Tehlikeli Kızlar - Abigail Haas / Kitap Yorumu


Neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Yayınevi tanıtımını yaptığında konusu çok ilgimi çekmişti ve bulduğum ilk indirimde aldım. Okuyanlar ya bayılmıştı ya hiç beğenmemişti. Ben iki taraftan da değilim evet beğendim ama bayılmadım. Berbat olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. Gayet akıcı, merakta bırakacak türden bir kitaptı. Tüm bunlara rağmen katili daha en başından tahmin ettim ama bu okuma keyfimi hiç bozmadı. Sonuç olarak katil bir başkası da çıkabilirdi. Ben bu tarz birkaç kitap okuduğum için ilk aklıma gelen olasılık tuttu diye düşünüyorum. Tek günde okuduğumu söylesem akıcılık düzeyi de belli olur sanırım.

Yazar kurguyu gerçek bir olaydan esinlenerek yazmış. Uzun yıllar önce erasmus öğrencisi olan Amanda Knox'u hatırlayanız mutlaka vardır. Ev arkadaşını öldürmekle suçlanan bu Amerikalı kız daha sonra masum olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. Bu olayla kitap arasında bağlantı kurmak mümkün. Kitap, arkadaşlarının ölüsünü bulan gençlerin polisi aramasıyla ve polisle aralarında geçen konuşmayla başlıyor. Kitap boyunca bu siyah sayfalarda polisle olan görüşmeler dışında televizyon programlarında zanlı için geçen konuşmaları, polis sorgulamalarını ve kanıt niteliği taşıyan birkaç şeyi okuyoruz. Daha sonra gençlerin toplanıp geldikleri Aruba isimli adadaki tatillerinden kesitler veriliyor. Yaz tatili için birlikte bir plan yapan Anna, Anna'nın en yakın arkadaşı Elise, Anna'nın erkek arkadaşı Tate, Mel, Max, Chelsea, Ak ve Lamar tatillerinin keyfini çıkarmaya kararlı ancak arkadaşları Elise'in odasında ölü bulunması her şeyin sonu oluyor. Hepsi defalarca sorgudan geçiriliyor. Elise, tam 13 kez bıçaklanmış. O saatlerde dalışta olan diğerleri suçlamayla karşılaşmıyor ancak dalışa gitmeyen Anna ve Tate, bıçakta parmak izleri bulunduğunda birer şüpheli haline geliyor.

Tate'in babasının zenginliği onu kefaletle serbest bırakmalarını sağlarken işleri berbat olan Anna'nın babasının gücü onu hapisten çıkarmaya yetmiyor ve böylece Anna'nın yargılanma süreci başlıyor. Bu süreçte arkadaşlarının ve sevgilisinin gerçek yüzlerini de gören Anna, sürekli geçmişini düşünüyor. Elise ile tanışması, kardeşten de öte olmaları, Tate ile tanışıp sevgili olması gibi onlarca şeyi düşünüyor. Bu aralarda yazar alttan alta katili de ortaya çıkarıyor. 3-4 farklı kişi var katil olabilmesi muhtemel olan. Son ana kadar da hiçbirinin üzerindeki zan kalkmıyor. Hepsi şüpheli ama dedektif diğerlerinin üzerindeki şüpheyi umursamadan tek Anna'yı hedef alıyor. Geçmişindeki hemen her şeyi ortaya çıkarıyor. Peki, katil kim ve bunu neden yaptı? İşte bu noktada muhtemelen okuyanların dörtte üçü fazlasıyla sarsılacak.

Öncelikle yazarın kalemini çok sevdim. Hukuki alanda ciddi araştırmalar yaptığı kesin ve ben bu yönü ağır basan romanları okumayı çok seviyorum. Sonu beklenmedik geldiyse tadı kesinlikle damağınızda kalacak ama tahminleriniz doğru çıktığında çok da abartılacak bir kitap olmadığını göreceksiniz. Ancak yazarı kesinlikle takibe alacağım ve başka kitaplarını da okuyacağım. Sonu çok basit olsa da kurgu gayet iyiydi. Buradan sonrası spoiler içerecek. O yüzden kitabı henüz okumadıysanız burada bırakmanızı öneriyorum :D

*SPOILER İÇERİR*

Bir romanda abartılı arkadaşlıklar varsa hep o arkadaşlardan şüphelenirim. Onlar ya arkadaştan öte bir şey çıkarlar, ya çok kötü olaylar sonucu arkadaşlıkları geri dönülemez biçimde biter ya da biri diğerini öldürür. Bu daima böyle olmuştur. O yüzden ilk sayfalardan daha Anna ve Elise arasındaki sınırları ortadan kalkmış arkadaşlık beni şüphelendirmişti. Haliyle Elise öldüğüne göre de katilin kim olduğu belliydi. Tate ve Elise ikilisinin arasındakiler beni hiç şaşırtmadı. Çünkü yazar ilk sayfalardan daha Tate üzerinden bir şeyler yaşadıklarını görmemizi sağlıyordu. Anna ve Elise'in birbirlerine bağlılık dereceleri kesinlikle normal değildi.

Yazar bize Anna'nın normal olmadığını da kitapta bol bol göstermişti. Annesinin hastalığı ve ölümü sonrası yaptıkları, Elise'i ölü bulduktan sonraki davranışları ve zaman zaman Elise ile geçmişte aralarında geçen diyaloglar onun normal olmadığını kanıtlıyordu. Elise normal miydi sorusuna verilecek yanıt oldukça basit. O da kesinlikle normal değildi. İkisi de birbirine karşı saplantılı durumdaydı. Son belli olduktan sonra içimi ürperten tek şey Anna'nın rahatlığıydı. Yani kendini haklı görüyordu ve kesinlikle bir pişmanlık yoktu. Hatta sonlarda hala onu her gün özlüyorum falan dediği bir yer vardı. Dürüst davransaydı hala hayatta olabilirdi, bir arada olabilirdik gibi bir şey düşünüyordu. Tamamen hasta bir insanın kafa yapısı. Dava sonucu masum bulunması ve serbest bırakılması da ciddi ciddi günümüz hukuk sisteminin acınacak halini gözler önüne seriyordu. Birinci derece kanıt bulunamaması bir katilin elini kolunu sallayarak gitmesine sebep oldu. Günümüzde de bu böyle değil mi zaten? 

Daha yazsam çok şey yazarım ama burada bitirmek istiyorum. Hoşça kalın.

6 yorum:

Kozmetik Psikolojisi dedi ki...

selam deeptone sayesinde bloğunuzu keşfettim ve katıldım benim bloğuma da katılırsanız çok sevinirim :D http://kozmetikpsikolojisi.blogspot.com.tr/

Daha Mutlu Yaşam dedi ki...

Deepten duydum ve geldim.Güzel bir blogunuz var.Tabi ki takibe aldım ben de :)

masum inciler dedi ki...

O zaman hoşgeldiniz :)

masum inciler dedi ki...

@Kozmetik Psikolojisi blogunu takip ediyormuşum :)

Adsız dedi ki...

AĞABEY BEN BU KİTABIN SONUNDAN HİÇBİR ŞEY ANLAMAMIŞTIM KİTAPTAN NEFRET ETMİŞTİM BU YORUM SAYESİNDE ANLADIM NEYİN NE OLDUĞUNU KAFAYI YİYORUM ŞU AN?????????

masum inciler dedi ki...

O zaman ne mutlu bana :D

Yorum Gönder