Kızgın Kum Bahçesi - Corban Addison / Kitap Yorumu


Yazarın okuduğum 2. kitabı Kızgın Kum Bahçesi. İlk kitabı yıllar önce okumuş ve aşırı derecede etkilenmiştim. Bu kitap çok daha fazla etkiledi. Yazarın kitapları kurgu olsa da gerçekte yaşanan olayları ele alıyor ve çok iyi işliyor. 

 Öyle akıcı ki okudukça üzülüyor insan. Yine de elinden bırakamıyor. Kızgın Kum Bahçesi, Zambiya'yı anlatıyor. Amerikalı bir avukat olan Zoe'nin Afrika'da CILA'nın avukatlarından biri olarak çalışması ve kendi sorunlarının yanı sıra dünyaya faydalı işler yapma çabasından yola çıkılmış. Ona gelen davalardan birinde Down sendromlu Kuyeya ile tanışıyoruz. 

Kuyeya, 15 yaşında ve bir gece tecavüze uğruyor. Afrika'da çok yaygın bir şey ve kimin yaptığı kanıtlanamadığı için genelde ceza verilmiyor. Böyle bir ortamda CILA acil müdahale ekibi bu davayı aydınlatmaya çalışıyor. Çok zor bir dava olacağı en baştan belli ama hiçbirinin yılmaya niyeti yok. Dava aylarca sürüyor. İki hakim degişiyor. Zaman zaman umutlar tükeniyor. Bir yandan da Kuyeya iyileşsin diye çaba gösteriliyor ve gerçekler ortaya çıktıkça dava hiç umulmayan bir noktaya geliyor. 

 Zoe'nin geçmişte yaşadıkları su yüzüne çıktıkça tercihlerini daha iyi anlıyor insan. Annesinin yolundan gitme nedenleri, babasıyla sorunlu ilişkisi, kardeşine açıklayamadığı sırrı... Hepsi birbiriyle bağlantılı. Bir o kadar da anlamlı. O kadar sorunun arasında aşka inanmayan bir kızın aşkı bulma sürecini okuyoruz aynı zamanda. Aşkı da türlü sınavlardan geçiyor ve zor bir karar onu bekliyor.

Kitabı bitirdiğimde ne yazacağımı çok düşündüm ama şu an yazarken kelimeler aktı gitti. Etkileyici derken ciddi anlamda etkileyici olmasından bahsediyordum. Böyle şeylerin yaşandığını bilmek insanı fazlasıyla etkiliyor.Bazı ülkelerde durum bundan bile kötü belki de. Yapılması gereken şeyler belliyken yapılmaması ne acı. Dünya böyle bir yer olmak zorunda değil. Neyse ben bu konuyu daha fazla uzatmadan burada bırakıyorum. Feniks Kitap, bize böyle romanlar çıkarmaya devam et lütfen. Dünyada her şeyin sandığımız gibi iyi olmadığını bilmemiz gerek diye düşünüyorum.

Konuş Benimle - Laurie Halse Anderson / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Bilgisayarımdaki arıza sebebiyle bir süredir yazamadım. Ancak bu muhteşem kitabın yorumunu daha fazla geciktiremezdim. İlk olarak kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm. Bu kitap ülkemizde neden bu kadar geç basıldı? Bence yıllar önce basılmalı ve özellikle lise çağındaki çocuklara okutulmalıydı. 

Başkarakterimiz Melinda, liseye yeni başlayan bir kız. Kimseye söyleyemed?iği ve taşıması çok çok zor olan bir sırrı var. Mümkün oldukça kimseyle konuşmuyor. Okula git, eve gel tarzı bir hayatı var. Tek derdi bir an önce liseyi bitirmek. Yıllardır arkadaş olduğu kişiler ona sırtını dönmüş. Kimse onunla konuşmak istemiyor. O da görünmez olmayı seçiyor. Okulda günler birbirinin aynısı olarak geçerken bir gün O ŞEY'i görüyor. Unutabilmeyi istediği, hayatının belki de en güzel yıllarını cehenneme çeviren O ŞEY Melinda'nın orada olduğunun farkında. O andan sonrası Melinda için çok daha zor. 

