Gözlerindeki Canavar - J. M. Darhower / Yorum (Monster in His Eyes #1)


Herkese merhaba

Fuar sonrası hızla merak ettiklerimi okuyorum. O yüzden bu aralar fazla yorum yayınlarsam niye abarttı demeyin :)

Elimden geldiğince olumlu ve olumsuz yorumları okumamaya çalıştım. Tarafsız okumam gerektiğini düşündüm ve daha fazla uzatmadan yorumuma geçmek istiyorum.

Karissa 18 yaşında üniversite okuyan babasını hiç tanımamış ve annesiyle anlayamadığı bazı güvenlik sorunları nedeniyle ordan oraya sürüklenmiş ev özlemi duyan bir kız. Üniversite için annesinin yanından ayrılmış ve oda arkadaşı Melody ile kalıyor. Küçük bir odaları var ama Karissa ilk kez bir arkadaşa sahip olmanın mutluluğunu yaşıyor. Oldukça sıradan bir kız olan Karissa monoton bir hayat yaşıyor. Ta ki Naz ile tanışana kadar...

Ignazio Vitale biz ona kısaca Naz diyeceğiz. 38 yaşında. Sona kadar işi ve geçmişiyle ilgili net bir bilgimiz olmuyor. Hoş bittiğinde bile kendisiyle ilgili pek bilgi sahibi olamıyoruz. Karanlık bir tip. Çekici biri ve yaşını göstermiyor. Bir de sürekli siyah takım giyiyor. Daima kirli sakalı var. Tehlikeli biri olduğu her halinden belli.

Okuyacak olanlar muhakkak vardır o yüzden fazla ayrıntı vermeyeceğim ama birkaç noktaya değinmeden geçmek istemiyorum. Bildiğim kadarıyla birkaç noktaya takıldı okuyanlar. İlki yaş farkıydı. Aralarında 20 yaş var evet fazla hepimiz için ama kurgu bu yaş farkını gerektiriyor ve zorlama bir şey yok. İkisi de gayet aklı başında olarak o ilişkiye başlıyor. Eğer Karissa zorlanmış olsa kesinlikle yorumum farklı olurdu. İkinci olarak tecavüz var diyenler oldu. Ben tecavüz görmedim. Karissa duruma istediği anda müdahale edebilecek durumda, ağzından çıkacak bir kelimeye bağlı bu ve sürekli dile getirdiği gibi Naz'ı seviyor aynı zamanda da nefret ediyor. Rızaya dayalı tüm ilişkiler. Bir sahnede ki okuyanlar çeşitli tepkiler verdi o sahnede evet kötü oldum okurken ama dediğim gibi durdurma şansı daima vardı. Durdurmamayı seçti.

Kurgusuna bayıldığım romanlardan biri oldu Gözlerindeki Canavar. Baştan sona devam eden gizem heyecanı hep üst noktada tuttu. Bunu bu tarzdaki diğerlerinden ayıran nedir diye sorarsanız hiç uzatmadan Naz'ın başta neyse sonda da o olmasıydı derim. Malum okuduğumuz kitaplarda kötü erkekler sonunda melek oluveriyorlar. Burda öyle bir şey yoktu. Naz, Vitale olduğunda korkutucu ama Naz olduğunda yani sadece Karissa'ya karşı biraz daha ılımlıydı hatta Karissa bile Vitale versiyonundan korkuyordu.

Kapak direk içeriği yansıtıyordu. Siyah takımlı, mavi gözlü, sakallı, orta yaşlı. Kapaktaki adam direk Vitale yani :) Sadece saçlarına takıldım ben kapakta ama onu görmezden gelmeyi seçiyorum. Redakte biraz sıkıntılıydı ama kaptırıp gidenler muhtemelen pek dikkat etmemiştir. Benim okurken dikkat ettiğim şeylerin başında geldiği için es geçemedim.

Sonuç olarak beğendim. Beklentim aşırı yüksek değildi çünkü daha önce yüksek beklentiyle başladıklarımın çoğunda hayal kırıklığı yaşadım. Bu yüzden artık yüksek bir beklenti içine girmeden başlıyorum okumaya. Erotik ögelerinde bulunduğunu ekleyeyim. Piyasaya bakacak olursak fazla erotik değildi gerçi ben daha fazlasını bekliyordum, yazılan birkaç yoruma okuduktan sonra ama tahmin ettiğim gibi çıkmadı.

Kayıp Kız - Sangu Mandanna / Yorum


Herkese merhaba

İlk olarak kurgusunu çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Sonu böyle arada bitti. Biraz bize bırakmışlar sonunu.

Akıcılığıyla ilgili söylenecek pek bir şey yok. Eline alıyorsun ve o gün bitiyor :) Adı içeriğe o kadar uygun ki iyi ki orijinalinden birebir çevrilmiş. Başka bir ismin bu kadar yakışacağını düşünmüyorum.

Kapağı içeriğe pek uygun bulmadım. Neden derseniz kapaktaki gülen kız ne alaka onu henüz çözemedim. Böyle gülen bir kız okumuyoruz biz bu romanda. Dünyaya geliş amacı diğer yarısına benzemek, gerekirse onun yerine geçmek olan bir kızın hikayesini okuyoruz. Oldukça hüzünlü bir romana neden böyle bir kapak yapılmış dediğim gibi anlamadım.

Amarra kendi seçtiği ismiyle Eva, bu dünyaya Amarra'nın ailesinin talebiyle Dokumacılar tarafından getirilmiş. Amarra derken gerçek Amarra'dan bahsediyorum. Eva ismini seçen hikayesi anlatılan kızımız Amarra'nın Yankısı. Yani Amarra ölürse onun yerine geçecek. Bu sebeple ona tıpatıp benzemesi dışında onun gibi konuşup onun gibi düşünmek zorunda, onun sevdiklerini sevmeli ve onun her şeyini bilmeli. Bu kısmı detaylı anlatıp okuyacaklar için tadını kaçırmak istemiyorum.

