RSS

Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon 3. Sezon Yorumum


Herkese merhaba

IPKKND izleyenler burda mı? :) Şu anki haliyle ilk sezon olarak geçen, dizinin aslı final yaptığında hepimiz üzülmüştük değil mi? Nerden baksak onlar Khushi ve Arnav'dı. Ben Hint dizilerine onları izleyerek başladım. Sanırım pek ilerleme de kaydedemedim daha sonra :D Yine Tatlı Bela diye çevrilerek bir çeviri rezaleti yaşadığımız Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon Ek Baar Phir'i izlemeye çalışsanız da başaramadınız. Çünkü bir süre sonra Shlok sinirinizi bozdu :) Eğer öyleyse siz de bendensiniz.


Gerçekleri yazmak gerekirse Sanaya olmadan o 3. sezon olmaz demiştim. İzlesem mi izlemesem mi diye düşüne düşüne en sonunda izlemeye başladım. Bölümler şu an 50'lerin ortasında. Hindistan ile aynı anda ilerliyoruz demek çok yanlış olmaz. Bölümler kısa sürelerde çevriliyor. Online olarak birçok siteden altyazılı izleyebiliyoruz. Eğer altyazılı sevmiyorsanız televizyonda yayınlanmasını bekleyebilirsiniz ama yayınlanır mı belli değil. Neyse konudan çok sapmayayım. O 3. sezon olmaz demiştim çünkü nedense diziyi Khushi götürüyor gibi geliyordu bana hatta Arnav karakterine de sinir oluyordum. Böyle diye diye 398 bölüm izledim ama şu 3. sezona kadar bu kadar emin değilmişim sanırım. Şu an emin oldum ki evet cidden Sanaya götürmüş diziyi.


Şimdi dizi ilk sezon gibi değil diye bitsin ya da illa Sanaya Irani olsun diyen kesimden değilim. Yanlış anlaşılmasın. Sonuçta ayrı bir konu var, ayrı karakterler var. Tek sorun dizi adı aynı, başrollerden biri aynı, müziği değiştirilmiş havası verilse de aynı hatta şu ana kadar izlediğim bazı sahnelerin bile ilk sezonla tıpatıp aynı olduğunu gördüm. Bu biraz izleyiciyi saf yerine koymak bence. Aynı şey IPKKND Ek Baar Phir'de de vardı. Konu ayrı, oyuncu farklı ama neden her sezon bazı sahneler aynı. Yazacak sahne mi yok yani. Müzik konusuna gelince de bu sezonun müzikleri asla ilk sezon duygusunu veremiyor. Şahsen ben başrolde oynayan kızı beğendim. Chandni karakterini güzel canlandırmış ama hep bir "ama" oluyor insanda. Çünkü Barun oynuyorsa Sanaya'da olmalıydı ya da Tatlı Bela'da olduğu gibi farklı oyuncular olmalıydı. O zaman cidden olurdu yani. Konunun gideri var. Sadece Barun'u gören gözler Sanaya'yı arıyor.


Dizinin biteceği ile ilgili çok söylenti var. Doğruluğunu bilemiyorum ama başladık bir kere izlemeye devam etsin en azından sonunu görelim. İlk sezon gibi finalsiz bir dizi olmasın. Bir şekilde içime sinmemiş olsa da izliyorum ve ilk sezonun kıymetini daha iyi anlıyorum :) Sanırım yazacak başka bir şey kalmadı. Yine dizi ilerledikçe bu yazıyı güncelleyeceğim. Mutlu haftalar.

Güncelleme: Dizi 6 Ekim'de final yapacakmış. Az çok belliydi gerçi konu ilerlemiyordu. Yine de ben final yapılmayacak olsa nasıl ilerleyeceğini merak ediyorum. Keşke bitirmeyecek olsalardı.




Takvim Kızı Nisan - Audrey Carlan / Kitap Yorumu


Takvim Kızı serisini takip edenler için haziran ayında kötü haber geldi. Arkadya Bitter yani serinin yayıncısı yayın hayatını bitirdiğini duyurdu. Tüm seriler yarım kaldı ki çıkardıkları serilerin tümünü takip eden biri olarak ne kadar üzüldüğümü söylememe gerek yok sanırım. Ben de orijinal dilden okuyayım, yarım kalmasın düşüncesiyle bu seriden başladım. İlk kitaba bayılmıştım, ikincisi de kurgu olarak güzeldi, üçüncüsünü pek sevemediğimi yazımda da yazmıştım ama dördüncünün böyle olacağını tahmin etmemiştim. Bu da kötü gitseydi seriyi burada bırakacaktım ama nisan ayı kitabı cidden iyiydi.