Melinda'nın öğretmenlerine verdiği isimler çok hoştu. Favori öğretmen benim için tabii ki resim öğretmeniydi. Melinda'nın birçok şeyi fark etmesini sağlayan o öğretmen favori olmayı kesinlikle hak ediyordu. Bir de Melinda'nın laboratuvar eşi David var. Farklı bir karakter ve o karakterle ilgili havada kalan şeyleri hala merak ediyorum. Kitap bittiğinde tam bir son bulamıyorsunuz. Bir devam kitabı olsa süper olurmuş ama yazar şu ana kadar yazmamış. Bir gün aniden yazmaya başlayabilirmiş. Biraz ilhama bağlı desek yalan olmaz :)

Roman fazlasıyla akıcıydı ve ben yazarın ergenlerin düşüncelerini yansıtabildiğini düşünüyorum. Gerçekçi bir romandı ve aynı zamanda çok etkileyiciydi. Spoi olmaması açısından bazı şeyleri açıkça yazamıyorum ama Melinda'nın yaşadıklarını yaşayanlara da bir örnek olabilir diye düşünüyorum, çünkü birçok şey çok iyi yansıtılmış. Susmak hiçbir zaman çözüm değildir. Son olarak Go Kitap mıknatıslı kapaklarına hayranım. Hep böyle güzel kitaplar yayınlayın lütfen.

The Konjac Sponge Co / Konjac Bitki Lif Süngeri - Pembe Fransız Kil


Herkese merhaba

Bugün blogta Konjac Sünger yorumum var. Bendeki "Pembe Fransız Kil" yani yorgun ve yıpranmış ciltlere uygun olan sünger. Konjac, Japonya'nın 1500 yıldır bolca kullandığı şifa bitkisi. Sünger, bu bitki kökünden elde edilen liflerden yapılıyormuş. Konjac sünger makyaj temizleme, yüz temizleme ve peeling amaçlı kullanılabiliyor. Her yaşa uygun, zengin nemlendirici etkisi olan, pH dengeleyici bir ürün.


Renklendirici içermeyen süngerin lifli yapısı cilde hassas bir şekilde masaj yapıyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor. Peeling etkisi ise ciltten ölü hücreleri temizliyor. Konjac sünger ile doğal bir şekilde yüz temizlemesi ve peeling yapmak mümkün. Benim aşırı kuru bir cildim olduğu için ihtiyaç duydukça peeling amaçlı kullanıyorum.

Hassas ve egzamalı ciltler için de uygun olduğu yazıyor web sitesinde ve benim hassas cildimde de kötü bir etki gözlemlemedim. Temizleme jeli ile de kullanılabiliyor ancak ben jel kullanmıyorum Konjac Sünger ile. Sade kullanım benim için daha uygun oluyor.


Konjac Sünger nasıl kullanılır?

Süngeri paketten çıkardınız ve ilk kullanımı yapacaksınız. Ilık suda süngeri ıslatmalısınız. Daha sonra süngeri iki elinizin arasına koyup hafifçe bastırarak fazla suyu alabilirsiniz. Kesinlikle sıkılmaması gerekiyor. Hafifçe bastırmak yeterli. Dairesel hareketlerle, nazik bir şekilde yüze ve boyuna masaj yapılarak kullanılıyor. Temizleme jeline ihtiyaç duyarsanız az miktarda jel işinize yarayacaktır. Ancak jel ile kullandıktan sonra süngerin iyice temizlendiğinden emin olmalısınız. Sünger kullanım sonrası yıkandıktan sonra kuruması için nemsiz bir ortamda kurutulmalı. Asmak için ip askısı var zaten. Önemli olan süngeri rutubetli yerlerden uzak tutmak. Rutubetli yerlerde durması ömrünü kısaltacaktır.


1-3 ay arası değiştirilmesi öneriliyor. Yoğun kullanımda bu süre azalabilir. Kuruması için astığınız sünger kaskatı bir hale geliyor. Bu gayet normal. Sonraki kullanımda yine ılık suda ıslatarak yumuşatmalı ve öyle kullanmalısınız. Tamamen yumuşadığından emin olun ki cildinize herhangi bir zarar vermesin.