Eva, 16 yaşındayken Amarra bir kazada ölür ve Eva istemeye istemeye Sean ve diğer koruyucularını geride bırakıp Amarra'nın ailesinin yanına gider ancak bu noktadan sonra işler hiçbirinin ummadığı kadar karışık olacaktır. Dediğim gibi tadını kaçırmamak adına yazabildiğim en kısa şekilde yazdım. Okumaktan pişman olmadığınız romanlar arasına girecek Kayıp Kız. Farklı türlere açık olanlara okumalarını kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle arka arkaya aynı konuları işleyen romanlardan sıkıldıysanız farklı bir soluk olacaktır. Şimdilik hoşça kalın :)

ARKA KAPAK

Bir oğlandan hoşlanıyormuş gibi yapınca belkide ondan gerçekten hoşlanmaya başlıyorsunuzdur. Birisinin sevgisinin ve anılarının kalıntılarıyla aylarınızı geçirdiğinizde belki de bu kalıntılar bir parçanız hâline geliyordur. Ya da belkide Amarranın bu olanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Belkide olanları, onun sahip olduklarını kıskandığım için önemsiyorum. Öyle sevebilmeyi, onun sevme özgürlüğüne sahip oluşunu kıskanmış olabilirim.

"Kayıp Kız, uzun süredir okuduğum en samimi hüzün ve kayıp öyküsüydü. Kalp kırıklığı, aşk ve Mary Shelleyninhayaletini rahatsız edecek unsurlarla bezenmiş bu öykü, kaçırılacak gibi değil. Eva, kayıp birer hayat yaşayan herkesi temsil eden bir ses, ancak aynı zamanda hepimizin yaşama hakkına dair de bir kanıt."

-Lauren Destefano, New York Timesın en iyi satan kitaplar listesine giren Chemical Gardenüçlemesinin yazarı.-

Dengesiz Bir Adamın Anatomisi - Duygu Özlem Yücel / Yorum


Orijinal İsim: Dengesiz Bir Adamın Anatomisi
Yazar: Duygu Özlem Yücel
Yayınevi: Dex Plus
Sayfa: 392
Baskı Yılı: 2015


Herkese merhaba

Bildiğiniz üzere istek üzerine Can'ın bakış açısıyla yazıldı. Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi'nde olanları Aslı'nın bakış açısıyla okumuş ve değerlendirmiştik ama bir de bu hikayenin Can tarafından nasıl göründüğü var.

Öncelikle sonunu bildiğim bir romanı okumak ne bileyim ilginçti. Can, tüm yaptıklarını ne düşünerek yaptı onu merak etmiştim ve sonunda şok olmuştum. Kitap bana ulaşır ulaşmaz büyük bir heyecanla okumaya başladım.

Can'ın hissettikleri çoğu zaman beni hüzünlendirdi. Hem aşık hem yıpratmaktan korkan pişmanlıklarından yorulmuş bir adam Can. Aslı onun için hayata tutunma sebebi. Peki istemeden yaptıkları... Aslı'nın anlam veremediği her şeyi Can'ın anlatımıyla okuyoruz. İkisi bir bütün oluyor, tüm parçalar birleşiyor. Yine de o son olmasaydı diyorum :(

Kapağı ben beğendim ancak redakte anlamında az da olsa sıkıntı vardı. Son olarak ilkinin yorumunu okumak isteseniz TIK TIK

ARKA KAPAK

Can, Aslı'dan önce cehennemdeydi...
Aslı'dan sonra yine cehennemde...
Dengesiz Bir Adamın Anatomisi
Onlar büyük bir rastlantıyla tanıştılar ve
sonrasını küçük mucizelere bıraktılar...
Ama büyük bir engel vardı, Aslı'nın
bir türlü anlayamadığı...
İlişkilerindeki denge, yıkıcı bir
dengesizliğe sürüklendi.
Ama sizce de, aşk bir dengesizlik hali
değil mi?
Aşk, büyük bir kaosta savrulmaktan
korkmamak değil mi?

Senden Bebek İstiyorum - Aslıhan Akagöz / Yorum ve Çekiliş


Orijinal İsim: Senden Bebek İstiyorum
Yazar: Aslıhan Akagöz
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa: 616
Baskı Yılı: 2015

Herkese merhaba

Bursa Kitap Fuarını atlattık. Eğlenceli bir 9 gün geçirdim. Ayrı bir fuar yazısı gelecek. Şimdi fazla uzatmadan yoruma geçmek istiyorum :)

Senden Bebek İstiyorum yazarın okuduğum ilk romanıydı ve nasıl desem 616 sayfayı nasıl okudum anlamadım. O kadar akıcıydı. Aynı zamanda fazlasıyla eğlenceliydi.

Çapkın kuzenler Yiğit ve Mert'in aşkla tanışmaları ve aile babaları olmalarını okuyoruz diyebilirim. İki kuzenin çocukluktan gelen bir düşmanlıkları var. Birbirleriyle inatlaşıyorlar sürekli. Babaanneleri Pakize Hanım ise onları çağırıp mirasını bırakma şartını söylüyor. O şart ne mi? Evlenip kim önce baba olursa mirası o alacak. Bizim düşman kuzenler sırf birbirlerine inattan evlenecek kız arayışına girerler. Annesinin ameliyatı için para arayan Sedef ve geçmişi yüzünden Yiğit'i yıllar önce kaybetmiş Feyza bu hikayenin kurbanları ama olaylar öyle bir gelişiyor ki kimin kurban kimin sözü geçen kişi olduğu biraz karışıyor :)

Baştaki Yiğit ve Mert ile sondaki Yiğit ve Mert arasında dünyalar kadar fark var. Onların çapkın birer odundan ev erkeği ve aile babasına dönüşmesi eğlenceli bir dille yazılmış. Kahkalar eşliğinde okumaktan hoşlananlar Senden Bebek İstiyorum'a kesinlikle şans vermeli.

