalıştığı büyük hayallerine rağmen 15 yaşındaki herhangi bir çocuk. Alacakaranlık kitapları okuyor, Bollywood filmleri izliyor ve okula gidiyor. Tek derdi de okula gitmek. Özel okul sahibi eğitimli bir babası olması sebebiyle biraz da olsa diğer kızlardan şanslı bir kız ancak bu şans aynı zamanda ona şanssızlık da getiriyor.

Malala'nın babası, eğitimi savunan, dini sömürenlere kanmamaları için halka sesini duyurmaya çalışan biri. Ülkesinde birçok kuruluşun başkanlığını yapan konuşmalarıyla insanları etkileyen elinden geldiğince herkese yardım etmeye çalışan biri. Pakistan'dayken yaptığı güzel işler sebebiyle bol bol ölüm tehdidi alıyormuş. Malala'da babasının izinden gitmiş ve kızların okula gitmesinin yasaklandığı ülkesinde kız arkadaşlarıyla bunun mücadelesini vermiş. Başarılı da olmuş aslında. Ülkesinde tanınmış, bir simge haline gelmiş.

Yanlarında yakın bir erkek akrabaları olmadan dışarıda gezemeyen, gezecekse de burkasını giymesi gereken kadınların ülkesi Pakistan. Okuma yazma bilmeyen milyonlarca insanın olduğu, darbelerle yönetilen, halkı elindekiyle kıt kanaat geçinmeye çalışan bir ülke. Her şeye rağmen çabalayanlar var ama onları da bir şekilde susturmaya çalışıyorlar Malala örneğinde olduğu gibi.

Malala şu an 19 yaşında bir genç kız ve yaşadığı her şeye rağmen savunduğu şeyleri savunmaya devam ediyor. Bu yaşa kadar yüzlerce tv programına katılarak ve yüzlerce röportaj yaparak kızların eğitim hakkını savunmaya çalışmış, bu yüzden ölümden dönmüş, aylarca hastanede kalmış ama pes etmemiş. Saldırının izleri tamamen geçmeyecek ama o bu genç yaşında adını tarihe yazdırmayı başardı. 2013'te yazar Christina Lamb ile ortaklaşa bu kitabı yazdı. 2014'te Nobel Barış Ödülü'nü alarak bu ödülü alan en genç kişi olma ünvanını aldı. Ülkesinden ve dünyadan onlarca ödül aldı ve muhtemelen almaya devam edecek. Kurduğu Malala Vakfı'na gelen bağışlar sayesinde eğitime destek vermeye devam ediyor, ihtiyacı olan ülkelerde okullar yaptırıyor. Şu an ailesiyle birlikte, tedavi için götürüldüğü İngiltere'de yaşıyor. Tek dileği de bir gün ülkesine dönebilmek.

Ben kitabı D&R'daki bir 9.90 tl kampanyasından almıştım. 1 yıldan fazla oldu. Keşke daha önce okusaymışım. Herkese tavsiye edebileceğim bir kitaptı. Kesinlikle okunmalı. Malala'nın hikayesini okurken aynı zamanda başka bir kültürü tanıma imkanı da buluyor insan. Benim için kitabın tek sıkıntısı vardı. O da çeviriden kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir sıkıntıydı. Cümleler çoğunlukla net değildi. Keşke güzel bir düzelti yapılsaydı da dikkat dağıtıcı şeyler olmasaydı. 

Çarpılma - Colleen Hoover / Kitap Yorumu


Çarpılma, Colleen Hoover'ın okuduğum 2. kitabı. İlk Çirkin Aşk'ı okumuştum ve tek kelimeyle bayılmıştım. Bu kitabı da fuarda aldım ve hemen okudum. Açıkçası Çirkin Aşk kadar çarpmadı beni ama Çarpılma'nın ayrı bir havası vardı. 

