Kızgın Kum Bahçesi - Corban Addison / Kitap Yorumu


Yazarın okuduğum 2. kitabı Kızgın Kum Bahçesi. İlk kitabı yıllar önce okumuş ve aşırı derecede etkilenmiştim. Bu kitap çok daha fazla etkiledi. Yazarın kitapları kurgu olsa da gerçekte yaşanan olayları ele alıyor ve çok iyi işliyor. 

 Öyle akıcı ki okudukça üzülüyor insan. Yine de elinden bırakamıyor. Kızgın Kum Bahçesi, Zambiya'yı anlatıyor. Amerikalı bir avukat olan Zoe'nin Afrika'da CILA'nın avukatlarından biri olarak çalışması ve kendi sorunlarının yanı sıra dünyaya faydalı işler yapma çabasından yola çıkılmış. Ona gelen davalardan birinde Down sendromlu Kuyeya ile tanışıyoruz. 

Kuyeya, 15 yaşında ve bir gece tecavüze uğruyor. Afrika'da çok yaygın bir şey ve kimin yaptığı kanıtlanamadığı için genelde ceza verilmiyor. Böyle bir ortamda CILA acil müdahale ekibi bu davayı aydınlatmaya çalışıyor. Çok zor bir dava olacağı en baştan belli ama hiçbirinin yılmaya niyeti yok. Dava aylarca sürüyor. İki hakim degişiyor. Zaman zaman umutlar tükeniyor. Bir yandan da Kuyeya iyileşsin diye çaba gösteriliyor ve gerçekler ortaya çıktıkça dava hiç umulmayan bir noktaya geliyor. 

 Zoe'nin geçmişte yaşadıkları su yüzüne çıktıkça tercihlerini daha iyi anlıyor insan. Annesinin yolundan gitme nedenleri, babasıyla sorunlu ilişkisi, kardeşine açıklayamadığı sırrı... Hepsi birbiriyle bağlantılı. Bir o kadar da anlamlı. O kadar sorunun arasında aşka inanmayan bir kızın aşkı bulma sürecini okuyoruz aynı zamanda. Aşkı da türlü sınavlardan geçiyor ve zor bir karar onu bekliyor.

Kitabı bitirdiğimde ne yazacağımı çok düşündüm ama şu an yazarken kelimeler aktı gitti. Etkileyici derken ciddi anlamda etkileyici olmasından bahsediyordum. Böyle şeylerin yaşandığını bilmek insanı fazlasıyla etkiliyor.Bazı ülkelerde durum bundan bile kötü belki de. Yapılması gereken şeyler belliyken yapılmaması ne acı. Dünya böyle bir yer olmak zorunda değil. Neyse ben bu konuyu daha fazla uzatmadan burada bırakıyorum. Feniks Kitap, bize böyle romanlar çıkarmaya devam et lütfen. Dünyada her şeyin sandığımız gibi iyi olmadığını bilmemiz gerek diye düşünüyorum.

Konuş Benimle - Laurie Halse Anderson / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Bilgisayarımdaki arıza sebebiyle bir süredir yazamadım. Ancak bu muhteşem kitabın yorumunu daha fazla geciktiremezdim. İlk olarak kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm. Bu kitap ülkemizde neden bu kadar geç basıldı? Bence yıllar önce basılmalı ve özellikle lise çağındaki çocuklara okutulmalıydı. 

Başkarakterimiz Melinda, liseye yeni başlayan bir kız. Kimseye söyleyemed?iği ve taşıması çok çok zor olan bir sırrı var. Mümkün oldukça kimseyle konuşmuyor. Okula git, eve gel tarzı bir hayatı var. Tek derdi bir an önce liseyi bitirmek. Yıllardır arkadaş olduğu kişiler ona sırtını dönmüş. Kimse onunla konuşmak istemiyor. O da görünmez olmayı seçiyor. Okulda günler birbirinin aynısı olarak geçerken bir gün O ŞEY'i görüyor. Unutabilmeyi istediği, hayatının belki de en güzel yıllarını cehenneme çeviren O ŞEY Melinda'nın orada olduğunun farkında. O andan sonrası Melinda için çok daha zor. 