Redakte konusuna değinmeden geçemeyeceğim. Redaktesi süperdi. Kapak zaten ilk gördüğümde kalbimi fethetmişti. İçeriği de muhteşem olunca çok keyifli bir tur oldu benim için. Başka yazılarda görüşmek üzere. Hoşça kalın :)

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway



RKBT: Senden Bebek İstiyorum - Aslıhan Akagöz / Ön Okuma ve Çekiliş


Herkese merhaba

Turun ilk gününde ön okuma ile karşınızdayım. Tur kitabımız oldukça eğlenceli. İki çapkın kuzeni konu alıyor. Tur süresince takipte kalmayı unutmayın ve RKBT facebook sayfamızdaki çekilişi kaçırmayın :)

ÖN OKUMA

a Rafflecopter giveaway

Avene Termal Suyu Spreyi


Herkese merhaba

Cildi yatıştırıp güçlendirmeye yardımcı termal sular uzun zamandır hayatımızdalar. Benim için yazın vazgeçilmez ürünlerinden biri. 

Termal suyun kullanım alanı oldukça geniş. O yüzden de evde bulundurmakta fayda var. Gelelim kullanım alanına:

- Cildi ferahlatmaya, serinletmeye, yatıştırmaya ve cildi güçlendirmeye yardımcı olur.
- Ciltte hissedilen rahatsızlık, kaşıntı, kuruluk, batma gibi hislerde rahatlama sağlamaya yardım eder, gerginlik ve batmalar da azalma sağlar.
- Güneşlendikten veya rüzgarlı havalar nedeniyle oluşan gerginlik hissini yatıştırmaya, spordan sonra ferahlık hissi vermeye, tıraş, peeling, epilasyon gibi bakımlardan sonra cildi yatıştırmaya yardımcı olur.
- Pişik sorunu olan bebeklerin cildinde yatışma sağlamaya yardım eder.


Ürün sprey olarak tasarlanmış. 50, 150 ve 300 ml. olarak üç boyu var. 50 ml. olan en küçük tam çantaya atmalık. Tüm ciltler için uygun olan termal su aşırı hassaslaşmış ciltleri ferahlatmanın yanısıra cilt bakımı sırasında da kullanılabiliyor. Bebek ve çocuklarda da kullanılmasında sakınca yok.

Nasıl kullanıldığına gelirsek ihtiyaç duyulduğunda birkaç kez püskürtüp 2-3 dakika bekleyip yüzümüzü kuruluyoruz. En başta dediğim gibi yaz gelmeden önce edinmenizi öneririm. Ben ürünü Turuncu Kasa'dan almıştım. Bol stok yapmıştım. İndirimleri takip ederseniz tüm boyları en uygun fiyata almanız mümkün olur. Şimdilik hoşça kalın :)


Avon Naturals Vücut Spreyleri


Herkese merhaba

Görseller gördüğünüz gibi geçen yaz çekilmişti ama yazısını yazmak bugüne kısmet oldu :) Ben neredeyse bir yıldır spreyleri kullanıyorum. Kış kullanımı yaz kullanımı gibi sık olmasa da genelde ferahlamak amaçlı kullanıyorum ve bazen bazı kokulara alerjim olduğundan parfüm sıkmak istediğimde kendimi avutmak için.


Üstteki görselde soldan sağa; orkide ve yaban mersini , zambak ve gardenya, kiraz çiçeği vücut spreyleri. Hepsi birbirinden güzel ama en sevdiğim orkide yabanmersini. Kiraz çiçeği direk kiraz kokuyor. Meyve kokularından hoşlananlar bayılır muhtemelen. Zambak gardenya diğerlerinden daha ağır gibi. Orkide yabanmersini ise dediğim gibi favorim kokmaya doyamayacağınız türden :)

Vücut spreyleri parfümler gibi değil tabii ki kısa süreli etkileri var. Ama ferahlamak amaçlı kullananları memnun edecektir.


Yaza adım adım yaklaştığımız bu günlerde indirimleri takip etmekte fayda var. Sık sık bu vücut spreyleri indirime giriyor. Almayı düşünenler için bu bilgiyi de vereyim. Şimdilik hoşça kalın :)


Kızıl Tepe - Jamie McGuire / Yorum (Red Hill #1)


Orijinal İsim: Red Hill
Yazar: Jamie McGuire
Çevirmen: Boran Evren
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa: 376
Baskı Yılı: 2015

Herkese merhaba

Kızıl Tepe çok merak ettiklerimden biriydi. Merak ettiğim kadar da varmış hani. Fazla uzatmadan yoruma geçmek istiyorum.

Hayat normal şekilde ilerlerken bir bilim adamının ölüleri geri döndürmeye çalışması bir salgına neden oluyor. Ölüler geri dönüp insanları yemeye ve dönüştürmeye çalışıyor. Neye dönüşüyorlar derseniz bildiğimiz zombiye.

Hayatta kalanlar yaşayan ölülerden kaçıp hayatta kalmaya çalışıyorlar. Hayatta kalmak o şartlarda o kadar zorlaşıyor ki okurken bunu size hissettirebiliyor Jamie McGuire. Kendisini zaten severdim bir kez daha hayran kaldım. Farklı tarz yazmada da oldukça başarılı kendisi.

Olayları 3 farklı kişinin anlatımıyla okuyoruz. Nathan, Scarlet ve Miranda. Nathan eşi ve kızıyla yaşayan işinde gücünde bir adam. Eşiyle kopma noktasındalar hatta kopmuşlar. Çünkü işten eve dönen Nathan eşinin mektubunu buluyor. Kızına çok düşkün ve artık kızına bakması gerek. Scarlet evliliği boşanmayla sonuçlandığında kızlarına tutunmuş, röntgen teknisyeni olarak geçimini sağlayan güçlü bir kadın. Çocuklar o haftasonunu babalarıyla geçirecekler. Miranda, ablası Ashley ile anne ve babası boşandıktan sonra babasını daha az görür olmuşlar. Aslında babasının suçsuz olduğunun farkındalar. O haftasonunu babalarının gözden uzakta olan çiftliğinde geçirmeye karar veriyorlar ve sevgilileri ile birlikte yola çıkıyorlar. Ve Salgın haberleri başlıyor. Salgın hızla yayılırken her şey zorlaşmışken hepsi bir şekilde Kızıl Tepedeki çiftlikte buluşuyor.