Kullandığımız ürün yıprandığında ne yapacağız? Tabii ki atmayacağız. Çünkü geri dönüşümlü ürünler bunlar. Bahçeniz varsa gübre olması açısından toprağa ya da evlerde saksıdaki çiçeklerinize koyabilirsiniz. Markanın ürünleri Vegan Society ve Cruelty-Free tarafından onaylı. Yani ürünlerde hayvansal ürün kullanılmıyor ve hayvanlar üzerinde test edilmiyor.

Konjac Sünger nerede satılır?

Öncelikle piyasada çok fazla taklit ürün var. Bu yüzden alışveriş yapacağınız yer güvenebileceğiniz bir yer olmalı. Bir de alırken cilt tipinize uygun olduğundan emin olmalısınız. Bu şekilde en etkili sonucu alırsınız.

İnternette biraz araştırma yaptım ve şu an aktif olarak satış yapan siteler:


Ekim - Kasım Ayı Biten ve Çöpe Giden Ürünler


Herkese merhaba

Ekim başından beri bitenler yazısı yazmadığımı fark ettim. Haliyle bitenler de birikmişti. Hatta geleneği bozmayarak bazılarının fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Onlar sonraki yazıda yer alacaklar büyük ihtimalle.


İlk olarak çok severek kullandığım ve yeni şişeye başladığım HC Hair Care Complex'ten bahsetmek istiyorum. Uzun uzun yazısını yazmıştım daha önce. Kullandığım ilk günden beri vazgeçemediğim ürünler arasında yerini aldı. Biraz saçınıza bakım yaptığınızda bunun karşılığını alıyorsunuz. Tabii ki bakım doğru ürünlerle yapılmalı. Aynı markanın şampuanını şu an kullanmıyorum ancak bu saç bakım yağı olmazsa olmazlarımdan uzun zamandır. Ayrıntılı yazı için TIK.

Urban Care şampuan yazısını daha geçen hafta yazdım. Şu an 2. şişeyi kullanıyorum ancak kısa süreli bir değişiklik yapacağım. Eğer yeni başlayacağım şampuan istediğim sonucu vermezse yine Urban'a devam etmeyi düşünüyorum. Yağlı saçlarınız varsa ve çok hızlı yağlanmasından şikayetçiyseniz mutlaka deneyin derim. Yağlanma süresini uzattığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.


Ceradolin yağ bazlı losyon geçen kış ortasında başlamıştım ve bendeki numune ürün olduğu halde yani tam dolu olmadığı halde ancak bitti ki kuru cildim sebebiyle yazın kullandığımı da belirtmek istiyorum. Şu an su bazlı olana devam ediyorum. O bittiğinde yağ bazlı losyon alınıp kullanılacak. Kuruluğu tamamen geçirmiyor ama günü kurtarıyor ve nemi hissediyorsunuz. Detaylı yazı için TIK.

Bebak tonik henüz cildim kupkuru değilken kullanmaya başlayıp kuru cilde geçiş yapınca anneme devrettiklerimden biri. Makyaj sonrası yağlanan cildimde az da olsa ben de kullanıyordum. Elimdeki tonik bitince kuru cilt için olanını almayı düşünebilirim.


Uni göz makyajı temizleme diskinin yazısını yazmıştım ve pek memnun kalmadığımı belirtmiştim. Maskara ve yoğun göz makyajı çıkarmada başarılı değil,göz kalemi ve farı rahatlıkla çıkardığını söyleyebilirim.

Doa hint yağını bir indirimden almıştım ve bir süredir hiç açılmamış vaziyette duruyordu. Geçenlerde aklıma kaş ve kirpik bakım yağı yapma fikri geldi ve bu hint yağını da değerlendirme fırsatı buldum. Ancak karışımımı hazırlarken bittiği için bu yazıda o da yer aldı.