Melinda'nın öğretmenlerine verdiği isimler çok hoştu. Favori öğretmen benim için tabii ki resim öğretmeniydi. Melinda'nın birçok şeyi fark etmesini sağlayan o öğretmen favori olmayı kesinlikle hak ediyordu. Bir de Melinda'nın laboratuvar eşi David var. Farklı bir karakter ve o karakterle ilgili havada kalan şeyleri hala merak ediyorum. Kitap bittiğinde tam bir son bulamıyorsunuz. Bir devam kitabı olsa süper olurmuş ama yazar şu ana kadar yazmamış. Bir gün aniden yazmaya başlayabilirmiş. Biraz ilhama bağlı desek yalan olmaz :)

Roman fazlasıyla akıcıydı ve ben yazarın ergenlerin düşüncelerini yansıtabildiğini düşünüyorum. Gerçekçi bir romandı ve aynı zamanda çok etkileyiciydi. Spoi olmaması açısından bazı şeyleri açıkça yazamıyorum ama Melinda'nın yaşadıklarını yaşayanlara da bir örnek olabilir diye düşünüyorum, çünkü birçok şey çok iyi yansıtılmış. Susmak hiçbir zaman çözüm değildir. Son olarak Go Kitap mıknatıslı kapaklarına hayranım. Hep böyle güzel kitaplar yayınlayın lütfen.

The Konjac Sponge Co / Konjac Bitki Lif Süngeri - Pembe Fransız Kil


Herkese merhaba

Bugün blogta Konjac Sünger yorumum var. Bendeki "Pembe Fransız Kil" yani yorgun ve yıpranmış ciltlere uygun olan sünger. Konjac, Japonya'nın 1500 yıldır bolca kullandığı şifa bitkisi. Sünger, bu bitki kökünden elde edilen liflerden yapılıyormuş. Konjac sünger makyaj temizleme, yüz temizleme ve peeling amaçlı kullanılabiliyor. Her yaşa uygun, zengin nemlendirici etkisi olan, pH dengeleyici bir ürün.


Renklendirici içermeyen süngerin lifli yapısı cilde hassas bir şekilde masaj yapıyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor. Peeling etkisi ise ciltten ölü hücreleri temizliyor. Konjac sünger ile doğal bir şekilde yüz temizlemesi ve peeling yapmak mümkün. Benim aşırı kuru bir cildim olduğu için ihtiyaç duydukça peeling amaçlı kullanıyorum.

Hassas ve egzamalı ciltler için de uygun olduğu yazıyor web sitesinde ve benim hassas cildimde de kötü bir etki gözlemlemedim. Temizleme jeli ile de kullanılabiliyor ancak ben jel kullanmıyorum Konjac Sünger ile. Sade kullanım benim için daha uygun oluyor.


Konjac Sünger nasıl kullanılır?

Süngeri paketten çıkardınız ve ilk kullanımı yapacaksınız. Ilık suda süngeri ıslatmalısınız. Daha sonra süngeri iki elinizin arasına koyup hafifçe bastırarak fazla suyu alabilirsiniz. Kesinlikle sıkılmaması gerekiyor. Hafifçe bastırmak yeterli. Dairesel hareketlerle, nazik bir şekilde yüze ve boyuna masaj yapılarak kullanılıyor. Temizleme jeline ihtiyaç duyarsanız az miktarda jel işinize yarayacaktır. Ancak jel ile kullandıktan sonra süngerin iyice temizlendiğinden emin olmalısınız. Sünger kullanım sonrası yıkandıktan sonra kuruması için nemsiz bir ortamda kurutulmalı. Asmak için ip askısı var zaten. Önemli olan süngeri rutubetli yerlerden uzak tutmak. Rutubetli yerlerde durması ömrünü kısaltacaktır.