Daha fazla detay vermek istemiyorum ama bu romanın en cesuru Scarlet. Çiftliğe ilk varan ve ilk önlemleri alan o. Kızlarına bıraktığı nottan sonra yılmadan kızlarının oraya ulaşmasını bekleyen kızları gelir diye yollardaki salgına yakalanmış hastaları temizlemeye uğraşan o. Hak etti en cesur karakter olmayı :)

Seri nasıl ilerleyecek deyip duruyorum aklıma geldikçe. Umarım fazla zaman geçmeden 2.si çıkar. Şimdilik hoşça kalın.

ARKA KAPAK

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela'nın yazarı, New York Times Bestseller listesinde bir numaraya adını yazdırabilmiş Jamie McGuire'in merakla beklenen son kitabı Kızıl Tepe, heyecanı ve sürükleyiciliği başarıyla harmanlanmış bir kıyamet sonrası öyküsü.

Âşık Olduğunuz Kişiyi Hayatta Kalmak İçin Öldürmek Zorunda Olduğunuzu Bilseniz Ne Yapardınız? 

İki kızını yalnız başına yetiştirmek için çabalayan Scarlet; evli olsa da âşık olmanın ne demek olduğunu unutmuş, tek yaşama nedeni küçük kızı olan Nathan ve tek derdi kız kardeşi ve erkek arkadaşlarıyla yapacakları hafta sonu kaçamağı olan üniversiteli bir genç kız olan Miranda… Dünyayı etkisi altına alan bir salgın patlak verdiğinde bu üç kişinin hayatı beklemedikleri şekilde kesişir ve artık tek amaçları vardır: Bu yeni ve acımasız dünyada hayatta kalabilmek.

"Sürükleyici bir kıyamet sonrası hikâyesi… McGuire etkileyici detaylar ve güçlü karakterlerle başarısını bu türde de kanıtlıyor." 
- Booklist-

"Ürkütücü, sürükleyici ve son derece gerilimli." 

-Closer Magazine-

Cosmo&Care Kahvaltı Etkinliği ve Kadınlar Günü Kutlaması


8 Mart sabahı 10 blogger olarak Cosmo&Care'in düzenlediği kahvaltı etkinliği için Seyami Usta'daydık. Güzel bir kahvaltı yaptık. Herkes sabahın erken saatleri olmasına rağmen oldukça neşeliydi.

Kahvaltı sonrası Cosmo&Care'den beklediklerimizle ilgili konuştuk. Merak ettiklerimizi sorduk. Gerçekleşmesini istediklerimizi ilettik. Bazı sürprizler olacak. Bizden söylemesi. Takip etmekte fayda var :)




Bilirsiniz etkinliklerimizin vazgeçilmezi bol bol fotoğraf çekinmek. Yine geleneği bozmadık bol bol fotoğraf çekindik. Güldük, eğlendik.



Etkinliğin sonuna geldiğimizde Cosmo&Care'in bize hediyeleri olduğunu gördük. Kadınlar günü sebebiyle ek olarak çiçekler vardı ve bir anda ortalık çiçek bahçesine döndü. Başta Metin Bey ve Simge Hanım olmak üzere günümüzü güzelleştiren ve etkinliği hazırlamak için emek veren herkese teşekkürler.


Kadınlar Günü Alışverişleri


Malumunuz geçtiğimiz pazar Dünya Kadınlar Günü idi. İndirimler başını alıp gitmişti. Az biraz değerlendirdim ben de :) Neler mi aldım? Aslında çok bir şey değil. Stoklar azalmadan ihtiyaç dışı bir şey alınmayacak kuralım hala geçerli.

Geçen nisan ayında düzenlediğim Pink Spring Party için Urban tarafından gönderilen numuneleri denemiş ve memnun kalmıştım. Tam boy ürün alıp kullanmak aklımın bir köşesinde duruyordu. Gratis indirimini fırsat bilip aldım. Kullanınca yorumumu bloga yazacağım.

Migros sanırım en fazla indirim yapan yerdi. Çoğu marka %50 indirimle satıldı. Garnier göz roll-on ve deodorant ile çıkabildim şükür :)


Bursa'da yaşayanlar Sönmez'i bilir. Orda Kültür Kitabevi varki uzun zamandır takip ediyorum kapıda 5.90 tl'ye satış yapıyorlar. Geçen gidişimde baktım 5 tl'ye inmiş. Almayacağım dediysem de 2 tane alıverdim.


Kafkaokur biliyorsunuz yeni bir edebiyat dergisi. 2 ayda bir çıkıyor. Geç kalmadan almak istedim çünkü çabuk tükeniyor :) Her zamanki gibi D&R'dan aldım.


Bkm Kitap 3 al 2 öde kampanyası yapmış ve mart ayı boyunca geçerli olacakmış. Almak istediklerim çok ama kendimi tutup 3 tane almakla yetindim.

Alışveriş yazısının sonuna gelmiş bulunuyorum. Yeni yazılarda görüşmek üzere diyelim o zaman.

Kitaplaşma Günümüz


Herkese merhaba

Bursa grubu olarak ilk buluşmamızın üzerinden hemen hemen 1.5 yıl geçti ve o süreçte iki haftada bir ya da ayda bir buluştuk ancak eylül ayından beri ayda bir buluşuyoruz ve her ay bir yazar konuk ediyoruz. Önceki yazıda yazdığım üzere Bursa grubu olarak gün yapıyoruz. Şubat ayı da Zehra ve benim günümdü. 2-3 hafta önceden hazırlıklarımıza başladık. Neler yapabiliriz diye bol bol düşündük.