Layken, 18 yaşındadır. Babasını kaybetmiş, annesi ve kardeşiyle başka bir eve taşınmıştır. Yeni evlerine geldiklerinde ilk tanıştığı kişi karşı komşusu Will'dir ve aralarında farklı bir çekim vardır. Will ve Layken'ın kardeşleri Caulder ve Kel hemen arkadaş olurlar. Will bir şiir tutkunudur ve Layken'ı haftada bir kez düzenlenen şair atışmasına götürür. Aralarında her şey güzel giderken birden keşfettikleri gerçek onların arasına girer. Aşklarını yaşamaları mümkün değildir ancak komşu olmaları ve hayatın bir şekilde onları sık sık karşı karşıya getirmesiyle her şey daha zor bir hal alacaktır.

Fazlasıyla akıcı bir romandı. Her ne kadar şiir kendi dilinde güzel olsa da çeviri hali de fena değildi. Tamamen duyguları açıklayan şiirler vardı. Birden fazla etkileyici sahne vardı. Spoiler olmaması açısından o kısımları yazamıyorum ama iki yerde gözlerimin yaşarmasına engel olamadım :( Biri Lake'in annesiyle ilgili bir sahneydi, diğeri de Eddie ile ilgiliydi. Okuyanlar muhtemelen hemen anlayacak. 

Aslında kitapla ilgili çok şey söylemek istiyorum ama spoi olacak diye tutuyorum kendimi. Okurken eksiklik duygusunu hep hissettim ama okuma keyfimi bozmadı. Serinin devam kitabı da bir an önce çıkarsa belki hissettiğim eksiklik orda açığa kavuşur. Her şeye rağmen gerçekten hayatı yansıtan bir romandı. Yazarın kitaplarında genelde bu var zaten. Gerçekçilik orda duruyor hep. Sırada Umutsuz ve Yeni Bir Umut var. Beklentim büyük bakalım övüldükleri kadar varlar mı? 

Çirkin Aşk yorumumu okumak için TIK. 

Çirkin Aşk - Colleen Hoover / Kitap Yorumu


Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı, bayram öncesi araya sıkıştırdım ama iyi ki okumuşum. Bekletmek haksızlık olurdu. Çirkin Aşk aynı zamanda yazarla tanışmamı sağlayan kitap. Umutsuz ve Yeni Bir Umut'u okumayı çok istiyordum ama fırsat olmamıştı. Çirkin Aşk ile başlangıç yapayım devamı gelir dedim.

Çirkin Aşk'ta pilot patlaması var diyebiliriz. Ana karakterler Tate Collins bir hemşire ama babası ve abisi pilot. Babası emekli olmuş ancak pilot kızı olmanın kolaylıklarını ve zorluklarını iyi biliyor. Abisiyle pek yakın bir ilişkisi yok ancak yaşadığı şehri değiştirip kısa süreliğine abisinin yanına taşınmak zorunda kalıyor. Burda konuya yine bir pilot olan abisinin karşı komşusu Miles Archer dahil oluyor. Miles, aşk defterini 6 yıl önce kapamış ve kendini ilişkilere kapamış bir adam ama bir şekilde yakın arkadaşının kardeşi olan Tate'ten etkileniyor. Tate için de durum farklı değil, Miles onu çekiyor ve iki kurala uyma zorunluluğu olan bir anlaşma yapıyorlar.

Kitapta Miles ile ilgili 6 yıl öncesi bölümler ve o günü anlatan bölümler arka arkayaydı. Bir geçmişi bir günümüzü okuyoruz. Miles, neden ilişkilerden kaçıyor, bunun cevabını da öğreniyoruz. Sona kadar Miles'ın öyle olma sebebini merak ediyordum ancak son beklediğim kadar çarpıcı değildi. Kurgu iyiydi ama sonu çarpıcı yapmayı başaramamış yazar. Yine de bu beni mutsuz etmedi. Okuduğum için mutluyum :) Yazarın anlatım tarzını çoğunlukla beğendim, okuyanı daima merakta bırakıyor.

Çirkin Aşk'ın film olduğu haberini de vermeden geçmeyeyim. Heyecanlı bir tanıtım verdiklerinden beri merakımız üç beş kat arttı. IMDB'de filmin Şubat 2016'da sinemalarda olacağı yazıyor, o tarihte çıkarsa muhtemelen aynı tarihte veya aynı ay içinde biz de izleyebiliriz. 