1-3 ay arası değiştirilmesi öneriliyor. Yoğun kullanımda bu süre azalabilir. Kuruması için astığınız sünger kaskatı bir hale geliyor. Bu gayet normal. Sonraki kullanımda yine ılık suda ıslatarak yumuşatmalı ve öyle kullanmalısınız. Tamamen yumuşadığından emin olun ki cildinize herhangi bir zarar vermesin.


Kullandığımız ürün yıprandığında ne yapacağız? Tabii ki atmayacağız. Çünkü geri dönüşümlü ürünler bunlar. Bahçeniz varsa gübre olması açısından toprağa ya da evlerde saksıdaki çiçeklerinize koyabilirsiniz. Markanın ürünleri Vegan Society ve Cruelty-Free tarafından onaylı. Yani ürünlerde hayvansal ürün kullanılmıyor ve hayvanlar üzerinde test edilmiyor.

Konjac Sünger nerede satılır?

Öncelikle piyasada çok fazla taklit ürün var. Bu yüzden alışveriş yapacağınız yer güvenebileceğiniz bir yer olmalı. Bir de alırken cilt tipinize uygun olduğundan emin olmalısınız. Bu şekilde en etkili sonucu alırsınız.

İnternette biraz araştırma yaptım ve şu an aktif olarak satış yapan siteler:

Ekim - Kasım Ayı Biten ve Çöpe Giden Ürünler


Herkese merhaba

Ekim başından beri bitenler yazısı yazmadığımı fark ettim. Haliyle bitenler de birikmişti. Hatta geleneği bozmayarak bazılarının fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Onlar sonraki yazıda yer alacaklar büyük ihtimalle.


İlk olarak çok severek kullandığım ve yeni şişeye başladığım HC Hair Care Complex'ten bahsetmek istiyorum. Uzun uzun yazısını yazmıştım daha önce. Kullandığım ilk günden beri vazgeçemediğim ürünler arasında yerini aldı. Biraz saçınıza bakım yaptığınızda bunun karşılığını alıyorsunuz. Tabii ki bakım doğru ürünlerle yapılmalı. Aynı markanın şampuanını şu an kullanmıyorum ancak bu saç bakım yağı olmazsa olmazlarımdan uzun zamandır. Ayrıntılı yazı için TIK.

Urban Care şampuan yazısını daha geçen hafta yazdım. Şu an 2. şişeyi kullanıyorum ancak kısa süreli bir değişiklik yapacağım. Eğer yeni başlayacağım şampuan istediğim sonucu vermezse yine Urban'a devam etmeyi düşünüyorum. Yağlı saçlarınız varsa ve çok hızlı yağlanmasından şikayetçiyseniz mutlaka deneyin derim. Yağlanma süresini uzattığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.


Ceradolin yağ bazlı losyon geçen kış ortasında başlamıştım ve bendeki numune ürün olduğu halde yani tam dolu olmadığı halde ancak bitti ki kuru cildim sebebiyle yazın kullandığımı da belirtmek istiyorum. Şu an su bazlı olana devam ediyorum. O bittiğinde yağ bazlı losyon alınıp kullanılacak. Kuruluğu tamamen geçirmiyor ama günü kurtarıyor ve nemi hissediyorsunuz. Detaylı yazı için TIK.

Bebak tonik henüz cildim kupkuru değilken kullanmaya başlayıp kuru cilde geçiş yapınca anneme devrettiklerimden biri. Makyaj sonrası yağlanan cildimde az da olsa ben de kullanıyordum. Elimdeki tonik bitince kuru cilt için olanını almayı düşünebilirim.


Uni göz makyajı temizleme diskinin yazısını yazmıştım ve pek memnun kalmadığımı belirtmiştim. Maskara ve yoğun göz makyajı çıkarmada başarılı değil,göz kalemi ve farı rahatlıkla çıkardığını söyleyebilirim.

Doa hint yağını bir indirimden almıştım ve bir süredir hiç açılmamış vaziyette duruyordu. Geçenlerde aklıma kaş ve kirpik bakım yağı yapma fikri geldi ve bu hint yağını da değerlendirme fırsatı buldum. Ancak karışımımı hazırlarken bittiği için bu yazıda o da yer aldı.