Örgü ayraçlar gördük, beğendik. Örelim dedik. Konseptimiz şiirdi çünkü Erhan Keskin o gün bizimle olacaktı. Bu yüzden de şiir kitaplarıyla renklendirmek istedik. Esprili bir dille hazırlanmış ahşap ayraçlar hoşumuza gidince onlarda hediyelerimize dahil oldu. Bunları hediye paketi yaptık. Erhan Bey'e de örgü ayraçlarımızdan ve lokum kutumuzdan hazırladık. Sonra dedik misafirlerimiz neden lokum yemesin. Onlara da tek tek lokum süsleyip paketledik ve Erhan Bey'in bir şiirini alıp minik notlar şeklinde mandalladık. Cuma gecesi hala uğraşıyorduk ama mutluyduk. Beğenilecek mi telaşı ve eğlenceli bir gün geçirecek olmanın heyecanı bir aradaydı.

Ve Zehra ile cumartesi öğlen hazırlıklar için biraz erken buluştuk. Mekanımız Cafe en Cuba bize fazlasıyla yardımcı oldu. Herkes tamamlandığında başladık. Sohbet havasında başlayıp soru-cevap şeklinde devam etti. Katılımın beklediğimizden fazla olması ve aramıza yeni katılan arkadaşlar bizi fazlasıyla mutlu etti. Çok eğlenceli bir gün geçirdik ve katılımcıların söylediklerine dayanarak söylüyorum herkes çok memnun oldu :)


Buluşmalarımızın olmazsa olmazı toplu fotoğraf çekimimizi yaptıktan sonra çekilişle hediyelerimizi verdik. Daha sonra kitaplarımıza kavuşma zamanıydı.


Eve geldiğimde yorgun ama çooook mutluydum. Tek tek hepsini oturdum inceledim. Elimdekiler biter bitmez bunlara başlayacağım.


Konuğumuz Erhan Keskin ve Senin Dünyanın Bendeki Yansıması'ndan bahsetmeden olmaz. Erhan Bey o gün bize hobi olarak şiir yazdığını söyledi. Şarkı sözü gibi yazıyorum bazısını hatta şarkı olma ihtimali olan şiirler var dedi. Biz etkinlik öncesi okuduk. Benim favorilerim "Evet" ve "Hem Çocuğum Hem Yorgun" şiirleri oldu.

Okuma Etkinliği: Gençlik Hatırası - Ece Altınkaya / Yorum


“Ben nasıl kokuyorum ki?
“Aşk gibi…”

Bu defa farklı bir başlangıç olsun istedim. Minik bir alıntıyla başladım. Hemen yorumuma geçiyorum.

Ateş, ailesiyle özellikle babasıyla sorun yaşayan varlıklı bir ailenin oğlu. Babasına inat normalde yapmayacağı şeyler yapmış ve bunlardan pişman olmuş bir çocuk. Hayali fotoğrafçı olmak ama babası önündeki en büyük engel. Ailesi onu teyzesinin yanına gönderiyor ve aklının başına geleceğini umuyor. Kuzeni Buket'i okula almaya gittiği bir gün motorsikletli ve oldukça farklı görünen bu çocuğa yani Gülperi'nin karanlık meleği Ateş'e kızlar hayran olurlar ama en çok da Gülperi hayran kalır hem de onun olmayacağını bile bile...

Gülperi yani Ateş'in Peri Kızı, lisenin son sınıfında okuyan okulda sessiz sakin olan yakın arkadaşı Buket ve Ayşe dışında görüştüğü biri olmayan sıradan bir kız. Güzelliğinin hiç farkında değil ta ki Ateş hayatına girene kadar. Ateş'in yanında kendini dünyanın en güzel kızı olarak hissediyor. Ama bir noktada ayrılık onları buluyor. Ateş, Amerika'ya gitmek zorunda bırakıldığında ister istemez yollar ayrılıyor. Peki yıllar sonra onlar için bir umut olacak mı?

90'ların şarkılarını görmek hoşuma gitti. 90'ları okumayı hep sevmişimdir zaten. Yine şiirler aynı şekilde şiir okumayı hep sevmişimdir bir dönem yazmışlığım bile vardı. Sevdiğim şairlerin şiirlerinden bölümler görmek hoşuma gitti.

Aslında Gençlik Hatırası, kötü çocuk iyi kız hikayesi. Uzun cümleler zaman zaman sıkılmaya neden olabiliyor. Ortadan sonra açılıyor ama başlarda sıkılabilirsiniz. Sonunu sevdim, gerçekçiydi. Gerçekçi her şeyi severim :) Gençlik Hatırası yorumum bu kadar başka yazılarda görüşmek üzere...

Köle - Işıl Parlakyıldız / Yorum


744 sayfa nasıl biter diye başladığınız romanı daha olsa okurdum diyerek bitiriyorsunuz. Bu konuda yazarı tebrik etmek lazım. Sıkmadan 744 sayfa okutmak kolay değildir :)

Kitap 24. yüzyılda başlıyor. Üçüncü Dünya Savaşı sonrası düzen bozulunca bir kişi başa geçiyor ve monarşiye geçiliyor. Dünya 13 krallığa bölünüyor ve hepsini bir kişi yönetiyor. Kölelik geri dönüyor ve kanunlarla belli bir düzene koyuluyor.