Organique vücut kremini her ne kadar bitmesin diye az az kullansam da en sonunda bitti. Güzel bir indirime denk gelirsem bol bol stoklamayı düşünüyorum. İndirimsiz hali biraz fazla geliyor bana.


Mihri ayak kremi, helal bir marka olması açısından dikkatimi çekmişti. Hatta yanlış hatırlamıyorsam yazısını da yazdım. Memnun kaldığım bir üründü bu. Ayak bakımında aranılan krem diyebilirim. Ama her güzel şey gibi o da bitti.


Gelelim pek kullanmasam da annemin tavsiyesi üzerine bu yazıya dahil ettiğim kreme. Hunca'nın masaj ürünleri kategorisinde yer alan bu at kestanesi kremiyle annemler, halam sayesinde tanıştı. Ağrılara iyi geldiğini söylüyorlar. Ben birkaç kez bileğim ağrıdığında denemiştim. Ağrıyı geçirdiğini fark ettim. Tabii ki bir süreliğine ama yatmadan önce sürüp hiç değilse rahatça uykuya dalınabilir. En azından bizimkiler bu amaçla kullanıyorlar. Romantizmal ağrılarının varsa denemenizi öneririm. Rahatladığınızı fark edeceksiniz.

Sabredip baştan sona yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım bir şekilde yardımım dokunmuştur. Başka yazılarda görüşmek üzere hoşça kalın.

Eşekarısı Fabrikası - Iain Banks / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Son aylarda okuduğum en ilginç kitaplardan birini yorumlayacağım. Eşekarısı Fabrikası. Açıkçası bu kitabı yorumlamak çok zor. Başkarakter oldukça aykırı ve olağanüstü değişik biri. Kitabın tadını kaçırmadan nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum hala :)

Öncelikle Türkiye'de yeni basılmış olsa da aslında oldukça eski bir kitap. 80'li yıllarda yapılmış ilk baskısı ve kitapta da 70'li yılların sonları anlatılıyor. Frank, 16 yaşında, adada babasıyla yaşayan bir çocuk. Küçük bir çocukken başına gelen bir kaza sebebiyle kendini pek erkek gibi hissedemiyor. O da adada herkesten uzak bir dünya yaratmış kendine. Eşekarısı Fabrikası adını verdiği şey gerçekten çok fazla ilginç. Yine kendisinin oluşturduğu bu fabrikanın ona iyi ya da kötü haberleri önceden bildirdiğine inanıyor.

Babasıyla yakın bir ilişkisi yok aynı evde yemek yemenin dışında yaptıkları pek ortak bir şey yok. Babası kendi halinde Frank kendi halinde takılıyor. Bir de abisi var. Eric. O bazı sebeplerden ötürü evden uzakta. Frank onu özlese de artık eskisi gibi olmadığının farkında.

Frank, 16 yaşında olmasına rağmen öyle çok masum bir çocuk değil. Çocukluğundan itibaren içindekilerin dışa yansıması olarak düşündüm yaptığı kötü şeyleri. Öyle ki bazısından hiç pişmanlık duymuyor, bazısından ise biraz da olsa pişman ama genel olarak sorunlu bir çocuk. Yaşıtlarının yaptıklarıyla kesinlikle ilgilenmeyen bir çocuk. Çok başka bir dünyada yaşıyor.

Eşekarısı Fabrikası ismi kadar kapağıyla da dikkat çekiyor. Ben şahsen kapağa bayıldım. Yazarın sondaki ters köşesi ve notu da ayrıca hoşuma gitti. Her şeye rağmen fazlasıyla akıcı bir romandı. Ancak şiddete karşı hassassanız kitabı tavsiye etmem. Çünkü neticede bir çocuğun insan ve hayvan öldürme hikayelerinin yer aldığı bir roman bu. Sanırım yazacaklarım bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

Kızımın Katiline Mektuplar - Cath Staincliffe / Kitap Yorumu


Herkese merhaba

Bugün henüz satışa çıkmamış Kızımın Katiline Mektuplar isimli kitap yorumu ile karşınızdayım. Kitabı yeni bitirdim ve hızlıca yorumunu yazmak istedim. Öncelikle bendeki düzeltilmemiş okuma kopyası. O yüzden yorumum son haliyle ilgili olmayacak.