Organique vücut kremini her ne kadar bitmesin diye az az kullansam da en sonunda bitti. Güzel bir indirime denk gelirsem bol bol stoklamayı düşünüyorum. İndirimsiz hali biraz fazla geliyor bana.


Mihri ayak kremi, helal bir marka olması açısından dikkatimi çekmişti. Hatta yanlış hatırlamıyorsam yazısını da yazdım. Memnun kaldığım bir üründü bu. Ayak bakımında aranılan krem diyebilirim. Ama her güzel şey gibi o da bitti.


Gelelim pek kullanmasam da annemin tavsiyesi üzerine bu yazıya dahil ettiğim kreme. Hunca'nın masaj ürünleri kategorisinde yer alan bu at kestanesi kremiyle annemler, halam sayesinde tanıştı. Ağrılara iyi geldiğini söylüyorlar. Ben birkaç kez bileğim ağrıdığında denemiştim. Ağrıyı geçirdiğini fark ettim. Tabii ki bir süreliğine ama yatmadan önce sürüp hiç değilse rahatça uykuya dalınabilir. En azından bizimkiler bu amaçla kullanıyorlar. Romantizmal ağrılarının varsa denemenizi öneririm. Rahatladığınızı fark edeceksiniz.

Sabredip baştan sona yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım bir şekilde yardımım dokunmuştur. Başka yazılarda görüşmek üzere hoşça kalın.

Eşekarısı Fabrikası - Iain Banks / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Son aylarda okuduğum en ilginç kitaplardan birini yorumlayacağım. Eşekarısı Fabrikası. Açıkçası bu kitabı yorumlamak çok zor. Başkarakter oldukça aykırı ve olağanüstü değişik biri. Kitabın tadını kaçırmadan nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum hala :)

Öncelikle Türkiye'de yeni basılmış olsa da aslında oldukça eski bir kitap. 80'li yıllarda yapılmış ilk baskısı ve kitapta da 70'li yılların sonları anlatılıyor. Frank, 16 yaşında, adada babasıyla yaşayan bir çocuk. Küçük bir çocukken başına gelen bir kaza sebebiyle kendini pek erkek gibi hissedemiyor. O da adada herkesten uzak bir dünya yaratmış kendine. Eşekarısı Fabrikası adını verdiği şey gerçekten çok fazla ilginç. Yine kendisinin oluşturduğu bu fabrikanın ona iyi ya da kötü haberleri önceden bildirdiğine inanıyor.

Babasıyla yakın bir ilişkisi yok aynı evde yemek yemenin dışında yaptıkları pek ortak bir şey yok. Babası kendi halinde Frank kendi halinde takılıyor. Bir de abisi var. Eric. O bazı sebeplerden ötürü evden uzakta. Frank onu özlese de artık eskisi gibi olmadığının farkında.

Frank, 16 yaşında olmasına rağmen öyle çok masum bir çocuk değil. Çocukluğundan itibaren içindekilerin dışa yansıması olarak düşündüm yaptığı kötü şeyleri. Öyle ki bazısından hiç pişmanlık duymuyor, bazısından ise biraz da olsa pişman ama genel olarak sorunlu bir çocuk. Yaşıtlarının yaptıklarıyla kesinlikle ilgilenmeyen bir çocuk. Çok başka bir dünyada yaşıyor.

Eşekarısı Fabrikası ismi kadar kapağıyla da dikkat çekiyor. Ben şahsen kapağa bayıldım. Yazarın sondaki ters köşesi ve notu da ayrıca hoşuma gitti. Her şeye rağmen fazlasıyla akıcı bir romandı. Ancak şiddete karşı hassassanız kitabı tavsiye etmem. Çünkü neticede bir çocuğun insan ve hayvan öldürme hikayelerinin yer aldığı bir roman bu. Sanırım yazacaklarım bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...