Edward, veliaht prens. Tahta geçmesi bekleniyor. Haremi var, istediği gibi rahat rahat yaşıyor. Bütün kızlar Edward'a hasta adam hem prens hem yakışıklı. Çapkın olduğunu bilmeyen yok tabi. İşlerini de ihmal etmiyor. Her şeyi dengede götürmeyi öğrenmiş. Prensin yaşadığı alanı yöneten Jaymie aslında tam anlamıyla bir köle değil ama ailesi ölünce kız kardeşi ile birlikte büyükannesinin yanına saraya geliyor. Güzelliği dikkat çekmeye başlayan Jaymie, büyükannesinin planına uyarak özel yapılan bir kıyafet giyiyor ve bu kıyafet onu şişman gösteriyor. Şişmanlığı onu korurken prensin yanında güvende olmasını sağlıyor. Ta ki Kraliçenin planı her şeyi bozana kadar.

Jaymie, 17 yaşında özgürlüğe kavuşmak için çabalayan bir genç kız. Kız kardeşi ve büyükannesi dışında kimsesi yok. Prensin tüm işleriyle ilgilenen Jaymie gizlice girdiği sınavlar ile okulu bitirip üniversiteyi kazanmayı ve kanunlar gereği özgür olmayı düşlüyor. Bunun hayali tüm zorluklara katlanmasını sağlıyor. Kraliçe, onun kız kardeşini görüp prensin yatağına gireceğini haber verene kadar plan yolunda işlerken 13 yaşındaki kardeşi için kendini feda ediyor. Kraliçenin planı Edward'ın ceza almasını sağlayıp kendi oğlunu tahta geçirmek. Bunun için düzenlediği baloda Edward'ın uyuşmasını sağlıyor ve Edward o geceyi geçirdiği kızı arasa da bulamıyor tabii ki onun Jaymie olduğunu öğrenince işler değişiyor.

Nasıl anlatsam bilemedim ama Edward oldukça uzun bir süre tam bir pislik gibi davrandı. O süreçte onu çekici kılan hiçbir yanı yoktu. Nedense o pislik hareketlerinden sonra onu sevemedim oysa ki baştaki Edward çok başkaydı. Keşke çizgisinden çıkmasaydı diyorum.

Jaymie saf bir karakterdi ama az cesaretli ol değil mi? Prens ona neler vadediyor o ne yapıyor. Arkasına bile bakmadan kaçıyor. Sinir bozucuydu.

Karakterleri hem sevdim hem de onlara bol bol kızdım. Sürükleyici idi. Elimden bırakmak istemedim. Cidden modern çağ masalıydı. Sonu güzel bağlanmıştı.

Kapak ve ayraç güzeldi. İçeriğe uyan bir kapaktı yine. Redaktesi de iyiydi.

Duygu için TIK
Ali'm için TIK


Unutma Beni Still Alice - Lisa Genova / Alzheimer Nedir?


Tura az da olsa bilinçlendirmeyi amaçlayan bu yazıyla devam etmek istedik. Umarım okuyanlar için faydalı olur. Sıkıcı olmaması adına kısaca bahsedeceğim. Her şeyi yazsam yazı fazlasıyla uzar ve okuyanların o kadar sabırlı olacağını sanmıyorum :)

Yoğun iş temposu, koşuşturmaca derken hepimiz son yıllarda unutmaya başladık. Zaman zaman erken bunama mı oldum diye kendine soran eminim bir çok insan vardır. 

Alzheimer (halk arasında bunama), yaş ilerledikçe unutkanlıkla ortaya çıkan, hafıza, konuşma gibi durumlarda sorunlar yaşanan, günlük yaşamın gerektirdiklerini uygulayamama gibi problemlere yol açan bir hastalıktır. Geri dönüşü olmayan ve ilerleyen bir hastalık olan alzheimer belirtiler görüldükten 7-8 yıl sonra ölüme yol açabilmektedir. 

Sıklıkla 65 yaş üzerinde görülür. Kadınlarda görülme oranı daha fazladır. Yapılan araştırmalar, 65 yaşın üstündeki, ortalama her 15 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ortaya koymuştur. 80-85 yaşın üzerindeki, her iki kişiden birinde alzheimer görülmektedir. Ciddi oranlar bunlar değil mi? Sadece 65 yaş üzerinde mi görülür bu hastalık tabii ki hayır. 40'lı 50'li yaşlarda da ortaya çıkmaktadır. Tur kitabımızda Alice 50 yaşında bu hastalığa yakalanmıştı ancak Erken Başlangıçlı Alzheimer olanlardan kurduğu grupta 40'lı yaşlarda hastalığa yakalanan vardı. 

Dünyada 20 milyondan fazla alzheimer hastası vardır. Bu hastaların yaklaşık 300 bini ülkemizdedir. Hastalığın kesin nedeni halen bilinmiyor.

Belirtiler:

- Günlük yaşamı etkileyecek kadar unutkan olma (kişilerin adlarını, olayları hatırlayamama)
- Gündelik işleri yapamama (yemek yapmak gibi)
- Kelimeleri bulurken zorlanma
- Tarihleri ve bilinen yolları hatırlayamama
- Çok basit konularda bile karar vermede güçlük çekme
- Hesap yapamama, pratik düşünmede zorluk çekme
- Eşyaların yerlerini karıştırmak (koyarken başka yere koymak)
- Davranışlarda ve ruh halinde değişiklik
- Karakter özelliklerinin değişmesi, insanları suçlama
- Sorumluluk sahibi olmaktan kaçma

Kitapta Alice koşuya çıktığında geldiği meydandan eve nasıl döneceğini hatırlayamıyordu. Bir toplantıda tanıştığı kişiyi hatırlamıyor tekrar tanışmaya çalışıyordu. Yapacağı işlerini yazdığı notlarda yazan kısa kelimeleri neden yazdığını hatırlayamıyordu. Hatırlayamadığı kelimeler fazlalaşmıştı ve aklına gelmeyen eşyalar için bolca zımbırtı kelimesini kullanıyordu. Bunlar gibi birçok belirti vardı.