Kitap bana on gün kadar önce ulaştı ancak yoğunluktan ancak elime alabildim ve hızlı bir şekilde okudum. Malum bu tarz kitaplara başlayınca bitirmeden bırakmak pek mümkün olmuyor. Kitabın türü psikolojik gerilim. Bir annenin, kızının katiline yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yazar olayı sürekli mektup şeklinde ele almamış. O mektuplarda olayları anlatmış. Kızının öldürülmesinden üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen kin ve intikam duygularının azalmaması, bir anneye neler yapmış, onu neler yapmaya itmiş onu okuyoruz daha çok.

Mektupların sahibi Ruth, kızı Lizzie'nin öldürülmesinden sonra damadı Jack ve torunu Florence'ı kendi evinde ağırlamıştır. Eski kocası Tony ve onun eşi Denise'te sık sık Ruth'un evini ziyaret ederler. Jack eşini kanlar içinde bulmanın şokunu atamamışken bir de Florence annesinden sonra babası da gidecek diye korkmaktadır. Garip davranışlar sergilemektedir. Bir yandan soruşturma devam etmektedir ve diğer yandan Lizzie ile ailesinin yaşadığı evde kanıt aranmaktadır. Eve girilmesi yasaktır. Aylar ayları kovalarken nihayet katil olduğu düşünülen bir kişi tutuklanır. Ve hiç ummadığı bu kişinin katil olduğunu öğrenen Ruth'un kini sadece daha fazla artmıştır. Bunun üstesinden gelmek 50'lerin sonundaki bir kadın için bile çok zordur ve o mektuplar yazmaya katile kızını neden öldürdüğünü sormaya başlar. Tüm doğruları öğrenmek belki de ona yola devam etmek için bir güç verecektir.

Kızımın Katiline Mektuplar, yazının başında yazdığım gibi oldukça akıcı bir romandı. Bir annenin olaylara bakış açısı da denebilir bir bakıma. Kim kızının katilini bağışlayabilir ki... Peki, Ruth bağışlayabilecek mi? İşte bu konuların çevresinde gelişen olaylar, sizi sürekli kitabı elinize almaya zorluyor. Bitmeden rahat edemeyeceğim hissi hep orada duruyor. Aslında katil ortalara doğru az çok belli oluyor ama öldürme nedeni ve Ruth'un ne yapacağı, nasıl devam edeceği gibi sorular kitabı sonuna kadar okutmaya yetiyor.

Kızımın Katiline Mektuplar, 11 Aralık'ta satışta olacak. Psikolojik gerilim seviyorsanız bu kitaba da şans vermenizi öneririm. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Hepsiburada.com Kitap Alışverişim


Bilenler vardır mutlaka. Hepsiburada.com en çok satan 50 kitabı perşembe günleri yarı fiyatına satıyor. Yaz sonunda böyle bir alışveriş yapmıştım. Gönderim hızını beğenince önceki perşembe yine sipariş verdim. Siparişten sonraki 2. gün bana ulaşmıştı bile.

Sadece kendim için alışveriş yapmadım. Kardeşime ve anneme de kitap aldım. 50 tl ve üzeri olunca kargo ücreti de ödenmiyor. Limit biraz daha düşse iyi olur ama bu haliyle de birkaç ayda bir sipariş veriyorum. Alınıp okunacak kitap öyle çok ki... Kitap alışverişi yapmayacağım desem de dayanamıyorum. 

Aldıklarıma gelecek olursam;


Kafes, okumak istediklerim arasındaydı. Bir de imzalı olarak satıştaydı ancak ben siparişi oluşturup alana kadar imzalı kitaplar tükendi. O yüzden benimki imzasız. Ama şu an birçok site imzalı olarak bu kitabı satıyor. Almak isteyenler için bunu belirteyim.