Kitabı okumayı düşünenler buradan sonrasını okumasın. Spoiler içerebilir ve büyük ihtimalle de içerecek :)

Mia'nın sonraki ayını kiminle geçireceği, mart ayı kitabı sonunda ortaya çıkmıştı. Tabii ki muhtemelen yakışıklı beyzbol oyuncusu denince hemen herkes benim gibi düşündü ama hiç öyle bir şey değildi. Beyzbol oyuncumuz Mason beni fena halde şaşırttı. Bu kitapta Mia'nın oraya gitme sebebi Mason'ın kötüye giden imajını düzeltmekti. Oldukça kötü bir yaşam tarzı olan Mason'ın kariyeri sallantıda olduğu için PR ajansının aklına gelen bu fikirle imaj kurtarma çalışmaları yaptılar. Okuduğum çoğu bölümde yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı. Geçen ayın kitabına göre kat kat iyi bir kitaptı. 

Mia'nın, Wes'i düşünüp başkalarıyla birlikte olması önceki kitaplarda oldukça sinirimi bozmuştu ama ne yalan söyleyeyim Wes'in de aynı şeyi yaptığını öğrenmek içimi rahatlattı :D Mia'nın bununla yüzleşmesi, onun kıskanması falan çok hoşuma gitti. Wes'i dinleyip yanında kalsaydı öyle olmazdı tabii biraz hak etti bence Mia bunu. Mason'ın annesinin anısına düzenledikleri müzayede farklı bir tat katmıştı ve bence en güzel olan da kitabın Meme Kanseri ile ilgili farkındalık aşılamasıydı. Sarışın güzelimiz Rachel'ı da unutmayalım. Saf halleri beni deli etse de kitaba ayrı bir renk katmıştı.

Alex'in kitapta yer alması hoş bir ayrıntı olabilirdi tabii karşılaşma anları o şekilde olmasaydı. Şubat ayı kitabındaki Mia'dan hoşlanmasam da Alex'in sergisine ilham olması ve o serginin yapılışı hoşuma gitmişti. Yine de Wes'i özleyip kıskanan Mia için nisan kitabında da olumlu düşünceler edinemedim. Tam iyi bir şey yapıyor derken batırmayı başarıyor. Mayıs kitabı hiç hoşuma gitmeyecekmiş gibi bir his var içimde. Umarım beni yanıltır. En erken önümüzdeki ay okuyabileceğim. Yine yorumum burada olacak. Şimdilik hoşça kalın.

Takvim Kızı - Ocak
Takvim Kızı - Şubat
Takvim Kızı - Mart

Son Yıldız - Rick Yancey / Yorum (5. Dalga #3)


Nihayet seriyi bitirdim. Beklediğim kadar iyi olmadığını kesinlikle söylemeliyim. Yazara en çok kızdığım nokta uzun uzun anlatılması gereken şeyleri kısa kısa yazıp geçmesi ve kısa yazması gereken şeyleri de uzattıkça uzatmış. Bu konu biraz sinirlerimi bozdu açıkçası. Ve o son... Öyle bitmesi mi gerekiyordu yani. Benim için hayal kırıklığı olan bir son kitaptı. İlk kitaptan itibaren puanlama yapmam gerekse 5. Dalga 5 puan, Sonsuz Deniz 4 puan, Son Yıldız 3 puan derim.

Sonsuz Deniz'de Hileci, Jilet'in fedakarlığı sayesinde Vosch'tan kurtulmuştu. 40 günlük özgürlükten sonra olayları çözmeye başlayan Hileci geri dönüp Vosch'un istediklerini yapmaya karar verdi. Vosch'un ondan istediği bir hata gözüyle bakılan Evan'ı Hileci'nin onlara getirmesiydi. Oldukça zor olan bu görev başarıya ulaşırsa Hileci ve diğerleri yaşamaya devam edebilecekti. Görevi kabul eden Hileci, sandığından çok farklı bir şey yapacağının farkında bile değildi. 