Tedavisi

Erken tanı önemli olmakla birlikte kesin olarak tedavisi henüz bulunamamıştır. Yapılan tedaviyle, hastalığın ilerlemesi yavaşlatılır ve hastalığın semptomları azaltılır. Amaç, hastanın yaşam kalitesini arttırmaktır. Ayrıca, ortaya çıkan psikolojik problemlerle başa çıkabilmek için de çeşitli ilaçlar (antidepresan gibi) kullanılır. Fakat bu ilaçlar doktor kontrolünde alınmazsa daha kötü sorunlara yol açabilir.

Deney aşamasındaki bir ilacı deniyordu Alice. Sanıyorum gerçekte de bu tarz çalışmalar yapılıyor. Umuyoruz ki hastalık oranları zamanla azalır, hatta biter veya tedavisi bulunur.

ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway


Unutma Beni Still Alice - Lisa Genova / Yorum


Orijinal İsim: Still Alice
Yazar: Lisa Genova
Çevirmen: Bilge Gündüz
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa: 340
Baskı Yılı: 2015

Turun 4. gününde herkese merhaba diyor yazıma başlıyorum. Fazla detay vermemek adına yorumu kısa tutmaya çalışacağım.

Alice Howland, 50 yaşında Harward'ta psikoloji profesörü olarak çalışıyor. Bir şeylerin yolunda olmadığını anlayan Alice kontrol için doktoruna gidiyor ve teşhis onu dünyadan koparacak türden çıkıyor. Erken Başlangıçlı Alzheimer olduğunu öğrenen Alice bununla yüzleştiğinde aklından geçen işine devam etmek ve kendinde olacağı sayılı günü sevdikleriyle geçirmek. Ne yazık ki sandığından fazla ilerlemiş olan hastalığı kariyerini noktalamasına sebep oluyor ve onun elinde kalan 3 çocuğu (Anna, Tom, Lydia) ve eşi (John) oluyor. İlaçlar, notlar, aklı yerindeyken planladığı şeyler... Duygusallaşmamak kapılmamak mümkün değil hele de kızına "Ya seni unutursam ya senin beni sevdiğini unutursam" diyen bir anne varken. Bilmiyorum ama bazı yerlerde gözünüzün dolmaması mümkün değil.

Acındırıcı olduğunu düşünmeyin ama hastalığın etkilerini okurken hissediyorsunuz. Bu belirtiler aklımda olsun ya bende çıkarsa ya sevdiklerimde çıkarsa telaşına düşüyorsunuz. Bende bazen böyle unutkanlıklar yaşıyorum acaba mı dedirten ve düşündüren bir kitap. Bu yönünü çok sevdim. Sonu yok gibiydi yani Alice gibi yarım kaldı bana göre. Tamama ermeyen romanlar biraz sinirimi bozsa da düşününce bunun Alice ile özdeşleştiğini düşündüm.

Redakteye deyinmeden geçmek haksızlık olur. Redaktesi muhteşemdi. Ayracı da olsa iyi olurdu ama yine de kayıp değil. Yarın Alzheimer ile ilgili kısa bir yazı olacak blogta. Uğramayı unutmayın. Mutlu haftasonları :)

ARKA KAPAK

Artık dünü yoktu, belki yarını da. Sadece bugüne sahipti. Ama o, hatırlayacağı son anı için savaşmaya kararlıydı.

Elli yaşındaki Alice Howland hayatıyla gurur duyuyordu. Harvard'da bilişsel psikoloji profesörüydü ve dilbilim alanında dünyaca tanınan bir uzmandı. Aynı zamanda başarılı bir eşi ve üç yetişkin çocuğu vardı. Ancak Alice, unutkanlığının arttığını, aklının giderek karıştığını hissetmeye başlamıştı. Derken trajik bir teşhis hayatını geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

Etkileyici olduğu kadar rahatsız edici bir hikâye olan Unutma Beni, sizi Alzheimer hastalığının üzücü yolculuğuna çıkarıyor. Akıl Oyunları kadar sarsıcı, Sıradan İnsanlar kadar unutulmaz bir eser.

"Unutma Beni'yi okuduktan sonra içimden, yabancılarla dolu trende ayağa kalkıp bu kitabı almanız lazım, diye bağırmak geldi."
- The Boston Globe-

"Herkese anlatılması gereken bir hikâye."
- Brunonia Barry, New York Times Çoksatarı Yazar-

SENİN SANATIN SENİN SERGİN!

Son senelerde sanat alanında yapılan yatırımlar ve etkinlikler gün geçtikçe artıyor ve gelişiyor. Özellikle İstanbul’da hayat bulan bu tarz etkinliklerden biri var ki, çok kısa sürede hem kendine has tarzı hem de izlediği yol ile oldukça ses getirdi. Bundan 2 sene önce, ulaşılabilir sanat alternatifi olarak yola çıkan ve her yıl yeni sanatçıların üretimleriyle gelişen Mamut Art Project’ten bahsediyoruz. Mamut Art Project bu sene Akkök Holding’le birlikte yoluna devam ediyor. Akkök Holding gibi güçlü şirketlerin genç sanatçılara destek olması, hiç şüphesiz ülkemizde kültür sanatın gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor. MAP’15 by Akkök hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, www.mamutartproject.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Proje, genç sanatçıları, koleksiyonerler, galeriler, kültür-sanat kurumları ve sanatseverlerle galeri, müze, atölye gibi alışılagelmiş mekanların dışında, bir araya getirmeyi hedefliyor. 
İsmini de insanoğlunun mağaralarda keşfedilmiş ilk çizimlerinde en çok görülen figürlerden biri olan “mamut”tan alıyor. Bir başka deyişle, “Mamut” bu projede sanatçıların büyük kitlelere göstereceği ilk eserlerini simgeliyor. 