Sinan Yağmur'un Aşkın Gözyaşları serisinin 5. kitabı Yunus Emre. Ben ilk 4 kitabı severek okumuştum. 5. nin çıkacağını bilmiyordum. Görünce sepete direk ekledim. İmzalı olması da ayrıca hoşuma gitti. Ancak KPSS'den sonra okuyabileceğimi düşünüyorum.


Şeytanı Uyandırma, kardeşim için aldığım kitap. Serinin diğer kitapları kardeşimde var ancak bu eksikti. Yarı fiyatına bulunca seri tamamlansın diye aldım. Ben de kütüphanemde okunmayı bekleyen yüz küsur kitabı bitirirsem bu seriyi de okuyacağım. Öyle umuyorum en azından :)

Elveda Haziran, aslında almayı hiç istemediğim bir kitaptı ama annem yazarı seviyor. En azından yarı fiyatına almış olayım diye düşündüm :)

Benim kitap siparişim bu kadar. Umarım bir süre kendimi tutabilirim. Kitaplara dayanamıyorum ama okunacak dünya kadar kitap var evde. Eskisi gibi hızlı okuyamadığımdan da pek azalma olmuyor :) Herkese keyifli, bol okumalı akşamlar diliyorum.

Urban Care Tea Tree Oil & Keratin Saç Bakım Şampuanı - Yağlı ve Kepekli Saçlar İçin


Bir süredir kullandığım Urban Care'in yağlı ve kepekli saçlar için olan şampuanını yazmanın zamanı geldi. Şu an 2. kutuyu kullanıyorum. Oldukça memnunum. Umduğum her özelliğe sahip değil ama birçok açıdan olumlu düşüncelere sahibim.


Öncelikle temizlemesi çok iyi. Benim kepek sorunum yok o yüzden kepeğe karşı etkisi nedir bilemiyorum ama yağlı saçlar için temizlemesi çok iyi. Ben haftada bir gün saçlarıma yıkama öncesi Hc Hair Care Complex uygulayıp birkaç saat bekletiyorum. Sonrasında yıkama yapıyorum. Diğer yıkamalarda ise mümkün olduğunca bir şey uygulamamaya çalışıyorum çünkü yağlanma süresi daha uzun oluyor herhangi bir ürün kullanmadığım zaman.


Sadece şampuan kullanıldığında saçlar biraz çalı süpürgesi kıvamına geçebiliyor ama bunu da sıvı saç kremleri ile minimuma indiriyorum. Ve bu şekilde kullanmaktan oldukça memnunum. Benim için şampuanın tek eksisi saçlara hacim vermemesi. Tertemiz oluyor evet ama hacim konusunda çok başarısız bir şampuan. Bu yüzden farklı bir şampuan aldım. Elimdeki kutu bitince diğer şampuana başlayacağım. Eğer ondan da istediğim verimi alamazsam yine buna dönüş yaparım. Çünkü dediğim gibi temizlemesinden memnunum.


Urban Care, bol bol köpüren şampuanlardan değil. Bence bu olumlu bir özellik ama sizi ille de o şampuan köpürsün diyorsanız bu şampuandan kullanmayın. Ürün vadettiklerini veriyor. Saçı yağ ve kirden arınıdırıyor. Yağlanmayı geciktiriyor. Paraben içermemesi de artı bir özellik. Antibakteriyel özelliği ile saç köklerinin nefes almasını da sağlıyormuş. Saç yıkandığında saç derisinde bir ferahlama hissediliyor. İçeriğindeki çay ağacı yağına bağlıyorum ben bu durumu. Yine içeriğindeki keratin saça bakım yapıyor. Tek kötü yanı daha önce de yazdığım gibi hacim vermemesi. Onun dışında kullanılası bir şampuan. Benim Urban Care yağlı saçlar için şampuan hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Başka yazılarda görüşmek üzere...

Ben O Değilim - Fatma Erdek / Cast


Çılgın ikizlerimizden ağırbaşlı olanı Arın Soylu. Aile gemicilik ile uğraşıyor ve Arın'ın ısrarı üzerine Yunanistan'da tersane kuruluyor. Bu yüzden Arın Yunanistan'da yaşıyor ve işinde çok başarılı.