Kimseyi dinlemeyip Hileci ve Fincan'ı kurtarmaya giden Ben ve Gerzek için işler düşündükleri gibi gitmedi. O kısımlar bol bol aksiyon içeriyordu. Vosch'un planı ortaya çıktığında ve Evan ele geçirildiğinde Cassie ve Hileci tehlikeli bir plan yapıp uygulamaya koydular. Muhtemelen kitabın en okunası bölümleri onlardı. Evan, Vosch tarafından ele geçirildikten sonra durumun bildiğinden çok farklı olduğunu ve o andan sonra olacakları öğrendi. Bu noktadan sonra kitap aksiyonun doruklarında ilerledi ve cidden çok heyecanlıydı. Hileci ve Cassie'nin karargaha varması ve yaptıkları kesinlikle çok güzeldi. Bence o son olmasaydı ben bu kitaba 4.5'tan 5 puan verirdim :) 

Bu kitapta hoşuma giden az sayıdaki şeyden biri Cassie ve Ben arasında geçen konuşmalardı. Hileci, Cassie, Zombi, Sam, Evan gibi birçok karakterin gözünden olayları okuma fırsatı bulduk. Hep aynı karakterin anlatımıyla okuyunca az da olsa sıkılabiliyorum. Hep bu tarz anlatımı sevmişimdir. Farklı karakterleri analiz etme ihtimali de oluyor. Kitap okurken karakter analiz yapmayı sevenler muhtemelen beni anlayacaktır :D Konuyu dağıtmadan sona geleyim. Baştan güzel giderken sonradan kötüleşen bir seriydi. 5. Dalga'nın filmi olduğundan ve izleyip beğendiğimden bahsetmiştim ilk kitabın yorumunda. Filmlerin devamı gelmeyecek gibi duruyor ama gelirse filmin kitaptan daha başarılı ilerleyebileceğini düşünüyorum. Malum kitaplar filme uyarlanınca fazlasıyla değişime uğruyorlar. Serinin önceki kitaplarının yorumunu okumak için:

5. Dalga
Sonsuz Deniz

Kaleydoskop Kalpler - Claire Contreras / Yorum (Kalpler #1)


Herkese merhaba

Kaleydoskop Kalpler'in ilk bölümünü yayınevinin, adını hatırlayamadığım bir kitabında okumuştum. Kitabın sonuna kısacık da olsa eklenen bölüm ilgimi çekmişti ve bu kitabı 9.90 tl kampanyasında görünce hemen aldım. Çok bekletmeden de okudum. Oldukça merak ettiğim kitaplardan biriydi ve sonuç olarak sevdiğimi söyleyebilirim.

Estelle uzun zamandır nişanlı olduğu Wyatt'ı kaybetmiştir. Nişanlısının ölümünün yasını tutmuştur. Bir yıl sonraysa birlikte yaşadıkları evi satmaya razı olmuştur. Onu hiç unutmayacaktır ama akıl sağlığı açısından hayata kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Evi sattıktan sonra abisi Victor'ın yanına kısa süreliğine taşınır. Eve taşındığı ilk gün kapıda görmeyi umduğu son kişi bile değildir Oliver ama orada Estelle'in karşısındadır. Victor'un en yakın arkadaşı olan Oliver, Estelle'in ilk kalp kırıklığıdır ve onun geçmişte kalmasına özen göstermezse daha da kırılacağının farkındadır. Onca hayal kırıklığı ve terk edilişin ardından yaptığı kalp şeklindeki kaleydoskopları sanat galerisinde satan Elle, bu kaleydoskopları yapma nedenini Oliver'ın ögrenmemesi gerektiğinin farkındadır ve bu sırrı arkadaşı Mia ile saklamaya devam edecek, Oliver'dan da kesinlikle uzak duracaktır.

Geçmişte yaşadıkları ona güçlü bir hale gelmekten başka bir şans bırakmamıştır. Bu gücü kazanabilmek uğruna çok şeyden vazgeçmesi gerekmiştir. Artık doktor olan Oliver'ın geçmişten gelen ve yakasını bırakmayan pişmanlıkların başında Elle gelmektedir. O, Elle'i nişanlandığı zaman kaybettiğini düşünerek çok üzülmüştür ama hayatın ona verdiği bu şansı kesinlikle iyi kullanacaktır. Tek korkusu Elle ile arasındaki bu şeyi Victor öğrendiğinde en yakın arkadaşını kaybedebilecek olmasıdır. Ve Oliver hem Elle'i hem Victor'ı kazanmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır.