Bir de kitabı Elli Ton serisine benzetenler varmış sanırım alakası bile yok. Çok farklı şeyler var iki kitapta. Tarz olarak bile farklılar. Son bilgilendirmemi de yaptığıma göre artık yorumu bitirebilirim. Hoşça kalın.

Mektubunda Diyorsun ki - Jessica Brockmole / Yorum


Orijinal İsim: Letters from Skye
Yazar: Jessica Brockmole
Çevirmen: Duygu Filiz
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Sayfa: 280
Baskı Yılı: 2012

Elspeth Dunn, 24 yaşında, İskoçya'nın Skye adasında yaşayan, evli, şiir kitapları yayınlanmış bir şairdir. Sakin bir hayatı vardır. Bir gün ilk hayran mektubunu alır hem de Amerika'dan. David isimli hayranı yazdığı mektupta şiirlerin bir şekilde ona dokunduğunu yazmıştır ve böylece yıllarca sürecek mektup arkadaşlığı başlamış olur. 1. Dünya Savaşı çıktığında kocası ve erkek kardeşi savaşa katılır. Zamanla David ile aralarındaki ilişkinin boyutu değişir ve bir aşk doğar. Ancak David'te savaşa katıldığında Elspeth için hayat daha da zorlaşacaktır hele de David ile bir kez buluşmuşken.

David Graham, 21 yaşında, Amerika'da yaşayan bir üniversite öğrencisidir. Arkadaşı İngiltere'den ona bir şiir kitabı gönderir. Bu şiirler David'in hoşuna gider ve şaire mektup yazmaya karar verir. Bu mektuplaşma yıllar geçtikçe değişik bir boyut kazanacaktır ama kazançlar kadar kayıplar da olacaktır. Peki yapılan hatalar telafi edilebilir mi?

Margaret Dunn, Elspeth'in kendi bildiğini okuyan kızı. 2. Dünya Savaşı döneminde yaşayan, durduğu yerde duramayan, evlenmeye karar verdiği savaştaki Paul ile mektuplaşan bu kız ailesiyle hiç görüşmeyen annesi Elspeth'in geçmişini öğrenmeye, gizemi çözmeye çabalıyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Mektuplardan oluşan bu roman ilk anda gözümü korkutmuştu. Bu tarzı pek sevdiğim söylenemez. Kapağı bu kadar masum duran bir şey kötü olabilir mi diye düşündüm ve başladım okumaya. İlk andan itibaren etkisi altına aldı beni. Mektuplardan oluşsa da dili akıcı. Dönem farklılığı olduğundan ve ne olduğunu sürekli merak ettiğinizden elinizden bırakamıyorsunuz. Az çok empati kurabiliyorsunuz. Yanlış zaman, yanlış insan gibi bir durumda buluyor kendilerini ikilimiz. Her şeye rağmen iyi veya kötü zamanlarında birbirlerinin mektuplarına tutunuyorlar. Duygusal yönü ağırdı ve bu benim hoşuma gitti.

Romanda 2 farklı dönem mektuplarını okuyoruz. 1912-1917 yılları arası (David - Elspeth) ve 1940 (Margaret - Paul/Finlay) yılı mektuplaşmalarından oluşuyor. Elspeth - David mektuplaşmaları haricinde farklı kişilerin mektupları da yer alıyor. Margaret, annesinin geçmişinden ve Margaret'in babası hakkında konuşmayı reddetmesinden dolayı sırları olduğunun farkında. Bu sırlara ulaşmak için harekete geçmek istiyor. Bir yandan ortadan kaybolan annesinin neyin peşinden gittiğini bulmak, bir yandan da kendisiyle ilgili soru işaretlerini gidermek istiyor.

İnanın mektuplardan oluşan bir romanın yorumunu yazmak zor. Elimden geldiğince tadı kaçmayacak şekilde aktarmaya çalıştım. Bu tarzı severseniz zaten çok keyif alacaksınız ama benim gibi tereddütleriniz varsa da bir şans vermenizi öneririm.