Tuna, Arın'ın yeğeninin öğretmeni. Arın'ın Tuna'yı tanıması da bu sebeple oluyor. Tuna, kendi halinde yaşayan, iyi niyetli ve çocukları çok seven mesleğini itina ile yapan bir kız.


Meriç Soylu, ikizlerin çılgın olanı. Yaşam tarzından giyimine kadar çılgınlığını hemen her alana yansıtabilmiş bir adam. Çapkın, gecelik ilişkileri ve kalp kırması çok meşhur.


Lidya, Meriç'in eşi. Soylu ailesine çok çabuk uyum sağlayan Lidya güzelliği ile Meriç'in aklını başından almış.


Celia, Yunanistan'da mankenlik yapan dereceli güzel. Güzelliğinin yanı sıra ticari zekası da var ve bunu kullanmaktan çekinmiyor. Meriç ile ilişkileri var. 

Ben O Değilim castını umarım beğenmişsinizdir. Yeni etkinliklerde görüşmek dileğiyle hoşça kalın :)

Ben O Değilim - Fatma Erdek / Kitap Yorumu


Deniz Kızları ile Okuma Etkinlikleri kapsamında Fatma Erdek'in son romanı Ben O Değilim ile karşınızdayım. Son birkaç yazıda bahsettim bu ara fazla okuyamıyorum. Okuyabildiğim kısıtlı zamanda da hoşuma gidecek kitaplara ağırlık vermeye çalışıyorum. Fatma Erdek'in kitabını elime aldığımda beğeneceğimi zaten biliyordum. Yazarın naif tarzı beni her zaman kendine hayran bırakmıştır.

Yazarın okuduğum 3. kitabı. İlk önce Erken Rüya Zamanlar'ı okumuş ve çok beğenmiştim. Daha sonra Gece ile Şafak'ı okumuş yine beğenmiştim. O yüzden eksik kitaplarımı tamamlamış fırsat bulup okumayı bekliyordum ki yeni kitap çıktı. İyi ki çıkmış. Benim böyle bir kitap okumaya ihtiyacım varmış. Yazarın tarz değişikliğini ilk başta biraz yadırgasam da çok çabuk alıştım ve hoşuma da gitti.

İkizlerimiz Arın ve Meriç Soylu. Biri daha ağır diğeri çılgın mı çılgın. Gemici bir ailenin büyük çocukları. Bu kitapta Arın'ı okuyoruz daha çok ve onun ağzından anlatılıyor hikaye. Arın, daha oturaklı olan ikiz. Meriç çapkın, çılgın ama gelin görün ki bu ikiz kardeşler 30'lu yaşların ortalarında aşık oluyorlar. Hem de ne aşk.

Yunanistan'da işlerin kurulmasını sağlayan ve işin başına geçen Arın, memleket hasreti çekse de hayatına devam ediyor. Başarısıyla gurur duyuyor ve Yunanistan'ın en güzel kadınlarından biriyle beraber. Derken işler Meriç'ten gelen çılgın teklif üzerine öyle bir tepetaklak oluyor ki bu işten hem karlı hem zararlı çıkan da Arın'ın ta kendisi oluyor. Tuna'yı da bu çılgın plan sonucu tanıyan Arın bakalım ne hallere girecek :)

Bol bol kadın karakterin yer aldığı bu kitap aslında ince ince düşünülerek yazılmış. Okuyanlar bana hak verecekler. Ufak ayrıntılar beni kitabın içine daha fazla çekti. Benim tek yumurta ikizi kuzenlerim olduğu için olayları hiç yadırgamadım. İkizlerde sık sık görülen şeylerden bahsetmiş yazar. Gerçekten kitaptaki durumlar yaşanabiliyor :)

İlk andan beri bahsettiğim gibi çok akıcı bir kitaptı. Ciltli olarak basılması da artı bir özellik benim için. Ciltli kitabı kim sevmez ki :) Tek takıldığım nokta kapaktaki çocuktu. O hiç Arın'a benziyor mu Allah aşkına :) Kısaca toparlayacak olursam benim için keyifli bir okuma oldu. Yunanistan ile ilgili bölümler okumak da ayrı güzeldi. Umuyorum yazarımız bu tarzda yazmaya devam eder. Gerçi ben her türlü okurum hiç sorun değil :) Yeni yazılarda görüşmek üzere...