Oliver'ın geçmişinin etkisiyle yaptıgı hatalar ve onları onarmaya çalışması okunmaya değerdi. Genel olarak kendisine hep sinir olsam da çabalaması güzeldi. Estelle'in nişanlısının gölgesinde yaşadığı yıllardan sonra eski haline dönmeye çalışırken bir yandan da aklından ve kalbinden çıkaramadığı Oliver ile uğraşması hoştu. Mia ile arkadaşlıkları muhteşemdi. Ailenin bir araya geldiği zamanlar da kesinlikle okunasıydı. Her şeyiyle sevdiğim bir kitap oldu. Serinin ikinci kitabını da ilk fırsatta alıp okuyacağım. Hoşça kalın. 

Parazit - Jessica Shirvington / Yorum (Parazit #1)


Jessica Shirvington ile tanışmam yazarın İki Hayat Arasında kitabıyla oldu. Üzerinden yaklaşık olarak 3 yıl geçmiş ama kitabı bitirdiğimde düşündüklerim dün gibi aklımda. Şaşkın bir şekilde kalakalmış ve yazarın kalemine aşık olmuştum.

Evet, aradan yıllar geçti. Yazarın bir serisine başladım bu kez. Yine yazarın kalemine duyduğum hayranlık oradaydı. Şaşırtmacalar bende çok işe yaramadı çünkü konu itibarıyla nasıl desem tahmin edilemez bir son değildi. En azından ben kitabın ilk yarısında olayı çözmüştüm. Bu durum okuma keyfimi bozdu mu derseniz asla bozmadı. Çünkü her türlü kitabı okutan bir yazar var karşımızda :D Beni en heyecanlandıran kısım kitabın sonuydu. Yani nasıl devam edebileceği konusunda hiçbir tahminim yok ve bence 2. kitap serinin zirve kitabı olacak. İçimden bir his öyle diyor, umarım yanılmaz.

Konusundan biraz bahsedeyim. Olaylar 9 yıl önce herkesin mikroçip takmasını zorunlu kılan bir kanunun çıkmasıyla başlıyor. M-Corp isimli şirketin ürettiği bu mikroçipleri takmayanlar cezalandırılıyor. Zorunlu olarak herkesin kullandığı bu mikroçip hayatınızın her alanına dahil oluyor. Öyle ki ilişkilerinizde bile mikroçip söz sahibi oluyor. 18 yaşına gelince takılan Fera-tek ile kişinin etraftaki kişilerle uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyor. Amaçsa herkesin gerçek eşlerini bulabilmesi. Her ay en azından 4 kişiyle değerlendirme yapıp kaydetmek zorunluluğunu da unutmamak gerek. Eğer bir ay içinde 4 negatif değerlendirme alırsa bu onun neg olduğunu gösteriyor. Yani uyumsuz. Bunun için rehabilitasyon adını verdikleri bir prosedür var ancak bu rehabilitasyondan çıkan kimse yok, kısaca o kişilere ne olduğu bilinmiyor.

Maggie, başkarakterlerimizden biri. 16 yaşındayken babası bir neg olması sebebiyle apar topar götürülüyor ve bir daha ondan haber alınamıyor. Abisi ve annesiye yaşamaya devam eden Maggie, babasına çok düşkün ve onlara yapılan bu haksızlığın intikamını almaya kararlı. Ve tabii ki babasını kurtarmayı düşünüyor. Bunun için yaptığı birçok şey var. Birilerinden bilgi elde etmek için onların sırlarını bulmak, dövüşlere katılmak gibi birçok şey yapmış. Nihayet 18 yaşına geldiğinde Fera-tek'i takılıyor ve Maggie, planını başlatıyor.

Quentin, M-Corp'un varislerinden biri. Kardeşlerin en küçüğü. Amerika'nın en seçkin lisesinde okuyor. Ivy adında bir sevgilisi var. Hayatı hep normal seyrediyor. Ta ki Fera-tek'i takılana kadar. Fera-tek'inden 3 olumsuz negatif değerlendirme alması duruma hiç yardımcı olmuyor ve bu noktada ,onun kurtarıcısı olan ve hiç tanımadığı bir kız devreye giriyor. Maggie.

Başkarakterlerimizin bundan sonraki hikayesi bol bol aksiyon içeriyor. Oyunlar, sırlar, beklenmeyen sonlar, nefret, aşk, kısaca ne ararsan var. Sonunu tahmin etmiş olsam da çok keyifli bir romandı ve uzun bir zaman geçtikten sonra serinin 2. kitabının çıkış tarihini yayınevi dün açıkladı. Panzehir, 11 Ağustos'ta satışta olacak. O zaman en kısa sürede okumak üzere diyeyim :)

Yazarın daha önce okuduğum İki Hayat Arasında kitap yorumu için TIK.