Mamut Art Project 2015 by Akkök’ün her yıl alanında uzman farklı isimlerden oluşan jürisi bu sene, Agah Uğur, Başak Şenova, Eda Kehale Argun, İnci Eviner ile Osman Erden'den oluşuyor. Jüri bu yıl başvuruda bulunan 1000’e yakın portfolyoyu değerlendirdi; yurtiçi ve dışından toplam 56 genç sanatçının 400 adet eserini sergilemeye layık buldu. Projeye bu yıl İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Diyarbakır, Konya, Nevşehir, Van, Karabük, Malatya, Kırklareli, Edirne’den genç sanatçılar da ilgi gösterdi. Mamut Art Project 2015 by Akkök, bu sene sınırlarını Türkiye dışına taşıyarak Fransa, Ukrayna, Almanya, ABD, Avustralya, Hollanda, Bulgaristan, İsviçre, İran’dan sanatçıların da ilgisini çekti. 




Nerden çıktı bu Mamut?
Bu yıl 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek olan Mamut Art Project by Akkök, fotoğraf eğitimi alan Seren Kohen’in girişimi ve sanat tarihi ve kültür politikaları üzerine çalışmalar yapan Tuba Kocakaya’nın sanat direktörlüğünde gerçekleşiyor.

Mamut Art Project 2015 by Akkök, her sene sanatseverlere yeni sanatçıları keşfetmeleri ve uygun fiyatlar ile ilk koleksiyonerlik adımlarını atabilmeleri için alternatif bir platform yaratıyor.


Bu sene sanatseverleri neler bekliyor?
Genç sanatçıların eğilimlerini, değişen trendleri yansıtan önemli bir platform olma rolünü de üstlenen Mamut Art Project 2015 by Akkök sergisine gelenler özellikle resim alanında bu sene farklı tarz ve tekniklerdeki çalışmaları görme fırsatı bulacaklar. Sergide ayrıca video art çalışmalarının yanı sıra fotoğraf ve güncel sanatın giderek gelişen ve cazibesi artan bir alanı olarak nitelendirilen sound art örnekleri de 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta izleyici ile buluşacak.



Bu günlerde karşınıza “Mamut çıkabilir!” dikkatli olun… 
Mamut Art Project 2015 by Akkök projesi çerçevesinde Pera, Sakızağacı, Maçka, Pangaltı, Etiler Akmerkez, Bağdat Cad. Kaya Taksi başta olmak üzere İstanbul genelindeki taksi duraklarında “Mamut sağolsun!” yazılı taksilere rastlayabilirsiniz.




Siz de eserinizi sergileme şansı yakalayın!
Akkök Holding ve Mamut Art Project’in birlikte gerçekleştirdiği #yourartismyheart etkinliğine katılan 3 kişi eserini etkinlik süresince Akkök Lounge’da sergileme imkanına sahip olacak. Katılmak için çektiğiniz fotoğrafı Instagram ya da  Twitter hesabınızdan #yourartismyheart hashtagiyle paylaşmanız gerekiyor.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Deli Divane - Nehir Erdem / Yorum


Karadeniz adamı Mehmet ile İstanbul kızı Yeliz'in hikayesini okuyoruz. Zaman zaman Karadeniz gibi fırtınalı bir hikaye bu da. Okurken eğlendiğim bir roman oldu.

Yeliz, Korkut Kardeşler İnşaat'ın ortaklarından biri ve kardeşlerin en küçüğüdür. Abileri Yağız ve Yiğit onun şirkete katılmasını fırsat bilip küçük bir oyun kurarlar ve onu Trabzon'da yapılacak bir projenin başına geçirirler. Daha Yeliz ne olduğunu anlamadan kendini Trabzon'da bulur. Arabasıyla giderken yolu sormak için durduğunda arabası bozulmuş bir adama denk gelir ve inatlaşma ve didişmeler o an itibarıyla başlar. Bu adam iş için görüşmeye geldiği Mehmet'ten başkası değildir.

Mehmet, günlük ilişkiler yaşayan ve o güne dek aşık olmamasıyla gurur duymuş çapkın bir adamdır. Yolda karşılaştığı kızın sinirlendiğinde verdiği tepkiler çok hoşuna gider. Yolu soran kıza aynı yere gideceklerini ve arabası bozuk olduğundan onu da götürüp götüremeyeceğini sorar. Çeşitli atışmalar sonrası Mehmet'in oteline varırlar. Tabii Yeliz, adamın kim olduğunu bilmemektedir ve Mehmet, Yeliz ile oynamaktan büyük keyif almıştır. Ancak iş için Korkut İnşaat'tan gelenin Yeliz olduğunu öğrendiğinde çekimine kapılmak üzere olduğu bu kızla ister istemez yakınlaşır.

Yeliz ve Mehmet en merak ettiğim karakterlerdi ve merakıma değdiğini görünce mutlu oldum. Çiçek Kızlar yorumunu yazdığımda rahatsız olduğum yerler olduğunu yazmıştım. Genelde bu kısımlar argo kullanılan kısımlardı. Deli Divane'de de argo kullanılan yerler vardı ancak ilki kadar batmadı bana. Çiçek Kızlar yorumum için TIK

Rabia Babaanneyi okumak çok güzeldi. Keyif katmış bir karakterdi. Sivri diliyle herkese ayağını denk aldıran Yeliz'i kendine benzeten babaanne.

Ayraç kemençe şeklindeydi. Temaya aşırı uygun :) Redaktesi ilkinden daha iyiydi. Oldukça akıcı bir roman olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Ne olacak acaba derken sonunu buluyorsunuz.

ARKA KAPAK

"Susmadığın her an, seni öperek susturacağımı söylemiştim Yeliz! Ve bunu yapmaktan asla çekinmeyeceğimi biliyorsun, aksine bu bir zevk olacak..." Bir yanda Karadeniz gibi bir adam: Hırçın, öfkeli, mert… Diğer tarafta başına buyruk bir deli kız: İnatçı, sevimli, çenebaz… "Benim ilk aşkım sensin Memet... Kalbim ilk defa sana attı ve Allah şahidimdir en son yine sana atacak..." Ve doludizgin giden bir aşk: Karadeniz kadar hırçın, yaylalar kadar özgür, İstanbul kadar tutkulu…