Kasım'da Neler Okudum?

Kasım benim için çok verimli geçmedi. Umarım aralık ayı daha iyi olur ama yoğunluktan pek okuyamadığım için farklı olacağını sanmıyorum :) Neler okumuşum kısaca bahsedeyim. Çünkü yetiştiremediğim için okuduğum birçok kitabın yorumunu yazamıyorum. Bu yüzden aylık neler okudum yazımda mümkün olduğunca yazmaya çalışıyorum okuduklarım hakkındaki fikirlerimi. Bu ay yazamadığım pek kitap yok. O açıdan kendimi tebrik ettim :)

Ben aya Elie Wiesel'ın Gece kitabıyla başladım. Herkese okumasını tavsiye edeceğim bu kitabın yorumunu yazdığım için çok üzerinde durmayacağım. Detaylı yorumum için TIK.


2. kitabım Yükseliş'ti. O nasıl kitaptı, o nasıl Klaus'tu hala aklım almıyor :) Kesinlikle kökenleri bir de o yıllarda okumalısınız. The Originals takipçileri %100 bu seriyi de çok sevecekler. Yorumum için TIK.

Aşktan Kaçarken, yine bir wattpad hikayesinin kitaplaştırılmış haliydi. Yazarın ilk kitabıydı. Eksikleri tabii ki var ama bence sonraki kitaplarında gelişme gösterecek yazar. Kalemini sevdim ben. Yorum için TIK.


Pinokyo'nun Rüyası, Selvi Atıcı'nın 3. kitabı ve benim okuuduğum 3. Selvi Atıcı kitabıydı. Bence ilk iki kitaptan daha güzeldi. Ömer'i sevmeyen kalmadı değil mi? Öyle bir Ömer okuyoruz ki sevilmeyecek bir karakter değil. Tur kitabımız olması sebebiyle yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.


Yılanların Öcü, Fakir Baykurt'u neden bu kadar geç okumaya başladım dedirtti bana. Çok farklı bir tadı vardı romanın. Gerçek bir köy romanıydı. Hani lisede anlatılırdı ilk köy romanı Karabibik diye. O zaman meraktan Karabibik'i okumuş çok beğenmiştim. Şimdi de Yılanların Öcü aynı hissi yarattı bende. Tabi dil açısından bu daha sadeydi ve daha rahat bir okuma oldu benim açımdan. İlk fırsatta bir süredir kütüphanemde bulunan Kaplumbağalar romanına başlayacağım. Bu zamana kadar beklemem hataymış. Mutlaka okuyun diyorum.


Eşekarısı Fabrikası, nasıl anlatsam bilemiyorum. Çok değişik bir kitap. Konusu falan okuduğunuzda sizi oldukça sarsacak. Çünkü ben okudukça yok daha neler demeye başladım. 16 yaşında bir çocuğun hayatını anlatıyor. Ama kendince kurduğu öyle sıradışı bir hayatı var ki Frank'in şaşırmak, kızmak, üzülmek hissettiklerinizden sadece birkaçı oluyor. Okuyunca iyi ki okumuşum denilecek kitaplardan biri. Yakında detaylı yorumum blogta olacak.


Ben O Değilim, etkinlik kitabımız olduğu için fikirlerimi gün içinde yayınlayacağım yoruma saklayacağım ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Fatma Erdek, tarz değiştirmiş bu romanla. İlk başta biraz yadırgasam da bu tarzı da sevdim. Bence oldukça başarılı bir roman olmuş. Etkinliğimizi Deniz Kızları ile Okuma Etkinlikleri facebook sayfasından takip edebilirsiniz. 

Kasım'ı 7 kitapla bitirmişim. Okuduğum azıcık zamana bakılırsa yine iyi bir sonuç çıkarmışım ortaya. Bakalım aralık bana neler getirecek. Hoşça kalın.